|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم "DEMOKRASİ NE İSLÂMÎ'DİR NE DE İSLÂM'LA BAĞDAŞIR. BİLAKİS KÜFÜR SİSTEMİ'NİN BİR PARÇASIDIR. HEY HÂT !! لَوۡ ڪَانُواْ يَعۡلَمُونَ KEŞKE BİLSELERDİ" (el-Ankebut 41) 12 Haziran'da yapılacak olan Genel Seçimlere sayılı günler kala gündemi demokrasi curcunası bayağı meşgul etmektedir. Demokrasinin savunuculuğunu yapan binlerce vatandaşın daha şimdiden akın akın Avrupa'dan oy atmaya koşturmaları câlibi dikkattir. Hele bir de Müslüman Türk halkının, demokrasinin savunuculuğunu yapıyor olması, demokrasiyi desteklemenin bir vatandaşlık görevi olduğunu dillendirmesi hatta demokrasiyi İslâm'la bağdaştırması tam bir ucûbedir. Allah Azze ve Cella'nin وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ " Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt Müminlere fayda verir." ( ez-Zariyat 55) kavlinden hareketle Mümin kardeşlerime fayda sağlayacağını umarak bu yazıyı paylaşmak istiyorum. Evet, bu fayda sağlayacağını murâd ettiğim yazı nasihat kabilindendir. Rasul Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in nasihate ilişkin kavli hareket noktamı teşkil etmiştir. Şöyle buyurmaktadır bir Hadîs-i Şerif'inde: "Din nasihattir." Ey Allah'ın Rasulü! Din kim için nasihattir? dedi ki; "Allah'a, Kitabına, Rasülüne, Müslümanların önderlerine ve her birisine nasihattir." (Nesei buyu, 4126; Davud edeb, 4293) Günümüzde demokrasi kavramı İslâm'la o kadar bağdaştırılır olmuştur ki, demokrasiyi benimsemeyenler, inkar edenler ve demokrasinin İslâm'la uzaktan yakından alakasının olmadığını söyleyenler, irticacı, yobaz ve radikal Müslüman ilan edilir olmuşlardır. Üzücü olan bu tür yakıştırmaların İslâm düşmanları tarafından yapılmasından ziyâde, Müslüman kardeşlerce yapılıyor olmasıdır. Buradan hareketle, Rabbimden bu yazıyı konunun anlaşılmasına vesîle kılmasını niyaz ediyor, aşağıdaki bazı hususları paylaşmak istiyorum. --Demokrasi İslâm'dan değildir tam aksine tâğut sisteminin bir parçasıdır-- Özellikle demokrasi vakıasının iyi etüd edilmesi konunun anlaşılması bakımından çok önem arz etmektedir. Demokrasinin üzerine bina edildiği fiîli hakikat, halkın irâdesine müracaattır. Başka bir deyimle halkının görüşünün esas alınmasıdır. Yani " Egemenliğin halka verilmesidir." Tabi bu yazı akademik ve de bilimsel bir yazı olmadığı için, demokrasinin tarihçesine, batılıların demokrasiye yüklediği manalara yer vermeyeceğiz. Demokrasinin inkar edilemez bir hakikati vardır. Pratikte (yürürlükte) olan bir gerçekliliği vardır. Oda Teşrî'nin (yasamanın) halka verilmesidir. Şöyle ki, demokraside Teşrî'nin kaynağı insandır. Yani beşerdir. İnsanların ilişkilerini, hayata dair meselelerin top yekununa çözüm getiren yasaların/hükümlerin kaynağı beşerdir demokrasi sisteminde... beşer kaynaklı bir sistemdir demokrasi.... İşte demokrasiyi savunanların, bilerek ya da bilmeyerek seçime giden Müslüman seçmen kardeşlerimizin dikkat etmeleri gereken yön budur. Destekledikleri sistem Allah Azze ve Celle'nin katî sûrette yasakladığı/haram kıldığı bir yönetim şeklidir. Demokrasi küfürdür, tâğuttur, haramdır ve bunların hepsi istisnasız şeytânidir. İşin Şer'î izahına geçmeden önce, demokrasiyi bilerek ya da bilemeyerek destekleyen ve savunanlara bazı sorular yöneltmek istiyorum. - İnsanoğlu, diğer insanların ahvalini insanoğlunu yaratandan daha iyi bildiğini iddia edebilir mi? - Dün verdiği ve onayladığı kararı, durum, şart ve zamanın değişmesiyle bugün onaylamayan insanoğlundan nasıl saadet temin etmesi beklenebilir? - Demokrasi rezaletinin dünya üzerine olan olumsuz etkisini görmezden gelmek mümkün mü? - Müslüman beldelere pazarlanmaya çalışılan kokuşmuş demokrasi, Müslümanların kurtuluş ve mutluluk kaynağı olamamış, bilakis ölüm fermanı olmuştur. Bu hakikati inkar edecek bir babayiğit var mıdır ki acaba? - Demokrasinin işlediği cürümler, işleyeceği cürümlerin teminatı değil midir? - Akan oluk oluk Müslüman kanının, yağmalanan İslâm mukadderatlarının tek ve baş müsebbibi emperyalist küfür sisteminin parçası olan demokrasi değil midir? Evet, bu soruların daha yüzlercesini sormak mümkün... Tefekküre sevk etmeye yeterlilik sağladığını düşündüğüm için bu kadarıyla iktifa ediyorum. Egemenlik/Yasama yetkisi kayıtsız, şartsız Şeriat'a aittir Yasamaya dair yukarıda yapılan kısa izahtan ve reel olan bir kaç soruyu suâl ettikten sonra, egemenliğin/yasama yetkisinin sadece Şeriat'ta olduğuna dair bazı delilleri zikretmek istiyorum. Öncelikle bilinmesi elzem olan bir konu vardır ki oda şudur; Müminlerin hayatlarının düzenlenmesinde tek otorite, tek menbâ hiç kuşkusuz İslâm Şeriatı'dır. Bu aşağıdaki ayette gayet sarihtir. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمً "Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar." (Nisâ,65) Demokrasiye müracaat, belki bilinçli yada bilinçsiz bu sistemi desteklemek, Allah'tan başkasının hükmüne başvurmak demektir. Hâlbuki Allah'tan başka daha güzel hüküm veren var mıdır? Allah Subhânehû ve Teâlâ Mâide süresi 50. ayetinde şöyle buyuruyor: أَفَحُكۡمَ ٱلۡجَـٰهِلِيَّةِ يَبۡغُونَۚ وَمَنۡ أَحۡسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكۡمً۬ا لِّقَوۡمٍ۬ يُوقِنُونَ "Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü Allah'tan daha güzel olan kimdir?" (Maide 50) Seyyit Kutup malum tefsirinde bu ayet-i celîleyi şöyle yorumluyor; "Cahiliyyenin anlamı bu ayette belirgin bir biçimde ortaya konuluyor. Cahiliyye -Allah'ın belirttiği, Kur'an'da ifade edildiği üzere- insanların insanlar için hüküm belirlemesi, insanın insana köle kılınması, Allah'a kulluğun bırakılması, Allah'ın ilahlığının reddedilmesi ve de buna karşılık, kimi insanların ilah kabul edilmesi ve -Allah'a değil- onlara tapılmasıdır. Olaya bu ayetin ışığında baktığımızda, cahiliyyenin tarihsel bir süreçten ibaret olmadığını görüyoruz. Cahiliyye, bir olgudur. Geçmişte yaşanmış olan bu olguyla, bugün de yarın da yine karşılaşılacaktır. Cahiliyyenin niteliği, İslâm'la çelişme, İslâm`a karşı olmadır. Nerede ve hangi zamanda olursa olsun eğer insanlar, tek bir konuda bile ödün vermeksizin Allah'ın şeriatına göre hükmediyorlarsa, bu şeriatı benimsiyorlar ve ona gerçek anlamda teslim oluyorlarsa, Allah'ın dinine mensup olmuş demektirler. Yok eğer, beşer aklının ürünü olan bir şeriat, bir öğretiye göre hüküm veriyorlarsa -hangi şekilde olursa olsun- söz konusu öğretiyi benimsiyorlarsa, onlar cahiliyye sınıfındadırlar. Onlar, öğretisi doğrultusunda hüküm verdikleri kişinin dinini benimsemiş durumdadırlar, Allah'ın dinini değil! Allah'ın hükmünü istemeyen, cahiliyye hükmünü istiyor demektir. Allah'ın şeriatını reddeden, cahiliyye düzenini kabul ediyor, cahiliyyeyi yaşıyor demektir. Bu, yolların ayrılış noktasıdır. Allah bu noktada, insanlardan iyice düşünmelerini istiyor. Gerisi insanlara kalmıştır. Diledikleri yolu seçmekte özgürdürler. Ardından Allah bu tür insanlara, cahiliyye düzenini istemelerinden ötürü kınayıcı bir soru yöneltmektedir. Yine bu soru, Allah'ın hükmünün daha üstün olduğunu vurgulamaya yöneliktir: ‘Kesin inançlılara göre Allah'ın düzeninden, Allah'ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?'" devamla şunları söylüyor büyük müfessir; ....İçinde bulunduğumuz koşullarmış. Durum çok değişmişmiş! İnsanların istememesiymiş! Düşmanlardan çekinmemiz gerekirmiş! Allah Müslümanlardan kendi aralarında şeriatını yürürlüğe koymalarını, Kur'an doğrultusunda hayat sürmelerini, onlardan kimi insanların kendilerini indirdiği şeriatından ufacık bir noktada bile şaşırtmalarından sakınmalarını isterken, daha sonra olup bitecek her şeyi bilmiyor muydu? Bu meseleyi Müslüman, kesin ve net bir biçimde kafasına yerleştirmelidir. Yaşadığı çağda, insanlara karşı Allah'ın hükmünü uygulama noktasında asla tereddüde düşmemelidir. Bu gerçeğin zorunlu sonucu olarak, dosta da düşmana da Allah'ın şeriatını uygulamalı ve de bunun neticesine katlanmalıdır. ( Fizilâlil Kur'an) Mezkûr ayetlerden, Teşrî'nin kaynağının Şeriat olduğu tereddütte mahal kalmadan anlaşılmaktadır. Yasmanın kaynağının beşer olması demek, daha yarınını bilmeye muktedir olamayan insanı yasamanın kaynağı kabul etmek demektir. İşte demokrasinin özünü tâğutluk teşkil etmektedir. Allah'ın yetkisinin Allah'tan alınıp beşere verilmesidir tâğutluk.... Asıl itibariyle Allah Celle Celâluhû bırakın bu küfür sistemini sahiplenmeyi, inkar etmeyi vâcip kılmaktadır. Ayette şöyle geçmektedir: يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّـٰغُوتِ وَقَدۡ أُمِرُوٓاْ أَن يَكۡفُرُواْ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيۡطَـٰنُ أَن يُضِلَّهُمۡ ضَلَـٰلاَۢ بَعِيدً۬ا "...Tâğut`u inkar etmeleri kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut`un önünde muhakemeleşmek mi istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor." (Nisa-60) Demokrasi konseptinin haram olduğu, tâğûtî sistemin bir parçası olduğu nasslarda ayân-beyân ifade edilirken, sözüm ona demokratlar, demokrasi erleri ve demokrat kalemşorlar hala demokrat İslâm'dan ya da İslâm demokrasisinden bahsetme cesaretini nereden almaktadırlar? Bu insanlarda hiç mi Allah korkusu yok? Bu insanlar hiç mi Kur'an-ı Kerîmi tedebbür etmiyorlar? Ya da ötesi bu insanlar her gün çektikleri Kelime-i Tevhîd'in manasını hiç mi düşünmüyorlar? Bütün bunlara ve yapılan açıklamalara ilâveten demokrasi ve bu sistemle içli dışlı olmak Nebevî metoda ve duruşa aykırıdır. Bunu şunun için söyledim, bugün demokrasiyle iştigali meşrulaştırmak isteyenlerin dillerine doladıkları argümanlardan bazıları şöyledir; " aslında demokrasi bir araçtır, amaç değil" " oyumuzu Müslümanlara atmayalım da diğer hainler mi geçsin başa? " " sorumluluğumuzu bilip oyumuzu atmamız lazım, atılmayan her oy hainlere gitmektedir..." v.s. Vallahî, bu argümanların hepsi aklîdir ve pragmatiktir. Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in muhteşem örneğine geçmeden önce bir ayetle de olsa amellerin tayininde ölçünün pragmatizm olmadığını vurgulamak istiyorum. İstiyorum ki helâlı haramı tayin eden makam belli olsun. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ا "Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min olan bir erkek ve mü'min olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur." (Ahzab, 36) Bu ayet gayet açık bir şekilde amellerin tayininde ölçünün Şer'î Hüküm olduğunu beyan etmektedir. Gelelim Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in mükemmel örneğine. Mâlum olduğu üzere, Mekke'li müşrikler Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'i dâvasından vazgeçirebilmek ve küfrün akîdesine acımasızca saldırmasını hafifletmek için çok gayret sarf etmişler ve İslâm davasından açıkça vaz geçmesini istemişlerdi. Tabi Hz. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in verdiği cevap Nebevî metod ve duruşun bizzat tarifi idi. Şöyle buyurdu amcası vasıtasıyla onlara; "Ey amcacığım, Allah'a yemin olsun ki güneşi sağ elime, ayı sol elime koyup bu davetten vaz geçmemi isteseler yine de vaz geçmem. Ta ki Allah ya bu dini galip kılar ya da ben bu uğurda helak olurum." (ibn Hişâm Sireti). İşte Nebevî duruş ve tâğutu inkarda mükemmel örneklilik... Son olarak büyük puntolarla şunları yazmak istiyorum. Evet!!!! Şimdi seçim vaktidir. - Şimdi vakit, demokrat ya da Muvahhid olmanın yol ayırımında seçim yapmanın vaktidir. - Şimdi vakit, kıytırık, pragmatik duruşu değil, Nebevî duruşu ve metodu seçme vaktidir. - Şimdi vakit, tâğutun her bir zerresini ve de demokrasiyi inkar etme, Allah'ın Nur'una ve Hidâyet'ine tâbi olma vaktidir. - Şimdi vakit, küfrün zilletinden kurtulup, İslâm'ın izzetine sarılma vaktidir. - Şimdi vakit, demokrasi rezaletinin pisliklerini yeryüzünden temizleyecek, Allah'ın Risâletini Nur ve Hidâyet olarak dünya'ya taşıyacak II. Raşidî Hilâfet Devleti'nin ikamesi için harekete geçme vaktidir. - Şimdi vakit demokrasiye "HAYIR" deme vaktidir... Ne mutlu ahiret sandığından hüsrana uğramadan başarıyla çıkanlara. O bahtiyarlara bizden selam olsun... Abdullah İmamoğlu |