Anasayfa arrow Yazarlar arrow Yasin İbn-u Ali arrow Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden (7)
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

83/27-28 Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır.
Bir Hadis

"İşlerini bir kadının yönetimine bırakan hiçbir kavim felah bulmaz." (Buhari Fiten Bab-18, Tirmizi 2263)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Yazdır E-Posta
Yâsin İbn-u Ali
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden

- 7 -

Devlet Olmadığında Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker

 

Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker, fertlere, cemâatlere ve ulû'l emre dayandırıldığını söylemiştik. Yine devlet, münkeri değiştirmekte asıldır demiştik. Şimdi bugün yaşadığımız bu vakıanın gölgesi altında insanlardan birçoğunun sorduğu soru şudur; Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker, devletle ilintili midir yoksa değil midir?

Buna cevap şöyledir; devlette aslolan, "Onun, İslâm'ın hükümlerini tatbik ve tenfiz etmek, İslam davetini, davet ve cihâd yoluyla âleme bir risâlet olarak taşımak için tenfizî siyâsî bir varlık olmasıdır. Devlet, İslâm nizâmlarını ve genel hükümlerini hayat ve toplumda tatbik etmek için İslâm'ın koyduğu yegâne metottur. Yine devlet, hayatta İslâm hayatının kıvâmıdır. Onsuz, İslâm bir ideoloji ve hayat nizâmı olarak varlıktan silinir. Mücerret ruhî ibâdetler ve ahlâkî sıfatlar olarak kalır." Devletin varlığı, İslâm hükümlerini tatbik etmek için cidden çok önemlidir. Bu, iki kişinin hakkında ihtilaf etmedikleri bir husustur. Abdullah İbn-ul Mubârek ne kadar da doğru söylemiştir. Öyle ki şöyle demiştir:

Muhakkak ki cemâat, Allah'ın ipidir, sarılınız,

Din edinmek isteyenler için Allah'ın ipinden sağlam kulp vardır,

Allah, sultanla nice müşkülü def eder,

Dinimizde ve dünyamızda sultanla rahmet vardır,

Hilâfet olmasaydı, yollar bize güvenli olmazdı,

En zayıfımız talanca en kuvvetlimiz olurdu,

 

Vakıa şudur ki, Şâri, bir bütün olarak dinin ikâmesini kendilerine dayandırdığı cihetleri addetmiş, fertleri bir takım işlerle, cemâatler ve devleti de başka işlerle mükellef kılmıştır. Şer'î hükümler içerisinde tenfizi, Halifeye veya Halife makamında kâim olan kimselere dayandırılanlar vardır. Bunları bir başkasının tenfiz etmesi câiz değildir. İnsanlardan biri bunları tenfiz ettiği vakit, -fakihlerin ibâresinde de olduğu gibi- sultaya karşı müfteri olur, hudutlar gibi. Yine hükümler içerisinde fertlere dayandırılanlar da vardır, ama fertler taksirat gösterdiklerinde, Halife onları ikâme eder. Keza hükümler içerisinde hem halifeye hem de fertlere dayandırılanlar vardır, bunları onlardan her biri şeriatın kendisinden talep ettiğine ve gücüne göre ikâme eder. Böylece bunlar, halifenin varlığına bağlantılı olmazlar. Bunlar, halifenin mevcût olmamasına ve yok olmasına rağmen ikâme edilirler, cihâd gibi. Çünkü cihâd hakkındaki deliller, mutlaktır. O delillerden biri de Allah'u Teâlâ'nın şu sözüdür: كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ "Sizler üzerine savaş yazıldı."[1]  Aslolan, savaş emrinin halifenin elinde olmasıdır. Harp ilan eden, antlaşma akdeden sadece odur. Ama ortada Müslümanlar için bir halife yoksa, dâhilde İslâm'ı  tatbik eden, hâriçte de cihâd yoluyla aleme İslâm'ı taşıyan bir devletleri de bulunmazsa, cihâd âtıl bırakılmaz ve âtıl bırakılması da câiz değildir. Şayet onu âtıl bırakmak câiz olsaydı, Müslümanların toprakları gasp edilip işgal edilirdi. Hayrâtları tarumar edilir, servetleri talan edilirdi. Irzları çiğnenir, mukaddesâtları ayaklar altına alınır, kerâmetleri tahkir edilirdi. Tıpkı bugün olduğu gibi..

Aynı şekilde Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker de, halifeye ve ulu'l emre bağlı değildir. İster burada İslâm'î Hilâfet devleti olsun ister olmasın ister beldelerinde Müslümanlar üzerine tatbik edilen yönetim İslâm yönetimi olsun ister küfür yönetimi olsun ister yönetici İslam hükümlerinin tatbikini güzel yapsın isterse tatbikini kötü yapsın, Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker her halükarda Müslümanlar üzerine vâcibtir. Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker talebi, halifenin varlığıyla mukayyet değildir. Devletin ikâmesi de şart koşulmuş değildir. Sallallahu Aleyhi Ve Selem şöyle buyurdu: من رأى منكم منكرا فليغيره بيده "Sizden kim bir Münker görürse, onu eliyle değiştirsin." Ve Sallallahu Aleyhi Ve Selem şöyle buyurdu: لتأمرن بالمعروف ولتنهون عن المنكر أو ليوشكن الله أن يبعث عليكم عقابا منه  "Mutlaka marûfu emreder ve münkerden nehyedersiniz. Yahut Allah sizin üzerinize katından bir ikâb gönderiverir."[2] Emir, hiçbir şeyle kayıtlanmamıştır. İbn-u Kudâme El-Makdisî "Muhtasaru Minhâc-ıl Kâsidîn" de şöyle der: "Bir gurup, münkere hakkında imam veya vâlî tarafından izin verilmiş olmasını şart koşarlar. Raiyye bireylerine hisbeyi câiz görmezler. Oysa bu, fâsiddir. Çünkü ayetler ve haberler, geneldir. Bir münkeri gören herkes, ona sükût ederse onun  âsi olduğuna delâlet ederler. İmamın iznine tahsis etmek tahakkümdür." En-Nevevî de "Sahîh-u Muslim'in şerhinde" şöyle der: " Alimler dediler ki: "Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker ulu'l emir sahiplerine tahsis edilmez. Bilakis bu, Müslümanların bireylerine câizdir." Ebu Hâmid El-Gazâlî de şöyle dedi: "İmam tarafından tefvîz şartına tahsis etmek, hiçbir aslı olmayan bir tahakkümdür."[3]

   

Devlet Olmadığında Cemâatin işi

 

İslâm'î devletin olmaması, fesad için kapıyı sonuna kadar açar, enva-i tür Münker yayılır. Fert, ne kadar kudret, takat, ihlâs, ilim harcarsa harcasın, tek başına bu ağır yükü taşımaya, Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker vâcibini en güzel şekilde yerine getirmeye muktedir olamaz. Bunun için büyük mesuliyet, cemâatlerin omuzları üzerine yüklenmiştir. Koşulları değiştirme, Allah'ın indirdiğiyle hükmü geri getirme,  Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker vâcibini hakkıyla ikâme etme güç ve kudreti cemâatlere aittir. İşte buradaki mesele, cemâatin işine mütealliktir. Allah Subhanehu ve Teâlâ cemâatle ilgili bir ayette şöyle buyuruyor: : وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ  "Sizden, hayra davet eden, marûfu emredip münkerden nehyeden bir cemâat bulunsun."[4] Hayır, marûf ve münkerdeki belirlilik takısı, istiğrâk takısıdır, umûm ifâde eder. Bu, her marûfu emretmek ve her münkerden nehyetmek cemâat üzerine vâcib demek midir?

Buna iki yönden cevap verilir. Bunlar: Birincisi: Şer'î nasslar, marûfların faziletine ve münkerlerin farklılığına, bunlardan önemli olanlar ve daha önemli olanlar olduklarına delâlet etti. Allah'u Teâlâ Tevbe süresinde şöyle buyurdu: أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ  "Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı imarı, Allah'a ve âhiret gününe iman edip de Allah yolunda cihâd edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zâlimler topluluğunu hidâyete erdirmez."[5] Ebu Ma'bed'den şöyle dediği rivâyet edildi:سمعت ابن عباس يقول سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يخطب يقول لا يخلون رجل بامرأة إلا ومعها ذو محرم ولا تسافر المرأة إلا مع ذي محرم فقام رجل فقال يا رسول الله إن امرأتي خرجت حاجة  وإني اكتتبت في غزوة كذا وكذا قال انطلق فحج مع امرأتك "Ben İbn-u Abbâs'ı şöyle derken işittim: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'i hutbe vererek şöyle derken işittim: "Sakın bir adam, beraberinde mahremi olmaksızın bir kadınla  baş başa kalmasın. Kadın yanında mahremi bulunmadıkça sefere çıkmasın!". Bunun üzerine bir adam ayağa kalkarak: "Yâ Rasûlullah! Benim  zevcem hacc için  yola  çıktı. Kendim  de filân gazaya yazıldım!" dedi. "Git de zevcenle beraber hacc et!" buyurdular"[6] Bu hadiste, daha önemli olanın önemli olan üzerine takdimi vardır. Çünkü adamın cihâd için gazaya yazılması, eşinin mahremi olmaksızın seferiyle teâruz edince, bir husus diğeri üzerine takdim edildi.

Enes İbn-u Mâlik'ten şöyle dediği rivâyet edildi: أقيمت الصلاة والنبي صلى الله عليه وسلم يناجي رجلا فلم يزل يناجيه حتى نام أصحابه ثم جاء فصلى بهم "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamla gizlice konuşurken namaz için ikâmet getirildi. Fakat kendileri ashabı uyuyuncaya kadar gizli konuşmaya devam ettiler, sonra gelerek onlara namaz kıldırdılar."[7] Bu hadiste, birbirleriyle çatıştığında en önemli olanın daha az önemli olan üzerine takdimi söz konusudur. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem dini hususlardan önemli bir hususta o adamla ikâmetten sonra gizlice konuşmuş, gizlice konuşma, namazın takdimi üzerine tercih edilmiştir.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Ka'be'ye bakarak şöyle buyurduğu rivâyet edildi: لقد شرفك الله وكرمك وعظمك والمؤمن أعظم حرمة منك  "Elbette Allah seni şerefli, kerim ve azametli kıldı. Ama mümin, hürmetçe senden daha azametlidir."[8] El-Berâ İbn-u Âzib'ten Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurdukları rivâyet edildi: لزوال الدنيا أهون على الله من قتل مؤمن بغير حق  "Dünyanın yok olması, Allah'a haksız yere bir müminin katlinden daha önemsizdir."[9] Bu nedenle Ka'be'nin yıkılması, dünyanın yok olması Allah indinde haksız yere bir Müslüman'ın katlinden daha önemsizdir.

Binaenaleyh, vakıada münkerler çoğaldığında, toplumda yaygınlaştığında, amelini bu ikisi üzerine odaklaştırmak için evla ve en önemli olanı, şerî mikyâslara uygun olarak sınırlandırmak cemâate elzemdir. Burada bir münkerden daha büyük başka bir Münker vardır. Yine burada bir marûftan daha önemli başka bir marûf vardır. Masûm bir canı öldürmek, içki içmekten daha büyük cürümdür. İslam'la yönetimi geri getirmek, vâcib görenler nezdinde izâr (belden aşağıya salınan örtü) taksiratından daha önemlidir. O nedenle Müslüman iki Münker gördüğü vakit, diğerinden önce münkerce en büyük ve en şiddetli olanını defetmesi vâcibtir. Yine ona iki marûfu emretmek vâcib olduğu zaman, onlardan en önemli olanını emreder.

Keza cemâat de böyledir. Önünde farzlar çatıştığında, karşısında da münkerler çoğaldığında en önemli olanı önemli olan üzerine takdim eder.

Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münkerin en önemlilerinden biri yöneticileri muhasebe etmek ve münkerlerine engel olmaktır. Ebu Saîd El-Hudrî'den, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu dediği rivâyet edildi: أفضل الجهاد كلمة عدل عند سلطان جائر أو أمير جائر  "En efdal cihâd, zâlim sultan veya zâlim emir karşısında adaleti söylemektir."[10] Abudullah İbn-u Amr'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğu rivâyet edildi: إذا رأيت أمتي تهاب الظالم أن تقول له أنت ظالم فقد تودع منهم "Sen, ümmetimi zâlime "Sen Zâlimsin" demekten korktuğunu gördüğünde, onlardan ümit kesilmiştir."[11] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şu sözü rivâyet edildi: ألا إن رحى الإسلام دائرة فدوروا مع الكتاب حيث دار ألا إن الكتاب والسلطان سيفترقان فلا تفارقوا الكتاب ألا إنه سيكون عليكم أمراء يقضون لأنفسهم ما لا يقضون لكم إن عصيتموهم قتلوكم وإن أطعتموهم أضلوكم قالوا يا رسول الله كيف نصنع؟ قال كما صنع أصحاب عيسى ابن مريم نشروا بالمناشير وحملوا على الخشب موت في طاعة الله خير من حياة في معصية الله "Dikkat ediniz! İslâm taşı bir dâiredir. Nereye dönerse dönsün kitâbla birlikte dönünüz. Dikkat ediniz! Kitâb ve sultan ayrılacaktır. Siz kitâbtan ayrılmayınız. Dikkat ediniz! Üzerinizde emirler olacaktır, sizin lehinize hükmetmediklerini kendileri için hükmedecekler. Eğer onlara karşı gelirseniz, sizi öldürürler. Eğer onlara itâat ederseniz, sizleri saptırırlar." Dediler ki: "Yâ Rasûlullah! Nasıl yapacağız." O da: "İsâ İbn-u Meryem'in ashabının yaptığı gibi yapınız. Onlar testerelerle biçildiler, odunlara ayrıldılar. Allah'a itâat da ölüm, Allah'a masiyetteki hayattan daha hayırlıdır." Buyurdu."[12]

İkincisi: Münkerlerin, sebepleri ve tezâhürleri var. Kişide aslolan, esâsî maksadın tahakkuku için tezâhüre değil sebebe ihtimam göstermesidir. Esâsî maksat da, münkerin zatını izâle etmektir. Bir insan iki şahıs görür, biri uyuşturucu alıyor diğeri onu satıyorsa, alıcıdan önce satıcıyı inkâr etmesi gerekir. Çünkü satıcı, sebeptir.

Aynı şekilde cemâatte böyledir. Cemâat de, amelini tezâhüre değil de sebebe odaklaştırmak amacıyla sebep ile tezâhür arasını temyiz etmelidir ki münkerin zatını izâle etme hükmü tahakkuk etsin.

Bugün Müslümanların vakıasına baktığımızda, onların küfür hükmüyle yönetilen, gayri İslâm'î nizamların tatbik edildiği, Müslümanları zâlim yöneticilerin havuç sopayla siyaset ettikleri bir Dar'ul küfürde yaşadıklarını görürüz. İslam'ın, hayatlarından ve toplumlarından silinip gittiğini görürüz. Bu sebeple bugün cemâatin işinde evleviyet olan, hayra davetin, Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münkerin Allah'ın indirdikleriyle yönetimi geri getirmek ve hilâfetin ikâmesiyle İslâm'î hayatı yeniden başlatmakta temsil olunmalıdır. Muâviye'den Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurdu dediği rivâyet edildi: من مات وليس عليه إمام مات ميتة جاهلية  "Üzerinde bir imam olmadığı halde ölen kimse, cahilliye ölümüyle ölür."[13] Abdullah İbn-u Ömer'den, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle buyururlarken işittim dediği rivâyet olundu: من خلع يدا من طاعة لقي الله يوم القيامة لا حجة له ومن مات وليس في عنقه بيعة مات ميتة جاهلية  "Kim itâatten elini çekerse kıyâmet günü hiçbir hücceti olmaksızın Allah'la karşılaşır. Kim de boynunda biat olmaksızın ölürse, cahilliye ölümüyle ölür."[14]  Cahilliye ölümüyle murat, ölümdeki durumunun cahilliye ehli ölümü gibi itâat edilen bir imam olmaksızın dalâlet üzere olmasıdır. Çünkü cahilliye ehli bunu bilmiyorlardı. Yoksa maksat, kâfir olarak ölmesi değildir. Bilakis âsi olarak ölür. Teşbihin zâhiri üzere olması da muhtemeldir. O zaman mana şöyle olur; câhilî olmasa da câhilî ölüm gibi ölür veya bu, engel olmak ve nefret ettirmek manasında vârit olmuştur. Bu durumda zâhiri, murat değildir.

Ebu Umâme El-Bâhilî'den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle dediği rivâyet edildi: لينتقضن عرى الإسلام عروة عروة فكلما انتقضت عروة تشبث الناس بالتي تليها فأولهن نقضا الحكم وآخرهن الصلاة  "İslâm'ın kulpları, kulp kulp kırılacaktır. Bir kulp kırıldığında, insanlar bir diğerine teşebbüs edeceklerdir. İlk kırılacak kulp yönetimdir, sonuncusu namazdır."[15] Bu hadiste, İslam'la hükmetmenin ortadan kalkmasının, namazın terki gibi kendisinden birçok münkerler doğan bir sebep olduğuna bir delâlet vardır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Selem İslam hükümlerini amelî açıdan kulpa benzetti. Kulpta aslolan bilindiği gibi, kova ve tas v.b şeylerin asıldığı yerdir. Kulp, amelî tatbikî açıdan dini hususun, İslam şubelerinin ve hükümlerinin asıldığı, tutulduğu şeyle istiare edildi. Sanki İslam, toplumda tatbik ve tenfiz açısından yönetime ipotek edildi. Yönetim kulpu kırıldığı zaman, sonuncusu namazın terki oluncaya kadar azar azar diğer kulplar kırılır.

Bunun için cemâatin işinde aslolan, tezahüre değil de sebebe odaklaşmasıdır. Günümüzde münkerlerin sebebi İslam ile hükmedilmemesi olduğuna göre, cemâatler üzerine buna odaklaşmak vâcib olur.

Özetle cemâat, güce göre ve vakıayı sahih ve köklü çözümle çözmek için şeriatın sınırlandırdığı evleviyete göre her marûfu emretmek ve her münkerden nehyetmeye iltizam etmelidir. İslam şümulünü, emretmek ve nehyetmek şümûlünü içeren külli bir fikre dayanan, en önemli olana itina gösteren, evla olana odaklaşan, münkerin zatını ve sebebini izale eden köklü değişim için amele koyulan bir cemâat var olduğunda, üzerine düşeni eda etmiş ve zimmetini beri kılmış olur.

Devamı var...



[1] Bakara 216

[2] Et-Tirmizî

[3] İhyâ-u Ulûm-ud Dîn. C.2. s. 421

[4] Ali İmran 104

[5] Tevbe 19

[6] Muttefikun Aleyh

[7] Muttefikun Aleyh

[8] Et-Tabarânî

[9] İbn-u Mâce

[10] Ebu Dâvud

[11] Ahmed, El-Bezzâr, Et-Tabarânî.

[12] Et-Tabarânî

[13] Et-Tabarânî, Ahmed, Ebu Yalâ, İbn-u Ebi Âsım

[14] Muslim

[15] Et-Tabarânî

 

Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden (6) 06.04.'11
Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden (5) 15.03.'11
Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden (4) 16.02.'11
Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden (3) 19.01.'11
Emr-i Bi'l Marûf Ve Nehy-i Ani'l Münker Hükümlerinden (2) 21.12.'10
Emr-i Bi'l Marûf, Nehy-i Ani'l Münker Vucûbiyeti 13.12.'10
< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |