|
Şu günlerde Türkiye medyasının bir numaralı konusu 12 Haziran seçimleri. Bu sürecin çok basit ve sıkıcı seçim kampanyaları ile sürdürüldüğünü görmekteyiz. Hemen hemen her gün Türkiye'nin çeşitli yerlerinde tertiplenen mitingler ve onunla beraber adeta okul çağında olan çocuklardan alışmış olduğumuz laf atmalar ve çatışmalara şahit olmaktayız.
Dile getirilen hiçbir konunun bir ciddiyetlik arz etmediğini, boş laftan ibaret olduğunu görmekteyiz. Örneğin; Tayyip Erdoğan ana muhalefet partisinin yeni liderini eleştirirken şu sözleri sarf ediyor: "CHP Genel Başkanı, İstanbul'da yürüyen merdivenlerden ters yönden iniyor ve Van Gölü'ne Van denizi diyor. " Buna cevap gecikmiyor ve CHP'nin başındaki zat şu şekilde kontra atağa geçiyor: "Ben sormak istiyorum; Sayın Başbakan sen bir ata bindin, atı dört kişi tutuyor. Sen o beygirin üstünden düştün. Biz sana bir şey dedik mi" ve devamında da şunları dile getiriyor: "Sen ilacını aldın ya da almadın veya aldın da dozunu fazla kaçırdın, arabada kaldın, balyozla arabanın camını kırdılar, seni dışarı çıkardılar" Kişinin artık sıkılmasına sebep olan ve sanki dünden hesaplanmış, tertiplenmiş bir senaryonun tekrar tekrar vizyona girmesine benziyor. Sanki dünyada hatta hemen yanı başımızda, Suriye ve Irak'ta ve bununla beraber kendi ülkende hiçbir sorun yokmuşçasına bir davranış içerisinde olduklarına şahit olmaktayız. Tayyib efendi, Kemal efendiye laf yetiştirmeye çalışıyorken aynı mantık ile Kemal efendi de cevap verme ve ardından yeni laf yetiştirme çabası içerisinde olduğunu görmekteyiz. Burada bir tarafından aşırı milliyetçi kesim diğer taraftan sosyalist Kürt kesimi gündemde durmanın ve konuları kendi lehine çekmenin gayreti içerisinde olduğuna şahit olmaktayız. Lakin tüm bunlar gerçekleşir ikin yine dikkatlerden kaçmaması gereken şu hakikatin de altını çizmek istiyorum. Seçimlerden kesinlikle birinci parti olarak çıkacak olan AK partisi, hem yurtiçinden hem de komşu ülkelerden gerçekleşen baskı ve ciddi tepkilerden ötürü, mazlum konumda kalmanın yolunu aramaktadır. Yani son sekiz yılda gerçekleşen siyasi operasyonlardan sonra ve bunun getirdiği sonuçlardan ötürü, İslami kesimi kandırmanın hal çaresi aranmaktadır. Şu durumda AKP bu seçimlerden kesinlikle 367 milletvekili çıkarmamak zorunda olduğunu pekâlâ bilmektedir. Hatta MHP ve onlarca BDP'linin mecliste yer almasını istemektedir. Neden, çünkü bu şekilde karşı taraf yani İngiliz kanadı, onu engellemenin yolunu arayacaktır ve istenilen İslami talepleri olan kesime bu bir bahane olarak ileri sürülecektir. Bu seçimler onların, yani ABD'nin istemiş olduğu şekilde sonuçlanmış olsa dahi konum itibari ile kesinlikle birçok açıdan sıkıntı yaratacaktır. Çünkü Müslümanların beklentisi ve sabrı giderek tükenmektedir. Her ne kadar üstü örtbas edilmek istense de ‘Arap baharı' olarak başlamış olan Müslüman Arap halkların kıyamı bu ülkeyi de ve onun sözde İslami kılıfa sokulmak istenilen Tayyip Erdoğan'ı da çokça zor duruma sokacağı aşikar. Her aklı başında olan Müslüman'ın bilmiş olduğu üzere Beşar Esad ve Tayyip Erdoğan ikilisinden ABD çok şey beklemektedir. Hatta bunun orta vadeli temelleri de atılmak istenmişti. Örneğin; Temmuz 2010 yılında Türkiye Gazetesi Dış Haberler Müdürü Hayrettin Turan'ın Beşar Esad'ın Şam'daki sarayında yapılan bir söyleşide bakınız neler söylendi: Her konuda güveniyoruz. Türkiye'nin bölgede rolünün çok önemli olduğunun altını çizen Esad, "Bu coğrafyanın bir ülkesi olarak, Türkiye diğerlerine nazaran bu coğrafyanın her şeyiyle daha yakından ilgileniyor. Türkiye hem problemlerin çözümüne yönelik çabalarda, hem de meselelere yol açan engellerin aşılmasında son derece becerikli bir ülke. Suriye-Türkiye arasında hem siyasal düzeyde, hem de halklar arasında mutlak bir güven var ve biz buna çok önem veriyoruz. Hiçbir konuda bir güvensizliğimiz söz konusu değil" diye konuştu. (17.07.2010 / dunyabulteni.net) Lakin evdeki hesap çarşıya uymayınca, Tayyip Erdoğan dünkü dost diye öve öve bitiremediği Beşar Esad ve onun zelil Baas Partisini hiç mi hiç gündemine almamaktadır ve yakın zamanda almayı da düşünmemektedir. Bu ateşin, yani Suriye ateşinin Ortadoğu ve doğal olarak Türkiye'yi de beraberinde yakacağı kimse tarafından gizlenmemektedir. Bakınız geçenlerde (27 Mayıs 2011) tarihinde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Tvnet televizyonunda canlı yayına katılarak soruları yanıtlarken "Arap baharı" olarak adlandırılan Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn ve Suriye'deki gelişmeleri değerlendirdi ve çok düşündürücü konulara da dikkat çekti. Örneğin şu konulara değindi: Suriye'nin Ortadoğu'nun en önemli ülkesi olduğunu, Irak, Lübnan ve Filistin gibi üç önemli sorunun ortasında bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, Suriye'nin Libya'dan farklı olarak etnik ve mezhep anlamında çok renkli olduğuna işaret etti. "Esad'a desteğe hazırız. Bizim için Suriye'nin istikrarı çok önemli" diye konuşan Davutoğlu, ortada Türkiye, İsrail, Lübnan ve Ürdün gibi ülkeleri etkileyecek sonuçlar doğuracak bir tablonun olduğuna dikkati çekti. Esad ile her şeyi paylaştıklarını kaydeden Davutoğlu, kendisine de "Bir Suriyeli gibi Suriye'nin geleceği konusunda kaygılıyız, gayret göstermek istiyoruz. Bir Suriyeli olarak söylüyorum, bu değişimi bizim yönetmemiz lazım" dediğini anlattı. Tezlerinde daha da ileriye giderek şu iddiada bulundu: "Serbest bir seçim olsaydı Esad kalırdı." Hatta bu yetmiyormuşçasına daha da ileriye gitti ve şunları söyledi: "Beşşar Esad Bin Ali, Mübarek, Kaddafi gibi bir önceki nesilden değil, çevrede de son derece saygı uyandıran, halkı tarafından da sevilen bir lider. Tunus ateşinin başladığı gün bütün Arap toplumunda serbest seçimler olsaydı Tunus, Mısır, Yemen ve Libya'daki liderlerin yönetimden giderdi, ancak Beşşar Esad seçimleri kazanırdı. " Tüm bu söylenenlerden de anlaşılacağı üzere bu ülkenin istikrarı hem ABD hem de Avrupa'nın işine gelmektedir. Nedeni ise bu ülkenin stratejik ve jeopolitik konumu teşkil etmektedir. Suriye bir nevi İslam'ın doğuşunu teşkil eden Arap yarımadasının kuzeyinde bulunan ve üç mübarek şehre açılan kapı konumundadır. Yine Avrupa kapısı olarak bilinen Türkiye'nin hemen güneyinde bulunmaktadır. Artı Asya'ya açılan kapı olan ve petrol konusunda Suudi'lerden sonra petrol rezervleri bakımından dünyada, kanıtlanmış 115 milyar varille 4'üncü sırada Irak gelmektedir. O bölgede bir sorun olan ve sorun olmaktan çıkmayacak olan İsrail'in en sadık komşularından biri, yine Suriye'dir. Her ne kadar resmi alanda İsrail ve Suriye arasında sözde hasımlık iddia edilmiş olsa da, bu gerçeği kesinlikle yansıtmamaktadır. Öyleyse seçim sonrasında olabilecekleri ve daha ziyade kesinlikle olması gerekenleri biraz analiz etmeye çalışalım. AKP seçime kadar, seçim bahanesiyle medya kuruluşlarından kesinlikle ‘Arap baharından' ve özellikle Suriye'den hiçbir şekilde ne menfi nede müspet haber yapılmasını istemeyecektir. Olağan dışı bir olay gerçekleşmediği taktirde bu serüvenin dışına çıkılacağı gözlemlenmemektedir. Gelelim seçim sonrasına: Seçim sonrası için sanki şimdiden bir takım senaryoların çizildiği hissediliyor. Bunun yurtiçi ayağı Güneydoğu Anadolu bölgesindeki özerklik meselesi olabilmektedir. Yurtdışı ayağı ise ikinci Mavi Marmara Gemisi ile İsrail-Türkiye tiyatro gösterisinin olabilme ihtimali göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Tam olarak günü belli olmasa da Haziran ayının ortalarında onbeş-yirmi gemiyle yola çıkılacağı dile getirilmektedir. Zamanlamasına bakıldığında seçim sonrasına tekabül etmiş olması, ilginç bir tesadüf olmasa gerek. Geçen sene öldürülen 19 kişinin dokuzunun Türk olduğu düşünülecek olursa ve ardından gerçekleşen hem siyasi hem de sivil kurumlar açısından gayet ciddi bir yankı yaptığı da bilindiği için, bu kartı yabana atmamak lazım. Lakin şu tezgahlanıyor da olabilir. İsrail bu gemilerin Gazze'ye gitmesine izin verir ve istenilen yardım gerçekleşir. Ardından Türkiye ve Ortadoğu da bunun büyük bir başarı olduğu günlerce belki de haftalarca konuşulur ve tartışılır. Her ne olursa olsun, bunu seçim sonrasında yapmak istemiş olmaları ve o bölgedeki konumu da buna paralel olarak düşünüldüğünde, gündemi AKP bu şekilde saptırmak istiyor da olabilir. İşte Müslümanların kanı üzerinden bu kirli tezgahlar oynanmaktadır. Ve Müslümanlarla onların değerleri ile alay edilmektedir. Bu siyasi tuzakların tutmayacağı ve onlara gerçek siyasi basiret erlerinin tek tek gün yüzüne çıkarak gerçek siyasetin nasıl olması gerektiğini gösterecek olan o şanlı günleri tez zamanda görme umuduyla sözlerime son vermek istiyorum. Kardeşiniz; Mehmet Aydın |