|
Amerika'nın İç Güvenlik eski Bakanı Tom Ridge'in, The Washington Times'de yer alan röportajında, Usame Bin Ladin'in şehit edilmesiyle alakalı şu sözleri, Batı'nın terörizmle savaşının devam ettiği ve yeni bir isim kazandığına işaret etmektedir: "Biz o adamı / o şahsı öldürdük fakat ideolojiyi değil." Son yıllarda gözler, Batı'nın sık sık kullanmaya başladığı ve yükselişe geçtiği dillendirilen bir tehlikeye yöneldi. Usame Bin Laden'in şehit edilmesinin ardından, 11 Eylül sonrası başlatılan terörizmle savaş, yerini siyasal (ideolojik) İslam'la savaşa bıraktı. Batı bizlere çeşitli İslam modelleri sunmaktadır; ılımlı İslam, demokratik İslam, modern İslam, siyasal İslam, radikal İslam, ruhanî İslam vs. Bu modeller içerisinden siyasal İslam'ın, yanlış, aşırılı ve terörizmle eş değer bir model olduğunu söylemektedir. Ayrıca siyasal İslam'ın, bir ideoloji olduğunu görmekte ve bunu, kendi ideolojisi Kapitalizm için büyük bir tehlike olarak algılamaktadır. Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere, İslamiyet ile İslamizm (siyasal İslam) arasında büyük ayrım olduğunu belirterek, her iki kavram arasında kesin bir çizgi konulması gerektiğini vurgulamaktadır. Siyasal İslam meselesine devam etmeden önce, Batı'nın kafaları karıştırmak için ortaya attığı ve Müslümanları inandırmaya çalıştığı, İslam'ın çeşitli modellerinin olduğu fikrine dönmek gerekirse, İslam bir tek dindir. Çeşit çeşit versiyonları ve modelleri yoktur. Zira bu, İslam'ın doğru din ve hakikat olma doğasına da aykırıdır. Allah Azze ve Celle'den gelen vahy 1400 yıldır bir mucize olma özelliğini korumaktadır. Dolayısıyla İslam Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e indiği günkü gibi tektir. Eksiksiz ve bir bütündür. İslam'ın siyasîsi, İslam'ın ılımlısı, İslam'ın radikali, İslam'ın demokrasisi, ruhanî İslam diye birşey yoktur. Şöyle ki İslam, insanın akidevî problemlerine açıklık getirir ve ibadetini düzenler. Devleti yönetmesiyle ilgili meseleleri ve insanların aralarındaki sosyal alakaları Şer'î kanunlar üzerine oturtur. İnsanın ahlakını, giyimini, yemesi ve içmesini Şeriat'a bağlar. Yani hayattaki tüm alanları kapsar. Sadece ruhanî alanı veya sosyal alanı veya siyasal alanı düzenleyip, insanın hayatında boşluklar bırakmaz. Kısacası İslam, hayattır. Müslümanlar olarak bizlerin, bir yandan "Allah Azze ve Celle'nin Dini'ne inanıyorum" deyip, diğer yandan Allah'ın dininin bir kısmını alma ve diğer kısmını terk etme gibi bir cürüm işleme hakkımız yoktur. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ Aralarında Allah'ın inzal ettiği ile hükmet, onların hevalarına uyma. Ve Sen, Allah'ın indirmiş olduğundan bir hüküm dahi olsa, Seni saptırmak isteyenlerden mutlaka sakın ve eğer onlar yüz çevirirlerse, bil ki, Allah, bir kısım günahları sebebiyle onlara mutlaka musibet verecektir. Ve hiç şüphe yok ki insanların birçoğu elbette fasıktırlar. (el-Maide 49) Evet, İslam bir ideolojidir ve siyaset İslam'ın ayrılmaz bir parçasıdır. Tıpkı kelime-i Şahadet getirmek gibi, salah (namaz) gibi, Kâbe'yi tavaf gibi, zekât vermek gibi, oruç tutmak gibi. Hatta birçok Şer'î hükmün uygulanması siyasî otoriteyi gerektirmektedir. Üzerinde araştırmalar yapılan "siyasal İslam" terimi, İslam ideolojisinin tüm hayatı kapsayan bir sistem olarak, insanoğlunun tüm işlerinin üzerine uygulanması anlamını taşımaktadır. Tarih Profesörü Antony Black, "Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi, Peygamberden Bu güne" isimli kitabında siyasal İslam'ın köklerinin 7. yüzyıla dayandığını belirtmektedir. Müslümanlar, İslam Devleti'nin kurulmasından yıkılmasına kadar İslam'la siyaset edilmişlerdir. Batı'nın İslam Devleti'ni yıkmasının ardından, İslam ideolojisini hayata tekrar hâkim kılmak için Hilafet'i kurmayı hedefleyen siyasî faaliyetler olmuştur. Yıllarca Batı, İslam âlemindeki kuklalarıyla bu siyasî faaliyetleri söndürmeye çalışmıştır. Hatta tanklarına, füzelerine, silahlarına sarılmıştır. Şehitlik mefhumuna sahip Müslümanların bu şekilde mağlup edilemeyeceğini anlayınca bu savaşın fikrî boyutuna ağırlık vermeye başlamıştır. Batı, sadece Müslümanların ellerinden siyasî otoriteyi almakla, topraklarını işgal etmekle İslam'ı onlardan koparamayacağını bilmektedir. Yani bu savaşın fikrî bir savaş olması gerektiğinin farkındadır. Tom Ridge aynı röportajda şöyle demektedir: "İşte bu, üzerinde, mevcut fikir savaşlarının verildiği savaş alanıdır... Daha yapılması gereken çok iş var." Batı, ideolojik İslam'a karşı kendi fikirlerini sunmaktadır. Müslümanlara bunlarla meydan okumaktadır. İmkânsızı başarmak için büyük çaba sarf etmektedir. Doğal olarak yenilmesi mümkün olmayan bir ideolojiyi alt etmekte büyük sıkıntı çekmektedir. Oysaki İslam, Yaradan'dan gelmiştir. Batı'nın Kapitalizmi gibi kul yapımı değildir. Ve işte bu yüzden bugün İslam âlemindeki binlerce Müslüman Kapitalizmi değil Şeriat'ı arzulamaktadır. Ve işte bu yüzden topluca secdeler yapıp, nusret dualarıyla, başlarındaki hain yöneticilerin alaşağı edilmesini istemektedirler. Ve işte bu, Allah Azze ve Celle'nin izniyle gerçekleşecektir. O zaman Müslümanlar, Mavi Marmara'ya yapılan vahşi saldırının yıldönümünde boynu bükük kalmayacaklar. O zaman, Sırp kasap Ratko Miladiç gibi caniler, "(Srebrenitsa katliamını kast ederek) Bu somut olay hakkında bir şey söylemek istemiyorum ama genel olarak kendime soruyorum; Acaba ‘kitlesel katliam' kavramı, ‘soykırım' kavramı bu tür suçlar için gerçekten gerekli mi?" diyen hâkimler tarafından yargılanmayacaklar. Velhasıl, "terörizm" veya "radikal İslam" veya "İslamizm" veya farklı farklı birçok isim... netice hiç değişmemektedir. Kâfirlerin içlerinde sakladıkları veya açıkça dışlarına vurdukları kinleri o kadar büyük ki, dört bir yandan Müslümanlara saldırmaya devam etmektedirler. Müslümanlar uyanık davranıp kâfirlerin oyunlarına gelmedikleri ve Allah Azze ve Celle'nin ipine sımsıkı sarılıp birliklerini korudukları takdirde Allah Azze ve Celle bu savaştan Müslümanları mutlaka muzaffer olarak çıkaracaktır. قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّهِ وَاصْبِرُواْ إِنَّ الأَرْضَ لِلّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ "Musa, kavmine dedi ki: "Siz Allah'tan yardım talebinde bulunun ve sabredin. Şüphesiz yer (memleket) elbette Allah'ındır. O (Allah) onu kendi kullarından kime dilerse, ona varis kılar ve akıbet (sonuç) takvalı olanlar içindir." (el-A'raf 128) |