|
Soru: Şeyh Şerîf Ahmed, Somali Devlet Başkanı oldu. O halde bu, iki sene önce olduğu gibi İslâmî Mahkemeleri'nin Somali'ye geri döndüğü anlamına mı gelmektedir? Eğer durum bu şekilde ise İslâmî Mahkemelerden olduğu veya ona yakın olduğu halde ne diye Mücahit Gençler Hareketi, ona karşı durmaktadır? Eğer Şeyh Şerîf, inhirafa uğramış ve Mücahit Gençler Hareketi de bu değişiminden dolayı ona karşı duruyorsa bu Mücahit Gençler Hareketi'nin sadık ve muhlis bir hareket olduğu anlamına mı gelmektedir?
Cevap: Evet, bugün Şeyh Şerîf Ahmed, dünkü gibi değildir. Zira geçmişte İslâmî Mahkemeleri'nin başkanı olduğu ve Somali'de iktidara geldiği sıralarda Somali'deki Sömürgeci kâfirlerin harici tamahları ile savaşıyor ve İslâmî Şeriat'ın tatbik edilmesini dile getiriyordu. Ancak silahlı İslâmî hareketlerin genelinin durumunda olduğu gibi onun siyasî uyanıklığı zayıftı. Bunun içindir ki "muhlisler", hem Amerika'nın uşağı olan Abdullah Yûsuf Hükümeti ile hem de doğrudan ve -ajanları yoluyla veya Birleşmiş Milletler, Arap Birliği ve Afrika Birliği gölgesinde- dolaylı şekilde Amerika ile müzakere etmemesi noktasında ona nasihat etmesi için bir heyet gönderdi... İşte tüm bunlar, ondaki abesliği ve onun hareketinde Amerika'nın parmaklarının, dahası ellerinin olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde heyet ona, Sömürgeci kâfirlere olan adavetine devam etmesi nasihatinde bulundu... Ancak o, hiçbir şekilde nasihat almadı. Bilakis Birleşmiş Milletler, Arap Birliği ve Afrika Birliği gölgesinde Hartum'da Abdullah Yûsuf Hükümeti ile müzakerelere girdi...
Bunlar, o iktidarda iken olmuştur. Ancak Etiyopya'nın saldırması, Şerîf'in Somali'den çıkarak Kenya'ya gitmesi, daha sonra Cibuti'ye ulaşması ile İslâmi Mahkemeler'in kendi arasında parçalanmasının üzerine Cibuti Kanadı Somali Kurtuluş Cephesi'nin başkanı oldu. Bu iki grup, Batı yanlısı olmalarına rağmen Asmara ile Cibuti'de yerleştiler...! Bu sırada Şeyh Şerîf, doğrudan ve dolaylı müzakerelerin içinde boğuldu. Nihayet işler, Amerika'nın, Batının ve ajanların memnuniyeti ile Abdullah Yûsuf Hükümeti'nden pek de farklı olmayan Somali'de hükümet başkanı olmasına dayandı.... Ve işler aşağıdaki şekilde gelişti:
1. 2006 yılı sonunda İslâmî Mahkemeler'in, kendisine vekâleten Amerika'nın Somali'ye saldırmaya sevk ettiği Etiyopya kuvvetlerinin karşısında hezimete uğramasının üzerine Şeyh Şerîf, Kenya'ya gittiğinde orada Amerikan İstihbarat Ajansı'ndan iki yetkilinin huzurunda Amerikan Büyükelçisi ile görüştü.
2. Mahkemeler, kendi arasında parçalanıp iki kanada ayrıldıktan sonra Şeyh Şerîf Ahmed, Cibuti Kanadı'nın başkanı oldu ki böylece 26.10.2008 tarihinde Cibuti Anlaşması imzalanana kadar kendisi, Abdullah Yûsuf Hükümeti ve Etiyopya arasında müzakereler başladı.
3. Bu anlaşma, Amerika'nın gözetimi ve Etiyopya'nın muvafakati ile oldu. Çünkü Etiyopya ordusu, pek çok kayıplar veriyor ve Somali'den çıkmak istiyordu. Ancak yüzsuyunu koruyarak, yani buna işaret eden bir anlaşma ile çıkmak istiyordu. Bundan dolayı anlaşmanın imzalanmasından sonra Etiyopya, kuvvetlerini çekeceğine dair açıklamalarda bulunmaya başladı.
France Press Ajansı [A.F.P], 28.11.2008'de, Etiyopya'nın yıl sonunda Somali'den çekileceğini ve bunun da Afrika Birliği ile Birleşmiş Milletlere yönelik resmî iki mesaj olduğunu aktardı. Nitekim bu haber ajansı, Etiyopya Dışişleri Bakanı Resmî Sözcüsü Wahidi Bella'nın kendisine şöyle dediğini ifade etmiştir: "Biz sonuca ulaştık. Etiyopya'nın kuvvetlerini Somali'de bırakması uygun değildir. Biz görevimizi yaptık ve bu yüzden gurur duyuyoruz. Ancak devletlerarası toplumdan beklediğimiz ümitler, boşa çıktı." Yine Etiyopyalı bu sözcü, daha önce de 24.11.2008'de aynı haber ajansına Cibuti'deki anlaşmaya ilişkin yatığı değerlendirmede şöyle demiştir: "Bu anlaşma, Etiyopya'nın konumu ve kuvvetlerini düzenli olarak çekmesi lehinedir."
Etiyopya, Somali'nin durumuna önem vermektedir. Bu da sadece Amerika lehine vekaleten bir muharip olarak değildir. Bilakis o, ona komşudur ve Somali'nin geri almak için 1977 ile 1978 olmak üzere iki defa Etiyopya ile savaşa girdiği ve başarısız olduğu Ogaden bölgesini işgal etmektedir. Dolayısıyla Etiyopya, Somali'de kendisini tehdit etmeyen ve kendisinden Ogaden'i istemeyen bir yönetimin olmasını istemektedir. Etiyopya'nın, Amerika'nın Afrika boynuzundaki çıkarlarına hizmet etmesinin yanı sıra Etiyopya'yı Somali'ye gönderen, Şeyh Şerîf'i saptırdığını görmesi ile 26.10.2008'deki Cibuti Anlaşması'ndan sonra oradan geri çekilmesini isteyen de bizzat Amerika'nın kendisidir.
4. Amerika, İslâmî kökeni olmasından dolayı Şerîf Ahmed'in mücahitlere karşı koymaya muktedir olduğunu ve bir Afrika devleti olması vasfıyla da Etiyopya'nın, İslâmcılarla çarpışmayı sürdüremeyeceğini gördü. Dolayısıyla Amerika açısından en ideal olanı bu rolü üstlenmesi için İslâmcılardan birini kullanmak oldu. Amerika, onu cezp etmeleri için Kenya, Sudan ve özellikle Sudan'daki ajanlarını Şerîf'e musallat etti. Nitekim Siyaset Uzmanı Hasan Mekkî şöyle demiştir: "Sudan Hükümeti, Etiyopyalılarla baş edemeyeceği ve devletlerarası topluma yokmuş gibi muamele etmesinin imkansız olduğu noktasında Şerîf'i bilgilendirdi. Bu nedenle özellikle Sudan eğitim kurumlarından mezun olduğundan bu nasihatlere kulak vermeye başladı." Ve şöyle eklemiştir: "Sudan ortamı, bu müzakerelerde büyük bir rol oynamıştır." Yani Cibuti görüşmelerini kastetmektedir.
Böylece Amerika, kendisini övecek derecede Şeyh Şerîf'i cezp etmeyi başardı. Zira "Amerika'nın Sesi Somali Bürosu" ile yaptığı 20.02.2009 tarihli röportajında, Somali'ye yönelik Amerikan politikasını, müzakerelerin başladığı günden şu ana kadar olumlu olarak niteleyerek şöyle demiştir: "Bu çabalarını sürdürmesini ümit ediyoruz."!
5. Şeyh Şerîf'in, Abdullah Yûsuf dönemindeki parlamentonun oy çoğunluğu ile devlet başkanı seçilmesinden bir sonraki adım başbakanın seçilmesi oldu! Burada da Amerika'nın rolü devreye girdi. Zira Birleşik Devletler'de ikamet eden ve Birleşik Devletler'in ölçülerine göre mutedil biri olarak tanımlanan Ömer Abdurrâşid Şarmarkî seçildi ki o, Birleşmiş Milletler'de birçok görevde bulunmuş, Abdullah Yûsuf'un Hükümeti döneminde Somali'nin Washington Büyükelçisi ve eski Somali Devlet Başkanının oğlu idi.
Amerika, onun daha önce Amerika'da ikamet etmesinin yanı sıra iç savaştan ve ülkesinden uzak kalmasıyla iç savaşa bulaşmamış olmasından dolayı başbakanlığı almasında hırs gösterdi. Bunun içindir ki Somali'deki insanların geneli tarafından kabul görecek bir yönü vardı.
Kayda değerdir ki Sömürgeci devletlerin adeti olduğu üzere halihazırda kendisine hizmet eden kişi dışında çıkarlarının bir başka kişide olduğunu gördüklerinde onu çekirdek gibi çitleyip atarlar ve daha güçlü bir şekilde çıkarlarını gerçekleştiren diğer kişiyi getirirler. Mesela Amerika, Somali'ye yönelik ihanetleri ile bitmiş, nefret edilen ve ifşa olmuş biri haline gelmiş olan Abdullah Yûsuf'u terk edince 29.12.2008'de istifa etmek ve Mogadişu'dan Somali devlet başkanı olarak ilan edildiği 1998'den 2004 yılına kadar yönettiği bir bölge olan Pundland'ın merkezi Maskat'a göç etmek zorunda kalmıştır. Daha sonra da Yemen'e sığınmıştır...
7. Amerika, yönetimi sırasında kamuoyuna sahip olan Mahkemeler içersinde İslâmî bir kökeni olan Şeyh Şerîf'i devlet başkanlığına getirmesinin yan sıra insanların geneli tarafından kabul görmesini sağlayan iç savaştan uzak birisini başbakanlığa getirmeyi başarması ile Somali'yi eline geçirdiği zehabına kapıldı. Ancak Somali'deki yeni yönetimin durumunun ifşa olması ile bu zehabı heba oldu. Zira daha önceki hükümetin büründüğü elbiseden daha cicili bicili bir elbiseye bürünmesi dışında bu hükümetin de öncekinden pek farklı olmadığı ortaya çıktı. Hüsnü zan ile düşündüğümüzde iki yönetimin arasındaki fark, Abdullah Yûsuf, Amerika'ya bilinçli bir şekilde hizmet ederken, Şeyh Şerîf Ahmed, Somali'ye iyilik yaptığını sanarak bilinçsizce Amerika'ya hizmet etmektedir! Doğrusu Şeyh Şerîf'in, Sömürgeci kâfirlerin komplolarından uzak bir şekilde başladığı gibi kalmasını isterdik. Umulur ki o, Allah'ın izniyle ilk sîretine geri döner.
8. Bu hükümetin durumunun ifşa olmasına binaen Müslümanların direnişi daha çetin bir şekilde sürmüş ve bunların en barizi Mücahit Gençler Hareketi'dir.
Mücahit Gençler Hareketi, İslâmî Mahkemelerin 2007 Eylül ayında Asmara Anlaşması'nı imzalamalarından sonra Asmara Kolu ve Cibuti Kolu olmak üzere ikiye ayrılmasıyla onları, laiklerle ittifak kurmak ve Allah yolunda cihadı terk etmekle itham ederek İslâmi Mahkemeler'den ayrılmıştır.
O, Afrika Boynuzu'nun tamamının kurtarılması için Etiyopya ve Amerika'ya karşı cihat etmeyi istemesinin yanı sıra dar vatancılık sınırlarını aşan İslâmî bir yönetim kurmak istediğini de ilan etmektedir... Nitekim Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Gençler Hareketi'nin bazı üyelerinin el-Kaide örgütüne üye olan radikal ve şiddet yanlısı bir grup olduğunu ilan ettiği bir beyan yayınlamıştır. [Çin Haber Sitesi / 18.03.2008] Yine Birleşik Devletler, 2007 yılı ortalarında, onun eski lideri İsmaîl Aralî'yi Cibuti'de tutuklamış ve Guantanama Tutukevi'ne koymuştur. Bunun üzerine hareket, Muhtâr Adurrahman "Ebû Zübeyyir'i" lider olarak ve Muhtâr Rebû "Ebû Mansûr'u" da resmî sözcü olarak seçmiştir. [el-Arabiyye / 22.12.2007] Bu resmî sözcü, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na şöyle diyerek cevap vermiştir: "el-Kaide ile alakamız, Müslüman kardeş ilişkisidir. Müslümanın akîdesinin özü, ‘Velâ ve Berâ' ile ‘kâfirlerden uzaklaşmamız, tüm Müslümanlara ulaşmamız ve onları sevmemizdir.'" Ayrıca hareket, "Birleşik Devletler'in kendisini terör listesine koyması kararı ile mutluluk ve gurur duyduğunu" ifade etmiştir. Yine 05.04.2008'de hareket tarafından yapılan açıklamada şöyle geçmiştir: "Yakinî bir ilim ile biliyoruz ki bizler, Somalili olduğumuz için hedef alınmıyoruz. Bilakis ne suni sınırları, ne de sözde "devletlerarası meşruiyeti" tanıyan genel mefhumu ile cihat fikrini taşıdığımız için hedef alınıyoruz."
Mücahit Gençler Hareketi, hükümetin kontrolünü bir hayli aşan şekilde pek çok Somali şehirlerini ele geçirmeyi başarmıştır. Görünen o ki bu hareket, sadık ve muhlis bir şekilde Sömürgeci kâfirlerle savaşmaktadır... Ancak belirttiğimiz gibi silahlı İslâmî hareketlerin zayıf noktası, siyasî uyanıklığın zayıf olmasıdır. Allahu Subhânehu'dan bu hareketin, Sömürgeci kâfirler karşısındaki güçlü tutumlarını sürdürmesini temenni ediyoruz.
Bununla birlikte o, Şeyh Şerîf hükümetine karşı çıkan bir diğer hareket olan İslâmî Parti'den daha fazla uyanıktır. O şu dört hareketten oluşmaktadır ve en barizleri Hasan Tâhir Uveys liderliğindeki Asmara Kanadı olan Somali Kurtuluş Cephesi'dir. İslâmî Parti içerisindeki diğer üç hareket ise, Kambuni Askeri Kampı, İslamî Cephe ve Faruk Askeri Kampı'dır. Mücahit Gençler Hareketi'ne yakın bir site olan "Gring Sitesi", 24.01.2009 tarihinde, Hasan Tâhir Uveys'e Eritre'nin başkenti Asmara'da bulunmasının sebebini sordu. Bunun üzerine bu kişiler, onun kendileri için ilk Müslümanların Necaşisi gibi olduğunu söylediler!! Böyle dediler!!
Allahu Subhânehu'dan İslâmî hareketlerin, Allahu Subhânehu'ya muhlis, Rasulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e sadık, kâfirlerin planlarına ve komplolarına karşı tamamen uyanık olmalarını temenni ederiz. Zira onlar, açığa vurduklarından daha çok İslâm'a tuzak kurmaktalar ve İslam için şer gizlemektedirler.
قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَ "Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür." [Âl-i İmrân 118]
Her kim onlara bel bağlarsa, hem dünyasını hem de âhiretini kaybetmiş olur ki bu da apaçık bir hüsrandır ve bunun örnekleri oldukça çoktur. |