|
Hilafet meselesini gazetemize değerlendiren Hüseyin Abdullah Akdeniz Hoca, Halifelik müessesesinin ümmeti bir arada tutan bir kurum olduğunu belirterek, Halifeliğin kaldırılmasıyla ümmetin paramparça edildiğini söyledi
Röportaj / İbrahim Toprak / Doğru Haber 3 Mart, Halifeliğin kaldırılışının 87. yıldönümüdür. 1924’te Cumhuriyetin kuruluşundan kısa bir süre sonra gerçekleşen ve İslam tarihi açısından çok önemli olan bu olayı Bingöl Solhan alimlerinden Hüseyin Abdullah Akdeniz Hoca’yla konuştuk. Hüseyin Abdullah Akdeniz, Şeyh Said Kıyamı’nın cephe komutanlarından Şeyh Abdullah-ı Melekan ailesindendir. Hüseyin Abdullah Akdeniz Hoca, “Melekan Şeyhleri” adlı bir eserin sahibidir. Pek çok tanığın sözlerine yer verilen bu eser, Şeyh Said Kıyamı’nın özellikle Melekan yöresi ve Şeyh Abdullah-ı Melekan ile ilgili yönlerine ışık tutmaktadır. Sizce Hilafetin kaldırılması, genelde tüm İslam dünyası için özelde de Osmanlı ve Bölge için ne ifade ediyordu? Osmanlı dönemindeki Hilafet makamı Asrı Saadetteki gibi bir hilafet değildi. Ondan farklı bir şeydi. Ama olumlu ve faydalı bir kurumdu. Çünkü İslam âleminin, Şii olsun Sünni olsun Hilafete bağlılık itikadı vardı. Bu devletin bir başı olacak, dini bir lideri olacak İslam âleminin de buna bağlı olması gerekiyor. Onun için hilafet bunu temsil ediyordu. Şöyle bir gerçek de vardı: Hilafet makamı yıpranmıştı, değişik problemleri vardı, etkinliği azalmıştı. Ancak buna rağmen Hilafet makamının ümmeti bir arada tutabilme özelliği vardı. Ümmetçiliği sağlıyor, Müslümanları bir arada tutabiliyordu. Hilafetin kaldırılması, Avrupalıların eseridir. Bakın bütün İslam âlemi Hilafete bağlıdır. Tarih kitapları, gazeteler ve yapılan araştırmalar bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Mesela anlatılan meşhur bir olay vardır: Birinci Dünya Savaşı’nda Afganistan’dan, Pakistan’dan ve daha birçok İslam beldesinden Osmanlı’ya yardımlar gönderildi. Neden? Çünkü burada Halife vardı ve İslam’ın merkezi burasıydı. Bunun için önemliydi. Hilafet etkisini yitirdiği halde etkin bir müesseseydi. Bakın çok dikkat çekici bir durumdur şu: Avrupalılar bizde Hilafeti kaldırdılar ama kendi Hilafetleri olan Vatikanı kaldırmadılar. Papalığı kaldırmadılar. Bizde Hilafeti kaldırdılar, neden? Çünkü bu vesile ile İslam âlemi darmadağınık olacaktı, bölük pörçük olacak, birbirlerine yardım edemeyeceklerdi. Bir yanlış anlayış da var hilafetin kaldırılmasıyla ilgili. Diyorlar ki Hilafet makamı feshedildi. Hayır, Hilafet makamı feshedilmedi tam tersi Hilafet makamını ilhak ettiler yani ortadan kaldırdılar. Keşke bugün bir Hilafet müessesesi olsaydı. Çünkü böyle bir makam İslam âlemindeki sorunları çözer, Ümmeti bir araya getirir, İhtilafları ortadan kaldırır. Ümmet tek vücut olurdu. Bundan dolayı Halifeliğin önemi çoktur. Hilafeti niye kaldırdılar, daha doğrusu Hilafetin kaldırılması kime yaradı? Hilafetin kaldırılması asıl Avrupalılara yaradı. Bu işi yaptıran başta İngilizler olmak üzere Avrupalılardı. Bakın Halifeliği kaldırdılar, biz birbirimize düştük, İslam âlemi birbirine düşman kesildi. İslam âleminin içinde şuculuk buculuk çıktı. Bugün Avrupa Birliği bir Hıristiyan birliğidir. Kendi aralarında birliği sağladılar, bizim aramıza nifak tohumları atarak bizi ayırdılar bizi şubelere böldüler, her vilayeti bir ülke haline getirdiler. Mesela Kuveyt, mesela Lübnan gibi. Hilafetin kaldırılması meselesi bir anda mı ortaya çıktı yoksa önceden böyle düşünceler var mıydı? Tabi Hilafetin Kaldırılması meselesi bir anda ortaya çıkan bir durum değildi. Öteden beri Avrupa uşağı olan İttihat ve Terakkinin niyetidiydi. Maksadı dini devletin mekanizmasından tecrit etmekti. Daha önce de Halifeliğin kaldırılması için bunların birçok çalışmaları vardı. Bunun için yoğun çaba sarfediyorlardı ve en son burada muvaffak oldular. Bakın aslında Avrupa için Halifeliğin kaldırılması da yeterli değildi. Lozan’da dediler ki “Sizin dininiz de Hıristiyanlık olacak. Bizim sizi bir devlet olarak kabul edebilmemiz için Hristiyanlığı kabul etmeniz gerekiyor” dediler. (İddialar bu yönde) Hilafetin kaldırılması o dönem yöre halkı âlimleri tarafından nasıl yorumlanıyordu? Hilafet kaldırıldığı zaman yeni tesis edilmek istenen rejim İslam’ı kaldıracak ve İslam’ı devlet mekanizmasında barındırmayacak devleti İslam’dan tecrit edecekti. İnsan bir müessesenin başkanlığını kaldırırsa bu ne demektir, bu müessesenin kaldırılması anlamına gelir. Bölge halkı, Hilafetin kaldırılmasını bu şekilde anladı. Ayrıca bu düşüncenin ortaya çıkmasıyla Bölge âlimleri buna tepki gösterdiler. Bakın Erzurum Kongresi olduğunda davet aldıkları halde Doğu’dan hiçbir âlim katılmadı, iştirak etmedi. Dediler bunlardan çekinelim. Daha öncesinde de zaten İttihat ve Terakkinin faaliyetleri endişeyle takip edilmişti. İslamı devlet yönetiminden kaldırma düşüncesi zamanın âlimlerini ve şeyhlerini endişelendiriyordu. (Hocamız, Erzurum Kongresi’ne katılmayan alimlelerle Şeyh Said Efendi’ye yakın alimleri kastediyor. Bilindiği üzere “Hoca” sıfatıyla Kongreye katılanlar olmuştu. Ancak Şeyh Said Efendi ve ona yakın alimler Mustafa Kemal’le ilgili kanaatlerinden dolayı Kongreden uzak kalmışlardı. Kongreye katılan bazı hocalar da Mustafa Kemal’in temsilci seçilmesini istememişlerdi.) “İslam’ın doğuşundan beri Müslümanlara ve İslam dinine düşman olan ve her alanda Müslümanlarla savaşan Hristiyan Haçlı ordularını istila ettikleri İslam devletinin topraklarından kovmak için kanları, canları, malları ve bütün varlıkları ile çarpışan bu Müslüman halk, nasıl oluyor da kovdukları düşmanların yöntemleri ile yönetileceklerdir. O günkü insanların devlet ile kavgalarının sebebi bu olmuştur. Bu nedenle o tarihten bu güne kadar Cumhuriyeti tekeline almak isteyen bazı çevreler ile Müslüman halk arasında cereyan eden güvensizlik ve kırgınlığın yegane sebebi olmuştur. Biçtikleri elbise bu millete uygun olmamıştır.” Hilafetinin kaldırılmasının Şeyh Said Kıyamı üzerindeki etkisi nedir? Yani bu kıyam, kısmen veya tamamen Hilafet kaldırıldığı için yapıldı diyebilir miyiz? Şeyh Said Efendinin kıyamı sadece Halifeliğin kaldırılmasına yönelik bir tepki değildir. Şeyh Said Kıyamı’nın temelinde dinin devlet mekanizmasından kaldırılma düşüncesi yatmaktaydı. Yani daha genel bir düşünce ve daha genel bir kıyamdı. “Cumhuriyet Hükümeti Osmanlı İmparatorluğunu, İmparatorluk süresi boyunca asırlarca devam edegelmiş imparatorluk bünyesinde yerel bazda Kürtlerin kendi kendilerini yönetmiş olması hakkını unutarak ulus devlet modeline geçildi. Bu model ile Anadoludaki çeşitli ırklara mensup olan halkların Türk kavmi içerisine yerleştirilmesi öngörülmüştü. Bu durum Kürt milliyetçilerinden kabul görmedi. Diğer taraftan bütün İslam alemini dini otoritesini elinde bulunduran Hilafetin ortadan kaldırılması neticesi, İslam’ın devlet mekanizmasından tecrit edilmesi Kürt dindarlarının harekete geçmesine neden oldu. Dinine ve milliyetine azami derecede düşkün olan Kürt halkı için bu durum kabul edilmez olduğundan çeşitli yönlerden çare aramaya koyuldular. Önce Ankara hükümeti nezdinde çare aramaya kalkıştılar. Bundan olumlu netice alınmadı. Mevcut yönetim bu halka karşı sindirme hareketine başladı. Kürt halkının ileri gelenlerini tutuklamaya başladılar. Durum giderek vehamete dönüştü.” Kitabınızda özetle “Lozan Antlaşmasından sonra Türkiye’de kurulan ulus laik devlet, tüm Türkiye halkını o günlerde endişelendirdi. Ama bölge halkını iki kez endişelendirdi. Çünkü bu antlaşmadan sonra dayatılan sistem, Şeriatı rafa kaldırıyor ve Türkçülüğü dayatıyordu diyorsunuz?” Bu konuya açıklık getirir misiniz? Devletleri dağıtan, parçalayan, huzursuzlukların çıkmasına neden olan temel şey ırçılıktır. Türkçülük ortaya atıldı. Avrupalılar dediler ki biz bu Osmanlı’yı Müslüman âleminden nasıl koparabiliriz? Ancak İslam kelimesini kaldırıp ulusal söylemleri geliştirerek bu ayrılığı çıkarabilir, bu parçalanmayı sağlayabiliriz. İslam devleti değil de, Türk Cumhuriyeti veya devleti. İşte bunu mahsus yaptılar ki ırklar arasında bir kaos ortamı çıksın. Arap desin ben Türk değilim, Kürt desin ben Türk değilim, birçok ırklar desin biz Türk değiliz. Bunlar ayrılsınlar Osmanlı’dan. Osmanlı gibi bir devlet bir daha meydana gelmesin. Yani hem İslam’ı kaldırdılar. Hem de Osmanlı’yı parçaladılar. O halde, “Bugün Kürt sorununun temelinde yaşanan daha birçok sorunun temelinde İslam’ın devlet mekanizmasından çıkarılması vardır” diyebilir miyiz? Kesinlikle öyle. Meşhur bir söz vardır: “Nerede kaybettiysen orada bulursun” İnsan bir şeyi nerede kaybettiyse ancak gidip orada bulabilir. İşte biz İslam âlemi İslam’a sırt çevirdiğimiz için kaybettik ve İslam’a dönmeden de iflah olamayız. Son olarak ne söylemek istersiniz? Biz islam’a dönmeden ve İslamı hayatımıza hâkim etmeden iflah olamayız. Ne bir araya gelebiliriz, ne aramızda uhuvveti sağlayabiliriz. Kur’ana yapışmamız ve İslam’ı hayatımıza koymamız gerekiyor. Asıl mesele budur. Ben umutluyum. Geç de olsa muvaffak oluruz inşaallah. Geç de olsa Cenab’ı Allah bu teknoloji çağında İslam’ın sesini yükseltecektir ve bu teknoloji İslam’ı açıklayacak, ifşa edecektir. Allahu Teala kendi kelamını yükseltecektir ve küfrün söylemlerini çürütecektir. Eninde sonunda Müslümanlar galip edecektir. Yeter ki biz samimi olalım. Davayı yürütenler samimi olsun. |