|
İslami Cemaat ve STK'ların Suriye Sınavı Köklü Değişim Dergisinin 89. Şubat sayısında Suriye devrimine yönelik Türkiye de ki yaklaşım farklılıklarını kaleme alan Araştırmacı Yazar Mahmut KAR, Suriye’nin diğerlerinden farkının ne olduğunu sorgulayarak İslami Cemaat ve STK ların Suriye sınavını değerlendirdi. Suriye konusunda Devletsel ve kitlesel yaklaşım farklılıklarını değerlendiren KAR, yazısında İslami cemaat ve STK lara ciddi serzenişlerde bulunup sesleniyor. Köklü Değişim Dergisinde yayınlanan makaleden bazı bölümler: Suriye’nin bölgesel ve stratejik açıdan taşıdığı önem ve henüz Suriye de hazır oluşturulmuş bir muhalefetin yokluğu devrim hırsızı ABD, Arap birliği ve bölgedeki işbirlikçi iktidarların sürece yaklaşımında farklı siyasetler gütmelerine sebep teşkil etti. Yürütülen bu siyaset, Beşşar Esada ayaklanmayı kırması için daha fazla Müslüman kanı dökmesine izin vererek zaman kazandırmak ve bu zaman zarfında Başşar’ın yerine gelecek “güvenilir”! bir muhalefet hazırlamaktı. Bu 10 aylık zaman zarfında ne Beşşar direnişi kırabildi, nede ABD Türkiye üzerinden güvenebileceği bir muhalefet hazırlayabildi. Arab birliğinin gönderdiği gözlemciler konusunun ise yine direnişi kırmak için bu süreci uzatarak Baas’a zaman tanımaktan başka hiçbir gerekçesi bulunmamaktaydı. Oluk oluk akan kanın sanki hiçbir değeri yokmuşçasına, son dönemde Suriye de iç savaş ve mezhep çatışması yaygarasını kopartan ABD ve Türkiyeli yöneticilerin aynı dili konuşmaları ise gizli planların ve İhanetin perdelerini aralıyordu. Suriye konusuna yönelik genel ulusal ve bölgesel siyaset böyle işlerken Türkiye deki İslami kamuoyunda üç farklı yaklaşım kendini gösterdi. 1) Birinci yaklaşım İrancı yaklaşım olarak ta adlandırılabilecek olan Baas rejimine destek veren yaklaşımdı. Bu yaklaşım Suriye deki ayaklanmaların arkasında ABD ve İsrail’in olduğunu söyleyerek Filistin direnişine güya desten veren ve İsrail’e karşı bir cephe oluşturan Suriye rejiminin ayakta kalmasını düşünen ve bu sebeple Müslümanların temiz ayaklanmalarına leke süren çirkin ve bir o kadar gayri insani bir yaklaşımdır. Esasen İran’ın bölgesel çıkarlarını ayakta tutmayı amaçlayan bir siyasete bina edilen bu yaklaşımım sahipleri meseleye İslami değil de mezhepsel ve real politik bir yaklaşımla baktıkları için Türkiye kamuoyundan büyük tepki topladılar. Aslında İran’ın Suriye konusunda ortaya koyduğu bu tavrın Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz için zararı çok büyük olmakla beraber İslam ümmeti için bir faydası olmuş oldu ki o da şudur: 1979 devriminden bugüne İslam dünyasında Müslümanlara kendini İslam devleti olarak tanıtan ve Müslümanların yıllardır siyasal İslam düşüncelerine “Önayak”! Olduğunu ve örneklik teşkil ettiğini söyleyen İran ve İrancı yaklaşım bu süreçte Müslümanlara değil de Baas hükümetine destek vererek, tüm İslam âlemi nazarında kendisinin ve düşüncesinin İflasını ilan etmiştir. Bu da Rabbimizin bir rahmeti ve hayrı olarak değerlendirilebilir. 2) İkinci yaklaşım ise İrancı yaklaşıma karşı durarak ayaklanmaların arkasında ABD ve İsrail’in olduğuna inanmayan ve ayaklanmalara destek veren yaklaşımdır. Bu yaklaşım Türkiye de ki genel kamuoyu ve özellikle İslami kamuoyunun yaklaşımı olarak duruyor. ABD ve İsrail’in bu ayaklanmaları tetikleyen güçler olduğuna inanmayarak İslami bir tavır takınan bu yaklaşım Suriye de Beşşar dan sonra nasıl bir yönetimin olması gerektiği konusunda herhangi bir düşünce ortaya koymuyor. Bu konuda Tunus, Mısır ve Libya da ki “tecrübenin”! Suriye dede oluşmasından ve bu ülkelerde Müslümanlar nasıl demokratik sürece fiili olarak dâhil olmaya çalıştırıldılarsa Suriye dede aynı sürecin işlemesinden yana. Özetle meseleye bu şekli ile bakan bu İslami kamuoyu Türkiye deki demokrasi rüzgârından etkilenerek İktidarın kanatları altında siyaset gütmeye çalışıyor. Suriye konusunda ABD’nin bölgesel planlarını göremeyen, 10 aydır akan kanın nereye ve niçin akıtıldığının siyasi arka planını tespit edemeyen ve Türkiye’nin Ortadoğu ayaklanmaları sürecinde üstlendiği arka planı ihanetlerle dolu rolü görmezlikten gelen basiretten mahrum bu yaklaşım, insani bir yaklaşım olmakla beraber İslami bir yaklaşım değildir. 3) Üçüncü yaklaşım ise bu ayaklanmaların tamamının ve özellikle Suriye deki direnişin 100 yıllık İslamsız geçen zillet, esaret ve sömürge hayatı yaşayan Müslümanların bu hayata dur demek için başlattıkları İslami temelli ayaklanmalar olduğunu dillendiren yaklaşımdır. Bu yaklaşım meseleye İslami ideolojik çerçeveden bakarak genelde tüm İslami beldelerde bu ayaklanmalara destek vererek sürecin İslami bir devlet yönetim modeli olan Hilafet Devletine geçişi ile tamamlanmasının vurgusunu yapıyor. ABD ve Batının Türkiye üzerinden İslam beldelerine pazarlamaya çalıştığı Demokratik İslam projesinin tehlikesini ve şer-i hükmünü (haramlığını) İslami kamuoyuna hatırlatan bu yaklaşım Suriye de ABD ve işbirliği içinde olan diğer Arap beldeleri ve Türkiye’nin büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaklarını dile getiriyor. Bu süreçte Türkiye de İslami kamuoyu nu etkilemeye çalışan STK lar, siyasi parti temsilcileri ve cemaatler, sorumluluğu ağır bir sınav vermekteler. Özellikle son 10 yılda iktidarın estirdiği rüzgârdan etkilenen ve vakıanın seyrinde hareket eden cemaat ve STK lar maalesef devrimlerin başladığı 2011 in başından bu güne İslami bir duruş ortaya koyamadılar. İktidar ve arkasındaki uluslararası güçlerin etkisi altında kalarak onların söylemlerini terennüm ettiler ve ağırlıklı olarak yukarıda sıraladığımız yaklaşımlardan 2. sine teslim oldular. Sanki İslam’ın şer-i kaynakları olan Kur’an ve Sünnet yokmuşçasına ve İslam ümmetinin devasa 1300 yıllık tarihi geçmişi hiç yaşanmamışçasına kendilerine ait özgün dillerinin yerine batıya ait dilleri kullanmaya koyuldular. Demokratik İslam, Devlet’ül Medeniyye (Sivil Devlet), Sivil Anayasa gibi kavramlar ile Müslümanların zihinlerini bulandırdılar. Tunus da Nahda hareketi ve Mısırda İhvan ile bu söylemlerini kuvvetlendiren bu zihniyet Suriye de bu yaklaşımını devrime yamamaya çalışıyor. 15-20 bin şehidin, 80 bin kayıp insanın(Aslında şehit edilmiş), toplamda 100 bin insanın katledildiği bir beldeye “yetmez ama” Demokratik bir rejim gelsin diyerek kamuoyu çalışmaları yapan bu zihniyete sahip kafalar ütopik bir gaye peşinde koştuklarının farkında değiller maalesef. 26 Milyon nüfuslu bir ülkede nerede ise her aileden bir veya iki yiğidin şehit verildiği beldenin halkı nasıl olacakta demokratik bir İslam rejimine teslim olacak. Sorsanız bu zihniyetin sahiplerine: insan hakları, özgürlükler ve demokrasi için sizden hanginiz göğsünü mermilere siper edebilir? Hanginiz Türkiye’yi batı kültürlü bir model olarak Tunus’a model alan Gannuşi’nin bu ideali için kendisini yakabilir. Unutmayın ki Muhammed Bu Azizi bu ideal için kendini yakmadı. Ayaklar altına alınmış onur ve şerefi için kendini yaktı. Şimdi Tunus da onur ve şeref ümmete iade mi edildi? Hanginiz 4-5 yaşlarında ki çocuğunu veya yaşı dolmamış körpe bebesini Suriye ye yerleştirilmesi için çalışılan ulus devlet ideali için Beşşar’ın zebanilerine teslim edebilir.
Sizlere sesleniyorum! Meydanlarda ulusal bayraktarı dalgalandıran, modası geçmiş sloganları atan ve attıran, Türkiye’nin cesur ve yiğit İslami gençliğini fikir ve düşünceden yoksun heyecanlarla oyalayan abiler… Âlimler… Yazarlar… Entelektüeller… Suriye den yükselen sese ne zaman kulak vereceksiniz. Onlar sizin yardım beklediğiniz kimselerden değil, yalnız Allah tan yardım bekliyorlar. Onlar demokrasi ve özgürlükler için değil İslam için canlarını veriyorlar. Onlar sizin yöneticilerde görmek istemediğiniz (görmezlikten geldiğiniz) ihanetin resmini ifşa ettiler. Onlar kendilerine yardım edecek Halifeler istemekteler. Sizler ise onlara meydanlarda vatancı ve ulusçu demokratik modelleri öneriyorsunuz. Siz İslam ümmetinin 80 küsur yıl önce gaflet ile kaybettiği Hilafet’in ikamesini Suriye halkının tekrar İslam ümmetinin zihninde canlandırmasından niçin memnuniyetsizlik duyuyorsunuz? Sizler İslam ümmetinin sahip olduğu iman ve takva gücünün, Batının ve ABD’nin askeri ve teknolojik gücüne galip geleceğine inanmıyor musunuz? İslam ümmetinin bu gücüne inanmanız ve güvenmeniz için yıllardır baskı altında yaşayan Şam diyarının evlatlarının bu asil kıyamı yetmiyor mu? Yıllarca Müslümanların cemaatlere ve fırkalara bölünmüş olmasını, mezhepsel ve cemaatsel farklılıklarını eleştiren, bu bölünmüşlüğü Müslümanların vahdeti için büyük bir sorun haline getiren ve birlikten söz eden sizler, mezhepsel ve cemaatsel farklılıkların rahmet yönünü ve ümmetin birliğini sağlayan İslam Akidesinin gücün niçin görmüyorsunuz? Ümmetin vahdetini isteyen nidalara niçin sessiz kalıyorsunuz. Sizler yalnız Allah’ın inayetine güvenerek bu cesur beldenin halkının kıyamının Hilafet Devleti’nin ikamesi ile neticelenmesi için çalışmalısınız. Yöneticileri ve tüm kamuoyunu bu düşünce ile meşgul etmelisiniz. Bu görev Müslümanlar olarak sizlerin ve kuruluşlarınızın öncelikli en hayırlı görevidir. Ey çağımız Firavunları ve tiranlarına karşı hak sözü haykıran, mermilerine karşı bedenlerini kalkan yapan Biladü’ş Şam’ın yiğit evlatları! Sizler, mübarek Şam topraklarının tarihî refleksini ortaya çıkardınız. Sizler, mübarek Şam topraklarının, kene gibi bu mazlum Ümmet’in sırtına yapışmış küçük bir zümrenin toprakları olmadığını ispat ettiniz. Sizler, mübarek Şam topraklarının Ümmet’in servetleri üzerine kan emici yarasalar gibi üşüşmüş olan Esad ailesinin malı olmadığını kanıtladınız. Sizler, tıpkı selefi Firavunlar gibi uzunca bir zamandan beri yeryüzünde azgınlaştıkça azgınlaşan ve mübarek Şam topraklarını fesada boğan Esad’a hak sözü söyleme asaletini gösterdiniz. Sizler, sömürgeci kâfirlerin Türkiye önderliğinde bölge için düşündükleri planlarını bozdunuz ve Türkiye’nin ikiyüzlü politikalarını deşifre ettiniz. Sizler sizden başka diğer İslami beldelerdeki direnişçi Müslümanların söyleyemedikleri sözü Tüm Dünyaya söylediniz: “Ne Obama nede Erdoğan dan bir yardım beklemiyoruz. Yardım ancak Allah'tandır.” Evet, sizler böylece, tıpkı mübarek Şam topraklarını bereketlendirmiş olan selefleriniz Selahaddin Eyyubî gibi yiğitlerin cesaretini Ümmet içinde tekrar dirilttiniz. Sizler böylece, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mübarek Şam toprakları hakkında Ümmet’in makûs talihini değiştirecek “hayırlı topluluk” olma müjdesine talip olduğunuzu gösterdiniz. Ve Allah’ın izni ile sizler direnişine halel getirecek tüm gayri İslami yöntem ve planları deşifre ederek özellikle Türkiye deki ve tüm İslam dünyasındaki demokrat Müslümanları utandıracak biz zaferle müjdeleniyorsunuz. Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem mübarek Şam topraklarına işaret ettiği bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kıyamet günü imanları şaşkınlık uyandıracak derecede olan bir takım kavimler gelecek. Önlerinden ve sağ taraflarından nur (parıltı) onları takip eder. Ve onlara, “Bugün sizlere müjdeler olsun, selam olsun sizlere, (işte bu cenneti hak edecek) tertemiz bir hayat yaşadınız. İşte şimdi sonsuza dek kalmak üzere oraya giriniz” denecek. Allah Teâlâ’nın onlara olan muhabbetinden dolayı melekler ve nebiler onlara gıpta edecekler.” Ashab, “Onlar kimler Ya Rasulullah?” diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Onlar ne bizden ne de sizden değildir. Sizler benim Ashabımsınız onlar ise kardeşlerimdir; onlar sizden sonra gelecek ve insanların Kitab’ı (Kur’an’ı) geçersiz kıldıkları, Sünnet’i öldürdükleri (değersizleştirdikleri) bir zamana tanık olacaklar ve (tekrar) Kitab’a ve Sünnet’e yönelecekler, onu tekrar diriltecek, okuyacak ve onu insanlara öğretecekler. Onun uğrunda sizin karşı karşıya kaldığınız eziyetlerden daha şiddetli ve daha ağır eziyetlerle (işkencelerle) karşılaşacaklar. Onlardan birinin imanı sizden kırk kişinin imanına, onlardan birinin şehadeti sizden kırk kişinin şehadetine denktir. (Zira) Sizler hakikat (din konusunda) yardımcılar bulurken onlar din konusunda onu da bulamayacaklar, zalimler onları her taraftan çepeçevre kuşatmış olacak. (İşte) Onlar Mescid-i Aksa’nın omuzlarında (Biladu’ş-Şam’da) bulunacaklar. Tam da böyle bir halde iken Allah’ın yardımı onlara gelecek ve İslam’ın izzeti onların eliyle (çabalarıyla) gerçekleşecek.” dedi ve sonra şöyle dua etti: “Allah’ım! Onlara yardım et ve havuzun başında onları dostlarım kıl.” |