|
Diğer Batılı ülkeler gibi İslam'ı ve Müslümanları terörist olarak göstererek, halkları bastırmak ve böylelikle sömürmeye daha el verişli hale getirebilmek için korku politikası uygulama trendine Rusya'da katılmıştır. Fakat bu politika istenilen sonuçları doğurmamış, bilakis olayların istenilmeyen yöne de cereyan etmesine neden olmuştur. Allah (cc.) tuzak kuranların en hayırlısıdır! Rusya ve bazı eski Sovyet birliği ülkelerinde zaten topraklarında var olan İslam hızlı ve köklü şekilde canlanmaya başlamıştır. Beslenilen endişeler ise VOANEWS'en yaptığı, ‘Rusya Müslüman vatandaşlarını radikalleştiriyor mu?' başlıklı haber ile açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu haberde, Rus insan hakları eylemcileri, Müslümanların eziyetlere maruz kalmalarının ve tutuklanmalarının din özgürlüğüne yapılan saldırıyı temsil ettiğini ve bunun ise Rusya Federasyonunda yaşayan Müslümanların üzerinde radikalleşme etkisi oluşturduğunu söylüyorlar. Diğer eski Sovyet Birliği ülkeleri Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan'da yaşayan Müslümanların durumu Rusya'daki din kardeşlerinin durumlarıyla aynıdır. Aleyhlerinde tuzaklar kurulmuştur. Baskılar, tutuklamalar, eziyetler, şiddetli işkenceler... Fakat Allah (cc.) tuzak kuranların en hayırlısıdır! Bu baskılar ve eziyetler Müslümanları yıldıramamış, bilakis onları daha da güçlü kılmıştır. Alexander Rahr ve Mikhail Logvinov (Moskova, RİA Novosti) bu hususla alakalı kaleme aldıkları makalede ilginç tespitler yapmışlardır: "Orta Asya'da İslami ayaklanmalar mümkün." Kırgız başbakan Kurmanbek Bakiyev'in devrilmesi eski bir hakikati teyit etmiştir: Dahili siyasi problemleri barışçıl şekilde çözmeyi başaramamaları, siyasi ve sosyo-ekonomik modernizasyonu teşvik etmemeleri halinde, tüm otoriter rejimler er yada geç, halkın meydana getirdiği öfkeli bir dalga ile devrilmişlerdir. Aynı zamanda, Kırgızistan'da ki ayaklanmalar evvela Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan gibi diğer Orta Asya rejimleri için kötü bir işarettir. Devletleri politikalarını değiştirmezlerse bu ülkelerdeki halkların ayaklanmalarının an meselesi olduğu yönde varsayımlarda bulunulmasının geçerli sebepleri vardır. Ayrıca, Kırgızistan'daki muhalefet laiktir. Fakat yukarıda belirtilen üç ülkedeki muhalif güçler İslami olacaktır. Analistler, Orta Asya'daki çeşitli İslami hareketlerin oluşturdukları sabit yapılaşmaların, hükümetlerin aksine, halk tarafından desteklendikleri hususunda hem fikirler. İslami görüş ve hareketlerin, özellikle geçtiğimiz günlerde fakirliğin, istikrarsızlığın ve İslami radikalizmin yuvası haline gelen Fergana vadisinde, tutunmuş olmaları endişe vericidir. Aynı zamanda İslamcılar diğer Orta Asya ülkelerinde de büyük başarı elde ettiler. Bölgede, Kırgızistan'daki ayaklanmaları, harekete geçilmesi için bir çağrı olarak görebilecek birkaç faktör var. Bunlardan en önemlisi, bölgede 20.000'nin üzerinde destekçisi olan Hizb-ut Tahrir'dir (Kurtuluş Partisi). Hizb-ut Tahrir'in hedefi tüm Müslüman ülkeleri, İslam kanunlarıyla yönetilen (Şeriat) ve Müslümanlar tarafından seçilmiş bir halifenin devlet liderliğinde, üniter bir İslam devleti altında birleştirmektir. Hizb-ut Tahrir, devletlere karşı askeri güç kullanımını reddetmiştir. Bölgedeki ilk "renkli devrimler" Hizb-ut Tahrir'i, yerel yönetimlerin sivil itaatsizlikle devrilebileceğine inandırmıştır..." Makalenin devamında ‘toplum mühendisliğine', Fergana vadisinde oluşmuş, İslami eğilimli Akromiya organizesi örnek olarak veriliyor. Ne kadar tehlikeli olduğu anlatılıyor. Ve tehlikeli İslami organizasyonlar listesi veriliyor: Hizb un-Nusrat, Tebliğ cemaati, Özbekistan İslami hareketi (İMU), İslami cihad hareketi (İJM) ve Tacikistan birleşmiş muhalefeti. Bu tehlikeli organizasyonların, bir İslami devlet kurma çalışmaları içerisinde olduklarından bahsediliyor: "Militan İslami organizasyonlar, Orta Asya rejimlerine karşı uzun fakat etkili bir saldırı hazırlığı içerisindeler. Bu mücadelenin İslami devrimciler için zor olacağı kuşkuludur, çünkü o bölgedeki ülkeler sosyal ve ekonomik olarak az gelişmişler ve elit tabakaları son derece yozlaşmışlardır. Şayet saldırganlar güçlerini birleştirirler, askeri ve ‘barışçıl' kaynakların her ikisini de kullanırlarsa, yerel rejimlerin onlara karşı şansı çok az olacaktır. İşte bu yüzden Orta Asya yönetimlerini, Washington'un 2011'den itibaren Afganistan'da güvenlik sorumluluğunu yerel otoritelere bırakmayı planlayan yeni stratejisi kaygılandırmaktadır. Bölge elitleri, yanlış şekilde, tüm problemlerinin sorumlusu olarak Afganistan'ı görüyorlar. Bu öyle değil; ABD'nin Afganistan'daki savaşı İslami kaynakların Orta Asya'dan çekilmesine neden olmuştu. Orta Asya'ya geri döndüklerinde, bölge İslami direnişin yeni merkezi olacaktır." İslam'ın ayak sesleri Orta Asya'yı sarmıştır. Müslümanların hain liderleri, artık zamanlarının azaldığını ve tahtlarının sallantıda olduğunu bilmektedirler. Bu yüzden uçurum kenarından karanlıklara düşmemek için tutunabilecek dal aramaktadırlar. İşgalci güçlerden destek istemektedirler. İslam'ın güçlenmesi, bölgedeki işgalcilerinde büyük bir korkuya kapılmalarına neden olmuştur. El birliği ile Allah'ın vaadinin önüne geçmeye çalışmaktadırlar. Afganistan'daki İngiliz işgal güçlerinin komutanı, emekli General Dannatt'ın BBC Radyosuna verdiği bir demeçte sarf ettiği sözler, makalede aktarılanları doğrulamaktadır: "Güney Afganistan'da, Afganistan'da veya Güney Asya'da, Bir İslâmi takvim var ve biz İslâmî takvime karşı muhalefet etmez ve yüzleşmesek, şayet samimi olmak gerekirse bu etki artarak büyüyecektir. Bu ilerlemenin Güney Asya'dan başlayarak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya ve 14. asır ile 15. asırdaki büyük İslâm Halifeliğinin ulaştığı (Tuna) çizgileri de aşacaktır." dedi. Makalede de belirtildiği gibi ABD'nin ve diğer işgalci kuvvetlerin Orta Asya'yı kontrolü altında tutabilmeleri için Afganistan'ın önemi büyüktür. Zira Afganistan stratejik olarak çok önemli bir noktada bulunmaktadır. Afganistan, Orta Asya'ya fakat aynı zamanda Orta Doğu'ya geçiş sağlayan köprü niteliğindedir. Bu köprüyü korumak uğruna işgalciler tüm imkânlarını seferber etmişlerdir. İşte bu yüzden ABD'nin Afganistan'daki asker sayısı Irak'taki asker sayısını geçmiştir. Hilafet nidaları sadece Orta Asya'da değil, Güneydoğu Asya'da, Endonezya'da da yankılanmaktadır. Bunun neticesinde Endonezya'daki liderleri de büyük bir kaygı almıştır. Endonezya cumhurbaşkanı Susilo Bambang Yudhoyono, Singapora yapacağı ziyaret için hareket etmeden önce Halim Perdana, Doğu Jakarta'da bulunan Kusuma havaalanında Endonezya halkına çağrıda bulundu. Halktan, terörizm ve teröristlerin, şeriatla yönetilecek bir İslam devleti kurma çalışmalarına karşı hükümetin verdiği mücadeleye destek vermelerini istedi. "Tüm Endonezya halkını, ulusu, kendi halkımızı ve hepimizi terörizm tehlikesi ve insanlık sınırlarının ötesinde hareket eden sorumsuz partilerden kurtarma çalışmalarında, birlikte hareket etmeye davet ediyorum... İlginç olan şey, terörün hedefidir. Geçmişte yabancıları hedef alıyorlardı, fakat şimdi bizim ulusumuzu, bizim ülkemizi, bizim devletimizi asıl hedef olarak görüyorlar. Tarihimiz içerisinde sonlandırılmış olan bir şeyi, bir İslam devleti kurmak istiyorlar." (The Jakarta Globe, Camelia Pasandaran) Evet, Ümmet Hilafet'e giderken, liderleri ihanete gitmektedirler! Ve ihanetten büyük zulüm yoktur! Fakat Ümmet artık ayağa kalkmaktadır. İçerisinde bulunduğu bu korkulu hal, güvenli hale dönüşecek ve şanına layık bir halife ile bu ihanete son verecektir İnşallah. İslamdevleti.org için derleyen: Esma Sıddık |