Anasayfa arrow Yazarlar arrow Zeynep Afra arrow ÖLÜME GÜLÜMSEYEBİLMEK...
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

12/36 Hapse, onunla beraber, iki genç daha girdi. Biri, "Rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi; diğeri "Başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm" dedi. "Bize bunu yorumla; senin iyi bir kimse olduğunu görüyoruz"
Bir Hadis

"Kafirler savaştıkça hicret durdurulmaz." Buhari, K. Bey’at, 4103
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

ÖLÜME GÜLÜMSEYEBİLMEK... Yazdır E-Posta
Zeynep Afra
20 Ağustos 2011 Cumartesi

Ölüm Allah'ın canlılara vermiş olduğu hayatın ecelin gelmesiyle son bulmasıdır. Ölümün adı dahi anılınca herkes korkar, konusu kapatılmaya çalışır. Fakat her ne kadar ağız tadını bozsa da saklanmayan bir gerçek, kovsanda bir gün mutlaka ziyaret edecek olan istenmeyen misafirdir ölüm. Nasıl ki dünya hayatına gelmeden önce anne karnındaki bekleyiş, o minik insanın inşa edilişi insana ilginç muaazzam bir tefekkür geliyorsa. Ölümden sonra insanın Ahirete intikal edeceği, kabir durağındaki o bekleyişte insanı ürküten bir tefekkürdür.

Ölüm sonrasında hesabın olması ve dünya hayatına bağlayan nimetlerin vazgeçilmezliği kişiyi ölümden korkutur hale getirir. Her insan amelinin karşısına nasıl çıkacağı endişesiyle hayat sürer. İyi amellerle Allah'ı razı etme peşinde koşan bir kula, Azrail güzel görünür ve kişi ölümün korkutan yüzüne tebessüm eder. Bunun tam tersi gerçekleşirse kişi son bir şansın bile olmadığı bu çaresiz anda kaçacak hiç bir yer ve kendini kurtaracak hiç bir kimse bulamaz.

Herkesin bildiği ama hep göz ardı ettiği, ölümden önceki hayatın, ölümden sonraki hayat için yaratılmış olmasıdır. Ve Ölüm haberi alınca birisi, şöyle düşünebiliyor; "gencecik gitti, her şey bitti onun için'' vs...  Cahiliye de olduğu gibi ölümün yokoluş ve son olduğunu düşünenler vardır. Oysa ölüm asıl başlangıç noktasıdır. Oyunun, imtihanın, bitmeye mahkum olan hayatın son bulmasıdır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı." (Ankebut 64)

Dünyanın şatafatı asıl hayatın hakikatını perdeler bazı gözlere. İnsanoğlu çevresinde her geçen gün hayatını yitiren birini dahi görse bir gün kendisine sıra geleceğini konduramaz. Ve de asıl hayatı olan ölüm sonrası hayat için değil de hala ölümden önceki hayat için mücadele vermeye ve hırs göstermeye devam eder. Kendisine sıranın gelmeyeceğini düşünmesinin sebebi ise, sıradan ve monoton hayata alışıp kendini kaptırması, derin tefekkür edememesi ve ölümün genelde yaşlılara yakıştırılmasıdır. Oysaki Allah Azze ve Celle her insan daha dünyaya gelmeden, ona belirli bir ömür biçmiştir ve ecelinin hangi vakit ve satte vuku bulacağını belirlemiştir.

Her gün milyonlarca insanın eceli gelsede kişinin en yakının başına gelmeden ecel vakıasını tam anlamıyla derin şekilde kavraması mümkün olmayabiliyor maalesef. Eğer evladını, annesini babasını, kardeşini yahut kendine çok çok yakın hissetiği birini kaymetmişse, kişi o zaman ölüm gerçeğini daha yakinen hissedebilir. Ölümü gerçekleşen kişinin artık varolmaması onun gülüşünün, konuşmasının, ağlamasının ebediyen yok olması insanlara normal dışı olarak gelir. Ve alışılmış bir hayatın dışına çıkıldığı bu anda insan ölüm gerçeği ile yüzleşir. Onun yerinde kendinin de olabileceğini düşünür. Çünkü onu çok tanıdığı için hep aklindan "ne farkımız vardı ki onunla" der. Sevdiğini bir çukura bırakıp, üstüne toprak atıp sonra da onu orda yapayalnız bırakıp tekrar bomboş evine gelince o zaman anlar ölümün hakikatini.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurdu:

"Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara 216)

Hadisi şerifte de şöyle geçti:

"Sizin hayır bildiklerinizde şer,şer bildiklerinizde hayır vardır." (Hadisi şerif)

Bazı insanlar kulaklarına ve kalplerine çirkin ve korkunç gelen durumlara karşı şer olarak bakar. Ölümde onların şer sözlüklerinde baş sırayı alır. Oysaki bizim üzerimizde irademiz dışı gerçekleşen bu tür olayların hayır veya şer olduğuna vakıf değiliz. Belki kişi yaşasaydı bu onun için şer olabilirdi... Allahu Teala herkes için bir vakit belirlemiştir. Erken yahut geç... Ve bunu neye göre belirledi neden kulunun canını aldırdı meleği Azraile, bunu biz bilemeyiz ve buna kötü nazarla bakamaz, bunun araştırmasınada giremeyiz.

Kimisi; "Allah sevdiği kullarını yanına alır" der. Ya da; "Allah onu cezalandırdı" der? Bunların hepsi merhumların arkasından yapılan felsefi ve psikolojık söylemlerdir. Bunun mükafat mı ceza mı olduğu insanların ilmi dahilinde değildir. Ve bunun hayır veya şer olduğunu da bilemezler. Kişinin bilgisi dahilinde olan tek şey ECELİN HABERSİZ GELMESİYLE ÖLÜMÜN GERÇEKLESMESİDİR.

Bunun dışında yapılacak olansa Allah'tan o kişi için rahmet dilemektir. Aksi takdirde kişi iki dudağı arasından çıkana, duygularına kapılarak dikkat etmeden, neden nasıl gibi sorularla uğraşıp ve bunlara kendi keyfince cevaplar verip cümlelerini keşkelerle doldurup, vakıaya muhalefet ederse Allah muhafaza kişinin imanını çatırdatarak onu kaybetmesine bile neden olabilir.

İşte böyle hallere düşmemek için ölümü kavramak ve neticesinde nelerle karşılaşılacağını bilmek gereklidir. Hayat veren ve hayatı geri alan sadece Allahu Tealadır. Biz ne kadar tedbir alsak da, kaçsak da isterse sarp kalelerde olsak da vakit geldiğinde ölüm yetişir. Ya da biz ölmeyi arzu etsek dahi Allah izin vermedikçe bu gerçekleşemez.

Allahu teala şöyle buyuruyor;

"Yazılı bir ecele bağlı olarak Allah'ın izni olmadan hiçbir nefis ölecek değildir." (Ali İmran 145)

Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir. İster ise sarp ve sağlam kalelerin içerisinde olsanız bile." (Nisa 78)      

İslami bakışa sahip olmayanlar ölümün sebebinin Allah'ın takdiri olması fikrinden ziyade başka türlü düşünebiliyorlar. Mesela; balığa yalnız gitmeseydi belki onu biri boğulmaktan kurtarırdı, ya da emniyet kemerini bağlasaydı sadece yaralanırdı diyebiliyorlar. Oysa bakınız Allahu teala buyuruyor ki;

Yaşatan da öldüren de Allah'tır. Ey iman edenler! Sizler kafirler gibi olmayın. Onlar "Bizim yanımızda olsalardı, (sözümüzü tutsalardı, binmeselerdi, yutmasalardı, yapmasalardı...) ölmezlerdi" derler." Al-ı ımran 3/156

Ölümün tek bir sebebi vardır o da ecelin gelmesidir. Kesin sonuca götüren sebeptir. Oysa bazen ölüm sebebi gibi görünen boğulma, kurşunlanma, düşme gerçekleşince ölüm  gerçekleşmiyor. Hüküm sadece Allahındır. O izin vermedikçe ve istemedikçe ölüm gerçekleşmez.

Haşr suresı 18. Ayette;

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Herkes yarın (kıyamet günü için) ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdârdır.

Ölüm gerçekleştiği an pişman olanlardan olup, son bir şans daha Rabbim, beni dünyaya bir kere daha gönderde iyi bir kul olayım diyenler gibi olmamak için, içinde bulunduğumuz anın kıymetini bilelim. Çünkü ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz. Bilelim ki, bizler şu anda iki gün arasında bulunuyoruz: Biri geçmiş diğeri gelecek gün... Geçmiş olarak gün, hatasıyla sevabıyla bitmiştir. Gelecek gün ise bizlerin yetişip yetişemeyeceği meçhul bir gün olarak duruyor. Öyleyse tek sermayemiz bugünümüz. Her ne varsa bugünde var. Peygamberimiz;

"Yarın yaparım diyenler helâk oldu." (Hadis, Berika)

Cehennem yarını olmayan insanlarla dolu...

Doktor hastasına şu kadar zamanın kaldı, çare yok, öleceksin dediğinde, İslam'ı bilen bir Müslüman'sa bu hasta,  tamamen hayat stilini değiştirir, son günlerini Allah için iyi geçirmeye çalışır. Bunu bizlere doktor değil Rabbimiz defalarca diyor öleceksiniz diye. Onun için ne hazırladığımıza dikkat etmeliyiz. İçinde bulunduğumuz hayırlı Ramazan ayını ihya edelim, bu fırsatı da kaçırmayalım. Unutmayalım ki, herkesin salası okunacak, omuzlarda taşınacak ve kabre konacak, o gün gelmeden kendimizi hesaba çekelim ölmeden önce ölelim ki ve hayatımıza çeki düzen verelim ki öldükten sonra pişman olmayalım.

İslam davasını hakkıyla taşımaya çalışalım ve bu davanın bütün müslümanlarının sorumluluğu olduğunu, bunun sünnet mendup değil farzların en büyüğü olduğunu bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım.

Vakit öldüren ölülerden değil, dipdiri eylemlerle vakitlerini dirilten, dirilerden olalım İnşaAllah.  Böyle olursak ölüm meleğine tebessüm edebiliriz.

Zeynep Afra
18/08/2005 

Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |