|
Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır. (Lokman Suresi, 22) Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112) Teslimiyet kendi istek ve arzularımız karşısında Allah'ın isteklerine mutlak olarak tereddütsüz her şartta, durumda, zamanda, nerede olursa olsun gönülden boyun eğmektir. Ona mutlak itaattir. Aynı zamanda ondan gelecek her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmektir. Allahu Teala mümini muhayyer bırakmamıştır. Nitekim insanda bu dünyaya kendi arzusu ile gelmemiştir. Allah dilemiştir, yaratmıştır. Ve onu bir takım tekliflere muhatap kılmıştır. Bunlara gönülden uymak farzdır. Allah yaptıklarından mesul değildir, sorgulanmaz, hesaba çekilmez. Ama insan yaptıklarından mesuldür ve hesaba çekilir. Teslimiyet Allah'ın kazasına kaderine boyun eğmektir. Misalen; insanın rızkı, eceli kaza dairesinde Allah'ın iradesindedir. İnsan Allah'ın takdir ettiği rızka boyun eğer. Rabbim bana niye az verdin ona niye çok verdin diye bir soru soramaz ve Allah'ı hesaba çekemez.(Haşa) Veya ecelinde Rabbim beni niye erken öldürdün de diyemez. Allah'tan gelene razı olur ve boyun eğer. Aynı şekilde tekliflere uyma konusunda da Allah'ı hesaba çekemez ve ona karşı gelemez. Tekliflere razı olduğu gibi onları harfiyen uygulamaya mecburdur. Nitekim Allahu Teala buyuruyor ki; "Hayır, Rabbine and olsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Sen'i hakem tâyin ederek verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabûl edip teslim olmadıkları müddetçe tam mü'min olamazlar." (en-Nisâ, 65) Teslimiyet, İslam olmaktır, Müslüman olmaktır. Aslında Müslüman olmanın manasıdır teslimiyet... Bu adı her yerde, her zaman taşıdığımız halde ne büyük çelişkidir ki çoğumuzun manasından bi-haber olduğumuz ve şahsiyetimizle uzaktan yakından mücehhez olamadığımız bir isim... Alemdeki tüm varlıklardan üstün kılan bu mana ne çabuk uzaklaştı benliğimizden... O güzide sahabeler vücutlarının her zerresine bu manayı asla kopmazcasına nakşetmişken, ne oldu bizlere? İslam'la nefes alan, düşünen, konuşan, yürüyen Müslümanlara ne oldu? Allah Resulü Aleyhissalatu vesselam'ın yıllar öncesinde belirlediği gibi günahı üstüne dağların gelmesi gibi gören Müslümanlar bugün günahı burnundan sinek geçiyormuş gibi mi görmeye başladı. İnanıyorum deyip te yaşamayan bu yığınlar da neyin nesi? Üstünden vakitlerce namaz geçen, Müslüman kadının namusu sayılan tesettürünü günler günü yıllar yılı terkeden ve hiçte haya etmeyen, kalbinde bir sızı taşımayanlar, bir zamanlar Allah yolunda kendi canını evladını, kocasını, babasını feda eden ve bununla gurur duyan Sümeyye'ler mi Sümeyra'lar mı? Anası babası evlatlarına Hz. Aişe gibi, Hz Fatıma gibi, Hz. Hatice gibi Hz. Ali gibi, Hz. Ömer gibi olsun onların ahlakıyla, faziletleriyle bezensin diye isimlerini verdiği Ayşe'ler, Fatma'lar, Hatice'ler, Ali'ler, Ömer'ler ne oldu sizlere? İmanı bile olmayan cehennem odunu, kapitalist kültürün evlatları artistlere, şarkıcılara mı özenir onların hayatlarına mı imrenir oldunuz? İslam ordusuna nefer olsun diye evlat yetiştiren analar ya size ne oldu? Evladım kariyer yapsın, zengin olsun laik sisteme başbakan olsun, cumhurbaşkanı olsun diye mi evlat yetiştirir oldunuz? Müslümanların yöneticileri olan, daha yirmi ikisinde Allah Resulünün müjdesine mazhar olabilmek uğruna İstanbul' u fethedip İslam toprağı haline getiren Fatih'ler, Endülüs'ü (İspanya) Allahu Teala'nın rızasını kazanmak uğruna fethedebilmek için İslam ordusu korkup kaçmasın diye gemileri yaktıran "Ey mücahitler, arkanızda düşman gibi bir deniz, önünüzde deniz gibi bir düşman var, dönüş yoktur ki iki seçenek vardır, ya ölüm ya da zafer" diyen Tarık bin Ziyad'lar nerede? Kafirlerin sömürülerine, Müslümanları katletmelerine kadınlarının ırzlarına geçmelerine, "başımıza bir musibet gelir diye korkuyoruz veya milli çıkarlarımız bunu gerektirir" diyerek seyirci kalan, hatta ve ve hatta onların bu vahşiliklerine yardım edebilmek uğruna kendi Müslüman evlatlarını askerlerini yollayanlar günümüz Müslümanlarının liderleri mi? Aman Yarabbi ne de çok şey değişmiş! Ecdadımızın İlay-ı Kelimetullah uğruna bize kanlarıyla miras bıraktıkları topraklarda ne cürümler işlenir hale gelmiş! Kalksa Fatih mezarından, görse İstanbul'u İstanbul kafir olmuş der, hazırlar ordusunu...! Akıl sahibi, fikir sahibi en önemlisi iman sahibi biz Müslümanlar Allah'a teslim olmayı unutup, heva heveslerimize esir olmuşken, yeryüzünde, gökyüzünde, hatta tüm evrende beşer dışındaki tüm akılsız şuursuz mahluklar kainat yaratıldığından beri bir dem dahi ayrılmadan Allah'a teslim olup boyun eğmişlerdir. "Peki, onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler." (Ali İmran Suresi, 83) Mücahide göre istemeyerek boyun eğenlerden maksat, kâfirlerin gölgelendir. Nitekim bu hususta başka bir âyette: "Göklerde ve yerde olanlar, ister istemez Allaha secde ederler, gölgeleri de sabah akşam Allaha boyun eğer." (Rad 15) buyurulmaktadır. Buradan şunu anlamaktayız ki, insan ister inansın ister inanmasın gayri ihtiyari Allah'a secde etmekten kendini alıkoyamamaktadır. Öyleyse bu inatlaşmada neyin nesi? Her hâlükârda Allah'a secde etmekten kurtaramayan insan ne diye kibirlenmektedir? Haydi öyleyse gölgesini yerden kaldırsa ya! Buna güç yeter mi? Asla! O zaman insan gölgesine her baktığında ibret almalı, Allah'a boyun eğmekten kaçışın olmadığını anlamalı ve Allah'a gönülden boyun eğmelidir. İnsan teslimiyette, oğlunu diri diri kurban etmesini isteyen Allah'a Celle Celalühü bir an dahi tereddüt etmeden teslim olan Hz. İbrahim'i, Hz İsmail'i örnek almalı. Bakınız taaccüp ettiren teslimiyete; Bu kıssa Kuranı Kerimde Sâffat sûresinde zikredilmiştir. Şöyle ki: Allâh'ü Teala İbrahim Aleyhisselâm'ı Nemrud'un ateşinden kurtardıktan ve O da Babil'den Şam'a hicret etmeye niyet ettikten sonra şöyle dedi: Ben Rabbime gidiyorum. Yani, Rabbimin bana emrettiği yere, Şam'a gidiyorum. Bu ayet hicrette asıldır ve ilk hicret eden de İbrahim Aleyhisselâm'dır. O, beni yoluna iletir. İbrahim Aleyhisselâm Şam'a ulaştığı zaman mahlukatın rabbine dua etti ve şöyle dedi. Ey Rabbim! Bana Salihlerden (bir oğul) ihsan et. Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Biz de ona bir oğul hibe ettik. Gelişip büyüdü. Oğlu, (İbrahim'in) yanında koşacak çağa gelince; Yani büyüyüp onunla birlikte ihtiyaçları ve menfaatleri için koşturacak duruma gelince. Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görmekteyim. Yani Allah için kurban ettiğimi görmekteyim. Artık bak, bu konuda ne düşünürsün? dedi. Çocuk da; "Babacığım! Sana ne emredildiyse yap. İnşallah beni (Allâh'ü Teâlâ'nın bu imtihanına) sabredenlerden bulacaksın" dedi. Vakte ki onlar Allah'ın emrine boyun eğerek teslim oldular. İbrahim Aleyhisselâm oğlunu alnı üzerine yatırdı. Hadise Mina'da vuku bulmuştur. Bıçağı boğazına sürdü. Ama bıçak, kudreti ilâhiyyeden bir mani sebebiyle hiç kesmedi. Biz de ona şöyle seslendik. Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana (emredileni yerine getirmeye azmetmek suretiyle) sadakat gösterdin. Bu sana yeter. Şüphe yok ki Biz emre imtisal etmekle nefislerine iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı. Ve ona (boğazlamak ve emredilen işi yerine getirmek üzere) büyük bir koçu çocuğun yerine fidye verdik. (Sâffat-99-107) Ne büyük bir teslimiyet Yarabbi! Hz. İbrahim'i bu görevinden uzaklaştırmak için kaç defa lanetullahi aleyh şeytan çıktı karşısına ama Hz. İbrahim bir an dahi tereddüt etmedi. Eline taşı aldı ve şeytanı kovaladı. Bugün dahi hacda Mina'da Hz. İbrahim'in teslimiyetini çekemeyen şeytanı taşlıyoruz. Şimdi sorgulamak lazım nefsimizi Allah Hz. İbrahim'den en değerli varlığı evladını kurban etmesini istediğinde o bir an dahi endişe etmeden mutlak anlamda teslimiyet gösterirken biz Rabb'imize ne kadar teslim oluyoruz? Bu kıssayı işiten kişinin işlediği günahlardan haya edip bir an önce rabbine dönüp teslim olması gerekmez mi? İslami devletin hayat sahasından uzaklaştırılmasıyla birlikte Müslümanların tutuldukları belaların en büyüğü Allah'a teslim olmayı bırakıp heva ve heveslerine teslim olmaya başlamalarıdır. Halbuki hakiki müminlerin sahabeler gibi içki ayeti nazil olduğunda hiç düşünmeden elinde ki içki bardağıyla içer vaziyetteyken anında amenna ve saddekna deyip ellerindekini döken, tesettür ayeti nazil olduğunda anında etekliklerini kesip başını örten mümine sahabeler gibi olması gerekmez miydi? Rabbimizin emri gereği sistemi reddedip onunla çatışma halinde olmalarını isteyen üç yıl boyunca açlık susuzluk çekip ağaç yapraklarını yiyen Müslümanların teslimiyeti bizi hiç mi düşündürmez hiç mi utandırmaz? Allah Resulü ile bedirde Uhud'da kendisinden üç kat fazla düşmanın karşısına çıkıp onunla düğüne gider gibi savaşanların teslimiyetine ne demeli! Değil miydi ki desinler bizim sayımız az düşmanı yenemeyiz, helak oluruz çıkmayalım karşısına! Ama demediler mutlak anlamda rablerine teslim oldular. Belki çoğumuzun ama onlar sahabeydi, demelerini duyar gibiyim. Bende sorarım sahabeler Allah tarafından özel olarak yaratılmış melekler miydi ? Veyahut ta insan olmalarına rağmen Allah onlara özel gizli güçler mi bahşetmişti? Hayır. Vallahi onlarda bizim gibi heva ve hevesleri olan insanlardı. Bizden hiçbir farklı yanları özellikleri yoktu. Öyleyse Rabb'imize teslim olmayı durumlara, şartlara ,zamana, isteklere, arzulara bırakmak küstahlık değildir de nedir? Ne kadarda normalleşti günah işlemek, namaz kılmayan oruç tutmayan Müslümanlar aramızda haya etmeden dolaşır oldu. Bir Müslüman kadını açtık diye o günü bayram eden kafirler binlerce belki de milyonlarca avretleri meydanlarda dolaşan Müslüman kadınlar yüzünden her gün bayram eder oldu. Müslümanlar yalnız Allah'tan korkar ona teslim olurlarken, şimdi kafirlerden korkup, onlara mı teslim olmaya başladılar. "O şeytan sizi yardakçıları ile korkutur. O halde gerçekten mümin iseniz onlardan değil benden korkunuz." (Ali İmran 175) Müslümanları bedirde korkutmaya çalışan müşrikler bakınız müminlerden nasıl bir cevap almışlardı; Bir kısım insanlar, müminlere: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!" dediler. (Ali imran 173) Bugün Müslümanların sahip oldukları güç ve kuvvet, topraklarındaki zenginlik, genç ve dinamik nesillerine rağmen ne diye ölümden takla atarak kaçan kafirlerden korkmaktadır. Sahabelerin sahip oldukları gücün ve sayının azlığı karşısında hasbinallahi ve ni'mel vekil deyişlerine bakıp ta hiç mi ibret alınmaz. Yedi düvele korku salan İslam ordusuna, halifesine ne oldu ? Ordularımız Amerika'nın çağrısıyla bir koşu Afganistan'a, NATO'nun çağrısıyla bir koşu Libya'ya giderken benim feryadı figan eden Müslüman bebelerimin, bacılarımın seslerini duymaz, onların başlarına gelen vahşilikleri nasıl da görmez oldu? Bu nasıl bir İslam ordusu ki kafirlerin çağrılarına emre amade olurken Müslümanların feryatlarına kör, sağır ve dilsiz oldu? Ya başımızdaki yöneticilere denecek hiçbir söz onların yüklendikleri günahı ve vebali tarif edemez. Daha yeni yanı başımızda yıllardır süren yine aynı sahnelerle Suriye'de halk bebeğinden yaşlısına sokaklarda tüfeklerle taranırken, kadınlar yardım çağrısı yaparken kendi koltuklarının derdine düşmüş işi gücü birbirlerine sataşıp polemiklerle uğraşan yöneticilerle, bir Müslümanın çağrısına kulak verip te ordularını düşmanların üzerine salanların kıyasını size bırakıyorum. Gücünün, sayısının azlığına yada çokluğuna bakmadan yalnızca Allah'ın emirlerine teslim olmak uğruna halkını canı pahasına koruyan, at sırtında fetihten fetihe koşan halifeler tarihin altın sayfalarında yerini aldı. Ne büyük bir değişim geçirdi bu ümmet Ya Rab! Allah'ım bugün dünyanın her yerinde ki Müslüman ülkeler sana, senin dinine layık hayırlı bir ümmet olamadı. Bugün Müslümanların başında ki yöneticiler sana, senin dinine ihanet etti. Yalnız senden korkup sana teslim olmak yerine, kafirlerden korkup onlara teslim oldular. Yarabbi bu hayırsız ümmet içinden, sana hayırlı olan salihler ve salihalar eliyle hayırlı bir ümmet çıkar. Yarabbi sana ve senin dinine ihanet edip, kafirlere köle olan bu şerir yöneticileri helak eyle. Bu hayırsız ümmet içinden mü'minlerin sığınağı, kalkanı olacak yalnız senin rızanı kazanmak için çalışacak Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz Ali gibi hayırlı raşid halifeler çıkar. Bizlere de bu yolda çalışıp ölmeyi nasip eyle. Amin. Saliha Aydın |