Anasayfa arrow Yazarlar arrow Esad Mansur arrow Çin Siyaseti -II-
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

59/20 Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Rasul (s.a.v)'e zorluk ve kolaylıkta, işitmek ve itaat etmek üzere; emir sahipleri ile çekişmeyeceğimize, her nerede olursak olalım muhakkak orada hakkı uygulayacağımıza veya hakkı söyleyeceğimize Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından korkmayacağımıza dair biat ettik." (Buhari Kitabu'l Ahkam c.8 S.122 Bab 43, Müslim c. 6 s. 14, Nesei c.2 s.180)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Yazdır E-Posta
Esad Mansur
08 Temmuz 2010 Perşembe
Çin Siyaseti,
Dünyada Onun Tesiri Ve Ona Karşı Hareket Etmenin Keyfiyeti.

-2. Bölüm-



    Çin - Rus İlişkileri 

    1991'de Sovyetler Birliği yıkılıp onun yerine Rusya geçmeye çalışırken, kendisine ve nüfusuna Amerika'nın saldırısı karşısında durma mücadelesi verirken Çin'le ittifak kurmaya yöneldi. Çin bu yönelmeyi kabul etti, çünkü kendisi da Amerika karşısında durmak için Rusya'ya muhtaçtır. Bu nedenle Rusya bir teklifte bulundu ve Çin bunu kabul etti. Böylece 1996'de Şanghay antlaşması meydana geldi. İşte bu antlaşma Çin ve Rusya'yla beraber Rusya'ya bağlı olan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve 2001'de Özbekistan'ı kapsadı. Onların ilan ettikleri gibi bunun hedefi Sovyetler Birliğinin yıkılışından dolayı Avru-Asya bölgesinde meydana gelen boşluğu doldurmak, başka ifadeyle bu bölgeye Amerika'nın nüfuzunun sızılmasını engellemek, ayrılıkçı, aşırı ve terörist hareketlerle savaşmaktır. 2001 senesinde, 11 Eylülde ABD'de meydana gelen olaylardan sonra terörizmle savaşmakla ilgili Amerika'nın oluşturduğu kamuoyu ve devletlerarası atmosferden etkilenerek veya bunu kullanarak bu son hedef üzerinde duruldu. Bunun manası İslami cemaatlerle savaşmaktır. Bu şekilde o bölgede Amerika'ya karşı olduğu gibi İslami cemaatlere ve İslam'ın dönüşüne karşı Rusya Çin'le müttefik oldu. 

   Rus haber ajansı Novesty'nin yayınladığı gibi 27.1.2009'de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Moskova'da, Çin Dışişleri Bakanıyla ortak basın toplantısında bu müttefikliği şöyle açıkladı: ‘Rusya ve Çin kendilerini direk ilgilendiren milli maslahatlarda geçmişte birbirlerini destekledi, gelecekte de birbirlerini destekleyecektir.'  Devamla şöyle de dedi: ‘Moskova ve Pekin Yardımlaşmak için Şanghay Örgütünü kuvvetlendirmek ve geliştirmek için kararlıdırlar.' Çin Dışişleri Bakanı şöyle açıkladı: ‘Yardımlaşmak için Şanghay Örgütü bu bölgede iktisadi emniyet dahil olmak üzere emniyeti sağlamak için bir mekanizma sayılır.' Bu nedenle gözlemci olarak Hindistan, İran, Mangolya ve Pakistan'ı Şanghay Örgütüne getirdiler. Bu tür devletleri kendilerine çekmek ve onlardan yardım alma amacıyla bir olay sayılır. Mangolya bu örgüte bağlanmamış olmasına rağmen kendisi Rusya'nın nüfuzu altında bulunduğu için Rusya ve Çin isteyince her an ilhak edilebilir. Fakat Rusya ve Çin için önemli olan diğer gözlemci devletleri kazanmaktır. Yanı sıra; Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den oluşan ‘BRIC' kısaltılmasıyla bilinen ekonomik bir örgüt vardır. Bu örgütü siyasi alanda geliştirilmeye çalışıyorlar. Geçen Haziran/2009'da Rusya'da bir toplantı düzenlediler. Hindistan İngilizlere bağlı olmasına, Brezilya Amerika'nın yörüngesinde yürümesine rağmen Çin Rusya ile birlikte Brezilya ve Hindistan'ı kendi taraflarına çalışıp onlarla güçlenmeye ve Amerikan egemenliği karşısında durmaya çalışmaktadırlar.


   Çin'in Avrupa'yla İlişkisi:  

   Çin'in Avrupa'yla ilişkiye gelince; birinci derecede iktisadı esas üzerine oturtmaktadır. Şimdiye kadar öbür konularda pek gelişmemiştir. Avrupa'nın ticari ortaklarına göre Çin ikinci derecede bulunur. Fakat Avrupa'ya ihracat edenler arasında Çin birinci derecede bulunur. Avrupa Amerika gibi Çin'i etkilemek için Tibet ve onun rakibi Dalai Lama meselesini kullanmaya çalışır.


   Çin'in Yeni Dönemi 

   1979'da Çin'in komünist siyaseti sona erdi. Özellikle 1976'da onun lideri Mao Zedongs ölüp 1978'da yerine Deng Xiao Ping geçince Çin yeni bir devre girdi. Oysa Deng Xiao Ping Mao'a kültür devrimine karşı çıkıp açılma ve reform yapmaya çağıranlardan olduğu için ev hapsindeydi. Mao öldükten sonra kendisine itibar verildi. Deng Çin'in siyasetini tüm olarak değiştirip açılım siyasetine yöneldi, iktisadı reformu gerçekleştirdi, pazarı açtı, dış yatırımlara müsaade etti, özel mülkiyetin sektörüne serbestlik verdi, devletin sektörünü daralttı, toplu çiftlikleri ilga edip ferdi mülkiyete dönüştürdü. Eylül/1982'de Çin Komünist Partisinin Merkezi Komitesi Deng'in reformları kabul edince Çin'in yeni resmi siyaseti oldu. Fakat Çin fiilen ve içerik olarak bir komünist devletin vasfından çıkıp şeklen komünist devleti haline geldi. Onun dış siyaseti artık komünist ideoloji ve dünyada onu yaymak üzerine kurulu değildir. 


    Çin'in Dahili Siyasi Oluşumu:

    Bu oluşum memleketinin yönetimde komünist Partinin egemenliğine dayanır. Çin anayasası Çin'de tek iktidar partisi komünist parti açıkça söylüyor. Orada sekiz demokratik partinin siyasi faaliyet yapmasına müsaade edildi. Oysa bu partiler komünist devriminden önce vardı. Fakat bu partiler Komünist Partinin liderliği altında çalışıp onunla danışmak ve yardımlaşma esası üzerine hareket eder. Bunlar ise; 1.Komintang Partisinin Devrimci Komitesi, 2.Çin Demokratik Rabıtanın Partisi, 3.Vatanı Tesis etmek İçin Çin Cemiyeti, 4.Demokrasiyi Geliştirmek için Çin Cemiyeti, 5. İşçiler ve Çiftçiler için Çin Partisi, 6. Tshi Kong Dang Partisi, 7. Jeo San Cemiyeti, 8. Tayvan'da Demokratik Yönetim Rabıtasıdır. Bu partiler Komünist devrimi olmadan önce Çin'de demokratik kapitalist cumhuriyeti tesis etmeye çalışıyordu. Fakat yönetime ulaşmak için Komünist Partiyi desteklemişti.         


    Çin'in Evrensel Büyük Devletinin İmkanları: 

    Çin'in evrensel büyük devlet olmak için imkanlara sahip olup bütün alanlarda kendini geliştirmek ve güçlendirmeye çalışmaktadır. En son gösterdiği gelişme uzaya gitmektir. Buna rağmen evrensel büyük devlet olma fikrini kendi vücudunda yerleştirecek tamahkar ve ihsasa sahip olan halka muhtaçtır. Zira tarihte evrensel büyük devlet olmamıştır. Çinlilerin en yüksek hedefi bölgesel büyük devlet olup ticarete önem vererek diğerleriyle barış ve anlayış içinde geçinmektir. Son dönemde evrensel büyük devlet olmaya yönelik harekette bulunmaktadır. Amerika ve Rusya evrensel meselelerde kendisinden yardım istemeleri ve Çin ile birlikte kendileriyle beraber dünyanın sorunlarına karıştırdıkları için evrensel büyük devlet olma eğilimi göstermeye başladı. Eğer bunun uğrunda kendisi dünyanın birinci büyük devletinin çıkarlarını temin etmeye çalışırsa ve bu birinci devlet kendisine dünya siyasetinde rol verirse evrensel büyük devlet olabilir. Fakat bu yol sağlam değildir. Birinci büyük devlet kendi kontrolü ve tesiri altında dünya sorunlarına karışmasına ona imkan verir ve her an o imkanı çekebilir. Özellikle birinci büyük devlet ona muhtaç olmadığı ve dünya sorunlarını tek başına çözebileceğini hissedince onu kendi yanına almaz ve dünya sorunlarının karışmasına müsaade etmez. Çin şimdi bu yolu izliyor. Oysa evrensel büyük devlet olmanın doğru yolu ise; birinci büyük devleti faal şekilde tehdit etmek ve onu merkezinden kaydırmaya çalışmaktır. Ancak bu durumda Çin evrensel büyük devlet olabilir. Fakat bu tarihte tekerrür etmeyen, bir defa için olup mantar gibi bir gelişme sayılır ve belli bir sürçten sonra sona erer. Tamamen ikinci dünya savaşından önce ve esnasında Japonya'nın olduğu hal gibidir.
    

     Müstakbel Hilafet Devletinin Çin'le İlişkisi:

    Allah'ın izniyle bizim Hilafet devletimiz olunca Çin'in vakıası, halkının gerçeği ve siyasetinin durumunu anladığımız ışığında onunla muamele yapacağız. Bu muamelenin bazı üsluplarına şöyle değinebiliriz:

1.    Ticari-iktisadi ve malî muamele: Çinlilerin ekonomiye ve ticarete dayandıkları ve kapitalistlere kadar kazancı elde etmeye önem verdiklerini görüyoruz. Bunun delili; 20 seneden önce kendi ideolojisini ihmal edip sadece ismini ve şeklini devam ettirdi, neredeyse onu yalnız yönetimde ve onun partisinin bulunması içerisinde sınırlı kıldı. Dış siyasette bu ideolojinin izi yoktur. Ancak, Kuzey Kore ve Vietnam gibi komünist devletlerle özel ilişki korumaya çalıştığı görülür. Fakat bu devletlerle ilişkisi komünizm açısından olup kapitalizme karşı bir komünist blok teşkil etmekten ibaret değildir. Bu ilişki milliyetçi bakışa göre olup bu bölgeye Çin egemenliğini sağlamaya yöneliktir. Kendi çıkarlarını temin etmek için komünizmi istismar etmektedir. Çin kendi dış siyasetini iktisat, yabancı kapitalist yatırımlar, ticaret ve kar elde etmek üzerinde yoğunlaştırır ve ticari dengenin kendi lehine olması üzerine ısrarlı kalır. 2002'de Amerika'nın liderlik ettiği en büyük kapitalist örgütü olan Dünya Ticaret Örgütü'nde üye olmuştur. İktisat siyasetinde kapitalist devlet sayılır. Bu konuda Çin'i anladığımızdan hareket ederek Hilafet devleti olarak onunla ticari ilişkilerimizi kuvvetlendirmeye çalışır.  Bu ticari ilişkiden hedefimiz Çin topraklarında ve halkı arasında İslam davetini yaymaktır. Orada İslam davetini yaymak uğrunda ticari dengenin bizim lehimize değil Çin lehine olmasını temin etmemiz sakıncalı değildir. Amerika bu konuya dikkat edip Çin'le ticaret yapmanın pek ehemmiyet vermiş, onunla ticaret yapma hususunda birinci devlet muamelesini ilan etmiş ve ticari dengeyi Çin lehine hale getirmişti. Amerika'nın bundan maksadı Çin'i etkileyip içine sızmak ve komünizmden uzaklaştırıp tam kapitalist devlet haline getirmektir. Aynı anda bunu Çin'i tehdit etmek için kendi elinde bir koz olarak kullanmaktır. Özellikle ona hayli karları kazandırmaktan sonra Çin'in Amerika'ya isyanı pek çıkmaz ve daha doğrusu ona uyup müttefik olur.  

2.    İktisadi, ticari ve malî ilişkiler yanında diplomatik ve siyasi ilişkileri kurarız. Devletlerarası hedeflerimizi gerçekleştirmek için onu yanımıza çekip bizimle beraber çalıştırmaya uğraşırız. Misal olarak; dünyaya bir kasırga olarak gelen son malî kriz esnasında Çin devletlerarası bir para olarak altının kullanılması için Amerika'dan korkarak ağzını az bir miktarda açtı. Ama Amerika bunu duyar duymaz infial olup kesin ve köklü şekilde reddetti. Böyle hareketle ABD şunu demek istiyordu: Bunun sırf bir öneri olarak ortaya atılmasını kabul edemeyiz ve tahammül edemeyiz. Çin ağzını kapatıp hiç bir daha bundan söz edilmesine yanaşmayacağına benzer bir hale kapıldı. Nitekim hiç bir devlet Çin'le beraber olmadığı gibi Çin kendi fikrini veya önerisini dünyaya kabul ettirmek için evrensel hamle yürütmedi. Buna doğru karınca kadar bir adım dahi atmadı. Amerika'yla iktisadi, ticari ve malî ilişkiye zarar geleceğinden korkup Amerika'ya bu hususta boyun eğdi. Amerika'nın yıkılmak üzere olan şirketlerinin hisselerini ve devlet hazinesinin hisse senetlerini satın almakla Amerika'nın ekonomisi ve para olarak adlandırılıp kalitesiz kâğıttan basılmış yeşil kâğıdı olan dolarını desteklemeye devam etti. Hatta kalitesiz yeşil kâğıt olan doları elde edemez oldu, yalnız Amerika'dan hisse veya hisse senedi veyahut yüksek rakamlara sahip oldu. Çin bunların değerinin yok olacak paraların hükmünü almasından korkmaya başladı. Çin evrensel büyük devlet sıfatına sahip olsaydı bu konuda ABD'yi ciddi ve faal şekilde tehdit ederdi. ABD'nin dünya tahtından indiren ve daha doğrusu yıktıran unsur budur. Bundan sonra ABD Afganistan'ın saplı dağlarında veya Irak çölünde veya yüksek denizlerde veyahut Çin'e yakın Güney Doğu Asya'da var olan askerlerine ekmek veremez olur. Çünkü parası olan dolar kötü kâğıttan yapıldı, kötü boyayla boyandı, onun gerçek değeri bu kâğıt ve boya kadar değildir. Bu para bu şekilde yapılınca hem basım maliyeti ucuz olsun hem de taklidi kolay olsun. Çünkü ondan onlarca trilyon dolar basacak ve bazı devletlere onun basılmasına müsaade edecektir. Bu devletlere para vermek istediği zaman onlara şu veya bu numara serisi altında onun basılmasına müsaade eder. Bu şekilde basım maliyetinden kurtulur. Buna haksızca ve zalimce para adı verir olur. Oysa altın ve gümüş sistemine dönüş olunca bu paranın geleceği çöplüktür. Tamamen birinci dünya savaşında olduğu gibi Almanya ve diğer devletler sırf kâğıt para olarak basınca insan bir ekmek almak için kâğıt parayla dolu bir beton arabası itmeye mecbur bırakıldı.

    Dünya Rezerv Konseyinin son raporuna göre ABD'nin altın ihtiyatisi 8133 ton altındır. 1971'te Nixon'un altından vazgeçme kararı çıkmadan önce doların değerine göre hesap yapılırsa bunların gerçek değeri 8133 ton 1000kg.1000gr.o,8=66,0641 milyar dolar. ABD ancak bu kadar dolar çıkartabilir ve daha fazla çıkartsa karşılığında altın koymalıdır. Bu şekilde dünyanın servetlerini çalamaz ve insanların cehtlerini heder edemez. Şimdi onun borçları 13 trilyon dolardır. Bunları nasıl ödeyecektir?! Dünyada tedavül eden onlarca trilyon dolar vardır. Bunların karşılığını nasıl verecektir?! Dünya altın ve gümüş sistemine dönerse kesinlikle karşılığı vermeyecektir! Kendi iç piyasasındaki trilyonlarca doların karşılığını veremez. Mali sorunu tedavi etmek için 2009 senesinde bir trilyon doların basacağını ilan etmişti. İşte Allah'ın izniyle ABD'nin düşüşü yakın oldu.

   Çin ve birçok devletler gibi Amerika'yı bütün ham maddeler, sanayi ürünlerle ve hizmetlerle destekliyor, böylece az para karşılığında gece gündüz çalışıp ezilen kendi halklarının hesabına Amerikan halkını besleyip şişirtiyor ve müreffeh kılıyor. Dünyayı korkutmak için Amerikan askeri sanayisini finans edip gücünü arttırıyor. Bu şekilde onun kibirliliğini ve mağrurluğunu azdırıyor. Diğer devletler bunun karşılığı değersiz kötü kâğıt para alır, bundan daha kötü olan hisse ve senedi satın alır veya bankada hesabına bir rakam şeklinde kalır. Oysa diğer devletlerin halkları bu sanayiye lazım olan ham maddeleri veya sanayi ürünleri çıkartmak için gece gündüz çalışır ve ceht sarf eder, hiç bunun karşılığı almaz açlıktan kıvranır. Bu devletler değersiz döviz olarak adlandırılan bu değersiz parayı elde edelim halklarını mahrum edip malını ve servetlerini ihraç etmektedir. Böylece döviz rezervlerini artırıp yerel paralarını desteklemek veya diğer devlet ve mali müesseselere karşı güveni artırmayı istemektedir! Çin ve ona benzer devletler hangi beyinsizliğe ve ahmaklığa sahip olur ki yüz milyonlarca insanı fakir veya aç bırakıp kendi sanayi ürünlerinden mahrum edipte zorluk ve sıkıntı içerisine sokup ta iyi hayat şartlarından ve refahtan uzak bırakır?! Oysa Çin ve benzer devletler ihracata dayanmayacak kendi halkını müreffeh kılmak için çalışmalıdır. Kendi parası dolar gibi saydırıp dünya devletlerine kabul ettirmeye mücadele etmelidir. Zira hepsi kâğıt olup aynı seviyededir. Ancak; parasını altına dayandıracak ve her devletin parasını altına dayandırmak için onları zorlayacak yoksa paralarını para olarak kabul etmeyecektir.

3.    Çin'in dâhilini tesir etmek için onunla kültürel ilişki kurmaktır. Ama İslam kültürümüzü ve davetimizi yayabilmek şeklinde olmalıdır. Zira Çin halkının çoğu Budizm'e inanıyor. Budizm ise sırf kehanetçi, ruhani bir inançtır. Ondan hayat için bir nizam fışkırmıyor. Bu nedenle; tesir etme özelliklerini taşımıyor ve İslam gibi hayatın bütün alanlarına yönelik bir nizamı taşıyan bir siyasi ruhi bir akide değildir. Akla dayalı İslam akidesinin yayılması başlayınca akla dayalı olmayan ruhi inançlara sahip olanlar fikri çatışma sahasından çekilip kaçarlar, mabetlerinde ve zaviyelerinde saklanırlar. Çünkü kendi inançlarını aklen ispatlayamaz ve fikirlerini tartışamaz, kendi fikir ve inançlarına fikren saldıranlara karşı çıkamazlar. Böylece meydan aydın fikre sahip olanlar için boş olur ve tamamen komşusu olan Hindistan yarım adasında olduğu gibi yüz milyonlarca insan Allah'a ve Resulüne inanır. Bu nedenle; Hindistan, Pakistan ve Bangladeş'i kapsayan bu yarım adada yarım milyardan fazla Müslüman vardır. Çin'de Komünist partisinin sayısının resmi rakamına göre 70 milyon insana ulaşsa da Çin'de komünizm yaygın demek değildir. Zira bunlar tolum içerisinde birer fertlerdir hiç bir toplum veya bir ümmet oluşturmazlar. Komünizm halkın akidesi olmadı. Komünist rejim Konfuzius gibi felsefelerle savaştığı gibi İslam ve Müslümanlarla savaşmıştı. Fakat değişim olduktan sonra bu felsefelerle savaşmadığı gibi onları Çin kültürü olarak dünyaya takdim etmeye başladı. Ama hayat nizamı veya siyasi olarak sayılan İslam ve Müslümanlarla hala savaşını sürdürmektedir. İşte; komünistlerin sayısı komünizmin yayılmasına hiç delalet etmez. Nitekim 260 milyon nüfuslu eski Sovyetler Birliğinde 15 milyon komünist partisinin mensubu vardı. İki devlette nüfus sayısının oranına göre eşittir. Sovyetler Birliği yıkılınca komünist parti de yıkıldı ve bu partinin mensuplarından pek az sayı kaldı. Hatta onun ve Sovyet Birliğinin liderleri ondan vazgeçti.

     Bir ideolojik düşünce halk arasında tabii şekilde yayılmasa ve yalnız bir parti mensupları olarak kalırsa hiç bir zaman ümmetin ideolojisi veya akidesi olamaz. Resulullah (S.A.S) , onun Sahabeleri ve İslam devleti bütün insanlar arasında İslam'ın yayılmasına hırs gösteriyorlardı, partinin sayısını çoğaltmaya özen göstermiyorlardı. İslam devleti tarih boyunca ve son gününe kadar bu yolda yürüdü. Hatta İslam'a dayalı bir çok partinin, kitlenin, fikri ve mezhebi ekolun tesis etmeye müsaade etti. Bu nedenle bu grupların her birisi kendi mezhebine ve reyine göre İslam'ı yaymada yarış gösterdiler. Böyle canlılık ve aktiflik meydana geldi. Komünist parti ise tamamen bunun tersidir, hiç buna benzer değildir. Sovyetler Birliğinde ve Çin kültür devriminde olduğu gibi her hangi bir muhalefet eden çıkarsa onu ezer. Komünist devlet ve partiler kendi inanç ve fikirlerini diğerlerin tartışmalarını kabul etmezler. Daha doğrusu kendi komünist inanç ve fikirlerini zorla ve baskıyla insanlara kabul ettirmeye çalışırlar. Diğer insanların tek yapacakları iş hiç bir şey konuşmadan komünistlerin yüce gördükleri azamet ve yüceliğe sahip ve ilham kaynağı olan liderlerine boyun eğmektir. Oysa İslam diğer insanların Müslümanlarla tartışmalara ve fikir ve inançları münakaşa etmelerine müsaade eder.Tamamen Resulullah(S.A.S)in döneminde, Raşidi halifelerin ve 13 yüzyıldır İslam tarihi boyunca  sair halifelerin dönemlerinde hasıl olduğu gibidir. Böylece, halklar İslam'ın doğruluğunu, adaletini ve müsamahakârlığını gördükten sonra kanaat getirerek gönlün rızasıyla İslam'a girdiler. Allah'ın resulüne indirdiği Kur'an-ı Kerim buna şöyle davet ederken nasıl  böyle şey gerçekleşmez:

ربّكَ بالحكمةِ والموعظةِ الحسنةِ وجادلهم بالتي هي أحسن أدعُ إلى سبيل "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve en güzel şekilde onlarla cedelleş-tartış" (Nahl125)

(Hikmetin lügat manas; isabetli fikirdir. İsabetli fikir Kur'an ve Sünnetin olduğuna göre; Bunları delil olarak gösterip bunlara dayalı fikirleri açıklayarak hikmetle Allah'ın yoluna davet edilmiş olur).

Yine Allahu Teala şöyle buyurdu:

"لا إكراه في الدين قد تبين الرشد من الغي فمن يكفر بالطاغوت ويؤمن بالله فقد استمسك بالعروة الوثقى لا انفصام لها والله سميع عليم " Dinde zorlama yoktur (insanlar islama girmek için zorlanmazlar) doğrululuk belli ve sapıklık belli oldu. Kim tağut (Allahın dini ve şeriatı dışındaki her din ve her kanun)u red edip Allaha inanırsa kopmaz ve sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işiten ve alimdir." (Bakara 256) 

-Bitti-

Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |