Allah (cc) biz Müslümanlara 3 günden fazla Halifesiz kalmayı yasaklamışken 1924’den bu yana yani 82 yıldır Halifesiz ve devletsiz olarak bir Ramazan ayına daha idrak etmekteyiz. Yaklaşan bu mübarek aya, yine hüzün ve burukluk içerisinde girmek üzereyiz. Şeri bir hakikat vardır ki; devletsiz İslam’ın olmayacağı gibi İslam'sız devlet de olmaz. İkisi birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Tıpkı baş ve vücut gibi..
Ramazan ayında tutulan orucun tüm toplum üzerinde etkisinin tezahür etmesi gerekirken bu etki sadece fertler arasında sınırlı kaldı. Sebebi ise ortada; İslam Devletin olmayışı.. Ramazan ayını İslam sancağının gölgesi altında idrak etmenin heyecanından yoksun olarak beklediğimiz bugünlerde Ramazan ayının fazileti, önemi ve bu ayda yapılması gerekenler hakkında bazı noktalara değinmek istedik. “Eğer kullar Ramazan ayındaki üstünlükleri bilselerdi bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.’’ (Tabarani) Ramazan ayında tüm Müslümanlara oruç tutmak farz kılınmıştır. Oruç Türk dilinde yerleşmiş Farsça bir kelimedir. Lügatte: “Allah’ı razı etmek için belirli vakit içerisinde yeme, içme ve cinsel münasebette bulunmamak suretiyle gerçekleştirilen İslam’ın şartlarından biridir.’’ olarak geçer. Farz kılınan oruç, ancak Ramazan ayı içerisinde eda edilir. Bundan dolayı Ramazan ayının başlangıcını ve sonunu tespit etmek çok önemli olduğu gibi Müslümanlar üzerinde de Farz-ı kifayedir. Ramazan ayının başlangıcını ve sonunu İslam belirlemiştir. Bu da hilalin çıplak gözle görülmesi ile olur. Yani oruca başlayıp başlamama hilal’e bağlıdır. Allah Resulü şöyle buyurmaktadır: “Hilal’i görünce oruç tutunuz, Hilal’i görünce de bayram ediniz...’’ (Buhari) Hilal’in görülmesi ile oruç tutmak farz olduğu gibi Hilal’i görmeden de oruca başlamak caiz değildir. Bu yüzden bu konu üzerinde büyük bir titizlikle durulmalıdır. Semada görüşü engelleyen bulut, duman, toz ve benzeri şeylerin olması ile Hilal çıplak gözle görülmeyebilir. Şeriat buna da çözüm getirmiştir. Allah Resulü bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Eğer hava size kapalı ise Şaban ayını otuz güne tamamlayınız.’’ (Buhari) Hilali gören bunu tüm Müslümanlara duyurur. Bu duyuran kişilerde aranan özellikler güvenilir ve Allah’tan hakkı ile korkmalarıdır. Haber güvenilir kişilerden geldiği takdirde artık tüm Müslümanların oruç tutması farz olur. Bununla ilgili delil ise; “Güvenilir ve imanlı Sahabelerden biri Allah Resulünün yanına varıp ‘Ben Hilal’i gördüm’ dedi. Nebi (S.A.S.) de ‘Allah’tan başka İlah’ın olmadığına ve Muhammedin de Allah’ın Resulü olduğuna şahidlik eder misin?’ diye sordu. Sahabenin; “evet” demesiyle Allah Resulü oruca başlamayı ilan ettirdi.’’ Evet, görüldüğü üzere orucun başlangıcını ve bitişini Şari (kanun koyucu) belirlemiştir. Müslüman’a düşen Kur’an ve Sünnet’e tabi olmaktır ve de onun tek ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir. Lakin laik T.C. yönetimi Müslümanları bu ölçüden kopartıp uzaklaştırmak için tüm çabalasını sarf etmiştir. 1929’da miladi takvimi kabul eden laik devlet, hilal’e göre orucu bağlayanları ve yine hilal’e göre bayram edenleri cezalandırdı, birçok Müslüman işyerlerinden atıldı ve hapse koyuldu. Elbette Müslümanlar arasında bunu kabul etmeyenler ve karşı çıkanlar oldu. Ama devlet bu kanunu meşrulaştırmak için dinini para uğruna, makam uğruna satan Diyanet İşleri Başkanlığını kullanarak İslami bir kılıf giydirdi. Ve bu halen günümüzde böyle devam etmektedir. Bundan dolayı Müslümanlar şeri hükümlerle amel etmekten uzaklaştı ve kurulmuş bir robotlar gibi Diyanet İşleri Başkanlığın her dediklerini taklid ettiler. Ölçü olarak bu hainlerin dediklerini aldılar. Müslümanlar öyle bir ayrılığa düştüler ki ne oruca birlikte başlandı ne de birlikte bayram yapıldı. Dikkat edilecek olursa Diyanet İşleri Başkanlığının durumu ve görevleri anayasanın 136. maddesinde açıkça bildirilmektedir. Ki; "genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirir." diye geçmektedir. Bundan dolayıdır ki İslam’ı hayatta tanımayan laik bir nizamın ibadetle ilgili bölümü kendi istediği şekliyle Diyanet İşleri Başkanlığı kanalıyla halka empoze etmesi gayet normaldir. Normal olmayan bu batıl nizamın kurmuş olduğu bir kuruma bağlı kalmalarıdır. Hilalin tespitindeki birliğin olmayışı meselesi, Müslümanların işlerini İslam’ın hükümleri ile hükmeden ve onları Kelime-i Tevhid bayrağı altında birleştiren Hilafet Devleti’nin olmayışından dolayı Müslümanların karşılaştıkları birçok sorundan bir sorundur. O halde Müslümanlar oruçlarında ve bayramlarında şer'i hükme bağlı kalarak hareket etmeleri gerekir, velev ki yöneticiler veya Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar buna karşı çıksa da. Çünkü yaratıcıya isyanda yaratılana itaat yoktur. Eğer Müslümanlara yeryüzünün herhangi bir yerinde bir Müslüman’ın Ramazan hilalini gördüğü haberi ulaşırsa, Ramazan orucuna başlamaları onlara farz olur. Allah (cc) orucun farziyetini Kendisi için halis bir ibadet olarak ve Ramazan ayını da diğer aylardan faziletli kılmak suretiyle bu Ayda Kur’an’ı Kerim’ini indirmiştir. “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’anın indirildiği aydır.’’ (Bakara 185) Bu ayın fazileti hakkında Rasulullah şöyle buyurmaktadır: “Eğer kullar Ramazan ayındaki üstünlükleri bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.’’ (Tabarani) Aynı zamanda Ramazan ayı hataların silindiği, duaların kabul olduğu, bereket ve rahmet ayıdır. Bir nevi bu ayda günahlarımızın bağışlanması ve dualarımızın kabul olması için bizlere büyük bir fırsattır. Tabi bizler bu fırsatın değerini bilirsek. Rasulullah buyuruyor: “Ramazan ayı size bir bereket ayı olarak gelmiştir. Allah’u Teala bu ayda rahmetiyle sizi kuşatır. Bu ayda rahmet indirir. Hataları siler, duaları kabul eder. Allahu Teala bu ayda hayr hususundaki yarışlarınıza bakar ve meleklere karşı sizinle iftihar eder. Allah’a karşı hayr ortaya koyunuz. Çünkü bedbaht kişi bu ayda Allah’ın rahmetinden mahrum olan kişidir.’’ (Tabarani) Ebu Hureyre’den rivayet edilen günahların silinmesi hakkında; “Her kim iman ederek ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.’’ Bu ayda Müslümanlar imanlarının ne kadar kuvvetli olduğunu bir nevi anlayabilir, test edebilirler. Çünkü bu ayda ne şeytanın kendisi var ne de onun vesveseleri. İnsanlar nefisleri ile başbaşadırlar. Evet, bu ayda şeytanlar zincire vurulur, Cehennem kapıları kapanır, Cennetin kapıları ise sonuna kadar açılır. Cennetin süslendiği gibi Cennetteki hurilerde süslenir ve büyük bir aşkla sahiplerini beklerler. Bu konuda Rasulullah şöyle buyurur: “Ramazan ayı girdiği zaman Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kilitlenir. Şeytanlar zincire vurulur.’’ İbni Abbas (r.a.)’dan Allah Resulünün şöyle dediği rivayet edilir ki; “Cennet seneden seneye, Ramazan ayı için süslenir ve şöyle der: ‘-Allah’ım bizim için bu ayda kullarından bizde kalacak insanlardan kıl.’ Hurilerde şöyle der: ‘-Allah’ım! kullarından bu ayda bize kocalar ihsan eyle.’ Kim bu ayda kendini muhafaza edipte içki içmezse, iftira ve buhranla bir mü’mini rahatsız etmezse, hata ve günahlarından sakınırsa, Allah ona her gece yüz tane huri verir. Ayrıca ona altın, gümüş, yakut ve zebercendden bir köşe yapar. Bütün dünya bir araya getirilip de o köşke konsa bir keçi bağlanacak kadar yer işgal ederdi. Kim de Ramazan ayında içki içer, bir mü’mine iftira eder ya da bir günah ve hata işlerse bir senelik amelini iptal eder. Onun için Ramazan ayına karşı dikkatli olun. Zira o, Allah’ın ayıdır.’’ Başka bir hadiste; “Ramazanın ilk gecesi olduğu zaman, cehennem kapıları kapanır. Onun hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları açılır ve o kapılardan hiçbiri kapanmaz”. Münadi şöyle seslenir: ‘Ey hayr isteyen gel, koş! Ey şer istiyen, kötülüklere karşı kendini tut!’ o ayda Allah’ın cehennemden azatlıları vardır. Bu Ramazan bitinceye dek vaki olur’’ (Tirmizi) Bu ayın her gecesi hayırlıdır ama içlerinde en hayırlısı olan bir gece vardır ki o da Kadir Gecesidir. Bu gecede Allah için yapılan tüm ameller bin ayda yapılabilecek olandan daha hayırlıdır. “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.’’ (Kadir 2) Ancak kadir gecesinin tam olarak hangi gün olduğu belirli değildir. Her ne kadar Diyanet İşleri bu geceye de uydurma bir gün ayarlamış olsa da ne Kur’an’da ne de Sünnet’te tam belli bir gün sabit değildir. Ancak Ramazanın son on gecesinin birinde olduğu belirtilmiştir. Şöyle ki; “Kadir gecesi Ramazanın son on gecesindedir. Kim ki bu gecede ecir dileyerek ibadet için kıyam ederse Allah, onun önceki ve sonraki günahlarını affeder.’’ (Müslim) Bu ayın fazileti hakkında hadisleri okumaya devam edelim: “Âdemoğlunun bütün amellerine karşılık verilecek sevap on mislinden yediyüz misline kadar katlanır. Allah’u Teala buyuruyor ki; Oruç müstesna! Oruç benim içindir, onun karşılığını ancak ben vereceğim. Oruçlu kişi nefsanî arzularını ve yemesini benim için terk eder. Oruçlu kişi için iki türlü ferahlık vardır. Biri iftar anındaki ferahlık, diğeri Rabbine kavuştuğu ferahlıktır. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.” (Müslim) Utbe B. Abdullah (r.a.)’dan rivayet edilir ki; “Kim Allah yolunda farz orucu olarak bir gün oruç tutarsa Allah, onu cehennemden yerler ve gökler arasındaki mesafe kadar uzaklaştırır. Kim de bir gün nafile olarak oruç tutarsa, Allah cehennemi ondan gökle yer arası kadar mesafe ile uzaklaştırır.” (Tabarani) Kim günahlarının bağışlanmasını ve annesinden doğduğu gibi tertemiz olmayı istemez ki? Evet, gene bu ayda Müslüman’ı çok sevindirecek bir hadis var ki o da Allah Resulünün buyurduğu şu hadistir: “Şüphesiz ki Allah’u Teala Ramazan orucunu farz kılmıştır. Ben de onun kıyamını (Ramazan gecelerinde teravih kılmayı) sizin için sünnet kıldım. O halde iman ve bunların sevabına rağbet ederek, tam bir ihlâsla Ramazan orucunu tutar ve geceleri de kıyam ile ihya ederse, annesinden doğduğu günde olduğu gibi günahlarından kurtulmuş olur.’’ (Nesei İbn Mace) Başka bir hadiste ‘cenneti hak etmiş olur’ diye geçmektedir. Hadis ve ayetlerde açıkça görüldüğü gibi Allahu Teala bize bu ayın ne kadar rahmetli, bereketli ve faziletli olduğunu bildirmiştir. Aynı zamanda bu ayda nelere dikkat etmemiz ve neleri yapmamız gerektiğini de bildirmiştir. Bu ayda Allah için yapılan en küçük hayırlı bir amelin ecri katlanırken, yapılacak olan bir yanlışında tüm senelik amelleri iptal edeceğini hadislerde okuduk. Bu yüzden her ayda olduğu gibi bu ayda da yapacağımız amellere çok dikkat etmemiz gereklidir. Hiç kimse yaptığı bir senelik amelinin silinmesini istemez. Bu ayda Müslümanların vakıasına baktığımız zaman içler acısı bir durumla karşılaşıyoruz. Bir kısmı oruç tutmayı örf, adet olarak kabul ederken, bir kısmı da spor niyetine yapmaktadır. Ramazan ayının başlamasıyla Müslümanlar yalnızca bir aya mahsus büyük bir değişime uğrarlar. Ama fikren bir değişiklik değildir bu! Yalnızca amellerinde değişiklikler görülür. Örneğin; örtülü olmayan kadın örtünmeye, namaz kılmayan namaz kılmaya, 11 ay boyunca raflarda üstü toz tutan Kur’an açılıp okunmaya; kumar oynayan, alkol alan ve zina yapan kişiler bu ve buna benzer haram alışkanlıklarını bırakmaya ya da en azından kısıtlamaya başlarlar. Ramazan ayının bitmesi ile başörtüler atılır, namaz bırakılır, Kur’an gelecek Ramazan ayına kadar açılmamak üzere en üst raflara konulur. En önemlisi Allah (cc) ve O’na hesap verme günü tamamen unutulur. Sanki Şeriat yalnızca bu ayda uygulanmak için indirilmişçesine İslam’a yanlış hurafeleri ile bağlanırlar. Bu ayda gıybet yapmamaya, yalan söylememeye dikkat edilir. Ama sadece bu ayda.. Hain yöneticiler bu ayda Müslümanlar arasında gezer ve onlarla iftar eder. Diğer taraftan onları satmak için çalışmasını sürdürür. Ama Müslüman’ın akidesi bulandığı için bunu fark etmez aksine, ne kadar iyi yöneticilerinin olduklarını söylerler. Bu ayda Müslümanların dindarlık içgüdüleri oldukça yüksektir. Bu yüzden laik devletin Diyanet İşleri Bakanlığı Müslümanların zihinlerini bulandırmak için arı gibi çalışırlar. İslam’la alakası olmayan fikirleri hutbelerle de sunarlar. Müslümanlar ise hutbeleri dinler kimi ağlar, kimi kendisinden geçer. Hutbe veren kişi şöyle dua eder: “Vatanımızı koru ya Rabbi” hemen arkasından; “âmin” denilir. Hutbeyi veren devam eder: ‘Devletimizi yıkmak, bölmek isteyenleri kahreyle ya Rabbi’ ve bu kez çok içtenlikle hatta gözyaşları akıtılarak bir âmin daha gelir. Ama hakkı ile hutbelerde neler sunulduğuna dikkat edilmez. Üzerinde düşünülmez. Hangi devlet bölünmesin? Allah kimleri kahretsin. Bunlar üzerinde tefekkür etmedikleri gibi, üstelik Namazımızı da kıldık, hutbemizi de dinledik, eh güzel duamızı da yaptık diye sevinerek evlerine dönerler. Ramazan ayı; elbette oruç, nafile ibadetler, sadaka verme, Kur'an okuma v.b. itaat ve ibadet ayıdır. Bu ay taat ve ibadetler, hasenatın toplanması ve artırılması ayıdır. Muhakkak ki taat sadece ibadetten ibaret değildir. Zira Allah'ın her emrine O'nun emrettiği şekilde itaat ve icabet taattandır. Allah'ın emirleri ister ibadetlerle alakalı olsun ister, ahlakla olsun muamelatla ilgili olsun, ister devletle ve toplumla ilgili olsun bunların hepsi Allah'ın emri olması hasebi ile uygulanması gereken, itaat edilmesi gereken şeylerdendir. Yani taattandır. Allah'ın her emrinin O'nun emri olduğu için uygulanması ibadettendir. Bunu yapana sevap, terk edene ise günah vardır. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: "Ben ins ve cinni yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat: 56) Namaz, oruç, zekat ve hacc İslâm'ın temel esaslarındandır. Üzerine farz olan kişiler için eda edilmesi farz-ı ayındır. Aynı şekilde Allah'ın indirdikleri ile yönetim de namaz, oruç, zekat ve hacc gibi yerine getirilmesi Müslümanlar üzerine farzdır. Bu farzlar yerine getirilmedikçe günah kalkmaz. Nitekim Allah'u Teala şöyle dedi: "Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan ihtilafta seni hakem kılmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65) Ramazan ayı içerisinde haramlarla iştigalin kesilmediği de gözler önündedir. İçkili masalarda hazırlanan iftar sofraları, küfür düzeninin insanlara uzanan en önemli kollarından olan medyanın İslam’a karşı acımasız saldırıları, İslam düşüncesinin saptırılması dini kullanarak insanların duygularıyla oynayarak batıla, batıl fikir ve düşüncelere kanalize edilmesi de bu ayda gerçekleşen en önemli faaliyetlerdir. Yani bu mübarek ayda şeytanlar zincire vurulsa da onun aveneleri din düşmanları faaliyetlerini sürdürmekte hatta daha da artırmaktadırlar. Bu ayda indirilen Kur’anı Kerimden Müslümanların bu kadar uzaklaşıp zelil, perişan olmalarının sebebi; kâfirler, hain liderler ve satılmış âlimler tarafından dinlerinden tamamen uzaklaştırılmış olmalarındandır. Müslümanların tekrar İslami şahsiyetlerine kavuşabilmeleri ve Ramazan ayını hakkı ile gerçek anlamda yaşayabilmeleri için İslam Devletin gelmesi şarttır. İslam devleti gelmediği sürece Müslümanların bu durumu değişmeyecektir. Hidayet kaynağı Kur’an’la gelen hükümler sadece Ramazan ayına has kılınmış değildir. Diğer bir ifade ile Müslümanlık sadece Ramazan ayı için değil bütün ayları kapsayan bir vasıftır. İslam’ı ancak Ramazan ayında hatırlamak, oruç tutmak, camilere koşmak hatimler okumak ve hayırlarda bulunmak Müslümanları diğer sorumluluklardan kurtarmaz. İslami ölçülerden kopmak hem dünyamız hem de ahiretimiz için çok acıklı olacaktır. Bundan dolayı inşaAllah ifa edeceğimiz bu Ramazan ayında olsun yeniden Allah’a dönmek için son gayretlerimizi gösterelim. İnşaAllah gelecek günlerimiz ve Ramazan ayları İslam, Kelime-i Tevhid sancağı altında, İslam hükümlerinin uygulandığı Hilafet devletinin çatısı altında tek bir ümmet vasfına layık, aynı gün Ramazan ayına başlanılan ve aynı günde bayram edilen o günlere bir an evvel kavuşuruz... Bu temenni ve dua ile Ramazan ayının bütün İslam âlemine hayırlara ki en büyük hayr olan İslami hayatın geri gelmesine vesile olmasını Yüce Allah’tan dilerim. İnşallah buruk girdiğimiz son Ramazan olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum. DUA Ey bizleri yoktan var eden Rabbimiz! Sen bizleri İslam ile şereflendirdin. Bizleri en hayırlı ümmet olarak vasıflandırdın. Biz insanları o tertemiz ve günahsız olan meleklerden üstün kıldın. Dünyadaki nimetleri faydalanmamız için yarattın. Sana şirk kosan, baş kaldıran ve asi olan zalimlerden, kafirlerden bizi korudun ve yardım ettin. Ya Rabbel Alemin! Hatalı ve günahkâr kulların olarak ellerimizi Sana açtık. Biliriz ki ancak Sen bizi duyar ve ancak Sen bize merhamet edersin.. Ne olur bize yine yardım et. Zalimin zulmünden koru. Hak davada ayaklarımızı sabitleştir. Sahabeler gibi bizleri de Sana itaatkâr ve hakkı ile teslim olanlardan eyle. Tıpkı onlar gibi zalime karşı çıkıp korkusuz bir şekilde hakkı bildirenlerden eyle. Onları İslam devletine kavuşturduğun gibi bizleri de Hilafet Devletimize kavuştur. Bizleri Senin rızan doğrultusunda tüm samimiyetimizle Hilafet devletini kurmak için çalışanlardan ve kurulacak olan şanlı devletimizi görenlerden eyle. Ya Rabbi! Görüyor ve biliyorsun ki zalimin zulmü altında bir Ramazan ayına daha girmekteyiz. Halen bacılarımıza tecavüz edilmekte, kardeşlerimize işkence edilmektedir. Bitsin artık bu zalimlerin, canilerin zulmü. Bizlere acı Ya Rabbi. Bizlere merhamet et. Bu Hilafetsiz, Halifesiz son geçireceğimiz Ramazan ayı olsun. Ya Rabbi! Ancak Sana güvenir ve ancak senden yardım dileriz. Sen bize yardım etmezsen kim yardım eder? Bizlere yardım et, günahlarımızı bağışla. Bizleri mahcup etme. Kâfirlere karşı bizi zillete düşürme. Biz sana iman ettik ve indirdiklerine teslim olduk. Senin dinin için sözümüz hak, gözümüz pektir. Senin dinin için her şeyimiz, ama her şeyimiz fedadır. Ya Rabbel Alemin! Senin Şeriatınla yönetilmeye hasret kaldık. Ne olur Ya Rabb bu hasrete bir son ver. Bizleri artık şanlı devletimize kavuştur. Kavuştur ki artık son bulsun zalimlerin zulmü, sona ersin kâfirlerin hain hileli oyunları ve suya düşsün artık o iğrenç planları. Gelsin Tekbir sesleriyle o şanlı devletimiz. Gelsin artık o güzel adı Hilafet olan sevgili. Sen işitensin, Sen görensin ve Sen bilensin Ya Rabbi. Ya Rabbi! Bir Hilafet devletimize hasret kaldık bir de Firdevste Rasulullahla, sahabelerle ve muttakilerle beraber olmaya. Bizleri bağışla, bizlerden razı ol ve bizleri Cennetine layık gör. Bir an önce sana şehid olarak kavuşmayı nasip eyle.. Ya Erhamer Rahimin! Senden çok şey isteyip haddimizi aştıysak bizleri bağışla. Ne olur bizleri affet. Ne olur bize merhamet et Ya Rabbel Âlemin. Sonsuz hamd ancak Sana’dır. Sonsuz salât ve selam Peygamber Efendimize, ashabına, ehline, şehidler ve Senin Dininin hâkimiyeti için çalışanlara olsun. Ey Rabbimiz! Ey herşeye Kadir olan Rabbimiz! Ne olur, ne olur bu dualarımızı kabul buyur. Amin. ValHamdulıllahir Rabbel Alemin.. Bacınız Sümeyye Avcı
|