|
Genelde insanlar bu meseleye yaklaşırken falan hoca cevaz verdi,falan hoca asla olmaz dedi, bir başkası kullanmayız kullanana da bir şey demeyiz gibi düşüncelerle yaklaşmışlardır.. Oysa Allah cc kendini islama nispet edip, iman ettiklerini iddia eden insanlara tartışmalı meselelerde nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini kuranda belirtmiştir. ‘'Allah'a resulüne ve sizden olan ululemre itaat ediniz. Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahret gününe inanıyorsanız işi Allah'a ve resulüne götürün'' (Nisa 59) buyurmuştur. ‘'Senin Rabbine andolsun ki onlar aralarında çıkan çekişmelerde seni hakem tayin edip, verdiğin hükme hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar'' (Nisa 65) buyurmuştur. İşte bu ve benzeri ayeti kerimeler, mümin olduğunu idda eden insanların, anlaşamadıkları meselelerde izlemeleri gereken yolu beyan etmektedir. Ayetler dikkatle incelendiğinde ilk ayette yüce Allah, Allah'a ve ahret gününe iman ettiklerini pratik olarak göstermek isteyen insanların, çekişmeli mevzularda meseleyi Allah'a ve resulüne getirmelerini istemekte, ikinci ayette ise çıkan hükme rıza göstermeyecek olanların, veya çıkan hükümden rahatsız olacakların, veya teslim olamayacakların asla ve asla iman edemeyeceklerini belirtmektedir. OY KULLANAN BİR SEÇMENİN MUHALEFET ETTİĞİ ŞER'İ NOKTALAR. Öncelikle direk teşri ile alakalı olan, kulluk ve rab kavramına direk vurgu yapan ve peygamber efendimizin davet mektuplarının tamamına yakınında zikrettiği şu ayeti yorum yapmadan, aklıselim olanların dikkatine sunarak başlayalım. De ki: Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız. (Al-i İmran 64) 1-) Oy kullanmak yüce allaha ait olan bir vasfın ondan başkasına verilmesidir. Yüce Allah Yusuf süresi 40.ayeti kerimede;‘'HÜKÜM SADECE VE SADECE ALLAHINDIR'' diyerek hüküm ve hükmetme yetkisinin sadece ona ait bir özellik olduğunu işte böyle tekidle vurgular. Şimdi şöyle bir düşünelim seçmen oy verdiği parti veya vekillere nasıl bir yetki veriyor? Oy verilerek başa getirilen parti veya vekiller artık o ülkede kanun yapma, ülkeyi yönetme hakkına sahiptirler. Hatta bu partilere yöneten egemen olan güç manasında İKTİDAR PARTİ denir. O zaman yüce Allah'a ait olan bu özellik artık oy vesilesiyle başka bir varlığa verilmiştir. Aynı şekilde ne isim adı altında olursa olsun, bugün Allah'ın yönetme ve hükmetme yetkisini Allah'ın dışındaki varlıklara veren insanlarda şirke düşmüşlerdir. Yüce Allah bunu daha net bir şekilde şöyle beyan eder; "O Allah hükmünde hiç kimseyi kendine ortak koşmaz''. (Kehf 26) "Yoksa allah'ın izin vermediği konularda onlara kanunlar yapan ortaklarımı vardır'' (Şura 21) İşte oy kullanarak Allah'ın izin vermediği konularda kanun yapanlara bu fırsatı veren seçmen, ayetin nassıyla Allah'ın dışında ortaklar edinmiştir. ‘'Sizede Allah'ın dışında ibadet ettiklerinize de yazıklar olsun. Akletmezmisiniz? (Enbiya 67) 2-) Oy kullanmak yüce Allahın dışında Rab edinmektir. Peki şöyle bir soru soralım? Acaba bugün yönetme yetkisini oy kullanarak, yüce Allah'tan başkalarına veren insanlar, bu yetkiyi verdikleri varlıkları rab edinmişler midir? Cevabı yine kuran ve onu tefsir eden peygamberimizden alalım. Tevbe süresi 31. ayette; "Onlar papazlarını ve rahiplerini Allah'ın dışında rabler edindiler" buyrulur. Aslında insanlar bu meselede tarihte eşi görülmemiş bir basiretsizlik içindedirler. Biri dese ki ben namazların sayısını değiştirme yetkisini oy kullanarak falan partiye veriyorum, akşam namazını dört rekat yapacaklarmış, sabahı da sekize çıkaracaklarmış. Hemen bu insana kafir deriz. Ama oy vererek yüce Allah'ın tüm kanunlarını değiştirme yetkisini başkalarına veren insan ise nedense Müslüman olarak kalıyor. "Onlar papazlarını ve rahiplerini Allah'ın dışında rabler edindiler'' (Tövbe 31) Peygamberimiz (s.a.v.) bu ayeti şöyle tefsir etmişlerdir. "Onlar Allah'ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını da helal kıldılar'' İşte yüce Allah'ın emretme ve yasaklama, helal ve haram kılma yetkisini din adamlarına veren insanlara, yüce Allah ‘'onları rabler edindiler''diye yaklaşıyor. Bugün bu yetkiyi ve Allah'ın helal ve haramlarını değiştirme yetkisini meclise girecek olan partilere, oy vererek veren insan da ayetin nassıyla onları Allah'ın dışında rabler edinmiştir. 3-) Oy kullanmak dine girişin ilk şartı olan ‘'tağutu red etmek'' ilkesine aykırıdır... Yüce Allah ayeti kerimede ‘'Kim tağutu inkar eder. Allah'a da iman ederse muhakkak ki kopmayacak olan sapasağlam kulpa yapışmıştır'' (Bakara 256) buyurmuştur. Tağutu inkar edenlerin yapışacağı sapasağlam kulp tefsirlerde; "kelime-i tevhit'', "iman'' , "islam'' vb. şekillerde tefsir edilmiştir. Ama hepsinin ortak noktası dindir. Yani ayeti kerime bir insanın dine veya kelime-i tevhide girebilmesi için iki şart koşmuştur. "TAGUTU İNKAR''ve "ALLAH'A İMAN''.. "Muhakkak ki biz her kavimde insanları Allah'a ibadete ve tağuttan uzak durmaya çağıran bir peygamber gönderdik....'' (Nahl 36) "Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarır. Kafirlerin dostu ise tağuttur. Onları aydınlıklardan karanlıklara çıkarır'' (Bakara 257) Bu ayetten anlaşılan insanları vahyin aydınlığından küfür, şirk ve zulmün karanlığına götüren her şey tağuttur. "İman edenler Allah yolunda, kafirler ise tağut yolunda savaşırlar'' (Nisa 76) Bu ayetten de Allah'ın ordularının dışında, onun yolunun dışında bir amaç için çarpışanların tağut oldukları ve ordularının da tağuti ordular olduğu anlaşılıyor. Şimdi asıl meselemize geçelim. Acaba bugün seçmenlerin kendilerine oy verdiği parti ve vekiller tağutun sıfatlarını kendilerin de bulunduruyorlar mı? Bunu yaparken de piyasada bilinen en iyi partileri düşünelim.. -İnsanları vahyin aydınlığı olan "hüküm sadece ve sadece Allah'ındır'' düsturundan, demokrasinin karanlığı olan "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir''düsturuna çağırmıyorlar mı? -Bunların iktidardayken yürürlükte tuttukları ve her geçen gün yenisini ekledikleri kanunlar, yüce Allah'ın şeriatının dışında olan tağuti kanunlar değil midir? -Yüce Allah'ın dinine açıktan düşmanlık yapan polis, asker vb. kuruluşlar bunların elinde olan bakanlıklara bağlı kuruluşlar değil midir? Uluslararası terör antlaşmaları adı altında dünya Müslümanları ile her türlü mücadeleyi verenler ve bu antlaşmalar gereği İsrail, Amerika vb. ülkelerle sıkı çalışma içerisinde olanlar bizzat bu şahıslar değimli? Aşağıdaki fiil ve davranışlar kitap ve sünnete dayalı olarak ehlisünnet ulema tarafından küfür sayılmıştır: 1- Allahın dışında hüküm ve yasalar koymak. 2- Çıkarılan yasaların kaynağının Allahın kitabının ve Resulünün(s.a.v) sünnetinden olmaması. 3- Allahın sevmediği ve razı olmadığı kanun ve yasaların tatbik edilmesi. 4- Allahın ve Resulünün önüne, akılların ve çoğunluğun geçirilmesi. 5- Allahın dininin alaya alındığı, küçümsendiği, irtica diye isimlendirildiği yerde bulunmak, karşı çıkmamak ve bu kişilerle beraber olmak. 6- Kâfirlere, Hıristiyanlara, Yahudilere ve batılı kâfirlere itaat etmek. 7- Allahın dost edinmeyin dediği, kâfirleri dost edinmek. 8- Allahın dışında başka bir şeye yemin etmek. 9- Allahın dışında hüküm koyan ve muhakeme olunan tağutları el, dil ve azalar ile reddetmemek. 10- Küfür kanunlarını tanımak ve yürürlülükte tutmak ve tatbik etmek. 11- Küfre rıza göstermek ve gücü varken baş kaldırmamak. 12- Allahın kanun ve yasalarının dışında bir merci-e muhakeme olmak. 13- Allahın helal kıldığını haram ve haramlarını helal kılmak. 14- İnsanlara küfrü, İslam gibi göstermek ya da hakikatin gizlenmesine sebep olmak ve böylece hakikati örtmek. 15- Küfrü meşrulaştırmak ve küfre teşvik etmek. 16- Küfrü kabul etmek, laikliği ve demokrasiyi kendine din edinmek. 17- Allahın dinini yeryüzünde hakim kılmak için cihad edenlerle savaşmak ve onları terörist ilan etmek. 18- Batı devletleri, Amerika gibi devletlerle uluslararası terörle mücadele adı altında Müslüman, müvahhid, mücahidlerle savaşmak ve hapse atarak esir almak ve ayrıca kâfirlere teslim etmek. 19- Darul küfür ve harp olan devletleri sevmek, benimsemek, savunmak, muhafaza etmek. 20- Müslüman olduğunu söyleyen kişileri aldatmak ve böylelikle İslami çalışmaların önüne geçmek, onları oyalamak ve uyutmak. 21- Küfrü muhafaza ve müdafaa etmek ve kolluk kuvvetleri vasıtasıyla insanları bu küfür kanunlarını uygulamaya zorlamak ve karşı gelenleri cezalandırmak. Not: Bu maddelerin hepsinin kitaptan delili mevcuttur. Uzamasın diye buraya almadık isteyenlere sunabiliriz. Seçim sandığına giderek oy kullanmak aşağıdaki maddeleri bizatihi kabul etmek demektir. 1-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletini meşru görüyorum ve rıza gösteriyorum. 2-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletinde tatbik edilen küfür sistemini savunuyorum ve dostluk besliyorum.. 3-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletinde yürürlükte olan küfür ve şirk kanunlarının bu şekilde devam etmesini istiyorum. 4-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletinin küfrüne yardım ediyorum. 5-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletinin kanunlarına itaat ediyor ve boyun eğiyorum 6-Ben bu Türkiye cumhuriyetinde bulunan meclisin, Allah'ın kanunlarının dışında kanun koyması taraftarıyım. 7-Ben bu Türkiye cumhuriyetinde bulunan meclisin içinde, Allah'ın dışında bir şeye yemin edilmesini kabul ediyor, destekliyor ve savunuyorum. 8-Ben bu Türkiye cumhuriyetinin tağutluğunu inkâr etmiyorum. 9-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletinin kanunlarını destekleyerek, askeriyedeki, okullarda ki islam dışı eğitimi ve birçok ahlaksızlık ve rezalet içeren birçoğu islam düşmanı medya yayınlarının devamını arzu ediyorum. 10-Ben bu Türkiye cumhuriyeti devletinin kanunlarını destekleyerek, içki, kumar, fuhuş, faiz, rüşvet vb. islam'ın yasakladığı ve haram kıldığı şeylerin devamını arzu ediyor, istiyor ve destekliyorum. 11-Ben oy kullanarak, yönetime talip olan insanların Allah'ın dinine bedel olarak, demokrasiyi din olarak kabul etmelerini onaylıyorum. 12- Ben bu oy attığım insanların, Allah azze ve celle ile beraber yasa koymaları taraftarıyım. 13-Ben oyumu kullanarak insanların çoğunun gittiği yolu tercih ediyor ve kabul ediyorum. 14-Ben seçecek olduğum milletvekilinin, anıtkabirde ki şahsın kabrine, gitmesini ve ona karşı sevgi ve saygıda bulunmasını onun ilke ve inkilablarının peşinden gidileceğine dair söz vermesini onaylıyor ve destekliyorum. 15- Ben bu seçtiğim milletvekillerini meclise göndererek, Allahın haram kıldığını helal ve helal kıldığını ise haram kılmalarını istiyor ve destekliyorum. 16-Ben seçeceğim kimsenin, kâfirlerin bayramlarına katılmasına, kutlamasına ve oralarda eğlenmesine katılıyorum. 17- Ben oy verip seçeceğim kimselerin kâfirleri dost edinmelerine onay veriyorum ve destekliyorum. Not: Şüphesiz ki bir mümin asla bu maddelerde belirtilenleri kabul edemez. Konuyu şöyle toparlayalım: Kanun yapma ve Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeme: Yönetime seçmenin oyuyla gelen vekiller, Allah'ın kanunlarının dışındaki kanunları yürürlükte tutmakta ve ihtiyaç olduğu zamanda kendi heva heveslerine uygun yeni kanunlar yapmaktadırlar. Seçmen bu işlem sonucu ortaya çıkan rablik ve ilahlık suçuna ortaktır. Sebebi de, bu suçu işleyen vekilin, seçmenin vekaletiyle işlemesidir. ‘'Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridirler'' (Maide 44) ‘'Onlar papaz ve rahiplerini Allah'ın dışında rabler edindiler'' (Tevbe 31) ‘'Yoksa Allah'ın izin vermeği konularda onlara kanunlar yapan ORTAKLARI MI VARDIR?'' (Şura 21) İşte seçmen Allah'ın izin vermediği konularda, kanun yapan bu insanlara, kanun yapma fırsatını kendi oyu ile yani vekaleti ile verdiğinden, bu suça ortaktır. Cumhuriyet çoğunluk iktidarının rejimidir. Liyakate bakılmaksızın her bireye eşit seçme hakkı verir. İslam bunu reddeder. 49 aslanı 51 koyuna boğdurur. Bu mümkün değildir. İslam i rejimde ise liyakatli yani alim kişilerin şeçtiği bir halife devlet başkanı olur. Yine bu alimler şurası tarafından denetlenir. Alınan kararların İslam a uygunluğu saptanır. Hayatını ilme vermiş bir Allah (cc) dostu ile, yine hayatını rezillik ve günah içinde geçirmiş kişiye cumhuriyet deki gibi eşit hak vermez. Kuran da, çoğunluğun hak olduğunu iddia edenlere cevap verilir. ‘Onların çoğu Allah(cc) e ancak ortak koşarak inanırlar.' (Yusuf:106) ‘....İnsanların çoğu şükretmezler' (Bakara:243) ‘...İnsanların çoğu fıska sapmışlardır' (Al-i imran:110) ‘...İnsanların çoğu İman etmezler' (Hud:17) CUMHURİYET VE DEMOKRASİ Demokrasiye gelince Demokraside insanların kendi nefsi ve arzularına göre çıkardıkları kanun ve yasalar insanların günlük yaşantılarını belirler. Demokraside insanlar Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezler. Kendi yanlarından çıkardıkları hükümlerle hükmederler. Bu hususta Allah'u Teala şöyle buyuruyor: "Her kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kandileridir. (Maide: 44) İslam'da ise hükmün tamamı Allah'a aittir: "Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. (Yusuf: 40) Seçim sistemine gelince, İslam küfre seçim hakkı tanımaz. Bir tarafa İslam'ı bir tarafada küfrü koyup insanlara isteyen istediğini seçsin diye bir hak tanımaz. Küfre böyle bir hak tanımak küfürtür. Allah'u Teala şöyle buyuruyor: "Allah ve Rasulu bir şeye hükmedince inanan erkek ve kadının işlerinde başka yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah'ın Kitab'ına ve Rasulün sünnetine karşı gelirse apaçık bir şekilde sapmış olur. (Ahzap: 36) Allah ve Rasulünün hüküm bildirdiği bir konuda başka yolu seçmenin, Kur'an ve sünnete karşı gelmek olduğunu, bu kimselerin apaçık sapmış olduğunu dolayısıyla kafir ve müşrik olacağını bildirmektedir. İşte bu ve buna benzer ayetler Demokrasinin ve seçim sisteminin küfür olduğunu açık ve net orta koymaktadır. İslam da vekil ve müvekkil vardır. Vekil müvekkilin aslı gibidir. Çoğunluğun kararı geçerlidir ilkesini kabul eden vekillere oy verenler onların işlemiş olduğu şirk ve küfürlerde ortaktırlar. Aralarındaki fark sadece, Tapan ve tapılan farkıdır. Kim, kimin küfrüne rıza gösteriyorsa oda onun işlemiş olduğu küfürde onunla ortaktır. VEKİL TAYİN ETMEK (MİLLETVEKİLİ) Bütün fıkıh kitaplarının vekâlet bölümünde vekâlet şöyle tarif edilir; Şeriatta, kişinin bir başkasını kendinin yerine mutlak veya mukayyet olarak koyması, ikame etmesi demektir. Meşru amellerden biridir. Vekâlet; tasarruf ve idareyi devretme- manasındadır. (İşime Allah'ı vekil yaptım.) denir. (O'na bıraktım.) denmiş olur. Koruma ya da denir. Allah Tealâ'nın; Allah'a güvendik. O ne güzel vekil (muhafız) dir. (Al-i İmran: 173) ayeti bu manadadır. Hanefi fıkhının en muteber kaynak kitaplarından biri olan El ihtiyarda ise şöyle denir; Vekaletin sahih olabilmesi için müvekkil (kendi yerine vekil tayin eden) in tasarruf etmeğe mâlik olması ve tasarruflarından doğan hükümlerin kendisine lâzım gelmesi gerekir. Vekilin de salahiyetli kılındığı işe aklı ermesi ve o işi benimsemesi şarttır. Müvekkilin bizzat kendi başına yaptığı akitlerde bir başkasını vekil tayin etmesi caizdir. Her çeşit hukuk davalarının ve haklarının alınması, verilmesi için vekil tayin etmek caizdir. Vekilin, müvekkili adına yaptığı her akitten doğan haklar müvekkile ait olur: Nikâh, mal karşılığında boşanmak, kasden adam öldürme cezasından sulh olmak, mal karşılığında köleyi azad etmek, kitabet, inkâr edilen bir hakdan sulh olmak, hibe, sadaka, ödünç vermek, emanet bırakmak, rehin, borç vermek, şirket kurmak, mudarabe ortaklığı kurmak gibi. Özet olarak; vekil kılmak ve ya milletin vekili olmak; seçilen şahısların mecliste kanun çıkarma, koyma, onaylama, itaat etme, muhafaza etme, müdafaa etme vs. tasarrufta bulunması için kişinin kendi yerine seçtiği kimseyi meclise göndermesidir. O halde milletvekillinin yapmış olduğu bütün tasarruflar, müvekkile yani seçen kimseyi direkt olarak alaka eder ve sorumlu tutar. Zira milletvekillinin yapmış olduğu her şey milletin adına yapılmış veya kendisini seçen kimseler adına yapılmıştır. Adından da anlaşıldığı üzere; milletvekili; yani milletin yerine geçen, onlar adına hareket edip tasarrufta bulunan demektir. Mutlak Küfür - Muayyen Küfür Yanlış anlaşılmalara sebep olmamak için şu açıklamayı yapmak zorundayız. Mutlak tekfir: Kitap ve sünnette karşılığı küfür ve şirk olan amelleri işleyen, fâili belli olmadan "şunu yapan kâfirdir" veya "şunu söyleyen müşriktir" gibi durumlarda ilim sahiplerinin bu fiillere şârî' olan Allah'ın bildirdiği hükümleri genel anlamda vermesine mutlak tekfir diyoruz. Meselâ Allah'ın indirdiklerine muhalif, İlâhî kanunları önemsemeyip ona alternatif hükümler, yasalar koyanları genel olarak mü'min kabul etmeyiz. "Teşrî' (kanun koyma) yetkisi nihai anlamda parlamenterlerin hakkıdır' diyen kişi kâfirdir" deriz. Bu mutlak anlamda bunu diyen herkesi kapsar. Fakat tek tek fertlere indirgediğimiz (tekfiri muayyen ve muşahhas hale getirdiğimiz) zaman durum değişir ve aslen müslüman olan birisi için tekfir etmeden önce şart ve engellerin kaldırılması ve hüküm verme yetkisine sahip özel veya tüzel kişilik nezdinde delillerin sâbit olması gerekir. Küfür hükmünü vermek için mutlaka delilin hem sâbit olması ve hem de delâlet yönünden kesin olması gerekir. Dolayısıyla biz "oy vermek itikadı ilgilendirir, bir Müslüman teşrî anlamına gelecek şekilde yasa yapamaz, Allah'ın hükmüne ters bir yasayı onaylayamaz" derken, tek tek bunu yapanları tekfir ediyor değiliz. Belli bir şahısla, bir grubu tekfir konusu farklıdır; hükümleri ayrı ayrıdır. Fiille fâil farklıdır. CHP Mİ GELSİN İKTİDARA SAVUNMASI. Ebu cehil ve avanesi Resulüllah(sav) e geliyorlar ve diyorlar ki: ‘Ya Muhammed! Gel bizim başımıza geç, Sana mekkenin tüm hazinelerini açalım. Mekke nin en güzel kadınlarını verelim. Hasta isen hekimler getirelim.Yalnız bizim putlarınıza hakaret etme. Onları yok sayma. Resulüllah (sav) içinden şöyle diyebilirdi? (Haşa) ‘ Ben menata, hubele ve diğer putlara bir şey demem. Dille onlara sövmem. Kalben Allah ı tesbih ederim, dil ile onları ve beşeri sapkın sistemlerini överim. Başları, liderleri olurum. Namazı anlatır. Orucu anlatır. Yavaş yavaş onları tevhide çekerim' EBU CEHİL BAŞLARINDA OLACAĞINA BEN OLURUM. (bu gün chp olacağına diyenler gibi) diyebilirdi. BÖYLE Mİ DEDİ RSEULÜLLAH (sav) HAYIR! ‘Bir elime ayı, diğerine güneşi verseniz ben bu yoldan dönmem. Sizlerin bir olan Allah(cc) e tapmasını istiyorum.' Diyerek zor, meşakkatli fakat doğru olanı seçti. Tabi ki bu şirk düzenini yönetmeye talip olanlar gibi kızlarının düğününü Dolmabahçe sarayında, balaylarını 7 yıldızlı Dubai de ki otellerde yapınca bu hayatı, Resulüllah(sav) in tercih ettiği meşakkate, zorluğa tercih etmezler. Bizde yukarıda sunduğumuz delillerden yola çıkarak kuran,sünnet ve peygamber(s.a.v) fiili yaşantısından oy kullanan bir insanın nasıl bir suç işlediğini anlatmaya çalıştık.. SİZE DE, ALLAH'IN (cc) DIŞINDA İBADET ETTİKLERİNİZE DE YAZIKLAR OLSUN. HALA AKIL ETMEZMİSİNİZ? (Enbiya suresi 67) ŞEHİDE Zahide |