Anasayfa arrow Yazarlar arrow Mehmed AYDIN arrow "Biladü'ş Şam" Doğu ve Batı'nın Satranç Tahtası Olmayacak
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

78/39 İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser.
Bir Hadis

"Nebi (sav) hırsızlık yapan bir kadının elini kesti. Aişe der ki: Daha sonra bu kadın, Rasulullah (sav)'e gelerek ihtiyacını söyledi, tevbe etti ve tevbesini en güzel bir şekilde yaptı." (Buhari, K Hudud, 6302)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

"Biladü'ş Şam" Doğu ve Batı'nın Satranç Tahtası Olmayacak Yazdır E-Posta
Mehmet Aydın
16 Şubat 2012 Perşembe

Son günlerde şiddetini gittikce arttıran hain Beşar Esad ve mensubu olduğu Baas partisi, siyasi basiretten oldukça uzak dış güçlerin direktifleri ile çok kanlı, acımasız bir sürece geçmiş bulunuyor. O bölgenin statejik konumu ve halkının İslam'a olan bağlılığından kaynaklanan, bir bölgesel hatta bu bölgenin dışınada taşan uluslararası bir arena haline gelmiş bulunmaktadır. Bu gerçeği görebilmek için, son bir yılı analiz etmek mümkün olmakla beraber, son kırk elli yılda gerçekleşen hadiseleride analiz etmek mümkün.

Son bir yıldaki bölgesel ve uluslararası siyasi hassasiyeti analiz ederken 2 Şubat 2012 yılında gerçekleşmiş olan Birleşmiş Milletler'in (BM) Güvenlik Konsey'inde kınama kararı ile alakalı vermiş oldukları karara ve aynı zamanda öncesinde ve sonrasında gerçekleşen tartışmalara kısaca değinmek istiyorum.

BM Güvenlik Konsey'inde teklif edilen taslak metni şunları dile getiriyor:

-Arap Birliği'nin eylem planını memnuniyetle karşılar.
-Suriye'deki silahlı bütün tarafları şiddeti hemen durdurmaya çağırır.
-Komşu devletleri Suriye muhalefetiyle çalışma konusunda yüreklendirir.
-Ulusal birlik hükümetinin kurulmasını, Suriye devlet başkanının bütün yetkilerini yardımcısına devretmesi, şeffaf ve özgür seçimlerin düzenlenmesini destekler.

İstenilen kınama kararı ve taslağı Rusya ve Çin'in veto etmesi ile ret edildi. Bu taslağın içeriği incelendiğinde, kesinlikle şuana kadar olduğu gibi oyalamaktan ve gerçekleri saptırmaktan başka bir işe yaramadığını bizlere göstermektedir. Özellikle ikinci maddesindeki şu ifade, Libya'yla kıyaslandığında ciddi bir şekilde göze çarpmaktadır:

Suriye'deki silahlı bütün tarafları şiddeti hemen durdurmaya çağırır.

Bunun tam tersini Libya'da gördük. Orada muhallif güçler özellikle silahlandırıldı, burada ise en azından şuana kadar böyle bir durumun sözkonusu olmadığını görmekteyiz. Tam tersine oradaki her türlü baskı, zulüm ve ölümü mümkün olduğunca dile getirilmemesi için, hertürlü medya kuruluşuna yasak getirildi. O mücrimin bu ihtilal hamlesini, hertürlü baskı ile sindirilmesi, istenildi ve her açıdan göz yumuldu. Fakat oradaki samimi Müslüman erlerin sabrı ve sebatı ile iş gittikce onların tekelinden çıkma pozisyonuna geçti ve uluslararası güçlerin bir nevi siyasi gücünü hissettirdikleri satranç tahtasını anımsatmaya başladı.

Son Güvenlik Konseyi'nin batıyı temsilen ABD'nin dışişleri bakanı Clinton'nun şu açıklamasıda bu gerçeği pekiştiriyor:

"Bazı üyelerin Güvenlik Konseyi'nin başka bir Libya'ya doğru ilerlediğini düşündüğünü biliyorum. Bu yanlış bir analojidir. Uluslararası toplum farklılıklarını bir kenara koymalı ve Suriye halkına açık bir destek mesajı göndermelidir. Hepimizin bir seçeneği var: Suriye halkı ve bölgenin yanında durmak ya da orada devam eden şiddete suç ortağı olmak."

Yapılan bu açıklama taslakta geçen metni haliyle destekleyici mahiyette. Yine Libya örneği dile getirilerek Suriye'nin önemi vurgulanmakta. Doğu blokunu temsilen ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şu şekilde bir açıklama yapıyor:

"Biz asla Esad'ın iktidarda kalmasının krizin çözümü olduğunu söylemedik. Ancak Rusya'nın politikası insanları istifaya çağırmak değildir. Ülkeyi kimin yöneteceği, reformların nasıl yapılacağı Suriye halkına bağlıdır. Hükümet güçlerinin sivillere karşı güç kullanmasını elbette kınıyoruz. Ancak aynı şekilde silahlı grupların hükümet güçlerine saldırmalarını da kınıyoruz."

Yine bu açıklamaya baktığımızda tamamen durumun nereye çekilmek istendiğini bizlere göstermektedir. İstenilen şu şekilde özetlenebilir. Oradaki mevcut hükümet ve rejim kimsenin umurunda değil, mesele ABD'nin talep etmiş olduğu senaryonun isteyerek veya istemiyerek Rusya ve Çin'le hayata geçirebilmektir. Yani zaten bir yıldır izlemiş olduğumuz oyalama taktiğinin bir başka versiyonuna şahit olmaktayız. Rusya ve Çin'nin bu şekilde kendince siyasi güç sergilemiş olduğunu düşünmeleri mümkün olmakla beraber, işin esasını teşkil etmemektedir. Birde unutulmaması gereken, Rusya ve Çin'de yaşayan müslüman toplulukları ve onları gerektiğinde ABD tarafından Rusya'ya veya Çin'e karşı, siyasetten kullanma teşebbüsüdür. Rusya ve Çin'in bu şekilde kendince siyasi cevap verdiğini zannediyor olabilir, lakin bu zaten ABD'nin şuan için Suriye örneğinde işine geliyor.

Yine taslakta geçen diyer maddeler ise o bölgenin, yani Arap birliği'nin izlemiş olduğu siyasi adımları, birkez daha kim tarafından koordine edildiğini bizlere göstermektedir. Özellikle taslağın birinci ve üçüncü maddesi şu şekilde bunu pekiştiriyor:

-Arap Birliği'nin eylem planını memnuniyetle karşılar.
-Komşu devletleri Suriye muhalefetiyle çalışma konusunda yüreklendirir.

BM'nin Arap (hainler) Birliği'nin eylem planını memnuniyetle karşılamış olması, aklı başında olan her bir Müslüman, bu birliğin nedence ihanet dolu bir birlik olduğunu, görmemesi mümkün değil. Ve yine komşu devletler olarak nitelendirilen, yani özellikle Türkiye'yi kasteden ve muhalliflerle çalışma konusundan bahsedilmiş olması, yine onların sinsi pilanlarını hissettirmektedir. Yani Suriye'deki muhalliflerin bu oyuna gelmemesi için, ABD'nin o bölgede bir maşası konumunda olan Türkiye'nin izlemiş olduğu siyasi hamlelerini iyi takip etmeleri gerektiğini, tekrar hatırlatmak gerekiyor.

Suriye için son kırk yılın fotoğrafına baktığımızda bu coğrafyanın çok önemli bir bölge olduğunu ve bu yüzden çok cani olan bir haini oraya yerleştirdiklerini ve onu her açıdan desteklediğini görmekteyiz. En feci hadiselerden biri hiç kuşkusuz 2 Şubat 1982 yılında gerçekleşen Hama katliamı. Bazı iddialara göre Suriye ordusu yıkılmış binaların içinde saklanan asileri öldürmek veya ortaya çıkarmak için zehirli gaz kullandığı söyleniyor. Şehirdeki Müslüman direnişin devam etmesi üzerine şehir büyük toplarla çevrilerek üç hafta boyunca dövüldüğü zikredilmektedir. Ardından toplu idamlar ve işkence odaları ve nihayetinde, bir kaç aylık bilanço sonrasında öldürülen Müslüman ölü sayısı yaklaşık 40.000 kişi olarak telaffuz ediliyor. Subhanallah! Bu caninin gerçekleştirdiği bu kiyamının bir örneğini şuan Humus, Dera ve yine Hama'da görmekteyiz.

İslam beldelerinde buna benzer feci örnekler çok olmakla beraber, Biladüş Şam'a yapılan uygulamalar gerçektende içler acısı olduğu biliniyor. On binlerce Müslümanın idama ve işkencelere maruz kalması ve yine özellikle Hama katliamından sonraa 800.000 bin kişinin bu beldeden bir nevi sürgüne zorlanmış olması bu hakkikatı pekiştirmektedir.


Ya Rabbi!

Müslümanların izzet ve şerefe kavuşacağı Hilafet Devleti'mizi tez zamanda nasrınla bizlere nasip eyleki bu hainler öncelikli olarak dünyada görecekleri adalet kırbacını hakkıyla tatsınlar ve ardından ahirette gerçek hüsranı en feci bir şekilde hissetsinler.

Alemlere Rahmet olarak gönderen Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in Şam'a ve Yemen'e isnaden yapmış olduğu şu duayı hatırlattıktan sonra kafirlerin Biladüş Şam'ı satranç tahtası olarak biiznillah kullanayamıyacağını vurgulamak istiyorum.

-"Yâ Allah, Şam'ımızda bize bereket ihsan et! Yâ Allah, Yemen'imizde bize bereket ihsan  et!" diye duâ etti.

-Sahâbîler:
-Yâ Rasûlallah, Necd'imizde de! (Irak bölgesi) diye niyaz ettiler. Rasûlullah:
-"Yâ Allah, bize Şam'ımızda bereket ihsan eyle! Yâ Allah, bize Yemen'imizde bereket ihsan eyle!" diye duâ etti.

Sahâbîler:
-Yâ Rasûlallah, Necd'imizde de! (Irak bölgesi) dediler.

İbn Umer dedi ki: Zannediyorum Rasûlullah, üçüncü defasında:

-"Zelzeleler ve fitneler işte oradadır. Şeytânın karn'ı da orada çıkacaktır!" buyurdu.

(Sahih Buhari)

Onların, yani kafirlerin göremedikleri bir ayrıntıyı hatırlatarak onların inşaAllah bu nezih beldemizde oynayabildikleri son oyun olduğu inşaAllah gerçek olacak. Müslümanlar ve onların hamisi olan Rabbimizin izni ile durdurulamıyan bir sürecin başladığı bu beldemizde, insanlar akın akın Hilafet fikri ile sokaklara boşalıyor. Her türlü baskı ve zulme rağmen "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk" diyerek şu gerçeği haykırdılar;

"Biz ne Nato'dan ne Arap Birliğin'den nede Erdoğan'dan bir yardım beklemiyor ve istemiyoruz, biz sadece Allah (c.c.)'dan Raşidi Hilafet'ti (Şeriatı) bekliyoruz."

İşte bu nida kafirlerin kalblerinin korku ile dolmasına sebeb olmaktadır. İşte biiznillah bu adımlar tez zamanda mutlu sonun gerçekleşeceğinin çok net belirtileridir.


Ya Rabbi!

O günü tez zamanda yaşamayı nasip eyle. (AMIN)

 

Kadeşiniz: Mehmet Aydın

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |