Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow İSLAM BELDELERİNDEKİ DEVRİM, BU DEVRİMİN POZİTİF VE NEGATİF YÖNLERİ...
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

75/35 Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!
Bir Hadis

"Kafirler savaştıkça hicret durdurulmaz." Buhari, K. Bey’at, 4103
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
13 Ağustos 2011 Cumartesi
İSLAM BELDELERİNDEKİ DEVRİM, BU DEVRİMİN POZİTİF VE NEGATİF YÖNLERİ... HİZBİN BU DEVRELERDEKİ ROLÜ...

Sizlerin de bildiği gibi İslam alemi değişim rüzgârları ile çalkalanmaktadır. Maalesef adını bizlerin koyamadığı bu değişime veya başkaldırıya kimileri "Yasemin Devrimi" kimileri de "Arap Baharı" adını taktılar. Bu gibi adlandırmalar baskı ve zulme başkaldırının İslami bir noktaya meyletmesinin önünü kesmek için başka alanlara kaydırılması yönündedir.


DEVRİMİN POZİTİF YÖNLERİ:

Şu bir gerçek ki; bu yöneticiler mazlum ümmeti yirmi, otuz hatta kırk yıldan beri kuvvet yoluyla yönetmekte, ümmetin kanlarını emmekte, kafir efendileri tarafından dayatılan zalim kanunları tatbik etmekte, efendileri ile birlikte ümmetin servetlerini yağmalamakta, ırzlarını ve doğal insan haklarını çiğnemekte, dinini ve mukaddesatlarını hakir görmektedirler. Bilinen ve görünen odur ki; ister modern kılıflara bürünmüş olsun ister bizzat diktatör vasfı ile öne çıkmış olsun bu asrın firavunlarının zulümleri, tüm sınırları aşacak dereceye ulaşmıştır.

Ümmetin zulümden kurtulmak için çalmış oldukları bütün kapılar başka bir zulümle karşılarına çıkmıştır. İşte mazlumların ‘bu zulüm ne zaman bitecek' dediği an gelip çatmıştır.

Nitekim bu ayaklanmalarda gördük ki insanlar komadan uyanırcasına bir uyanış sergilediler. Yıllardır ortaya koyamadıkları cesaretlerini toparlayarak ister güvenlik güçleri olsun isterse sömürgeci Batılı devletlerin tuzakları ve hileleri olsun hiçbir kimsenin ve hiçbir şeyin yollarını engelleyemeyeceği bir şekilde sokaklara dökülmüştür.

Ölse de, gözünün önünde insanlar silahlarla taransa da mazlum ümmet artık korkuyu unutmuş ve zalim yöneticiler devrilinceye kadar meydanlardan evlerine dönmemeye kesin karar vermiştir. Öyle ki bazı bölgelerde bu ayaklanmalar günler, haftalar ve hatta aylarca sürmüştür.

İnşaAllah ümmetin bu ayaklanması, zalim yöneticilerin ömrünün ve zulüm zamanının sona erdirilmesinin habercisidir. Nitekim ResulullahSallallahu Aleyhi ve Sellem bunu şöyle müjdelemiştir;

شَاءَإِذَايَرْفَعُهَاثُمَّتَكُونَأَنْاللَّهُشَاءَمَافَتَكُونُجَبْرِيَّةًمُلْكًاتَكُونُثُمَّ

"Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır."(Ahmed b. Hanbel, müs. Kufiyyin,17680)

Tunus'ta başlayıp Mısır, Yemen, Bahreyn, Suriye ile devam eden ayaklanmalar İslam beldelerinde çok etkili gelişmelere neden olduğu bir gerçektir. 

Bu ayaklanmalar sadece zihinleri sarsmakla kalmayıp bölgede yıllardır diktatör uygulamaları ile demir yumruk olan yöneticileri ve onların arkasında duran sömürgeci devletleri de sarsmıştır.

Bu insanlar; "ne yapalım, elimizden bir şey gelmez, bizim gücümüz yok, demek ki biz bunları hak ettik ki başımıza bu belalar geldi" gibi teslimiyetçi bir vakıa anlayışından uzaklaşıp sorgulayan, gücünün olduğunu fark eden, bulunduğu halin ötesinde kazanımlar olduğunu gören bir dönüşümü adım attılar.

Bu yöneticiler Müslümanlarca sevilmedi sevilmeyecekte... İşte ResulullahSallallahu Aleyhi Ve Sellem bu noktada şöyle buyuruyor:

"Sizin en kötü yöneticileriniz, sizin nefret ettiğiniz ve sizden nefret eden ve sizin beddua ettiğiniz ve size beddua eden yöneticilerdir."(Buhari, Müslim)

Müslümanların başına birer yönetici olarak sömürgeci güçler tarafından tayın edilen idareciler Müslümanları asla sevmediler. Zaten sevmelerini gerektirecek bir neden de yoktu. Çünkü onlar bizden değildi. Onlar zihinleri, halleri ve hareketleri ile kafirlerin emri altında olan zalim zorba yöneticilerdir. Onlar İslam beldelerini kafirler adına talan eden yağmacılardır. Onların çehresi kafirlere dönüktür. Bunlar Müslümanların servetlerini sömürgecilere taşıyan, taşeron liderlerdir. Yine onlar Müslümanların inançlarına karşı olduğu gibi Müslümanlardan nefret eden bir yapıya sahiptir. Öyle olmasa idi yıllardır Müslümanlara baskı ve zulüm uygularlar mıydı?!İslam adına, Müslümanlar adına getirdikleri hiçbir şey yoktur. Onlar kafirlerden aldıkları küfür nizamları/demokrasi ile övünen aşağılık, zavallı varlıklardır.

İşgal edilmiş toprakları Filistin'i, Mescidi Aksa'yı ve diğer bölgeleri kurtarmak üzere tanklarını harekete geçiremeyen bu zalim yöneticiler söz konusu Müslümanlar olunca bakın nasıl da aslan kesiliverdiler. Zalim Suriye yöneticileri tanklarla, toplarla şehirleri, kazaları, köyleri nasılda yakıp yıkıyorlar... Müslüman avına çıkmış askerleri ve keskin nişancılarla sağa sola hiç acıma hissi duymadan kurşun yağdırıyorlar. Yahudilerin varlığı için her şeyini feda eden bunlar mı Müslümanların yöneticileri!

Yöneticilerin bu tavrı bir kez daha gösterdi ki; zalimlik ve zulüm hiçbir zaman ebedi değildir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de zalimler zulümleri ile yok olup gittiler ve de elbette gideceklerdir. Allah bize geçmişin firavunlarını, Ebu Cehillerini unutturmadığı gibi zamanımızın firavunlarını da unutturmadı. İşte Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek,Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih'ler, Libya lideri Kaddafi, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov ve diğerleri buna birer örnektir.

Libya, Mısır, Suriye gibi yerlerde Müslümanlar sadece zulmü değil sömürgeci devletlerin gerçek yüzlerini gördüler. Şunu biliyoruz ki; zulmün baskının altında ezilen, sömürülen insanlar bunun gerçek kaynağını görmekten maalesef yıllardır uzak yaşadılar. Çünkü onları öyle meşgul ettiler ki; geçim derdinden, sıkıntıdan, önlerine konan binlerce problemlerden dolayı insanlar etrafını göremez oldu.

Şu bir gerçektir ki; Müslümanların bu hale düşmesinde en büyük pay tabii ki sömürgeci kafirlerdir. Onlar Hilafeti yıktıktan sonra yapmak istedikleri işlerini taşeron hain idarecilerle gerçekleştiriyorlardı. Müslümanlar da sadece bu yöneticileri görüyor, ya onun zulmüne boyun büküyor veya onu bir sonraki seçimde indirmek için gün sayıyordu. Bu olaylar bir kez daha gösterdi ki; Hilafet yıkıldıktan sonra İslam beldelerine yerleşen kafirler bu bölgeleri terk etmemişlerdir. İşte bu ayaklanmalar hem hain yöneticinin ihanetini hem de sömürgecilerin menfaat kavgasını su yüzüne çıkarttı. Aynen Libya'da ABD-AB kavgasının belirgin bir şekilde ortaya çıkması gibi...

Libya'ya NATO müdahalesi, Bahreyn'e Suud ordusunun gönderilmesi, Suud ordusunu İngiliz subaylarının ayaklanmalara karşı yetiştirmesi, Suriye yönetimine İran subaylarının başkaldırıyı bastırma amaçlı eğitim vermeleri hem bölgedeki yöneticilerin hem de sömürgeci güçlerin ne kadar zorda olduklarının açık delilidir.

Evet, Müslümanlar onları zor duruma düşürmüştür. Çünkü Müslümanlar sömürgeci güçlerin tayın ettikleri yöneticilere ve düzene karşı bir başkaldırı sergilemiş oldular. Bu yıllardır ezilmişliği, horlanmanın, aşağılanmanın, suskunluğun kırıldığı gerçekten büyük bir gelişmedir.

Genel olarak bakıldığında olayların, Müslümanların yöneticilere karşı cesaretlenip korku engelini aşmasını ve İslamî şiarları yükseltmelerini sağlamasından dolayı olumlu bir etkisi olmuştur.

Evet, onlar Vehn hastalığından kurtulmuşlardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'e (Vehen nedir? diye sorulduğunda cevaben; "Dünyayı sevmek ve ölümü hoş karşılamamak." buyurmuştur.(Ebu Davut) Ümmet ölüm korkusundan sıyrılmıştır. Çünkü önlerinde onlarca, binlerce ceset gördüler, öldüler, öldürüldüler, en yakınlarını kaybettiler ama onlar zalim idareciler karşısında pes etmediler.

Bu hastalığının kendilerini ne hale getirdiğini yıllardır çektikleri ile gördüler, kimden korkulması gerektiğini anladır ve şu ayeti kerimeye kulak verdiler:

وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

‘‘Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.''(Bakara 196)

Zira insanlar korku çemberini aşınca harekete geçtiler ve yöneticilerin zulmünden korkmaksızın tekbirler getirerek bazı İslami şiarlarını öne çıkarttılar.

Tüm meydanlardan ise tek bir slogan yükselmektedir: "Bu yönetimlere Hayır, kahrolsun diktatörler! "Şüphesiz ümmetin bu ayaklanma tufanı belirli bölgelerde sınırlı kalmayıp aynı şekilde bütün İslam beldelerine ulaşacaktır. Onun için bu kıvılcımdan korkan hain idareciler sık sık efendilerine koşup ne gibi önlemler alınması gerektiği noktasında nasihatler alıyorlar. Fakat bu telaşınız, önlemleriniz sizi asla kurtaramayacaktır!

Batı medyası ve yerli işbirlikçileri bizlere bu ayaklanmaların Müslümanların, Müslümanca ayaklanmaları olduğunun önünü perdelediler. Sadece bir-kaç yerde namaz kılanları, tekbir getirenleri göstermekle yetindiler. Öyle bir hava estirdiler ki; sanki bu insanlar özgürlükler, hürriyetler ve batı değerleri için sokaklara döküldüler.

Batının ve yerli yandaşlarının; "aman ha bir yere gitmeyin, koşun bizim demokrasimize" diye bağrışları, sürekli çözüm olarak ayaklanan insanların önüne sunmaları neyin nesi? Eğer gerçekten bu insanlar batının değerlerini özledilerse neden bunlar telaşlanıyor?

Eğer bu ayaklanmalar sadece hürriyetler düşüncesi noktasında kalsa idi batılılar bu kadar yaygara kopartmazlar, yöneticiler bu denli saldırgan olmazlardı.

Bilgiler, yaşanan olaylar sınırlı bir şekilde bizlere ulaşsa da ortaya çıkan şudur: Ayaklananların Müslümanlar olması, batılıların atadığı hain idarecilere karşı olması, yıllardır ister baskı ile olsun ister yalan-dolanla kandırarak yumuşak uygulamalarla tatbik edilen küfür sisteminin insanların meselelerini çözmediği gibi kat kat artırdığının ortaya çıkması, ayaklananların İslami şiarlarla hareket etmeleridir...

Onun için bu hal yöneticileri ve de sömürgecileri deliye döndürmüş daha da saldırgan bir hale getirmiştir. Çünkü oyunları ortaya çıkmıştır.

Korku çemberini aşan Müslümanlar karşılarında duran devletçiklerin şişirilmiş birer balondan ibaret olduklarını, basit birer varlık olduklarını, bir örümcek evi gibi dağılıp gittiklerini gördüler.

Bu etkenlerden dolayı diyoruz ki bu ayaklanmaların insanları harekete geçirmede elbette ki faydaları olmuştur.
 

DEVRİMİN NEGATİF YÖNLERİ:

Şu bir gerçek ki bu hareketlenmeler geleceğin yeniden çizileceğine işaretlerdir. Haritalar ve topluluklar yeniden şekillenecek ve birileri tarafından şekillendirilecektir. Bunun yeniden acılarla dolu, sömürgeler, yeni yeni hain cehreler, küfür nizamları olmasını elbette istemiyor ve arzu etmiyoruz.

Ne var ki bu başkaldırılarda duygusal yön daha ağır basmaktadır. Duygusal sloganlarla zulme başkaldırı hiçbir zaman yeterli değildir. Böylesi durumlarda insanlar kendilerine uzanan her ele, yanlarında hareket eden herkese, haklarını koruyormuşçasına yükselen her sese açık olurlar. Zaten böyle olmasından dolayı da ayaklanan insanların arasına sızan dış güçler ajanları vasıtası ile kukla rejimlerini korumayı ve toparlanmayı sağlayabildiler. Muhlis olanlar her ne kadar akıtılan kanların heder olmaması için yoğun gayret sarfetmiş olsalar da dış güçler bütün imkanlarını seferber ederek onlardan daha fazla etkili olmuşlardır.

Bu da bizlere şunu göstermiştir ki; mücerret/yalın/her şeyi derinlemesine göremeyen bir kamuoyu daima kaybetmeye mahkumdur. Maalesef Mısır'da böyle olmuştur. Oysa genel bir uyanıklığa sahip bir kamuoyu olması gerekirdi ki maalesef ümmet o noktaya şu an itibari ile gelmiş değildir. Gelmesi değişim rüzgârlarını estirecek, köklü çözüm gösterecek kitlenin o bölgelerde yoğun faaliyetlerine bağlıdır. Toplumun yeniden kalkınması ancak sahih bir kitle gerçekleşir.

Doğrusu yıllardır her alana yerleşmiş güç sahiplerini yıkmak veya en azından sarsmak büyük başarıdır fakat başka bir güç sahibi ile yer değiştirmesi bu başarının kaybolması demektir. Olması gereken güç sahibinin değişmesi, yeni şahısların ortaya çıkartılması meselesi değil gerçek nusretin talebidir ki buda ideolojik taleptir. Bu olmadığı için de küfür rejimleri ayaklanmaları bir-kaç ufak değişikliklerle atlatmış oldular. İnsanlar beğenmedikçe onların karşısına yeni yüzler çıkarttılar. Böylece Amerika ve Avrupa nüfus bölgesini kontrollerinde tutmayı başardılar.

Yine Batının nüfus ettiği ve satın aldığı kişilere yeniden meselelerini çözmek için insanlar fırsat verdiler.

Müslümanlar ordu gibi güçlerini harekete geçireceklerine, Müslümanlardan oluşan orduları göreve çağıracaklarına NATO gibi haçlı ordularına fırsat kapılarını araladılar. Libya'da olduğu gibi...

Gerçek düşmanlar unutulup kardeş kardeşe saldırmıştır. Sanki husumet rejimler ve diktatörlere karşı değil de kendi aralarındaymışçasına hareket ettiler.

Diktatörleri devirenlerin kabilecilik çatışmasına yönelmiş olmaları milliyetçiliğin ne kadar çirkef olduğunu bir kez daha gösterdi. Öyle ki; Mısırdaki kendi derdi ile ilgilenirken Libya'daki kardeşlerini, Gazze'yi hatta tüm Filistin'i unuttu.

Sahih kitle ve partiler yerine yine özgürlüklere çağıran, tavizkar, batı kültüründen etkilenmiş makyavelist lider ve partilere yöneldiler.

Batı ayaklanmaları özgürlük, hürriyetler adına sahiplenirken ayaklananlar kazanımlarının arkasında durmayarak bu başarılarını birilerine teslim ettiler.  En kötü olanı da takipçisi olmadılar, böylece ortada dolanan bireylere teslim edilen kazanımlar heder olup gitmekte...

HİZBİN BU DEVREDEKİ ROLÜ:

Bu kazanımların yok olup gitmesinin iki nedeni vardır. Bu ya ihanettir veyahut ta salih bir kitleyi görememe, onunla hareket edememedir.

İhanet olduğunu kabul etmiyoruz. Ancak ikincisi; ümmetin sahih kitleyi keşfedememe ve bu kitlenin yeterince onlara ulaşamamasına bağlıyoruz.

Ümmet bir şeyler yaptı, ayağa kalktı, zalimlere ve efendilerine meydan okudu ama sanki meydanlarda yetim bırakıldı.

Eğer bu işi salih bir kitle avucunun içerisine almaz isen ne İslam alemi ne de dünya fesattan, zulümden sükûnet bulmayacaktır. Eğer bu dönüşüm doğru bir kitle ile İslam'la sağlıklı kalkınmaya dönüştürülmez ise yeryüzü yine fesat dolacaktır. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَالَّذينَ كَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ

"Kafir olanlar birbirlerinin velisidir. Eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur."(Enfal 73)

Her ne olursa olsun insanlar yalnız başına devrim gerçekleştiremez. Bunu bu olaylarda bir kez daha gördük. İnsanlar devrimi önüne düşen, onlara yön veren partiler veya örgütler yolu ile gerçekleştirir. Dolayısı ile bu ayaklanmalara yön vermede, onlara liderlik etmede hizbin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

İşte bu olaylar ideolojik bir hizb için/İslam ideolojisine bağlı bir parti için, bu davayı yüklenenler için/İslam davasını yüklenenler için büyük bir fırsattır. Duyguları ile hareket eden insanlara ideolojik bir inkılâbın nasıl olması gerektiğini ancak ideolojik bir parti gösterebilir. Allahu Teala şöyle buyurdu:

عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

‘‘İyilik ve Allah'ın yasaklarından kaçınma üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir.''(Maide: 2)

Bu sistemlerin kökten, bütün kurumları ile değişikliğe uğrayıp sadece Hilafet olması gerektiğini bu insanlara kavratmanın tam zamanıdır.

Ümmetin yeniden öz güveni kazanması için bütün bunlara liderlik edecek bilinçli, güçlü bir liderliğe ihtiyaç vardır. Bu liderlerdeki vasfında samimi, feraset sahibi, ileri görüşlü azimkar kişiler olması gereklidir.

İslam davasını yüklenenler bu sıcak olayların tam ortasında olarak İslam ümmetinden bir parça olduklarını sergilemelidirler. Aynı zamanda ümmetin hayata bakışına yön verecek İslami fikirlerle onları buluşturmalıdırlar. Şu bilinmedir ki Hilafet devletini kuracak olan da bu insanlardır. Onların güvenini almadan bu iş gerçekleşmez.

İslam ümmetinin başlatmış olduğu ayaklanma mecrasına ve İslamî değerlere geri dönüşüne öncülük etmek onlara yeniden hayat vermek gibidir. Ki hayata dönüleri İslam ile olsun. Nitekim Resul Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ümmetin vahdetini şu kelimelerle beyan etmiştir:

"Birbirlerine karşı merhamette ve birbirlerine karşı sevgide Müslümanların misali, tek bir vücudun misali gibidir."

Dolayısıyla bu ümmetin sevinci de hüznü de fikirleri de duyguları da birdir. Bu ümmetin başlayan ayaklanma mecrası, bugün yada yarın her tarafa yayılacaktır. Bu ülkelerdeki kardeşlerimiz ve bacılarımız, tagutların yaptıklarına ve verilen binlerce şehitlere hiç aldırış etmeden aylardan beri mücadelelerini devam ettirmektedir.

Ümmetin İslami dirilişi ve yönelişi de daveti yüklenenleri de en derinden etkilemelidir. Zira artık ümmet, batı hadaratına hayranlığı terk ederek tekrar dinine yönelmiştir. İslam'ı tek çözüm, tek kurtuluş yolu olarak görmeye başlamıştır.

Yeryüzündeki diğer bütün sistemlerin fasitliği, çirkefliği ayan beyan ortaya çıkmışken İslam ideolojinin tüm meseleleri çözeceğinin, bunu yapacak olanın da İslam Devleti Hilafetin olduğunu göstermenin tam zamanıdır.

Hizb-ut Tahrir çok zor dönemler (baskılar, yasaklamalar, tutuklamalar, eziyetler) geçirse de Allah'ın fazlı ve keremiyle ilk gününden beri etkinliklerine hiç ara vermeden devam etmektedir. Ümmetin düşmüş olduğu bu hale, zulme ve despotluğa bir an dahi sessiz kalmamıştır. Buna Allah'ta şahittir, kullar da şahittir.

Nitekim Tunus'ta, Mısır'da, Pakistan'da, Bangladeş'te ateşin ortasında Suriye'de ve birçok beldede Ümmete hitap etmede gerilerde kalmamıştır. Orta Asya hakeza öyle... Tutuklansalar da, zalimlerin cezaevlerine düşseler de bu davadaki samimiyetlerini ortaya koymaktadırlar.

Şuna eminiz ki Müslümanlar, Hizb-ut Tahrir'in bu atılımını mutlaka görecektir. İslam ümmetini zalimlerin zulmünden ve kafir devletlerin sömürgeciliğinden kurtarmaya dönük etkinliklerini her zamankinden daha çok fark edeceklerdir. Çünkü artık saklı bir şey kalmamıştır.

Bu davaya sadakatle bağlı olanlar, azimlerini bileyerek, güçleri nispetinde o sıcak bölgelerde (batı güdümlü medya her ne kadar basında buna yer vermese de) var olduklarını gösterdiler. Ayaklanmaları etkileme, fasit nizamları devirip Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmak için Hizb-ut Tahrir var gücü ile çalışmaktadır. Müslümanlar için hatta insanlık için en doğru ve sağlıklı çözümün davasını güden bu kitle Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in takip ettiği metottan hiç sapmadan yoluna devam etmektedir.

Zindanlara düşmüş, kafirlerin zulmüne maruz kalmış Muhlis gençlerin, hanım bacıların kurtuluşu ancak İslam ideolojisinin yeniden hayata hakimiyeti ile mümkündür.  

İşte Suriye zaliminin elinden Müslümanları kurtaracak kimse yok, herkes seyrediyor. Rus kafirinin elinden bacılarımızı alacak ne bir devletimiz var ne de ordumuz! Zincirlere vurulmuş orduları izzete ve zafere ulaştıracak İslam ideolojisidir.

Hizb-ut Tahrir ümmeti, zalim yöneticilere, ister adı diktatör olsun isterse demokrat olsun, isterse muhafazakar olsun tamamı zalim olan fasit kapitalist rejimlere karşı kendisiyle birlikte inkar seslerinizi yükseltmeye, camide, sokakta ve yürüyüşlerde tekbir ve dualarınızı yükseltmeye, Mısır, Tunus, Yemen, Bahreyn, Suriye ve Libya'daki Müslümanlarla omuz omuza olduğunuzu, zalim rejimleri yıkıp -Raşidi Hilafet- olan tek bir İslam Devleti kurmak, Müslümanları koruyacak ve onları savunacak adil bir halife nasbetmek için diğer İslam ülkelerindeki Müslümanlarla birlikte İslam ümmetinden ayrılmaz bir parça olarak çalıştığınızı ilan etmeye çağırmaktadır. Bu, AllahuSubhânehu'nun Müslümanlara farz kılmış olduğu bir emir olup bunu eda etmekle bu davayı yüklenenler büyük bir ecre müstahak olacaktır.

Allah'ın vaadinin ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesinin yakın olduğu daha da aşikar olmuştur. AllahuTeala şöyle buyurdu:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ

"Allah, sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, yeryüzünde Halife kılacağını..." (Nur 55) vadetti.

ResulullahSallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle de buyurdu:

سَكَتَثُمَّ النُّبُوَّةِمِنْهَاجِعَلَىخِلَافَةًتَكُونُثُمَّ

" Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır."(Ahmed b. Hanbel, müs. Kufiyyin,17680)

İlk İslam/Hilafet Devletini kurmaya yardım edenler ve onun rayesini kaldıranlar, dünyanın şerefine ve ahiretin büyük sevabına nail oldular, izzet buldular.  Aynı şekilde öncekilerin nail olduğu şerefe nail olup izzete kavuşmak, onlar gibi olmak için İkinci Raşidi Hilafet'in ikamesi yolunda hiç taviz vermeden yürüyelim.

Ümmet İslam'ın hayattaki bütün mesellerini çözeceğini biliyor. Fakat bununla ilgili uygulama keyfiyetini net bir şekilde göremiyor. Onun için Hizb-ut Tahririn ümmeti bu fikir, görüş ve hükümlerin etrafında bir araya getirmeye çalışan bir parti olduğunu onlara gösterelim. Böylece ümmet İslami fikirleri kendine mal ederek bunu hayat sahasına taşımada parti ile hareket edip devleti kurarak hayata hakim kılsın...

Onun davetine icabet ediniz ki dünyanın ve ahiretin saadetine nail olasınız!

Allah'ın selamı, bereketi, rahmeti üzerinize olsun. Bütün Müslümanları en kısa bir zaman içerisinde Hilafet devleti altında toplanmayı nasip eylesin... Amin.


Tahir Şanlı
13/08/2011

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |