|
Müslümanlar; yüzyılın başında tüm varlıklarını derinden sarsan, ülkelerini paramparça eden, toplumları fırkalara ayıran, Hilâfet Devletini ortadan kaldıran çok şiddetli bir sarsıntı geçirdiler ve bu sarsıntı sonucunda İslâm, hayattan uzaklaştırıldı, devlet ve toplumun uygulama sahasından kaldırıldı. Müslümanlar ruhlarını kaybederek adeta ceset haline geldiler. Hilâfet devleti yıkıldıktan sonra İslâm devleti çeşitli yeni oluşumlarla küçük devletçiklere bölündü. Bu devletçikler önce doğrudan doğruya küfür devletlerinin boyunduruğuna girdiler. Daha sonra kâfir devletlerle işbirliği halindeki Müslüman kökenli ajanların yönetimine geçtiler. Sonuçta bütün İslâm beldelerinde küfür rejimleri eliyle küfür hükümleri uygulanmaya başlandı. Hilafet'in ilgası ardından Müslümanlar ikinci bir sarsıntı daha yaşadılar ki, oda Küfür devletleri ile işbirlikçileri Arap idarecilerin bir araya gelmesiyle, Filistin aleyhine çevirdikleri entrika ve hilelerle İslâm toprakları üzerine İsrail işgalci varlığını inşa ettiler. Bir taraftan Amerika diğer taraftan İsrail varlığı İslam coğrafyasını işgal etmek, Ümmetin kanını emmek, mallarını çalmak için adeta birbirleri ile yarıştılar. Müslümanlar her ne kadar fikren düşmüş olsalar da bu onlar için yani kafirler için hiç bir şekilde kolay olmadı ve hiç bir zaman olmayacaktır. İslam coğrafyası kafirlere hizmet eden ajanlar tarafından yönetildiğinden bu yana Müslümanlar dünyanın her yerinde zulmedildi ve halende edilmekte. Değerlerinin yanı sıra bütün zenginlikleri de ellerinden alınıyor. Müslümanlar bolluk içinde yokluğu yaşıyor. Başlarına hangi yöneticiler geldiyse onların hepsi kâfirlerle iş birliği kurdu. Müslümanların servetlerini kâfire elleriyle teslim ettiler. Hangi Müslüman'a bu durumu sorarsanız sorun hiç biri bu duruma razı değil ve olamaz. Rejimlere razı olmadıkları halde itiraz etmeden yaşıyorlar, buna mecbur olduklarını düşünüyorlar. Ayaklanıp sisteme karşı çıkma sonucunda sistemlerin tek tek yıkılmasını hayal bile edemiyorlar. Ama Mısır bütün cesaretini topladı ve ülke içerisindeki gidişata karşı ayaklandı. Peki, Mısır halkı gerçekten ne istiyor? Ne için ayaklandı? Buna değinmeden önce Mısır'daki ayaklanmayı kısaca hatırlayalım; Mısır'daki ayaklanmanın fitili Tunus'ta bir seyyar satıcının sebze arabasına el konulmasının ardından kendisini yakmasıyla ateşlenmişti. Bu kişinin ölmesi ülkede büyük bir infial yaratmıştı. Gösteriler çığ gibi büyümüş ve tepkilere direnemeyen Devlet Başkanı Zeynel-abidin Bin Ali ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Ve bu olay Mısır dâhil olmak üzere bir kaç beldede eylemleri tetikledi. Hüsnü Mübarek'in kendilerine zulmetmesinden dolayı memnun olmayan Mısır halkı bu olayı büyük bir fırsat bilerek Mübarek'i yönetimden indirmek için sokağa döküldü. Tunus'ta başlayan halkın isyanı, Mısır'da milyonlarca insan tarafından devam etti ve bir kaç yerde daha benzeri ayaklanmalar olsa da bütün dikkatler Mısır'da odaklandı. Olayları seyrederken bir açıdan bu uyanış sevindirici bir durum olmasına rağmen başka açılardan bakıldığında o sevinç hüzne dönüyor. 1924'te Hilafet ilga edildikten sonra Müslümanların bedenleri parçalandı, vücutlarının her organına ayrı virüsler enjekte edildi. Öyle bir duruma gelindi ki sağlıklı ve tek vücut olmaları gerektiği yerde hastalıklı bir vücut olduğu gibi yan yana değil karşı karşıya savaştılar. Bu gerçekten çok acı.. Bugüne kadar Müslümanları kışkırtmak, fikir açısından durumlarını kontrol etmek ve vücutlarındaki hastalığın iyileşme derecesini görmek adına birçok sinsi planlar devreye sokuldu (Rasulullah'a yapılan çirkin hakaret gibi) ve Müslümanlar bunun sonucunda organları hasta olsa da tek vücut olup ayaklandılar. Lakin seslerini duyurduktan sonra ayrılırken sadece olay yerinden değil birbirlerinden de kopmuş, ayrılmış oldular. Yani maalesef kısacık bir zaman diliminde tek vücut oldular. Ama bugün Mısır'da yaşananlar iki açıdan çok farklı. Birincisi; Müslümanlar belki de ilk defa diyebileceğimiz rejime karşı ayaklandılar. Baştaki lideri koltuğundan etmek için ayaklandılar. Ayrıca kâfirlerin herhangi bir kışkırtması veya bir seviye ölçme durumu da söz konusu değil. Böyle bir ayaklanmayı kâfirler dahi beklemiyordu. En azından bu derece beklemiyorlardı. İkinci fark ise; Müslümanlar yine belki de şimdiye dek hiç olmadığı kadar birbirlerine kenetlenip tek vücut oldular. Hem de bu kenetlenme kısa değil tam olarak 17 gün sürdü. Bu gerçekten sevindirici ve Müslümanlar için olumlu bir durum. Müslimden rivayet edilen Avf. b. Malik'in hadisinde Peygamber (SAV.) şöyle buyurmaktadır: "İleride hoşunuza gidecek veya gitmeyecek bir çok idarecileriniz olacaktır. Kim kötü idarecilerin uygulamalarına buğz ederse suçsuz olur. Eğer eli ve dili ile onun zulümlerine karşı koyarsa kurtulmuş olur. Ancak bu uygulamalara rıza gösterip ona uyanların durumu ayrıdır." İşte Mısır halkı bu zulme sessiz kalmayanlardan oldu. Yukarda Mısır halkının neyi istediğini sormuştuk buna burada yanıt verecek olursak; Mısır halkı adalet istiyor, zulmün ortadan kalkmasını, ekonomik sıkıntıların giderilmesini ve bunu sağlayacak olan bir lideri istiyor. Böyle bir liderin gelmesi içinde zalim Mübarek'in gitmesini istedi. İşte işin üzücü tarafı bu! Müslümanlar keşke ekonomik açısından değil de Hilafet'in kurulması için ayaklansalardı. Özgürlük, demokrasi için değil de Şeriat için tek vücut olsalardı. Başlarındaki liderin zalim olmasından değil de, Allah'ın hükümleri dışında yönettiği ve kâfirlerle iş birliği kurduğu için baş kaldırsalardı. Özgürlüğü simgeleyen parmakları göstermek yerine, büyük bir onur ve gururla Şahadet parmağı kaldırılsaydı. Mısır bayrağı yerine Hilafet bayrağı dalgalansaydı. İşte o zaman, Vallahi durum çok farklı olurdu. O zaman ne olurdu biliyor musunuz? Sadece Mısır halkı değil, bütün Müslümanlar birlik olurdu. Doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde yaşayan bütün Müslümanlar yaşadıkları yerden çıkar Mısır halkının düşüncesine ortak olurdu. Ama ne yazık ki durum bu şekilde seyretmiyor...
Mısır'daki ayaklanmanın sevindirici yönün ise; Müslümanların zulme karşı ayaklanıp tek vücut yani birlik olup kenetlenmeleri ve diğer beldelerde yaşayan Müslümanlara cesaret vermeleridir. Bu ayaklanma Müslümanlar için bir başlangıç diye düşünüyorum. Bu ayaklanmanın Müslümanların uyanışıyla alakalı beraberinde birçok şeyi getirecektir ki, bugün getirdiğini görüyoruz. Müslümanların bundan sonra susmayacağına inanıyorum. Evet, Mısırdaki kardeşlerimiz Hüsnü Mübarek'i iktidardan indirme hedeflerine ulaştılar. Ve düşünün ki bunu sadece 17 gün gibi kısacık bir zaman içinde gerçekleştirdiler. Bu bize, Müslümanlar birlik olduğunda karşılarında hiç bir gücün duramayacağını da göstermektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Mısır halkının hedefine ulaşması sonucunda Arap dünyası cesaretlendi. Çünkü Mısır Müslümanlara ‘birlik olmanın sonucunda hedefimize varırız' mesajını verdi. Bu yüzden bugün Arap dünyası ayakta. Özelliklede Mısır'dan sonra en büyük eylemler Yemen'de yapılmakta ve onlarca kişinin öldürülmesine rağmen 9 gündür halen devam etmekte. Ayaklanmanın olumlu ve olumsuz yönlerini bir tarafa bırakıp en önemli soruyu soralım: Hüsnü Mübarek'in görevini sonlandırıp tüm yetkisini Orduya devretmesi Mısır'da neyi değiştirdi ?? Veya neyi değiştirecek?? Aslında sadece Mısır'da değil Tunus'ta hükümet değişti ve şuan tüm Arap dünyası da aynı şeyi istemekte. Bu yüzden soruyu genel sormak gerekiyor: Liderlerin değişmesi ile halkın sorunları çözümlenir mi? Belki birçok şey değişecek ve yenilenecek ama bu değişim ve yenilikler (Hilafet kurulana dek) hiç bir zaman Müslümanların lehine olmayacaktır. Batılıların lehine ve Müslümanların da aleyhine olacaktır. Rejimler değişmediği sürece, güç Müslümanların eline geçmediği sürece ve bunların sonucunda Müslümanların devleti Raşid-i Hilafet kurulmadığı sürece Müslümanların hiç bir sorunu çözülmeyecektir. Yani Ahmet'in gidip Mehmet'in iktidara geçmesi bir çözüm değil ancak bir göz boyamadır. Bir aldatma, bir kandırmacadır. Çünkü güç Müslümanların ellerinde olmadığı sürece hangi yönetici gelirse gelsin o Müslümanların yanındaymış gibi görünüp her zaman kandırıp hainlik edeceklerdir. Bugün yaptıkları gibi. Bu ayaklanmalarla ilgili Türkiye dışında hiç bir yönetici bir yorumda bulunmadı. Tayyip Erdoğan'ın meseleyle ilgili yaptığı açıklaması, yöneticilerin halk için var olduğunu, bu yüzden halkın isteklerine kulak verilmesi gerektiği şeklinde oldu. Hatta bununla da yetinmedi bu dünyada yapılanların Ahirette sorgulanacağını anlattı. Buna benzer yaptığı konuşmalarda insanların ilgisini topladığı gibi bu açıklamasında da bunu başardı. Evet, yaptığı yorum çok doğru... Gerçek bir lider halkın sözüne, isteklerine kulak vermeli, Şer'i çerçevede hepsini uygulamalı. Yalnız dikkat edin! Türkiye'de halen başörtüsü sorunu çözülmedi. Bacılarımız halen büyük sıkıntılar çekiyorlar ve ısrarla çözüm istiyorlar. Peki ama kim kulak veriyor buna?? Evet, gerçek bir lider Allah'tan korkmalı, hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmeli. Ama yine dikkat edin, Türkiye Allah'ın hükümleriyle değil, Cumhuriyetle yönetiliyor. O halde bu açıklamanın bir değeri olabilir mi? Göz boyamaktan, insanları aldatmaktan başka ne olabilir? Eğer İslam coğrafyasında Erdoğan'ın bahsettiği gibi Allah'tan korkan gerçek bir lider olsaydı Allah'ın şu ayetlerini Mısır halkına hatırlatırlardı; وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ "Kendisiyle Allah'ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz diğer (düşman)ları korkutmak için besili atlardan müteşekkil kuvvet hazırlayın." (Enfal 60) انْفِرُواْ خِفَافًا وَثِقَالاً وَجَاهِدُواْ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ "Ağır veya hafif (silahlarla Allah yolunda savaşmaya) çıkın ve canınızla malınızla Allah yolunda cihad edin." (Tevbe 41) وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه "Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (Enfal 39) Hatta hatırlatmada kalmaz Mısır halkıyla birlik olup başımızdaki kuklaları teker teker indirmede yardımcı olurdu. Ama yok yok yok!.. Böyle bir lider yok! Ancak pısırık, ümmeti uyumaya çağrıda bulunan liderler var. Ey Müslümanlar! Mısır'ın sorunu başlarına yeni bir yöneticinin geçmesiyle giderilemez. Çünkü Mübarek nasıl ki Amerika'nın ajanıydıysa yerine gelecek yeni yöneticide Mısır'a değil kâfirlere hizmet edecektir. Sorun ancak ve ancak RAŞİDİ HİLAFET'le giderilebilir. Hilafet hayal değildir. Bu kadar milyonlarca insan ayaklanıp birlik olup zulme karşı çıkıyorsa bu Al-Hamdulillah Hilafet'in yakın olduğunu göstermektedir. Bunun için yapmamız gereken İslamî bir zihniyete sahip olup, kardeşlerimize doğru çizgiyi göstererek tek vücut olmaktır. Eğer bizler İslam'ın etrafında bilinçli bir şekilde kenetlenirsek kâfirler korkularından ne yapacaklarını şaşırırlar ve bu dünya onlara dar gelecektir. Müslümanlar da Nübüvvet Minhacı Üzere Raşid-i Hilafet Devleti ile izzete kavuşmasıyla hem kalpleri hem de beldeleri birleşir, sömürgecilerin pisliğinden temizlenir, dünyayı batılın tüm şerrinden kurtarmak üzere İslam'ı bir rahmet olarak dünyaya taşır. إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ وَمَن يَتَوَلَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ "Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Rasulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek salahı kılar, zekâtı verirler. Kim Allah'ı, Rasulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır." (Maide 55-56) Sümeyye AVCI |