Anasayfa arrow Yazarlar arrow Editör arrow Türkiye Üzerine Bir Analiz...
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

2/26 Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi muradetti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır,
Bir Hadis

"...Cihad, Allah beni gönderdiği günden, ümmetimin sonuncusu deccal ile savaşasıya kadar yürürlüktedir. Zalimin zulmü ve âdilin adaleti bunu geçersiz kılmaz." Ebu Davud, k. Cihâd, 2170
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Türkiye Üzerine Bir Analiz... Yazdır E-Posta
İslamdevleti.org
31 Aralık 2011 Cumartesi

Adnan Khan*

2010 yılında, Türkiye'nin uluslararası alanda ön plana çıkmasına ve herkesin dikkatini çekmesine şahitlik etti. Bazı analistler Türkiye'nin son zamanlardaki iddialı çıkışını bir ulusun, bazı uluslararası meselelerde liderlik rolünü oynamasıyla birlikte yeniden güç kazanmak olarak tanımlamaktadırlar. Nükleer programıyla alakalı İran'la müzakereler yapılması, tartışmalı bölge hususunda Azerbaycan ve Ermenistan arasında aracılık yapılması, İsrail ve Filistin arasında dolaylı müzakerelere iştirak edilmesi, Doğu Avrupa'da bazı ulusların Osmanlı yeniçerilerinin geri döneceği zannı içerisinde bırakmıştır. Türkiye Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla Doğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkas pazarlarına tedarik etmeye muktedir oldu. Aynı zamanda Osmanlıların ardından uzun süredir mevcut olmayan yeni bir güveni Türkiye sınırlarının ötesinden sergiledi. Çeşitli uzmanlar Türkiye'nin yükselişini Yeni-Osmancılık olarak tanımlamaktadırlar. Stratfor dedi ki; "Türkiye de Rusya gibi yükselen bir yoldadır. Ankara, geçmiş birkaç on yılı jeopolitik münzevi/inzivaya olarak geçirdikten sonra Osmanlı devrinin tesirlerini tekrar keşfetmektedir. Osmanlının tesiri İslam aleminden Orta Doğu'ya, Orta Asya ve Güney Asya'ya, buna ilaveten Avrasya'daki Balkan ve Kafkaslara yayılmaktadır. Burada gördüğümüz, çevresindeki çeşitli bölgeleri incelemeyi, muhtemel fırsatlardan faydalanma teşebbüsünde bulunmayı içeren dikkatli bir Türk stratejisidir. Direnişle karşılaştıkları yerde Türkler geriye çekiliyorlar. Az bir direnişle veya herhangi bir direnişle karşılaşmadıkları yerlerde ilerliyorlar. Tamda bu başlangıcı hazırlayıcı keşif hareketleri, jeopolitik uyanışta Türk girişimleri belirleyecektir. " (24)

John Feller, Foreign Policy in Focus'un müdür yardımcısı şöyle dedi: "Türkiye hızla gelecekteki süper devlet için muhtemel bir aday oluyor. Dünya ekonomisinde 17. yere sahip ve Goldman Sachs'a göre, 2050 yılına kadar ilk 10'a girebilme ihtimali çok yüksek. Ekonomik gücü de çok iyi savunulmuştur. On yıllarca NATO'nun asistanlığından sonra, Türk ordusu artık bölgesel bir elektrik santraldir. Belki de en önemlisi Türkiye Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında hayati bir kavşakta bulunuyor.  Bizans'ın yıkıntıları üzerinde, geneli Müslüman demokrasisi, enerji siyasetinin bağları üzerinde kurulmuş otururken dahi, İslami ve Yahudi-Hristiyan gelenekleri arasında köprü kuruyor. Bir zamanlar tüm yollar Roma'ya çıkardı, bugün tüm boru hatları Türkiye'ye çıkıyor gibi görünüyor. Süper devlet statüsü gayrimenkullerin kurallarını takip etseydi -konum, konum, konum- o zaman Türkiye şimdiden dağın zirvesine yakın olurdu. " (25)

Osmanlı Hilafeti'nin feshedilmesinden bu yana, Türkiye kendisini Batı ile uyumlu hale getirmek için çalıştı. Sovyet Birliği ve Birleşmiş Devletler arasındaki rekabet süresince Türkiye sağlam bir şekilde Batı'nın tarafındaydı ve dahilen yapılan tüm İslam'a dönüş çağrıları saldırgan laiklik ve Mustafa Kemal ilkeleri tarafından boğuldu.

2010 yılında Türkiye'nin iddialı çıkışı şu alanlarda olmuştur:

Kafkasya:

Türkiye, Osmanlı Hilafeti altında 18. ve 19. yüzyılda savaştı ve bazı savaşlarda yenildi. Bu da Osmanlıların Rusya'ya toprak bırakmasına neden oldu. 1924'de Osmanlı Hilafetinin yıkılması, Ermenistan'la Ermeni katliamı olarak bilinen birtakım olayların vukuu bulmasına neden oldu. Bu, Kafkas ulusları ve Türkiye arasındaki düşmanca alakayı belirledi. Bugün Rusya ve Türkiye'de bu bölgede taban tutmaya çalışıyorlar. Şu günlerde Türkiye Ermenistan'la alakaları normalleştirebilmek için uzunca bir sürecin ortasındadır. Görüşmeler uzun ve ağır geçmişti. Bu görüşmelerden her iki ulusun da imzaladığı protokoller çıktı. Bu tür müzakerelerin sonuçları doğası gereği Azerbaycan'la bağlantılıdır. Zira Azerbaycan tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesi probleminin Ermenistan ve Türkiye arasında yapılacak bir antlaşmayla çözülmesini istiyor. Azerbaycan'ın tartışmalı bölge üzerindeki talep hakkının Türkiye tarafından altının yeterince, önemle çizilip çizilmediği hususunda şüpheleri var. Buda Azerbaycan'ın yüzünü Rusya'ya dönmesine neden olmuştur. Rusya kendi çıkarları için Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'yi birbirlerine karşı kullanmayı başardı.

Enerji:

Türkiye'nin coğrafi konumu bu bölgeyi bir enerji kanalı haline getirdi. Türkiye'nin gaz ve suyolları, ham petrol ve doğalgazı alıyor, bunları rafine edip Avrupa pazarlarına satıyor. Türkiye devamlı olarak, Rusya'nın -ağının etrafını dolaşan Nabucco gibi- Avrupa enerji projelerini savunuyor.

Bir analistin söylediği gibi; "Avrupa enerjisi için çeşitlilik arz eden bir diğer güvenli koridor/geçit Türkiye'dir. Hali hazırda Hazar Denizi'nin iki ana boru hattının son noktası Türkiye'nin Akdeniz kapısı, Ceyhan, Avrupa'nın gerekli olan alternatif petrol ihtiyacını karşılıyor. Fakat Türkiye, Avrupa için bir enerji merkezi olabilme potansiyeline sahipken, AB'ye yapması gereken çok iş düşüyor. İlk parlamento gündemi, Türkiye'den Avusturya'ya, Bulgaristan'dan Romanya ve Macaristan'a uzanan Nabucco gaz boru hattını gerçekleştirebilmek için bir diplomatik taarruzdur. Bu proje, Hazar kaynaklarının Avrupa'ya ulaşabilmesi için bir diğer kilit alternatif hat sağlayacak ve enerji bakımından Rusya'ya aşırı derecede bağımlı olma durumunu iyileştirecektir." (26)

Rusya'nın enerji kaynaklarını dış politika aleti olarak kullanılmasıyla, eski dünya iktidarı tarafından Ukrayna'nın, Litvanya'nın ve akabinde Avrupa'nın rehin alındıklarını gördük.

Avrupa ve özellikle Fransa ve Almanya'nın, Rusya'nın enerji hidro karbonlarına bağlı oldukları birçok defa açığa vuruldu ve şu anda Rus enerjisinden bağımsız olabilmek için tek alternatifi Türkiye temsil ediyor.

Orta Doğu:

Türkiye, uranyum zenginleştirmesinden dolayı İran'a karşı yaptırım programı uygulama girişiminde bulunan P5 +1 grubuna dahil değil. ABD, ulaşılmış olan tüm anlaşma ve sözleşmelerden döndü. Buda İran'ın nükleer silah meselesinin şu anki dereceye tırmanmasına yol açtı. ABD, bölgedeki diğer çıkarlarını koruyabilmek için nükleer soğukluğu kullanmaya devam ediyor. Amerika, körfez Arap ülkelerine güvenlik önlemleri sağlamakla bir stratejik avantaj kazandı. Aynı zamanda İsraillileri de bir güvenlik anlaşması yapmaya mecbur bıraktı. Türkiye ve Brezilya'nın İran'ın nükleer uyuşmazlığını hafifletmek için yaptığı nükleer yakıt takas teklifi, ABD'nin İran'a karşı yaptırımlar tasarısını sunduğu aynı günde yer aldı. Türkiye'nin Orta Doğu'daki çeşitli pozisyonlarının Amerika'nınkinden hiçbir farkı yoktur. Türkiye aktif olarak iki devletli çözüme yönelik çalışan barış sürecini başlatmak için dolaylı görüşmelerde yer aldı. Keza, Amerika'nın Irak'tan paçasını kurtarabilmek için güvenebileceği uluslara ihtiyacı vardır. Ve Türkiye bu hamilik rolünü oynamaktan çok memnundur. RAND düşünce kuruluşu uzmanı Stephen Larrabee, Türkiye'nin Orta Doğu'daki rolüne dair şöyle dedi: "Türkiye'nin yeni etkinliği, soğuk savaşın sonundan bu yana yapısal değişikliklere bir cevaptır. Ve şayet uygun bir şekilde yönetilirse bu Washington ve Batılı müttefikleri için bir fırsat olabilir. Türkiye, Orta Doğu'ya bir köprü olarak kullanabilir." (27)

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP):

Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan Fazilet Partisi'nden ayrılıp, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurduklarında, her ikisi de Amerika'yla sıkı bağlar kurmaya başladılar. Ordunun gücünü kırabilmek için birçok reformlar yapılırken AKP stratejisinin merkezini 5 Haziran 2006'da Türk ve Amerikan yönetimi arasında Abdullah Gül ve Condoleeza Rice tarafından imzalanmış ‘stratejik ortak vizyon' belgesi oluşturmaktaydı.

Toplantıda şu doğrulandı: "Stratejik vizyon belgesi, ortak vizyonumuzu, etkin işbirliği ve yapısal diyalog vasıtasıyla müşterek gayrete dönüştürmeye yönelik Türkiye ve ABD konsensüsünü doğrulamaktadır."(28)

AKP ve ABD şu noktalar dahil birkaç mesele üzerinde anlaşmışlardır:

-İsrail-Filistin problemini, iki devletli çözüm bazında, uluslararası çaba dahil, Arap-İsrail problemine kalıcı çözüme yönelik uluslararası çabaları destekleme,

-İran'ın geçenlerdeki P5 +1 inisiyatifi dahil Karadeniz bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Afganistan'da istikrar, demokrasi ve refaha katkıda bulunmak amacıyla nükleer programıyla alakalı diplomatik çabaları destekleme,

-Hazar havzası dahil, çeşitlendirilmesi vasıtasıyla enerji güvenliğini geliştirme,

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nden "ABD ve Türkiye: Model bir ortaklık" başlıklı bir oturum düzenlendi. Şöyle bildirildi:

"Bu işbirliği, küresel finansal bir krizin yanı sıra Afganistan, Irak, İran, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu'da ciddi güvenlik meseleleriyle karşı karşıya olduğumuz bir ortamda her iki devlet için de elzemdir." (29)

Türkiye'nin yükselişi:

İkinci Dünya Savaşının sonundan bu yana, soğuk savaş ve körfez savaşları boyunca Türkiye ABD'nin tarafında durdu. Şu anda Kafkaslar güç kazanan Rusya'nın, eski cumhuriyetlerin etkisi altında olmaya ve ülke dahilini korumak için tampon bölge oluşturmaya çalıştığı sıcak bir bölgedir.

Bölgedeki uluslarla alakalar kurmaya dayanan Türkiye'nin manevraları Rusya'nın menfaatlerini karmaşık hale getirmiştir ki; bu aynı zamanda ABD'nin bölgedeki stratejisi ile uyumlu haldedir. Enerji alanında Batı Türkiye'yi Rusya enerjisine bağımlılığa karşın bir alternatif olarak sunmuştur. Türkiye Rusya enerjisine karşı bir alternatif hat haline gelmekle kazanırken, bu aynı zamanda Avrupa'nın enerji çıkarlarını ve akabinde Rusya'nın etkisinin herhangi bir canlılık kazanmamasının sağlanmasında ABD çıkarlarını gütmekte/karşılamaktadır.

Benzer şekilde Türkiye'nin Orta Doğu hakkındaki düşüncesi, ABD'nin bölge için stratejisi kapsamındadır -iki devletli çözüm gibi-. ABD, İsrail'e adım attırmaya ve bölgedeki Müslüman uluslarla, barış sürecinde çok az ilerleme kat edilen 10 yılın ardından, alakaları normalleştirmeye çalışmaktadır.

2011 ve sonrasında Türkiye'nin rolü daha fazla önem kazanacaktır. Türkiye, Irak'taki siyasi sürecin oluşumunda önemli bir rol oynadı. Kafkaslarda ve Orta Doğuda arabuluculuk yapmaya devam edecektir. Şuanda Türkiye'nin yükselişi ABD veya onun Batılı müttefikleriyle çatışmamaktadır. Çatıştığında Türkiye'nin nasıl yanıt vereceği, Türkiye'nin hakimiyet yolunda bağımsız bir güç mü yoksa diğer güçler için hamilik rolünü oynayacak bir güç mü olduğu ona göre söylenebilecektir. AKP, ABD ile bağlar kurdu ve ABD'nin füze kalkanlarının Türkiye'de konuşlandırılmasına izin verilmesi kararıyla alakalar iyice derinleşmiştir.

Ancak hükümetler geçicidir ve altta yatan eğilimler değişmez. Türkiye'nin, sınırlarının ötesindeki hırsı ABD'yi kaygılandırmıştır! Zira ABD, Wikileaks belgelerinde Türkiye'nin güvenilirliği hakkındaki kaygılarını belirtmiştir. Türkiye'nin dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin hırsını ana hatlarıyla, 2009 yılının ekim ayında bir konuşmasında şöyle özetlemiştir: "Balkan tarihi bir başarı öyküsüydü. Bu başarıyı tekrar keşfedebiliriz. Bu başarıyı, bir asıl hakimiyet oluşturmakla tekrar kurabiliriz ki bu Osmanlı Balkanlarıdır. Biz bu Balkanları tekrar kuracağız. İnsanlar beni yeni Osmanlı olarak isimlendiriyorlar, bu nedenle Osmanlı Devletini bir dış politika meselesi olarak telmih etmek istemiyorum. Temelin altında yatan hedef Osmanlı mirasıdır. Balkanların Osmanlı asırları başarı öyküleriydi. Şimdi bunu tekrar keşfedeceğiz."(30)

Orijinali için bakınız: Strategic Estimate 2011

Notlar:

24 - Republished with the permission of STRATFOR, Russia, Turkey: The Resurgent Powers' Wary Approach, June 25th 2009 and Turkey's Ongoing Resurgence, January 7th 2010, www.stratfor.com

25 - Feffer, John, Turkey: Stealth superpower,' AsiaTimes online, June 15th 2010, http://atimes.com/atimes/Middle_East/LF15Ak02.html

26 - See http://www.henryjacksonsociety.org/stories.asp?id=435

27 - F. Stephen Larrabee, ‘ Turkey Rediscovers the Middle East,' July/August 2007

28 - See, http://www.kerkuk.net/haberler/haber.aspx?dil=2057&metin=200607079

29 - "Wexler urges US to positively ‘channel' Turkey's value". Sunday's Zaman, May 2009

30 - Transcript of speech, http://www.ius.edu.ba/dzsusko/Davutoglu_transcript_dzs.doc

 

khilafah.com

*Adnan Khan'ın Strategic Estimate 2011 adlı kitabının Türkiye ile ilgili bölümü İslamdevleti.org için tercüme edilmiştir. Kitabın tamamını okumak için buraya tıklayınız... (İngilizce) (PDF)

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |