Anasayfa arrow Soru-Cevap arrow Sorular cevaplar..
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Sorular cevaplar.. Yazdır E-Posta
Editör
20 Ocak 2010 Çarşamba

ImageYemen'de neler oluyor? Husiler ile devlet arasında mezhebi bir çatışma mı var?.. Hüsnü Mübarek'ten sonra Mısır'ın gelecek devlet başkanı onun oğlu mu olacaktır?.. Sudan'da neler oluyor? Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ile Ulusal Kongre Partisi arasında gerginlik mi var?..

Soru 1:

Yemen'de neler oluyor? Bu, Husiler ile devlet arasında gerçekleşen yerel mezhebi bir çatışma mıdır? Yoksa yerel araçlarla gerçekleşen devletlerarası bir çatışma mıdır? Açıklamanızı rica ediyoruz. Allah sizleri hayırla mükafatlandırsın.

 

Cevap:

Yemen'deki olaylar, yerel şartların istismar edildiği devletlerarası bir çatışmadır. Zira Amerika, İngilizlerin adamı olan Ali Abdullah Salih yönetimini (korkutmaya) çalışmaktadır. Amerika, Ali Salih'in yönetime ulaşmaya muktedir hiçbir politikacı bırakmadığının farkındadır. Zira o, farklı sınıftan olan tüm politikacıları öldürmüş, tutuklamış ve sürgün etmiştir... Bu nedenle Amerika, ilerdeki siyasi bir otorite için (kendilerini eğitmek amacıyla) güneydeki bazı küçük politikacıları harekete geçirmesinin yanı sıra Yemen ile Suudi Arabistan'ı korkutacağı sıcak bir nokta oluşturmak için Husileri silahlandırması ve finanse etmesi amacıyla İran'ı da harekete geçirmiştir... Ancak Amerika'nın şu ana kadarki siyasi çizgisi, uzun vadede nüfuzunu tam bir şekilde Yemen'e sokmayı hedeflediği bir sonraki adımlarının ilki olarak Yemen'deki çıkarlarının hareketlenmesini kolaylaştırmak için Ali Abdullah Salih yönetimini tehdit etmektir...

Ali Abdullah Salih de bu hususun farkına varınca kendi yönetimi hakkında sessiz kalmasına razı etmek için güvenlik anlaşması yapma hususunda Amerika'ya tevessül etmiştir... Nitekim 12.11.2009 tarihinde yayınlanan Şark-ul Avsat Gazetesi, son iki gün içerisinde Sana'da düzenlenen askeri ve güvenlik liderleri arasındaki müzakere turlarından sonra Yemen'in Birleşik Devletler ile güvenlik ve askeri alanda bir anlaşma yaptığını yayınlamıştır.

Bu anlaşma, askeri ve güvenlik işbirliği ile her iki alandaki karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımını da içermektedir. Bu anlaşmanın ilanı, Yemen Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Ahmet Ali el-Eşvel ile Amerikan Ortak Liderliğindeki Planlama Müdürü Tuğgeneral Jeffrey Smith arasındaki müzakere turlarından sonra gelmiştir.

Yemen'deki olayların, yerel araçlar yoluyla gerçekleşen devletlerarası bir çatışma olduğu tüm politikacılar tarafından tamamen açık olan bir husustur. Zira bu, ilgili devlet liderleri tarafından imalı şekilde dahası açıkça ifade edilmiştir. Nitekim Orta Doğu İşlerinden Sorumlu İngiliz Devlet Bakanı Ivan Lewis, 24.11.2009 tarihinde Londra'da Yemen Büyükelçisi ile yaptığı görüşme sırasında orada gerçekleşen olaylarda İran'ın rolü olduğunu açıklamış ve şöyle demiştir: "Yemen'de olup bitenler vekaletle yürütülen bir savaştır..." Bunun yanı sıra İngiliz Bakan, Yemen'deki olaylar hakkında belli sayıdaki İngiliz milletvekillerini bilgilendirmek için aynı gün bir toplantı düzenlemiş, toplantıya İran'ın rolünden bahseden Sana'daki İngiliz Büyükelçisi Tim Torlot da iştirak etmiş ve şöyle demiştir: "Orada belirgin ölçüde İran'ın etkisi vardır..." İngiltere, bu yıldan itibaren üç yıl boyunca harcaması için Yemen hükümetine 105 milyon sterlin değerinde yardım taahhüdünde bulunmuştur.

Tüm bunlar Yemen'de meydana gelen olayların, yerel araçlar yoluyla gerçekleşen devletlerarası bir çatışma olduğunun açık bir göstergesidir.

(H. 11 Zilhicce 1430 - M. 28 Kasım 2009)

 


 
Soru 2:

 

Bugünlerde özellikle Avrupa ve Amerika'daki medyada, önümüzdeki 2011 yılında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde aday olmayacağını açıklayan Hüsnü Mübarek'ten sonra Mısır'ın gelecek devlet başkanı hakkındaki analizler artmıştır. Bu bağlamda Cemal Mübarek, Eymen Nur, Muhammed el-Baraday, Amr Musa... ve başkalarının isimleri geçmektedir. Ancak bu ifadeler arasında en çok ön plana çıkanlar Cemal Mübarek'in yanı sıra Eymen Nur'un şansı olduğunu ifade eden analizlerdir.

Bizler Cemal Mübarek'in babası gibi Amerika'ya sadık olduğunu biliyoruz. O halde özellikle Obama'nın ziyaretinin hemen öncesinde serbest bırakılmış olan Eymen Nur da aynı kafileden midir? Yoksa Eymen Nur Avrupa'nın adamlarından mıdır? Şayet bu doğruysa Avrupa özellikle de İngiltere, yıllardır Mısır'daki güçlü Amerikan nüfuzunun ardından Mısır'da kendisine bir dayanak olmasını mı arzulamaktadır?

 

Cevap:

Mısır'da gelişen siyaset takip edildiğinde Hüsnü Mübarek'ten sonra en çok şansı olan kişi büyük olasılıkla Cemal Mübarek'tir. Bunu gösteren pek çok emare vardır:

Birincisi: Amerika, Cemal'in babasına halef olmasına ihtimam vermektetir ve bu ihtimamın göstergeleri şunlardır:

1- Amerikalıların tutumlarından Cemal'i istedikleri ve gelecekteki adaylarının o olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Amerikan devleti, insanlara Cemal Mübarek'in Amerika'nın iradesiyle gelmeyip ancak demokratik oyun yoluyla geldiğini göstermek, onu yakmamak ve muhaliflerine karşı güçlendirmek için bunu açığa vurmamaktadır. Mesela Cemal Mübarek'in adaylığını doğallaştırmak amacıyla Amerika'yı ziyaret etmesi için ona çağrıda bulunduğu gibi başkalarına da çağrıda bulunmaktadır! Şayet Amerika onu istememiş olsaydı ona karşı acımasız bir kampanya başlatırdı ki onu ifşa edecek birçok karta da sahiptir. Çünkü Amerika, her şeyden önce anti demokratik olarak görmesinden dolayı verasete karşı çıkmaktadır. İkincisi ise bulaşmış olduğu yolsuzluk dosyalarını, otoritenin başındaki babası sayesinde sahip olduğu devasa servetlerini... ve buna benzer dosyaları açığa çıkarabilir.

2- Cemal Mübarek, 05.03.2009'da Amerika'ya bir ziyarette bulunarak aralarında Senato'daki Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör John Kerry ile Temsilciler Meclisindeki Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Temsilci Howard Berman'ın da bulunduğu birçok Senato ile Temsilciler Meclisinin liderleriyle bir araya gelmiştir.

3- "Arap Ekonomik" sitesi, 07.11.2009'da Amerikan Kongresinin, 2011 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerinde Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in oğlu ve Ulusal Demokratik Parti Politikaları Sorumlusu Cemal Mübarek'in partinin adayı olmasını beklediğine dair bir rapor yayınlamıştır.

4- Amerika, önümüzdeki seçimler gelmeden önce Hüsnü Mübarek'in ölmesinden korkmaktadır. Dolayısıyla bunun için hazırlık yapmaktadır ki o, kendi adamlarından ihtimal dahilinde olan kişileri hazırlamakta ve şu anda da bu kişi büyük olasılıkla Cemal Mübarek'tir. Cemal Mübarek, kendi nezdinde en güvenilir kişidir. Zira o, Bank of Amerika'nın Kahire şubesinde çalışmış ve Londra'daki banka şubesine ise müdür olmuştur. Ayrıca kendisine 2001 yılında Amerika'da bir mason kulübü olan Rotary Kulübü'nde fahri üyelik verilmiştir.

İkincisi: Mısır rejimi, babasından sonra devlet başkanı olması için Cemal'i hazırlamaya ihtimam göstermektedir. Bu ihtimamın göstergeleri şunlardır:

1- Rejim, Cemal Mübarek'i, Ulusal Demokratik Parti Politikaları Kurulu Başkanlığı gibi içerisinde kararların alındığı bir pozisyona terfi ettirdiği gibi aynı şekilde iktidardaki Ulusal Demokrat Partisi'nin genel sekreter yardımcılığına da terfi ettirmiştir. Sonunda devlet içerisindeki en yüksek konumlardan devlet başkanlığına aday olmasına dair sesler yükselmeye başlamıştır. Zira Mısır Başbakanı Ahmet Nazif şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "2011 yılında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde babasının ardından aday olacak kişi Cemal Mübarek'tir." [Radyo Hollanda Sayfası/28.10.2009]

2- Mısır'daki rejim, insanların kabullenmesini sağlamak, geçmişteki ve şu andaki kötülüklerini her türlü makyaj ürünüyle örtüp en güzel şekilde göstermek amacıyla Cemal Mübarek'e her türlü imkan ve yetkileri vermektedir. Mesela Cemal Mübarek, insanların sorunlarıyla ilgilenip onlara çözümler getirdiğini, fakirler ile ilgilenip onlara yardım ettiğini, aynı şekilde öğrencilere yardım edip onların sorunlarını çözdüğünü göstermeye başlamasının yanı sıra Obama'yı taklit ederek gençlerin sorunlarına cevap vermek için internet hizmeti vermeye de başlamıştır. Yine Rejim, 2009 yılındaki Mısır ligi karşılaşmalarının naklen canlı yayını ile 2009 yılı çimento sübvanse sorunu gibi insanlar için hassas sorunlar icat etmekte ve bunları çözmesi için de Cemal Mübarek'e imkan tanımaktadır. Başkanlığını Memduh Zahari Gerges adında bir Kıpti'nin yaptığı "Naam" gurubu gibi Cemal Mübarek'in babasına halef olmasını destekleyen guruplar da ortaya çıkmıştır. Nitekim bunlardan biri de "Cemal Mübarek... En güzel beldenin güzel rüyası" ifadelerinin yer aldığı broşür ve afişler dağıtan "Ahrar" gurubudur. Bu gurubun kurucusu genç doktor Adil Seyyit şöyle demektedir: "Hareket 2006 yılında kurulmuş olup güvenlik uyarılarına göre gizli olarak çalışmaktır, üye sayısı en büyüklerinin yaşı otuzu geçmeyecek şekilde 40 bine ulaşmıştır ve bunların geneli üniversite öğrencisidir." [el-Cezira/10.09.2009] Bunun yanı sıra liderliğini eski bir milletvekilinin yaptığı ve üzerinde "Sevgi, bağlılık ve sadakat ... Cemal Mübarek'in öncüleri" yazılı olduğu tişörtler giyen genç bir gurup zuhur etmiştir. Bu gurup, Bahira şehrindeki el-Necah köyünde ortaya çıkmış ve Cemal Mübarek burada kalabalık bakanların katıldığı popüler bir konferansta konuşma yapmıştır. [el-Cezira/03.09.2009] İşte tüm bunlar rejimin gözü kulağı önünde dahası onun planlaması sayesinde meydana gelmektedir.

İşte tüm bunlardan ortaya çıkmaktadır ki Mısır'daki rejim ile onun arkasındaki Amerika, cumhurbaşkanlığına babasının ardından Cemal Mübarek'in ulaşmasını kolaylaştıracak şartları hazırlamaktadırlar.

Eymen Nur'a gelince: Onun geçmişi Avrupa'yı özellikle de "İngilizleri" dost edindiğini teyit etmektedir. Bunun içindir ki Mısır'da güçlü bir Amerikan nüfuzu olduğu sürece Mısır'daki rejim ile onun arkasındaki Amerika'nın onun cumhurbaşkanlığa ulaşmasına imkan vermesi muhtemeldir. Aşağıdakiler buna dair göstergelerdir:

1- Eymen Nur, siyasi hayatına Vefd Partisinde başladı, onun başkanı olan Muhammed Fuat Siracettin'e yakın durdu ve Vefd gazetesinin editör yardımcısı oldu. Vefd Partisinin, İngiliz sömürgesi döneminde bir İngiliz partisi olduğu bilinmektedir. Daha sonra bazıları Vefd'den Mısır Partisine ve ekim 2004'te kurduğu Gad Partisine geçtiler. Bu partiler, bazı alt farklılıklara rağmen başkana bağlılıkta Vefd Partisine ortaktırlar.

2- Rejim, Gad Partisini sıkıştırmak için çaba harcamıştır. Nihayetinde parti kurulmasından bir yıl sonra bölünmüş, bölünmenin başını partinin genel sekreteri Musa Mustafa çekmiş ve parti başkanı olmuştur. Ardından da Eymen Nur ile kanadının ayrıldığını ilan etmiş ve bunun sebebi hakkında da şöyle demiştir: "Nur'un kendisine davet ettiği şey, anayasayı ihlal etmeye ve toplumsal barışa zarar vermeye yönelik açık niyetini ortaya koymaktadır." [13.19.2009/Mısır Cumhuriyet Gazetesi] Bu bölünmenin arkasında Mısır rejiminin olduğu açıktır. Zira Mustafa Musa'nın, Eymen Nur'un anayasayı ihlal etmeye ve toplumsal barışa zarar vermeye niyetli olduğu söylemi hükümeti bir suçlamadır!

3- Mısır rejimi tarafından çeşitli gerekçeler altında pek çok tutuklamalara maruz kalmıştır. Ancak bunun, rejim ile politikalarına karşı gizli ve açık olarak çalışmasından dolayı olduğu açıktır... Zira Mısır anayasasının değiştirilmesini veya geçiş dönemindeki hiçbir yetkilinin katılmayacağı yeni bir anayasa için kurucu meclise çağrının yapıldığı bir yıllık bir geçiş dönemi belirlenmesini açık olarak talep etmektedir. Bundan da rejimi değiştirmeye dönük ciddi bir çabasının olduğu görünmektedir. Hatta onun sloganı "Değişim için Bir Umut" olmuştur.

Avrupalılar, şiddetle serbest bırakılmasını talep etmişler, ilk günden itibaren onun tutuklanmasına karşı çıkmışlar ve hapishanedeyken bile onunla bağlantı kurmaya çalışmışlardır. Zira Routers Haber Ajansı, 02.01.2007'de şunu aktarmıştır: "Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı ve Demokrasi ve İnsan Hakları İşlerinden Sorumlu Raportör İngiliz Edward McMillan Scott, dün muhalif Eymen Nur'u ziyaret etmeye çalışmış ancak bir buçuk saat bekletilmesinin ardından buna izin verilmemiştir. McMillan Scott, Mısır rejimine karşı daha keskin ve sert tavır takınması için Avrupa Birliğine çağrıda bulunarak bu rejimin Eymen Nur'u özgürlükten mahrum ettiğini belirtmiştir." Yine el-Cezira, 11.10.2008'de Alman Haber Ajansı'ndan şu haberi aktarmıştır: "Eymen Nur, hapishanedeyken Uluslararası Mahkeme Savcısı Luis Moreno Ocampo'nun geçen 15 ağustosta başta Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, İçişleri Bakanı Habib Adil ve Başsavcı Abdulmecit Mahmud olmak üzere tutuklanmasına ilişkin olarak Mısırlı yetkililer hakkında şikayette bulunduğunu açıkladı." Bu şikayet, Avrupa'nın Mısır rejimine yönelik en güçlü olan baskı çeşididir ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin arkasında Avrupa olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda Konrad Adenauer Vakfı da 2008 yılında Mısır rejiminin Eymen Nur'a yönelik iddialarının sahteliğini gösteren bir dizi rapor yayınlamıştır. Bu da Avrupalıların Eymen Nur'a ne kadar önem verdiklerini ve onu benimsediklerini göstermektedir.

Amerikalı yetkililerin Eymen Nur meselesi hakkında yaptığı açıklamalar, serbest bırakılması yönünde ciddi bir tavrın olmadığı kendi şiarlarının gerektirdiği sıradan açıklamalardır. Ancak Avrupalıların kampanyası şiddetlenip Uluslararası Ceza Mahkemesi boyutuna dayanınca Amerika, Beşir krizinin yanı sıra kendisini dost edinen Mısır rejiminin de devletlerarası bir krizin içerisine düşmesinden kaygılanmıştır... Böylece Obama'nın Mısır'a yönelik ziyaretinin hemen öncesinde demokrasi ile insan haklarına odaklanmaya, medya organları tutukluların serbest bırakılmasını talep etmeye, talepleri içerisinde Dr. Eymen Nuru da anmaya ve bunun Obama'nın ziyaretinin başarılı olmasına yola açacağını ifade etmeye başladılar. Ardından Washington Post Gazetesi, 06.02.2009'da şöyle yazmıştır: "Eğer Mısır Devlet Başkanı mevcut koşullar altında Barack Obama ile görüşme şansını yakalamak istiyorsa Gad Partisi lideri Dr. Eymen Nur serbest bırakılmalıdır ve bu gereklidir." Nitekim gazetenin bunu yazmasından iki gün sonra da Eymen Nur serbest bırakılmıştır. Dolayısıyla onun mahkumiyet süresi dolmadan birkaç ay önce serbest bırakılması Avrupa kampanyası karşısında Mısır rejimi üzerindeki baskıyı hafifletmek ve karar vermede etkili olanın Avrupa değil bizzat Amerika olduğunu göstermek içindir.

Böylece ortaya çıkmaktadır ki racih olan Eymen Nur, Avrupa özellikle de İngiliz yanlısıdır. Zira siyasi hayatına Vefd Partisinde başlaması, partinin eski lideri İngiliz ajanı Muhammed Fuat Siraceddin'in onu yetiştirmesi, Vefd Gazetesi editör yardımcılığına terfi ettirmesi, siyasileri, gazeteleri, medya organları ve Uluslararası Ceza Mahkemeleriyle Avrupalıların ona ihtimam göstermesi; işte tüm bunlar racih olan bu görüşümüzü teyit etmektedir. Bu da Mısır'daki rejim ile onun arkasındaki Amerika'nın ona cumhurbaşkanı olma imkanı vermeyecekleri anlamına gelmektedir. Mısır'da güçlü bir Amerikan nüfuzu olduğu sürece Hüsnü Mübarek'ten sonra cumhurbaşkanı olmaya en çok şansı olan kimse oğlu Cemal'dir.

(H. 28 Zilhicce 1430 - M. 15 Aralık 2009)

 


 
Soru 3:

Son günlerde Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ile Ulusal Kongre Partisi arasında yarı gerginliğin sürdüğü mülahaza edilmiştir: Muhalefet güçleriyle birlikte Cuba Konferansı yapılmış, kalabalık yürüyüşler ve mitingler düzenlenmiştir.... Oysa Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'nin muhalefetin içerisinde değil de hükümet içerisinde olduğu sanılmaktadır. Ardından Selvakir'in Afrika ile Avrupa turları gerçekleşmesi ve Amerikan elçisi "Gration'un" başarısızlığı hakkındaki söylentilerin yayılmasının yanı sıra parlamento, bu hafta içerisinde Sudan Kurtuluş Halk Hareketi'nin muhalefetine rağmen ulusal güvenlik yasasını onaylamış ve bugün de, yani 22.12.2009'da Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'nin oturumu boykot etmesine rağmen referandum yasasını da onaylamıştır. O halde Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ile Ulusal Kongre Partisi arasındaki bu gerginliğin gerçek bir gerginlik olduğunu söylemek mümkün müdür? Şayet böyleyse Hareket, sadakatini Amerika'dan Avrupa'ya özellikle de İngiltere'ye çevirdiği anlamına mı gelmektedir? Yoksa bu, Amerika'nın çevirdiği sanal bir gerginlik midir?  

 

Cevap: Sudan'daki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ile Ulusal Kongre Partisi arasındaki gerginliğin devam etmesi, ayrılmanın öncesine dayanan doğal bir meseledir. Zira ayrılmanın yol açtığı sorunların sonucunda ileriki zamanlarda hasmı tarafından ithamla tehdit edilmemek için bu sonuca ulaşılmasında her ikisi de birbirini suçlamaktadır.

Nifaşa Anlaşması, esasında ayrılıkçı bir anlaşmadır ve Beşir'in, referandumdan birlik tercihi sonucu çıkacaktır iddialarına bizzat kendisi de inanmamaktadır. Zira sadece referandum ilkesinin kabul edilmesi bile ayrılmanın artık Sudan'da bir gerçek haline geldiği ve tüm tarafların hareketleri bu hedefin gerçekleşmesine hizmet ettiği anlamına gelmektedir. 

Mergani'nin başını çektiği Demokratik Birlik Partisi liderlerinden biri olan Tac-il Ser Muhammed Salih şöyle demiştir: "Bu günlerde gazete sayfalarına taşınan ve işitilen şeyler alışık olduğumuz şeylerdir... Bu, iki tarafın vizyonunun ihtilaf ettiği tüm meseleler hakkında yaşananların bir tekrarıdır. Zira ikisi de hızlı bir şekilde aralarındaki anlaşmazlıkları medyada yayınlatmaya koşmaktadırlar. Ancak hızlı bir şekilde de bir araya gelmekte, oturmakta ve tekrar anlaşmaktadırlar." Şöyle ekledi: "Her iki ortak da ortak çalışmada (halat çekme oyunu) oynayan bir okulu temsil etmektedir. Her ikisi de kendisine ait gündemi yakalayabilmek için kendi olduğu taraftan çekmektedir." Ve şunları teyit etmiştir: "Bu yöntem, işleri idare etmek için doğru olmayan bir yöntemdir. Çünkü bu, Sudan vatandaşlarının psikolojisini etkilemekte ve onu geleceği hususunda korkuya düşürmektedir." Salih umudunu şöyle ifade etmektedir: "Her iki ortak, aralarında anlaştıkları araçlar yoluyla çözüme ulaşma imkanı buldukları sürece kamu önündeki yönetim farklılıklarını azaltacaklardır." [Hollanda Dünya Radyosu] 

Açıktır ki Amerika'yı dost edinen bir parti liderinin söyledikleri, yönetim ortakları arasındaki anlaşmazlıkların, Sudan halkının alışık olduğu bir mesele olduğunu göstermektedir. Ona göre sorun sadece bunların gizlenip kamuoyuna yansıtılmaması gerektiğini düşünmesi ve ortakların ileride tekrar anlaşacakları ihtimalini taşımasıdır.

Bu gerginlikler istenilen bir sonuçtur ve yönetim ortakları arasındaki anlaşmazlıkların tekrarlanması Güneyin self-determinasyonu hakkındaki referandumda ayrılma tercihi ihtimaline yardımcı olacaktır. Şayet her iki taraf tam bir uyum içerisinde olup gerginlik olmaz ise Güney halkının birliği tercih etmesinden korkulmaktadır. Bunun içindir ki ayrılma hedefine ulaşmak için aralarında gerilimin oluşturulması kaçınılmazdır.

Sudan Halk Kurtuluş Hareketinin muhalefete liderlik edip yürüyüşlerde, mitinglerde ve benzerlerinde ona öncülük etmesine, ardından parlamentonun kararlarına bazen itiraz etmesine bazen de protesto etmesine gelince; hükümet ile gizli anlaşma yaptı ithamına maruz kalmamak ve muhalefetin ayrılma tercihini reddetmemesi amacıyladır. Zira Selvakir ve bundan önceki John Garang liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi, tamamen Amerika'ya boyun eğmektedir ve onun içerisinde Amerika'dan başka faal etkisi olan olmadığı gibi Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'nin, Avrupa'ya meyledip Amerika'yı terk ettiğine dair hiçbir gösterge de bulunmamaktadır. 

Amerikan elçisine gelince; başarısız değildir. Ancak o, ayrılmaya zemin hazırlamanın zorunluluklarından bir zorunluluk olması itibarıyla gerilimin azaltılmasını istememektedir.

Avrupa ve İngiltere'ye gelince: Amerikan karşıtı çalışmalarının etkisi Darfur odaklı olup Güneye yönelik değildir.

Selvakir'in Avrupa ve Afrika devletlerine yönelik turlarına gelince: Bunlardan hedefi devletlerarası açıdan yeni devletin doğuşuna zemin hazırlamaktır. Zira Selvakir bundan önce de Mısır'ı ziyaret etmiş, orada devlet başkanlarının karşılandığı gibi karşılanmış ve Güneyin şimdiden bir devlet olması itibarıyla Mısır birçok anlaşma imzalamıştır!

(H. 05 Muharrem 1431 / M. 22 Aralık 2009)

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
08 Şubat 2012 Çarşamba
15 Rabi-ul Evvel 1433
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |