Anasayfa arrow Yazarlar arrow Zeynep Afra arrow Peygamberlerin zorbalarla mücadelesi
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

37/86 "Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
Bir Hadis

"İşlerini bir kadının yönetimine bırakan hiçbir kavim felah bulmaz." (Buhari Fiten Bab-18, Tirmizi 2263)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Peygamberlerin zorbalarla mücadelesi Yazdır E-Posta
Zeynep Afra
23 Mart 2011 Çarşamba

Allaha hamd olsun, İslami ümmet olarak yeni bir döneme doğru gitmekteyiz.

Hilafetin yıkıldığından beri, Müslümanlar tarihte bugünkü kadar zulüm, baskı, fakirlik ve aşağılanma hiç bir zaman görmemiştir. Batıdaki kedi-köpek gibi hayvanlar bile Müslümanlardan daha fazla adalet görmüş ve haklara sahip olmuşlardır. Ümmetin arasından en hain ve en berbat şahsiyetler başımıza gelmiştir. Kendi halkından nefret eden ve batıya aşkla sevdalı olan zorbalar başımızda.  Müslüman halkı ezip ona zalimce muamelede bulunan ve batı güçlerine karşı merhametli ve saygılı davranan yöneticilerden bahsetmekteyim. Müslümanlar acı çekerek, gözyaşları dökerek ve çığlıklar atarak, neredeyse bir asırlık zaman geçirmiştir.

Ancak yüce Allah'a hamd olsun, Müslümanların arasında yeni bir dönem başlıyor. Şuan yılladır Müslümanların arasında görmediğimiz bir gelişme meydana gelmekte. Müslümanların büyük bir kesimi, uyanış ve hareket döneminde... Yöneticileri sorguya çekme ve zulme karşı haykırışta.

Çağımızın firavunu, Hüsnü Mübarek 30 yıldan sonra ve Tunus'un diktatörü Ben Ali de 23 yıldan sonra devrildi. İslam dünyasında gelişen olaylar bütün dünyayı şok etti. Hatta Batıdaki kafir güçler korkup endişelendiler ve İslam'ın tekrar hayata geleceğinden bahsetmeye başladılar. Mısır halkının İslam yaşantısını arzuladıklarını gösteren raporlardan, Danimarka dahi bahsetmeye başladı.

Şimdi sıra Kaddafi'ye gelmiştir. Kaddafi'nin Libya Müslümanlarını vahşice bastırma ve öldürülmesinin uzun bir geçmişi vardır. Binlerce Müslüman Libya rejimi tarafından şehit edilmiştir. Şunu da unutmayalım; Kaddafi'nin onca zulmüne rağmen  bu güne kadarki iktidarda kalmasını İngiltere, Amerika ve AB'nin tam desteğiyle onlara borçludur.

Zorbaların zamanı dolmuştur. Bütün bu zalim hainlerin zamanı tükenmiştir. Hepsi, Allahın izniyle yavaş yavaş devriliyorlar. Müslümanların sokaklara dökülüp, zorbaların devrilmelerini istemeleri, yeni bir dönemin başladığını göstermekte...

Tarihe baktığımız zaman şuna şahit olmak mümkündür; imana ve Allah'ın hükümlerine karşı savaş açan çok zorbalar olmuştur....  Nasıl bugün zorbalar varsa, o zamanda vardı. Nasıl bugün zorbalar teker teker devriliyorsa, o zamanda zorbalar tek tek devrilmişti. Kur'anı Kerimde de şeytani zorbalardan bahsedilmektedir... Musa (as)ın zamanındaki Firavun ve İbrahim (as)ın zamanındaki Nemruttan ve  büyük peygamberlerin bu zorbalarla nasıl mücadele ettiklerinden bahsedilmekte...

Şuan ki zorbalara karşı tavrımız ve nasıl mücadele etmemiz hakkında Kur'anı Kerimden bizlere dersler vardır...

Kur'an, tarihî olayları bir tarih kitabı gibi, belli bir olayı aktarma amacıyla değil; insanları uyarma, düşündürme, gerçekleri kavratma gibi amaçlarla konu edinir. Hz. Musa ve Firavun hikayesi, bütün bu amaçların gerçekleştirildiği en kapsamlı kıssalardan birisidir. Kur'an bu kıssa ile Müslümanların imanını güçlendirme, İslâmî davaya karşı çıkan kafirleri uyarma gibi amaçlarının yanı sıra, İslâm dışı yönetim şeklini de ortaya koymayı amaçlar.

Hz. İbrahim zamanında Nemrut isimli bir zorba yönetiyordu. Nemrut'un melikliği senelerdir sürmüştür. Nemrut bu süre içinde haddi aşmış, böbürlenmiş, zalimce davranmış ve hatta Rabb olduğunu iddia etmişti. İşte bundan dolayı Hz. İbrâhîm onunla tartışmış, delillerini boşa çıkarmış ve kuvvetli kanıtlarla onu susturmuştu.

Hz. İbrâhîm in Nemrut ile olan ilk tartışmasında şunlar gerçekleşmiştir. Nemrut hz İbrahime:

- Ey İbrâhîm! Rabbin kimdir? Senin, benden başka Rabbin var mıdır?'' şeklinde  sormuştu. Hz. İbrâhîm ise ona akli ve imani bir sözle cevap verdi:

- "Rabbim dirilten ve öldürendir" (Bakara: 2/258)'' dedi. Yani doğrusu o Allah, insanı yokluktan var eden, sonra da onu öldüren ve sonra da onu tekrar dirilten büyük bir ilahtır. Hz. İbrâhîm bu sözlerine karşılık akılsız ve ahmak Nemrut alaycı bir şekilde Hz. İbrâhîm'e gülerek:

- "Bende diriltir ve öldürürüm" dedi. Yani bende senin ilahının yaptığını yapmaya güç yetiririm, diye karşılık verdi. Hz. İbrâhîm ise ona:

- ‘'Nasıl'' diye sordu. Nemrut'ta:

-  ‘'Bekle de gör'' dedi ve hemen kapıdaki nöbetçiyi çağırıp ona:

-  ‘'Git! Ve bana zindandan iki adam getir'', dedi.  Bunun üzerine nöbetçi zindana giderek öldürülmelerine dair idam kararı verilmiş iki adamı alıp hemen Nemrut'un yanına getirdi:

Nemrutun emriyle görevliler adamın birinin boynunu vurdu ve öldürdü. Bunun üzerine Nemrut Hz. İbrâhîme:

‘'İşte bunu öldürdüm'' dedi. Nemrut sağ kalan diğerinin ise serbest bırakılmasını emretti. Ve ikinci adamsa serbest bırakıldı. Nemrut Hz. İbrâhîm'e:

 ‘'İşte bunu da dirilttim'' dedi.

İşte bu tartışma Nemrut'un zayıflığı ve ahmaklığı ile böyle neticelendi. Çünkü Nemrut, diriltme ve öldürme suretiyle gücünü ve kudretini açığa vurmak istedi. Halbuki bu iki özellik Allah'ın kudretinin özelliklerinden ve onun ezeli sıfatlarındandır.

İşte bu cahilliğin ve geri kafalılığın zirvesidir.

Hz. İbrâhîm, Nemrut'un küçüklüğünü ve düşüncesindeki zayıflığı görünce onunla, inatçılığın ve tartışmanın mümkün olamayacağı başka bir delile geçti. Çünkü bu delil, inkarcıların sırtını yere vuran ve her inatçının ağzına gem vuran kesin bir delildir. Bundan dolayı Hz. İbrâhîm Nemrut'a şöyle dedi:

"Şüphesiz Allah,  güneşi doğudan getiriyor. Haydi (bakalım) sende onu batıdan getirsene!" .

İşte Hz. İbrâhîm burada tartışmayı sona erdirdi ve küfredeni, şaşırıp dona bıraktı. Çünkü bu delil, apaçık bir delil olup zorbayı tamamen susturan bir delildir. Çünkü Hz. İbrâhîm onun sapıklığını, cahilliğini, yalan iddiada bulunduğunu, bu iddialarıyla cahil kavmi yanında üstünlük tasladığını ortaya çıkardı...

İşte hakkın sesi, güçlü bir şekilde böyle ortaya çıktı. Batılın sesi ise hak karşısında gizlenip böyle kala kaldı. Yani hak böyle ortaya çıkmış, batıl ise sözü ağzında geveleyip durmuştur.

İşte bugünkü zorbalarda, aynı şekilde gurur ve kibirle, ilah rollerine girmek istiyorlar... Libya'daki halk ayaklanmaya başlayınca, ne dedi Gaddafi? ‘'gerekirse binlerce insanı öldürürüz'' dedi. ‘‘Beni kimse deviremez'' dedi.. Binlerce insanı öldürdü ve bu Allah düşmanı, gerekirse yine binlerce insanın kellesini uçuracağını dile getirdi.

Gaddafi Nemrut gibi istediğini öldürmeye ve diriltmeye kadirmiş gibi davranıyor. Allah'ın şeriatını isteyen Müslümanlara, ‘'onlar İslam devletini isteyen alçak farelerdir'' dedi... Gaddafi hatta Peygamberimizin sünnetini ret eden ve İslam'dan böylece tamamen uzaklaşmış bir zalimdir. O nu bu konuda uyarmak isteyen Müslümanların boğazından kesip katletmiştir... İşte bugünkü zorbaların, geçmişteki zorbalarla bir farkı yoktur.

Ancak nasıl Hz. İbrahim zorba olan Nemrutun zayıf noktalarını ortaya çıkararak, onu sorguya çekerek, görüşlerini çürüttüyse bizlerde bugün Gaddafi gibi zorbaların zayıflığını ve çürüklüğünü açığa çıkararak, peygamberlerin yolunu tutmamız gereklidir. Hz. İbrahim gibi büyük peygamberlerden ilham almamız lazım. Zorbaların bugün Müslümanları ezdiklerini, nasıl fakir ve işsiz bıraktıklarını, nasıl İslam'a aykırı davrandıklarını ve nasıl kafir güçlerle işbirliği yaptıklarını açığa çıkarmamız vazifemizdir... Nasıl Hz. İbrahim gerçekleri söylemekten çekinmeyip, Nemruttan korkmadıysa, bizlerde Allah'tan başkasından korkmamalıyız.

Allahu Teala bir ayetinde, Hz. Mûsa'dan söyle bahsediyor: "Kur'ân'da Musa'yı da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israiloğulları'na gönderilmiş bir peygamber idi."(Meryem, 19/51).

Hz. Musa, Mısır'ın çok zor günler yaşadığı bir dönemde doğdu. Bu sırada, ilâhlık iddialarında bulunarak haddini aşan Firavun, israiloğulları halkına dayanılamayacak eziyetlerde bulundu, onlara zulmetti. İsrailoğulları, firavunun zulmüne dayanamayıp, o bölgeden ayrılmak istedi. Ama onlardan her işinde istifade eden Firavun, yakalarını bir türlü bırakmak istemedi. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanını yaptı.

Yaşadığımız çağda nasıl Mübarak ve Gaddafi gibi zorbalar Müslümanları katledip ezdiyse, Firavunda saltanatı sırasında, israiloğullarına çok kötü eziyetlerde bulundu; onları köle yaptı, en çirkin ve adî işlerde çalıştırdı. Allahu Teala İsrailoğullarını bu sıkıntıdan, azgın Firavun'un şerrinden, zulüm ve baskıdan kurtarmak için Hz. Musa'yı gönderdi.

Musa Aleyhisselam'ın Firavun ile olan mücadelesi, bir şahsın bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret değildir. Aksine bu hak ile batıl'ın çatışması, Rahman'ın ordusu ile şeytanın ordusunun kaçınılmaz savaşıdır. Aslında hak ile bâtıl arasındaki bu savaş, insanoğlunun yaratılışından, insanları islah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çıkmasından beri sürmektedir. Sapıklık ve bâtıl daima iblis ve onun ordusu tarafından temsil edilmiştir, imana, tevhide ve peygamberliğe, yani kısacası, Hakka sürekli olarak meydan okumuştur. Fakat kazanan daima Hak olmuştur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor:

"Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahid olacağı günde muzaffer kılacağız." (el-Mü'mın, 40/51).

Kur'an, bize Firavun kıssası ile, Firavunî toplumların temel özelliklerini belirleme imkânı veriyor. Buna göre bu tür toplumların en temel özelliği, Allah'ın yeryüzündeki hakimiyetini reddetmeleridir. Firavun'un ilâhlık ve rablik iddiası, gerçekte Allah'ı ya da o toplumda varlığı kabul edilen ilahları yok saydığını değil; yeryüzünde kendisinden başka itaat edilecek, kanun koyacak, yönetecek güç tanımadığını ifade eder.

Kur'an'ı Kerimde Hz. Musa'nın Firavunla mücadelesi ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Hz. Musa gönderildiği kavmi cehalet ve sapıklık içerisinde buldu. Onları Hakka davet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Allahu Teala'nın izniyle kazandı.

Allah Kur'an'ı Kerimde Firavun hakkında şöyle bildiriyor:

"... Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten haddi aşanlardandı." (Yunus Suresi, 83).

Firavun, kavminin kadınlarını sağ bırakarak, tüm erkek çocuklarını öldürüyor ve halkına dayanılmaz işkenceler uyguluyordu. Tüm Mısır ona aitti; dolayısıyla çok büyük bir zenginlik ve ihtişam içerisinde yaşıyordu. Kimse Firavun'a itiraz edemiyor, ona baş kaldıramıyordu. Kendisinin Mısır'ın ve tüm İsrailoğulları'nın ilahı olduğunu iddia ederek sapkınca büyükleniyordu.

Firavun'un zulüm ve işkencelerinin sona ermeyeceği, kesinlik kazanınca, Hz. Musa'ya İsrailoğullarını bir gece, Mısır'dan çıkarması emri verildi. Durumu öğrenen Firavun, hemen harekete geçerek büyük bir ordu topladı. Amacı, İsrailoğullarını bütünüyle yok etmekti. Ama Allah'ın da bir hesabı vardı. Firavun ve ordusu, Hz. Musa ve İsrailoğullarına yol vermek için yarılan Kızıldeniz'in yeniden birleşen suları içinde yok olup gitti. Böylece Allah, Firavun ve halkını tapınırcasına sevdikleri çeşmelerden, bahçelerden, hazinelerden, o güzel yerlerden çıkardı ve bunları İsrailoğullarına miras yaptı. Zorba Firavun, Kızıldeniz'in suları arasında artık her şeyin bittiğini, boğulacağını anlayınca, "Gerçekten İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım; ben de Müslümanlardanım" dedi, ama iş işten geçmişti. Allah, Firavunu denizde boğdu ve cesedini gelecek nesillere ibret olması için denizden çıkartarak bir tepeye attı.

Bugünkü zorbalarla, Kur'an'ı Kerimdeki bahsedilen zorbaların arasındaki fark nedir? Hüsnü Mübarek ve Gaddafi gibi çağımızın büyük zorbaları da, Firavun gibi ilah rolünü almak istedi, kendisinin ilah, yani kanun koyucu olmadığını savunanları da kesip öldürdü. Nasıl Hz. Musa'nın zamanında Firavun erkek çocuklarını katletmek için çabaladıysa, Mübarek ve Gaddafi'de Mısırlı ve Libyalı çocukların ve gençlerin zihniyetlerini katletmek  için, onların düşüncelerini ve davranışlarını İslam dışı yapmak için uğraştı... Kendi halkını işsiz bıraktı, batıdaki İslam düşmanlarıyla işbirliği yaptı...

Aynı şekilde Hz Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in zamanında, Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi zorbalar vardı. Peygamberimizde onlarla mücadele etti. Aslında batıl fikirlere ve zorba yöneticilere karşı fikri ve siyasi çatışmada bulunmak, Peygamberimizin Mekke dönemindeki değişim metodun bir parçasıydı. Ancak Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'den sonra, zorbalara karşı mücadelede bulunacak başka peygamber gelmeyecektir. Allahu Teala Kur'an'ı Kerimde, bizlere peygamberlerin zorbalara karşı mücadelelerini elbette boşuna anlatmamıştır. Bizler için büyük dersler var bu kıssalarda. Bu anlatımlardan ders ve ilham alıp, bugünkü zorbalara karşı mücadele etmemiz zaruridir.

Nitekim Hizb-ut Tahrir gençlerinden peygamberlerin çizgisinden yürüyerek, zorbaları sorguya çeken şahsiyetler doludur. 1978 Temmuzu'nda, sözde "İslam Devrimi"nin ilanından sonra gerçek yüzünü ortaya koyan Gaddafi, Sünneti inkar etmekle meşhurdur. Gaddafi'nin, Yeşil Kitabının İslam'la bağdaşmadığını söyleyen bir ulema grubu çıktı ortaya.

Fakat Kaddafi bu sefer derhal İslam'ın hassas olduğu noktalara saldırmaya başladı. İslam'ın temeli olan Sünnet, hadis, kıyas, icma ve Şer'iatın gerçek İslam olmadığını, gerçek İslam'ın sadece Allah'ın kelamı olan kutsal Kur'an'dan ibaret olduğunu iddia etmeye başladı.

Hizb-ut Tahrir de Sünnet'in vahy olduğunu ispatlamak için Kaddafi'ye  bir heyet gönderdi. Kaddafi ile heyet arasında 4 saat süren bir görüşme gerçekleşti. Toplantıda sunulan delilleri reddeden Kaddafi heyetteki dört kişiyi üniversite kampuslarında astırdı. Böylece Kaddafi hak sahiplerine cevap veremeyince, Firavun ve Nemrutun şiddet yöntemini kullanmış oldu.

Bizler zorbaları devirerek adaleti sağlayan güçlü bir nesil olabilmemiz için İslam'ı derin şekilde araştırıp sağlam bilgilenerek, zorbaların yalanlarını ve bahaneleri çürütmeliyiz. Bütün bu hain zorbaların zayıf noktalarını açığı çıkarmamız lazım ki o zorbalar zayıf kalsın ve devrilsin. Nasıl Hz. İbrahim keskin bir delille Nemrut'u susturup, fikirlerini çürüttüyse, bizlerde çağımızdaki zorbaları çökertmeliyiz.

Zorbalar aslında sadece İslam dünyasında değil Avrupa'da da var. Müslümanları baskıyla ve tehditlerle entegre etmeye çalışan siyasetçiler çoktur. Müslümanların İslami kimliğini kaybetmeleri için, Anti radikalleşme planını hazırladılar... İşte burada Hz. İbrahim ve Hz. Musa'nın çizgisinden giderek susmayıp ve pasif olmayıp, bu zorbaların planlarını deşifre etmeliyiz. Batıdaki bu  yönetimlerin Müslümanlara karşı hangi komplolar yaptıklarını açığa çıkarmalıyız.

Batıdaki zorbaları, Nemrut gibi zorbalara benzetilebilir. Çünkü her iki tarafta onlara karşı çıkanlara ve hemfikirde olmayanlara baskı yapıyorlar. Nemrut insanlara baskı yaparak ilah olduğunu savunuyor ve bunun üzerine deliller getiriyordu. Aynı şekilde Danimarka'daki zorbalarda özgürlüğün bekçisi olduklarını savunuyor ve fikirlerine uymayanları baskıyla entegre etmek istiyorlar. İşte nasıl Hz. İbrahim, kesin delilerle, Nemrutun ikiyüzlülüğünü ve yanlış fikirlerini çürüttüyse, bizlerde, aydın delillerle, bu zorbaların ikiyüzlülüğünü ortaya çıkartıp, batıl fikirlerini çürütmemiz gerektir.

Batıdaki zorbalar olsun, İslam dünyasındaki zorbalar olsun, hiç bir zaman haksızlığa karşı göz yumarak susmamız doğru değildir. Zorbalara veya haksızlıklara karşı iki dille konuşmak veya çift anlamlı ifadelerde bulunmak veya imalı şekilde görüş öne sürmek, caiz değildir. Mücadelemiz net, açık ve cesaretli bir şekilde gerçekleşmesi lazım. Ayrıca zorbaların batıl fikirlerini çürütebilmemiz için, neyin hak ve neyin batıl olduğunu ve neyin adalet ve haksızlık olduğunu araştırmamız farzdır. Çünkü bilgilenmeden, zorbalara karşı mücadele etmek gerçekleşemez.

Son söz olarak, bugünkü konumuzdan şu 4 hususu kavramamız lazım:

1. Zorbaları sorguya çekmek ve küfürle mücadele etmek peygamberlerin büyük göreviydi. Başka ifadeyle peygamberler ancak barış mesajı getirmemiştir ki onlar şartsız barış isteyen Gandi zihniyetli şahsiyetler değillerdi.

2. Zorbaların yönetmesi asla süresiz ve ebedi devam edecek değildir. İlah rolünü almayı çalışan zorbalar, belirli zamandan sonra devrilmeye mahkûmdur ve adalet eninde sonunda sağlanacaktır. Tarih buna delil olan en büyük şahittir. 50 yıl da geçse, 100 yıl da geçse, neticede zorbalar devrilecektir. Her ne durumda olursa olsun umutsuzluğa kapılarak değişim ve adaletin vuku bulacağını inkar etmek, yersizdir.

3. Zorbalara karşı pasif olup, yapılan zulmü kabullenmek asla caiz değildir. ‘'Beni ilgilendirmiyor'' veya "ben bir şey yapamam'' gibi tavırlar Müslüman'ın tavrı olamaz. Aksine zorbaya karşı mücadelede bulunmak farzdır.

4. Zorbaların belirli zamandan sonra devrileceğine kesin şekilde inansak ta bu ancak zorbalarla mücadele sonucunda  gerçekleşir... Çünkü değişim elbette bir takım insanların elleriyle gerçekleşecek. Yani pasif oturup,  Allah tarafından bir şeyler beklemekle zorbalar devrilmez ve adalet sağlanmaz.

Elhamdulillahi rabbil Alemin.

Zeynep Afra

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |