|
Erdoğan'ın Kahramanlığına Dair Yanıltıcı Tanıtım Kampanyasının ve Onun Laiklik İddiasının İslam'la Uyumsuzluğu İslam alemindeki samimi bir liderliğe duyulan susuzluğun delili, ümmet hakkında kaygılanma şeklinde küçük bir jestin dahi, İslam aleminin her kesiminde insanların bir lidere samimi, İslami ve Müslümanların temsilcisi olarak bakmaları için yeterli olduğu hakikatinden anlaşılabilir. AKP'nin, Recep Tayyip Erdoğan'ın kahramanlık efsanesi de buna benzemektedir. Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bu olumlu bakış, sadece Müslümanların genelinin değil bazı dini organizasyonların liderlerinin dahi Tayyip Erdoğan'ı sırf jestleri ve sözleri için övdüklerinin görülmesinden de kavranabilir. Pakistan el-İslami cemaatı lideri Qazi Hussain Ahmed Türkiye'ye yaptığı bir ziyareti esnasında, Recep Tayyip Erdoğan'ı Müslüman Ümmetin gerçek sözcüsü olarak övmüştür. Buna benzer olarak bir Filistinli grup olan Hamas Recep Tayyip Erdoğan'ın, İsrail'e karşı İsviçre/Davos'ta, Dünya Ekonomisi Formundaki öfkesini övdü. Her ne kadar İsrail, iki ülke arasındaki alakaların etkilenmeyeceğini, değişmeyeceğini söylese de Erdoğan'la alakaların olumsuz şekilde etkileneceğini söylemektedir. Bu, iki varlık arasındaki gerilimin sadece sözlü iddialarla sınırlı olduğu anlamına gelmektedir. İslam alemindeki yöneticilerin, siyasi isteklerini gerçekleştirmek veya dış güçlerin uyutma politikasına karşı taviz vermek için İslam'ı istismar etmeleri yeni değildir. Bu, Müslümanların İslam'a yabancı olan şahsiyetlere herhangi bir liderlik teklif etmekle isteksiz oldukları gerçeğinden ötürüdür. Pervez Müşerref de Afganistan'daki Taliban'a karşı u dönüşü yaparken Hudeybiye anlaşmasını istismar etmişti. Hudeybiye anlaşmasının aksine Pervez Müşerref kayıtsız şartsız ve süresiz ABD'yi desteklemiştir. Yabancı, faizlere dayalı bankacılık mefhumu çok güzel gösterilerek İslami bankacılık etiketine sarılmıştır. Aynı şekilde, Müslüman kitlelere sosyalizm mefhumu verildiği dönemde bunun için İslami sosyalizm terimi icat edilmişti. Bu, gerçekten İslam alemindeki insanların İslam'ı istediğini kanıtlamaktadır ve bu nedenle bu yabancı fikirlerin, İslam aleminde benimsenmesi için İslami bir ambalaja ihtiyaçları vardır. İslam bir hayat nizamı olarak uygulanması için yaratılmıştır. وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ "Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır." (Maide: 49) Kur'an'ı Kerim'deki bu kati ayetlerde, herşeye gücü yeten Allah Celle Celaluhu Müslümanlar için hayat nizamının açık bir şekilde, sadece İslam olduğunu tarif etmiştir. Ve İslam'ın en detaylı bölümlerinde dahi çelişkili mefhumların, herhangi hevesin veya yabancı fikrin kabul edilebilirliği yoktur. Bu ayeti kerimede, sadece yabancı fikirlerin İslam'a bulaşması yasaklanmamaktadır. Aynı zamanda Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem yerli kabilelerin kötü heveslerine karşı, Allah'ın kanunlarının çarpışmasına karşın dikkatli olmaya yöneltilmektedir. Bu emir sadece Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'le sınırlı değildir. Bu hüküm Müslümanların geneli için geçerlidir. Bu nedenle İslami bir liderlik olarak körü körüne birini takip etmeden önce onu mutlaka gerçek İslami prensiplere göre değerlendirmemiz gerekmektedir. Recep Tayyip Erdoğan birçok defa partisinin İslami bir gündemi olmadığını belirtti. Başbakan olduğunda; "AK partinin dini ekseni olan siyasi bir parti olmadığını" belirtmişti. Bunun gibi, Recep Tayyip Erdoğan kesin olarak, liberal demokratik doktrinle ayni çizgide olduğunu; "Hemen, demokrasiyi ve özgürlükleri kuvvetlendirecek yeni bir anayasa üzerinde çalışmaya başlayacağız" şeklinde haykırdı. Bu açık seçik olarak, Erdoğan'ın kendi sözleriyle, liberal, demokratik ve laik bir gündemi olduğu gerçeğini göstermektedir. Buna rağmen bazı Müslüman gruplar, halen onların kahraman olduklarını savunmaktadırlar. Türkiye halen Kur'an ve Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in sünnetine göre değil, büyük millet meclisinin 550 üyesi tarafından, çoğunluğun yönetimi ilkesinden kaynaklanan kanunlarla yönetilmesi üzerine temellendirilen parlamenter demokrasidir. Dahası Nisan 2010'da Türkiye'de ilk çıplaklar plajının açılması AKP yönetimi altında onaylanmıştır. Bunun yanısıra Türkiye'de alkol, gece kulüpleri, fuhuş ve yasaklanmamış, birçok eyleme resmi olarak izin verilmiştir. İslam alemindeki insanlar, özellikle ideolojik olarak zayıf olanlar, AKP'ye daha fazla zaman tanınması gerektiğini ve kahramanlığı ve İslamizmi sağlayacaklarını vurgulamaya çalışıyorlar. Geçenlerde, Erdoğan laikliği savunduğunu apaçık belirtti. Kahire'de, Müslüman Kardeşler (İhvanı Müslimin) Erdoğan'ı ilk olarak çok kuvvetli bir karşılamayla karşılamış olmalarının ardından, laik gündemiyle aynı çizgide olan açık ve net açıklamasından sonra Erdoğan'ı, laikliği savunmaktan dolayı eleştirdirler. Türk başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mısır'a yaptığı bir ziyaret esnasında Mısırlıları laikliğin dinden vazgeçmek anlamına gelmediğini kaydederek, laik bir anayasa yapma işini üstlenmeye çağırmıştı. Erdoğan şöyle dedi: "Laiklikten korkmayın. Umarım ki Mısır'da yeni rejim laik olacaktır." Ve laikliğin dine karşı olmadığını vurguladı. İslam aleminde, laikliği savunan ve laikliğin İslam'la bağdaşdığını sunmaya çalışan çeşitli liderler ve hatipler vardır. Burada sorulması gereken soru onların gerçekten laikliğin ne olduğunu bilip bilmedikleridir. Yoksa onlar inslanların duyguları ve değerleriyle mi oynamaktadırlar?! Laiklik kelimesinin muciti George Jacob Holyoake, "İngiliz Laikliği" isimli kitabında laikliği gerçek anlamıyla şu şekilde tanımlamıştır: "İnançtan kaynaklanan bütün düşüncelerin dışlanmasını esas alan doktrin" "... Ve esas olarak, teolojiyi müphem veya eksik, güvenilmez veya inanılması güç bulanlar için tasarlanmıştır." Şimdi, laiklik fikrini getiren kişiyi mi dikkate almalıyız? Yoksa İslam alemindeki, bu sahte entelektüelleri ve yöneticileri mi?! Yoksa bunlar halen gittikleri yönün farkında değiller mi? Şayet farkındalarsa, bu durumda sorulması gereken soru; İslam'ı müphem, eksik, güvenilmez ve inanılması güç mü bulmaktadırlar?! Naveed Butt Hizb-ut Tahrir Pakistan Resmi Sözcüsü İngilizce aslına yakın İslamdevleti.org için tercüme edilmiştir. |