|
Seçim anketleri yapan araştırma firmalarının kamuoyuna sunmuş oldukları seçim % dağılım tabloları ve meclis deki milletvekili dağılımı incelendiğinde önümüzdeki seçim sürecinde siyasi partilerin nasıl seçim stratejileri izleyeceği ve seçimlerden sora Türkiye'de yaşayan Müslümanların nasıl bir siyasi ortamla karşı karşıya kalacağı daha da belirgin olmaktadır. Hiç şüphesiz anketlerin hepsi AKP hükümetinin iktidar partisi olarak seçileceğini kesin bir şekilde ön görmektedir. Fakat seçimden sonra Türkiye'nin siyasi konjonktürü ve hedefleri bu seçimi diğer seçimlere nazaran daha önemli kılmaktadır. Yeni Anayasa meselesi, başkanlık sistemi PKK yanlısı Kürtlerin özerklik talepleri bu seçimlerin önemini oluşturan temel başlıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum; ‘AKP kendisini bekleyen bu zorlu süreçte nasıl hareket edecek?' sorusunu akıllarımıza getiriyor. Bu sorunun cevabı; gerek AKP Hükümetine danışmanlık yapan isimler olsun (Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarından Doç. Dr. Yalçın Akdoğan); ‘demokratik açılım'ın bir devlet politikasından çok toplumsal mutabakat projesi olarak görülmesi gerektiğini... Star Gazetesi Açık Görüş Ek'inde 'açılım'ı ele alan Siyaset Bilimci Akdoğan; ‘bu toplumsal mutabakatın 'özeleştiri' ile sağlanacağını' savundu. (ZAMAN 24.08.2009) Gerek kamuoyunda konuşan liberal aydınlar olsun; "Gerçek demokratların muhafazakâr/liberal ittifakına inanması gerekir. İnanmadıklarında bu güvensizliğin kendisi bu ittifakı sarsacaktır. Buna "kendi kendini kanıtlayan kehanet" derler: güvensizlik karşıtlığı, karşıtlık da çözülmeyi yaratır." (Herkül Milas ZAMAN 01.02.2011) Toplumun diğer kesimlerinin verdiği ortak cevap toplumsal mutabakat noktasında birleşmektedir: "a) Kürt milliyetçileri (BDP ve bağımsız Kürt aydınları, İslami kanaat önderleri). b) MHP ve bağımsız Türk milliyetçisi aydınlar, BBP. c) Etnik kökenine bakılmaksızın düşünce üreten İslami çizgideki entelektüeller, kanaat önderleri, cemaat temsilcileri. d) CHP ve sosyal demokrat çizgideki aydınlar. e) Bağımsız sol ve sosyalist çizgideki aydınlar sürece katılmalıdır. Müzakereci siyaset, sivil, yaygın ve aşağıdan yukarıya doğru toplumsal bütün tarafların ortak katılımını öngören mutabakat temin etmeyi hedefler." (Ali Bulaç ZAMAN 21.04.2010) bütün bunlar iktidar partisi olacağında şüphe gözükmeyen AKP'nin bu seçim döneminde ve seçimden sonraki dönemde nasıl bir siyaset ortaya koyması gerektiğini, oluşturacağı siyasi ortamların ne şekilde oluşacağını göstermektedir. Yine diğer partilerinde hareketlerinde kilit kelime olarak toplumsal mutabakat sözünü çok duyacak gibiyiz... Son günlerde bu politikanın mesajları yavaş yavaş topluma indirilmeye başlandı diyebiliriz. Örneğin; "CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu' nun Hakkâri'de verdiği yerel yönetimlere özerklik sözü siyaset gündeminin ilk sırasına oturdu. Toplumsal Mutabakat Projesi Kılıçdaroğlu'nun Hakkâri'de açıkladığı yerel yönetimlere özerklik vaadi, CHP'nin hazırladığı daha büyük bir projenin adımlarından biri. CHP, üzerinde uzun süreden bu yana çalıştığı bir projeyi tamamladı. Bu çalışmanın adı "Toplumsal Mutabakat ve Milli Bütünleşme Projesi." (Fikret Bila MİLLİYET). Bu durum AKP iktidarının hem Türkiye'de hem de İslam topraklarında oluşturacağı siyasi anlayış için önemli bir sürecin başlangıcıdır. Zira ABD bölgesel projesinin Türkiye'de yaşanacak bir iktidar kavgasına heba etmeyecek kadar siyasi akla ve tecrübeye sahiptir. "İki lider (ABD Başkanı Barack Obama ve İngiltere Başbakanı David Cameron), Times Gazetesi'nde yayımlanan ve ortak kaleme aldıkları makalede, İngiltere ve ABD arasında sadece tarihi bağlar olmadığını kaydederek; "Savaşlar olsun, ekonomiyi yeniden inşa etmek olsun, ihtiyaçlarımız ve inançlarımız aynı" ifadelerine yer verdi." ABD Türkiye'de siyasi ortamlar oluşturmakta ve siyasi çevre farklılıkları ortaya çıkartıp seçim sonrasında mecliste deki oluşacak aritmetiği önemsemektedir. Ve bu doğrultuda AKP'nin de siyasi ilişkiler oluşturacağı analiz edilmektedir. Bu doğrultuda AKP'nin seçim hedefi olabilecek iki önemli soru karşımıza çıkmaktadır. 1- AKP anayasal çoğunluğa (367 +) erişebilir mi? 2- AKP referandum çoğunluğunu (330 +) yakalar mı? Anketlerin bütününde AKP'nin 367 milletvekiline ulaşabilmesi için %48 üstü oy ortalamasına ulaşması gerekmektedir. Bu olasılıkta anketler ve Türkiye deki oy pastası incelendiğinde çok düşük bir olasılık olarak görülmektedir. Öyle ise AKP'nin Anayasa değişikliğini sağlaya bilmesi için 367 milletvekili gibi bir hedefi önüne koyması yapacağı siyasi hamlelerin başarısız olmasına sebep olacaktır. Onun için AKP ulaşılması zor olan 367'lik hedefe yönelik plan yapması mümkün değildir. Yani Tayip Erdoğan'ın şu sözleri; "Başbakan Erdoğan, 'İnşallah sandıkları AK Parti ile patlatacağız. Çünkü yeni bir anayasa yapacağız. İleri bir demokrasi için yapacağız, temel hak ve özgürlükler için yeni bir anayasa... Bunun için de tabii 367'nin üzerinde milletvekili çıkarmamız lazım. Bu milletvekilini hep beraber çıkaracağız. Bunu sizlerle beraber başaracağız. Siz bizim arkamızda olduğunuz sürece hiç endişe etmeyin. Biz 367'nin üzerinde milletvekilini çıkardığımız takdirde diğer partilere diyeceğiz ki, gelin Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda bunu beraber yapalım." hamaset politikalarından öteye gidecek bir söz değildir. Taban siyasetine yönelik seçmen söylemleridir. O zaman AKP'nin önünde duran ikinci hedefi iyi değerlendirmesi gerekmekte ve sonuçlarını iyi siyaset etmesi gerekmektedir. "Taha Akyol'un CNN'de yaptığı Eğrisi Doğrusu adlı programın 10 Nisan tarihli yayınında A&G ile ANAR şirketlerinin geneli müdürlerinin yaptıkları sözlü açıklamalar. Mehmet Ali Birand 16 Nisan tarihli yazısında "güven duyduğu" araştırma şirketlerinin tahminlerinin ortalamasını, AKP (45-47), CHP (28-30), MHP (10,5- 12) olarak veriyor." Bu hedef AKP için ulaşılması zor bir hedef değildir. Fakat bu hedef sadece 330 milletvekili ile bağlı bir hedef değildir. Bunun yanında toplumsal mutabakatı da sağlaması gerekmektedir. Ve bundan dolayı meclise girecek her partiye ihtiyaç duyacaktır. Ve bunun için gereken bedeli ödeyecektir. Doğudaki milletvekilleri seçiminde de bunu okuyabilmekteyiz... "Erdoğan'ın bu bölgede milletvekili olmasını uygun gördüğü kişilerin neredeyse tamamı Kürt sorununun çözümünü ya pek dert edinmeyen ya da bu meselede iddiasız olan, adı-şanı pek duyulmamış kişiler. Buna karşılık, Kürt meselesinde duyarlılık sahibi olan kimi AKP'li isimler listelerde yer almıyorlar." (Mustafa Erdoğan STARGAZETESİ 28.05.2011) Doğu bölgesini BDP ye terk ederek BDP'nin elini kuvvetlendirip mecliste kayda değer bir çoğunluğa çıkmasını istemektedir. Yine MHP'yi meclis içinde tutmak için bu seçimde durmadan MHP'nin popülaritesini artırmaktadır."Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, MHP'de yaşanan istifalarla ilgili olarak, kasetleri çıkaranların 'dizaynırlar' olduğunu ve MHP'nin baraj altında kalmasının AK Parti'nin işine gelmediğini belirterek, "BDP'nin olduğu bir yerde MHP olmalıdır" dedi. (22.05.2011 HABERX) Peki, İngiliz kanadı bu palanı göremedi mi?.. Hayır, Ulusalcılar AKP'nin yapmak istediğini fark etiklerinden bu yana hem MHP'ye hem BDP' ye vurmakta onlara puan kaybettirecek hamlelere kalkışmaktadır. (Kaset skandalları, YSK karar krizleri vs.) Hem de kendi siyasi çevresinde bütünlüğü korumaya çalışıp farklı bir oluşumun ortaya çıkmasını engelleyerek meclise başka partiyi sokmama gayretleri içerisindedir. (Eski TDH Lideri Mustafa Sarıgül gibi.) Evet, uzun zamandır Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi Partilerinin Türkiye'de yaşayan Müslüman halka yaşattığı bu siyasi entrikalar, komplolar, yalanlar, ahlaksızlıklar, sataşmalar, seviyesizlikler, küfürler, çatışmalar, adaletsizlikler evet hepsi kıytırık bir iktidarın mücadelesi için verilmektedir. Ya da pay sahibi olabilmek için yapılmaktadır. İşte Müslümanlara sunulan siyasetin fasit olmasının en önemli sebebi batı fikirleri ile zehirlenen akıllarının, kalkınmanın gerçek temelinin, fikir (İslami akide ve çözümler) ve metodu (s.a.v) (tatbik, koruma, yayma) içeren bir ideoloji olduğunu akıl demiyor olmalarından dolayıdır. Zira mevcut partiler bazında İslâmiyet, devletin ve ümmetin bütün işlerine, hayatın tüm problemlerine çare bulan ve kendisinden nizamın çıktığı bir akide olması bakımından kalkınma ile ilişkilendirerek diraset, tefekkür ve bahis edilmemiştir. İşte bugün söz konusu partilerin ideolojik bir parti olmamasından dolayı Müslümanlar, önce onlara güvenir, onları destekler sonra; bu partilerden beklediklerini bulamadıklarını anladıkları zaman şok olurlar. Onları aşağılar, onlardan utanır, güven duyduklarından pişman olur yaptıklarını eleştirir ve en sonun da toplumun içinden bu partileri tükürerek atarlar. Ve fasit nizamların aydınları da Müslümanların samimi duygularını kitleleşme yönünde ifsada uğrattırmasını "demokratikleşmede yol aldık" diyerek, başarı gibi atfederler. Oysaki Rabbimiz iki sayfada anlatmaya çalıştığımız fasitliği bir ayette nasılda bildirmekte bizlere, Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmakta; "Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler." (Bakara 11) "De ki; "Eğer ben eğri yolda isem sapıtmamın zararını kendim çekerim. Eğer doğru yolda isem, bu Rabb'imin bana ilettiği vahiy sayesindedir. Hiç kuşkusuz O her şeyi işitir ve kullarına çok yakındır." (Sebe-50) |