İslâm Ümmeti, İslâmî uyanış emarelerinin gözleri kamaştıran nurunun gölgesinde mübarek bir ayın bekleyişi içerisine girmiş bulunmaktadır.
Rahmet ve bereket ayı Ramazan'ın gelişi günahların bağışlanması için bir ümit, yoksulun sofrası için bir bereket ve mazlumların çığlığı için bir nusret müjdesidir. Ramazan kelimesi ‘yanmak' anlamındadır. Bu mübarek ayın ‘ramazan' diye ıtlak edilmesi, bu ayda oruç tutup tövbe edenlerin günahlarının adeta yanıp yok olmasından dolayıdır. Yine Müslümanların bu ayda açlık veya susuzluğun hararetinden yanmalarından dolayıdır. Bir başka nedeni ise Arapların eski lügatlerinde ayları isimlendirirken, denk geldikleri zamanı nazar-ı itibara almalarıdır. Ramazan ayı ise şiddetli sıcakların olduğu zamana denk gelmesinden dolayı bu isimle ıtlak edilmiştir. Oruç kelimesine gelince, Farsça bir kelime olan ‘rûze' kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Arapçası ise "savm" veya "siyâm"dır. Sözlükte, "bir şeyden uzak durmak, kendini tutmak, engellemek" manalarına gelir. Bir ay boyunca başkası değil, sırf Allah Subhanehu ve Teala için tüm bedenî açlıklardan uzaklaşmak ve Rahman'a yaklaşmak, Rabbimizin hoşnutluğuna sebep olan en büyük ibadetlerdendir. Bu konuyla alakalı çok sayıda hadis-i şerif varid olmuştur. Bunlardan, Abdullah İbn-i Ömer (r.a.)'ın Rasulullah'tan rivayet ettiği hadiste, Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Ameller, Allahu Teala katında yedidir: iki amel vardır ki vacibi gerektirirler. İki amel misli iledir. Bir amel, kendinin on katı ile beraberdir. Bir amel kendinin yedi yüz misli ile beraberdir. Bir amel var ki onu işleyenin sevabını Allahu Teala'dan başkası bilmez. Vacibi gerekli kılan amellerden biri, Allahu Tealaya hiçbir ortak koşmadan ona ihlasla kulluk yapana Cennet vacip olur. Diğeri Allahu Teala'ya ortak koşarak kavuşana cehennem vacip olur. Misli ile olan iki amelden biri kötülük, günah işleyene misli ile karşılık verilir, diğeri iyi niyet edip o niyet ettiği şeyi yapamayana bir o kadar sevap verilir. Yani bu iki şekilde, bire bir verilir. Bire on sevap verilen amel iyilik ve sevaplardır. Bunlar kötülük ve günahların aksine bire on yazılır. Bire yedi yüz sevap verilen amel helal malından Allah yolunda vermektir. Verdiği her gümüş ve altın için yedi yüz katını bulur. Sevabını yalnız Allahu Teala'nın bildiği amel, Allah için tutulan oruçtur. Onun karşılığını Allahu Teala'dan başkası bilmez." Allah Azze ve Celle ise şöyle buyurmuştur: "Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzâb 35) Ramazan ayı, Cennet'i kazanmak, Cehennem narından muhafaza olunmak için bir fırsat ayıdır: Ebû Hureyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin şerli olanları zincire vurulur, Cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır hiçbiri kapanmaz ve bir seslenen şöyle haykırır: "Ey hayır isteyen, ibadet ve kulluğa gel, Ey şer dileyen günahlarından vazgeç Allah'ın ateşten koruduğu kimseler vardır ve Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır." (Müslim, Sıyam: 1; İbn Mâce, Sıyam: 2) Ebu Hureyre'den rivayetle; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: ‘'Ramazan gelince Cennet'in kapıları açılır." (Sahih-i Buharî Muhtasarı, Ravza Yayınları, Oruç Babı, No:922) Yine Ebu Hureyre'den gelen bir başka rivayete göre; Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Ramazan girince gök kapıları açılır, Cehennem kapıları kapatılır ve Şeytan'lar zincire vurulur."(Sahih-i Buharî Muhtasarı, Ravza Yayınları, Oruç Babı, No:923) Dolayısıyla bu ay ibadet ve taatler ile Allah'a yaklaşmak, günahlar için afv û mağfiret dilemek, Allah'ın rızasını kazanmak için ısrarcı olan kullarından olmaya hırs göstermek gerekir. Allah Rasulü (s.a.v.) bu aya ulaştığı halde bu ayın feyiz ve bereketinden faydalanamayan, Allah'ın rızasına nail olup afva mazhar olamayanlar hakkında şöyle buyurmuştur: ﴿ أَنَّه عَلَيْهِ الصَّلاةُ والسَّلامُ اِرْتَقَى دَرَجَةَ الْمِنْبَرِ فَقَالَ: آمِين. ثُمَّ اِرْتَقَى الثَّانِيَةَ فَقَالَ: آمِين. ثُمَّ اِرْتَقَى الثَّالِثَةَ فَقَالَ: آمِين. فَلَمَّا نَزَلَ سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ: إَنَّ جِبْرِيلَ عَرَضَ لِي فَقَالَ: بَعُدَ مَنْ أَدْرَكَ رَمَضَانَ فَلَمْ يغفرْ لَهُ. فَقُلْتُ آمِين فَلَمَّا رَقِيتُ الثَّانِيَةَ قَالَ بَعُدَ مَنْ ذكرت عِنْدَهُ فَلَمْ يصلْ عَلَيْكَ فَقُلْتُ آمين فَلَمَّا رَقِيتُ الثَّالِثَةَ قَالَ بَعُدَ مَنْ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ الْكِبَرَ عِنْدَ أَوْ أَحَدَهُمَا فَلَمْ يدخلاَهُ الْجَنَّةَ فَقُلْتُ آمِين ﴾ "Resulullah (s.a.v) minbere çıkarken birinci basamakta durup: ‘Amin' buyurdu. Sonra ikinci basamakta tekrar durup: ‘Amin' buyurdu. Daha sonra üçüncü basamakta tekrar durup: ‘Amin' buyurdu. Minberden indikten sonra Resulullah (s.a.v)'e, minbere çıkarken her basamakta niçin ‘Amin' dediğinin sebebi soruldu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v): ‘Cebrail, (birinci basamağa çıktığımda) bana gelip: ‘Ramazan ayına erişip de bu ay sebebiyle affa uğramayan kimseye yazıklar olsun' dedi. Ben de, ‘Amin' dedim. İkinci basamağa çıktığımda: ‘Yanında ben(im adım) anılıp da bana Salavât getirmeyen kimseye yazıklar olsun' dedi. Ben de, ‘Amin' dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda: ‘Yanında annesi ve babası yada ikisinden biri ihtiyarlığa erişip de Cennete giremeyen kimseye yazıklar olsun' dedi. Ben de, ‘Amin' dedim" Yine bu ayda öyle bir gün vardır ki, diğer tüm günlerden daha hayırlı daha üstün bir gündür. O gün, Kur'an-ı Kerim'in indiği ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi'dir. "Ramazan ayı; öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur'an, o ayda indirilmiştir. Sizden her kim o ayı görürse oruç tutsun." (Bakara 185) "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi 1-5) İşte Ramazan ayı, muttakiler için yol gösterici olan[1] bir uyarı ve öğüt olan[2] insanları en doğru yola ulaştıran, Salih ameller işleyen müminlere büyük bir ecrin olduğunu müjdeleyen[3] üzerinde düşünüp akıllarını başlarına alsınlar diye insanlara emir ve yasakları açıklayan[4] müminler için şifa ve rahmet olan şeyler indiren, zalimlerin ise hüsranını artıran[5] insanlar arasında kendisiyle hükmedilsin diye indirilen[6] Kur'an-ı Kerim'in indirildiği aydır. Bu sebepledir ki Ramazan ayı Kur'an ayıdır. Fakat şu var ki, bugün Ramazan ayını idrak eden biz Müslümanlar, Kur'an-ı Kerim'in ahkâmını tatbik edecek bir devletten mahrumuz. Kur'an ayında, Kur'an-ı Kerim okumak, dinlemek gibi ibadetlerimize bu vakıayı tefekkür etmeyi de ekleyerek hayra hayır katmak durumundayız. Çünkü bu vakıa Ramazan Ayı'nın manasını kavramak, onu gereği gibi yaşamak açısından elzem bir meseledir. Unutulmaması gereken bir nokta var ki oruç sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret bir ibadet değildir. Ebû Hureyre Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah için hiçbir ihtiyâç yoktur" (Buharî) Dolayısıyla Ramazan orucu aç ve susuz kalmaktan çok daha öte mana taşıyan bir ibadettir ki Ramazan'ı, şer'i hükümler ile kaim olunmadıktan sonra sadece aç-susuz geçirilmek ile idrak etmiş, yaşamış olmayız. Allahu Teala'nın insanlar arasında kendisiyle hükmedilsin diye inzal ettiği Kur'an-ı Kerim'i, hayatın her alanına hakim kılacak olan bir devlet var olmadıkça da bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. O halde bu Ramazan Ayı'nı Allah Azze ve Celle'nin razı olacağı bir amel ile süslemek kaçınılmazdır. O amel ise Kur'an ayında, Kur'an'ı hayata hakim kılacak olan devleti kurmak için çalışanlarla beraber çalışmaktır. Kur'an Devleti'ni, Hilâfet'i yeninden inşa etmek için çalışmaktır. Ki böylece Ramazan ayının manasını idrak etmiş bir şekilde Cennet'te sadece sâim/oruçlu olanların gireceği Reyyân kapısından girmeyi hak edenlerden olunsun: Sehl İbnu Sa'd (Radıyallahu Anh) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez."
Salih ÇELİK salihcelikd [@] ymail.com [1] Bakara Suresi, 2 [2] Hicr suresi, 9 [3] İsrâ Suresi, 9 [4] İsrâ Suresi, 41 [5] İsra Suresi, 82 [6] Maide Suresi, 48 |