Anasayfa arrow Yazarlar arrow Fuad Hamidoğlu arrow 'Büyük Ortadoğu Projesi' öldü mü?
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

23/54 Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Cihadın en üstünü, zalim idareciye karşı söylenen hak sözdür." Ahmed b. Hanbel, Mükessirin, 10716)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

'Büyük Ortadoğu Projesi' öldü mü? Yazdır E-Posta
Fuad Hamidoğlu
09 Temmuz 2006 Pazar

Bu soruya cevap verebilmek için önce ABD'nin Irak'ı işgal amacına açıklık getirmek gerekir.
İşgal amacı:
ABD'nin bu işgalden yegane amacı İslam aleminin (Ortadoğu'nun) siyasi profilini ve fikri yapısını kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmek ve uzun vadeli olarak köklü bir değişiklik yapmak idi.

Bu evrensel projeye de kimseyi ortak etmeyi düşünmüyordu. Yani pastayı tek başına yutmak istiyordu. Başta bu projeye; 'Büyük Ortadoğu Projesi' adı verildi. Aslında düşünce olarak yeni bir şey değildi bu. Nitekim baba Bush’da Kuveyt savaşı sırasında 'Yeni Dünya Düzeni'nden bahsediyordu. Çünkü uluslararası raporlara göre ta 20'nci y.y'ın 60'lı yıllarından beri ABD'nin bölgeyi tam etkisi altına almak için böyle bir şey düşündüğü ve ciddi planlar hazırladığı geçiyordu. Burada petrol meselesi asıl proje olmayıp bir yan meseledir. Yani; ABD, İngilizlerin bölgedeki asırlık yatırımını ortadan kaldırıp yerine rambo merkezli 'Amerikan İmparatorluğu'nu ikame etmek istiyordu. Böylece dünya hegemonyasını tek başına kurmuş olacaktı.

Ancak, ABD bu projenin sorunsuz ve başarılı olabilmesi için uygun ve el verişli zaman kolluyordu. Zira uluslararası arenada böyle bir oyuna kalkışmak diğer oyuncular tarafından es/görmemezlikten geçilecek bir olay değildir. İşte, 11 Eylül olayı Bush yönetimi için adeta tarihi bir fırsat idi. Burada, 'acaba ABD bu projeyi gerçekleştirmek için 11 Eylül olayını kendisi planlayıp hazırlamış olabilir mi?' sorusunu tartışmak istemiyoruz. Her ne kadar bu ihtimal kaim de olsa. Öyle veya böyle burada mühim olan husus: ABD'nin bölgedeki evrensel değişiklik ve 'Büyük Ortadoğu' isimli proje, 11 Eylül olayına tamamen endekslenmiş durumda idi. Diğer bir ifadeyle 11 Eylül olayı ABD açısından tam arayıp bulamadığı ve uluslararası bazda oldukça uygundu. Çünkü projenin ağırlığı kadar ikna edici, mantıklı ve yeteri kadar bir gerekçe olması gerekiyordu. Fakat ABD baştan beri işin kolay olmayacağını biliyordu. Hem tek başına hem de sorunsuz bir işe kalkışmak istiyordu. Ayrıca İngiltere gibi kurnaz ve Fransa gibi sorun çıkaran devletlerin seyirci kalmayıp da pastayı kolay kolay kaptırmayacağının bilincinde idi. İşte, bundan dolayı 11 Eylül olayından hemen sonra ABD, 'Uluslararası Terörizm' isimli yan bir proje ortaya attı ve terörizme karşı uluslararası bazda mücadele etmek için bütün devletleri ABD merkezli bir çalışmaya şiddetle davet etti. Bu arada kendi hedefine ulaşabilecek şekilde uluslararası kamuoyunu hazırlamasını da ihmal etmedi. İşte, bu yüzden o günden beri 'Uluslararası Terörizm' ifadesini bütün dünya medyasında sık sık duymaya başladık. Oysa bu kavram bize pek yabancı değildi. Fakat bu sefer içeriği farklı olup daha değişik bir mana taşıyordu.

ABD ilk askeri müdahaleyi hızlı ve kısa bir şekilde Afganistan'a yaptı. Amaç ise uluslararası kamuoyu soğumadan/olayın sıcaklığı geçmeden  işi çabuk bitirmek idi. Zira o günlerde ABD saldırıya geçmiş durumda idi. Orası Ortadoğu'ya dahil değildi, ancak ilerde olası ve istenmeyen bir durumu engellemek için koskoca Afganistan'ı işgal etmek suretiyle onu ikinci bir incirlik üssüne çevirdi ve böylece Ortadoğu'nun arka cephesini kontrol altına almış oldu. Zira Afganistan, ABD açısından bir 'Terör Bataklığı' idi, bu yüzden onu kurutmak gerekiyordu. Bir başka deyişle, ABD'nin projesini Afganistan'da tehdit edebilecek ve Sovyetler birliğine karşı savaşmaktan dolayı kalan silahlı grupların başka yerlere sızmamaları için bertaraf edilmesiydi. Aslında bu projenin bu zamana denk gelmesi bir rastlantı değildi. Bunun da stratejik ve birbirine bağlı iki nedeni vardır:

Birincisi: ABD'nin ideolojisi kapitalizmi tehdit eden ve ciddi rakip olan sosyalizm merkezli Sovyetler Birliğinin yıkılması ve dağılmasından, onun uluslararası arenada yıldızının sönmesinden dolayı dünya siyasetinde bir boşluğun doğmasıdır. Şüphesiz bu faktör ilk etapta ABD'nin iştahını iyice kabarttı ve hedefine çok yaklaştığının hissine kapıldı.

İkincisi ise; sosyalizmin fikri iflasından dolayı toplumların başka arayışlarını yönlendirmek amacıyla ve fazla vakit kayıp etmeden, bahsettiğimiz boşluğu doldurmak üzere kapitalizme rakip olabilecek ve barışmaya/uzlaşmaya yanaşmayan İslam merkezli evrensel bir devletin kuruluşunu hem siyasi hem de askeri olarak engellemektir. Zira ABD açısından İslam merkezli bu devletin tehlikesi hiçbir şeye benzemez. Bu yüzden 'Ortadoğu Projesi' aslında ABD açısından bir ölüm-kalım meselesi idi. Çünkü Bush ilk günden beri; “ya bizimle berabersiniz yada bize karşısınız” diyordu.

ABD özellikle 60'lı yıllardan beri dünyaya hakim olmanın yolu körfezden geçer düşüncesini taşıyordu. Buna dayanarak ilk önce 'Temizlik Operasyonu'na körfezden başlamak istiyordu. Ayrıca 1990'de cereyan eden Kuveyt olayından beri uygulanan ambargo yüzünden Irak'taki aradığı özellikleri gördü. Özellikle Irak'ı seçmesinin sebebi bu idi. Bu özellikler ise şunlardır:

1) Irak'ta, halktan kopuk, zalim, sevilmeyen ve yıpranmış bir yönetimin ve dünyadan oldukça izole edilmiş bir rejimin bulunmasıdır.
2) ABD; Irak halkının onun projesine karşı uyumlu ve tam manasıyla teslimiyet gösterip, hızlı bir şekilde Alman ve Japon halkları gibi dünya standartlarına adapte olacağını gördü. Zira Alman ve Japon halkı 2. Dünya Savaşından hemen sonra kapitalizme hızlı bir şekilde uydular ve Amerika'nın dediğini harfiyen uyguladılar.

İşte, bu yüzden ABD açısından Irak stratejik bir önem kazandı, aynı zamanda Irak'ın pozisyonu ABD'ne cesaret verdi. Kısacası Irak, bölgenin kilit konumunda idi. ABD'nin Irak'a karşı olası bir askeri saldırıyı dünya gündemine taşıyabilmesi için de Irak'ı elverişli bir koz haline getirmesi gerekiyordu. Ve nihayet ABD aradığı bahaneyi buldu, kitle imha silahları. Bütün dünyaya bu konuyu gündem yaparak konuşturdu. Herkes Irak'a endekslenmiş durumda idi. Bölgeyi iyice ısındırdı, gerekli bütün hazırlıkları yaptı; askeri bir saldırı için ve Irak rejimine karşı bütün devletleri kışkırttı. Geçersiz bahanelerle Irak halkına karşı saldırıyı düzenleyen ABD, rejimi yıkmak için zorlandığı pek söylenemez. Ve fiili olarak 09.04.2003 tarihinde ABD tankları Irak'ın başkenti Bağdat'ın göbeğinde idi. İşgalin bu kadar hızlı ve sorunsuz olması da herkes için şaşırtıcı idi. Hatta ABD askerleri için de. Senaryonun bu bölümüne kadar asgari hasar verip başaran ABD, bundan sonraki aşamaların da daha kolay olacağını hesaplıyordu. Ancak işgalden kısa bir süre sonra ABD askerlerine karşı top-yekun olarak, halkın içinden gelerek ABD'nin hiç tahmin etmediği, samimi bir cihad ve direniş başladı.

O tarihten bugüne kadar gelişen olaylara baktığımızda ABD'nin evrensel ve köklü değişiklik projesi büyük ve ciddi darbeler aldı ve bundan dolayı 'Büyük Ortadoğu Projesi' bir yere takılıp kaldı. Şu aşamadan sonra 'Büyük Ortadoğu Projesi'nin canlanarak hayata geçmesi de imkansızdır. Bunun en önemli sebepleri de şunlardır:

1) ABD'nin, Müslüman halkların fikri yapısını tanımamasıdır. Misal olarak da İslam literatüründe işgal kavramı kabul edilemez bir kavramdır. Yani Müslümanların işgali kabul etmesi düşünülemez. Zira Müslümanlar ABD'ni kafir ve işgalci olarak görüp sevmemektedirler. Özellikle 11.09.2001 tarihinden sonra ABD, bir çok Müslümanlara göre saldırgan, yalancı, küstah, menfaatçi, sömürgeci, mağrur, zalim, düşman, vahşi bir katil, gaddar, güvenilmeyen ve üstünlük taslayan bir devlettir. Bu nedenle Batı'nın Müslüman halka sunduğu demokrasi, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, özgürlükler gibi asrın belalı fikirleri toplum tarafından artık kabul görmemekte ve eskisi gibi Batı'nın sunduğu bu sahte çözümlere kanmamaktadırlar.

2) İslam ümmetinin şuurlaşmasıdır. Zira 21. asır, kapitalizm, sosyalizm, vatancılık, arab, kürt ve türk milliyetçilik gibi fikir ve bağlarının bittiği asırdır. Bu nedenle İslam dünyasında İslam Devleti ve Hilafet çalışmaları büyük ölçüde geniş bir tabana yayılarak ezici bir kamuoyu toplamaya başladı. Diğer bir ifadeyle İslam ümmetinin teveccühü sadece İslam Devletidir.

3) ABD'nin hedefine ulaşması için fikri ve kültürel yolu değil, askeri ve aşırı güç kullanmayı ve kendi yaşam modellerini başka toplumlara kabul ettirmek için dayatmayı tercih etmesidir. Bu da aşırı güç sebebiyle zulme uğrayan halkın tepkisini toplamaya sebep olur. Yani gücün bittiği yerde o da biter. Rum imparatorluğu, Firavun, Karun ve Nemrut örneklerinde olduğu gibi.

Özetle; şu anki durum nereye gidiyor?  sorusunun cevabını şu notlarda arayabiliriz:

- Askeri ve siyasi boyutta, ABD Irak'ta büyük bir çıkmazın ve şaşkınlığın içinde ve kendisinin de nasıl çıkacağının arayışı içerisindedir. ABD'nin Savunma Bakanlığının yaptığı yeni açıklamaya göre ölü askerlerin sayısı 2300'ü geçmiş durumda. Her gün onlarca Amerikan askerleri ya öldürülmekte ya da yaralanmakta. İntihar edenler, kaçanlar, depresyon geçirenler hariç. İşgal esnasında Irak saldırısına katılan güçler de, asıl tehlikeyi görünce İtalyan ve Japon askerleri gibi Irak'tan çekilmeye başladılar. Bunun anlamı ABD'nin Irak ve Afganistan bataklığında yapayalnız kalmasıdır. “Denize düşen yılana sarılır” misali. Amerikan ordusu sürekli kan kayıp etmekte. Şu anda Irak güvenlikten çok uzaktır. ABD onu büyük bir siyasi istikrarsızlık ve boşluğa sürükledi. Irak'ta 130.000 Amerikan askeri, 230.000 Irak askeri ve polisi olmasına rağmen, durum kontrol dışıdır (Basra'daki İngiliz ve Danimarka askerleri hariç).

Şu anda yapılan bütün uluslararası raporlara göre dünya düzeni ABD tarafında tehdit edildiği ve dünya 11.09.2001'den sonra daha güvenli olmadığı yönündedir. Dünyanın şu an acilen ihtiyaç duyduğu husus; 'Yeni Dünya Güvenlik Düzeni'dir.

- Ekonomik olarak da, sadece Irak işgalinin aylık faturası 10 milyar $’dır. Bu rakam sürekli yükselmektedir.

- Psikolojik olarak da, Bush'un desteği %30'lara kadar düşütü. Ve birçoklarına göre bu savaş gayr-i ahlaki bir savaştır. Geçtiğimiz günlerde ABD'nin Bağdat Büyük Elçisi Zelmay H.Zade'nin Dışişleri bakanı Rice'a gönderdiği mektupta şu ifadeler yer alıyordu: 'Irak son derece tehlikeli bir duruma geldi ve devlet olarak dağılmaya ve çözülmeye gidiyor. Irak'ta her türlü güvenlikten bahsetmek güçtür. Hatta bizimle beraber çalışan Irak tercümanların günlük olarak ölüm korkusunu taşıdıklarını gizleyemem. Onlar sürekli elektrik kesintisinden ve pahalılıktan şikayetçiler.'

Kısacası ABD'nin projesi tamamıyla başarısızlıkla sonuçlandı. Bu da dünyada büyük bir arayış ve boşluk meydana getirecektir. Yegane doğru risalet sahibi Müslümanlar bu boşluğu hidayet ve nur olan İslam adaletiyle doldurmaları gerekir. Zira herkes ABD'nin Irak'ı işgalinden dolayı, onun ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu gördü.

Eskiden Müslümanlar ABD ve diğer kafir güçlere şöyle bakarlardı: 'Bu devletlere karşı gelinemez', 'yenilmeyen devletler', 'siz bu devletlerin ne kadar güçlü olduğunu bilir misiniz?'

Evet, bu sömürgeci ve kafir devletler bir avuç mücahit ve direnişçilerle baş edemeyecek kadar güçlü! Öyle ya onlar, dünya medyasınca şişirilen balon…

Sonuç olarak da; İslam alemine yakışan tek proje 'Büyük Ortadoğu Projesi' değil, çok yakın gelecekte 'Raşidi Hilafet Devleti Projesi'dir. Allah bu çalışmayı samimi şekilde sürdürenleri muvaffak kılsın.

< Önceki
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |