Anasayfa arrow Fikir - İnceleme arrow Fıkıh Usulü'ne Bir Giriş -1-
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

75/12 O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.
Bir Hadis

"Kafirler savaştıkça hicret durdurulmaz." Buhari, K. Bey’at, 4103
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Fıkıh Usulü'ne Bir Giriş -1- Yazdır E-Posta
İslamdevleti.org
03 Ekim 2009 Cumartesi

-Birinci bölüm-

Değerli okuyucular!

Bu yazıda hem İslam fıkhını hem de onun temeli olan usulünü ele almaya çalışacağız. Eğer bu konuda doğruyu isabet edersem, Allah'tandır. Hata edersem benden ve şeytandandır. Yüce Allah hakkı isabet etmeyi ve başarıyı şimdiden nasib etsin.

Fıkıh nedir?

Arap dilinde yer alan 'Fıkıh' kelimesinin sözlük manası 'anlayış' demektir. Kur'an-ı kerimin aşağıdaki ayetlerinde geçen 'fıkıh' kelimesi bu anlamda kullanılmıştır:

(مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِمَّا تَقُولُ) "Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz." Hud/91.

(ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِم فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ) "Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkar etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar." Münafikun/3.

Fıkıh usulcülerin ıstılahında ise 'Fıkıh' kavramı şöyle tarif edilmiştir: ‘Tafsili delillerden istinbat edilmiş amelle ilgili Şer'i hükümleri bilmek'.

Şer'î hükümlerde ilim, bu Şer'î hükümlerin başladığı günden beri devam etmektedir. Zira Şer'î hükümler, Mekke'den Medine'ye hicret ile başlamıştır. Resullüllah (صلى الله عليه وسلم) resul olarak gönderildikten sonra onüç yıl Mekke'de sonra da yaklaşık on yıl da Medine'de ikamet etmiştir. İşte Kur'an bu süre içerisinde inmiştir. Ancak hüküm ayetleri Medine'de inmiştir. Bu süre içerisinde Kur'an iniyor ve Resul (صلى الله عليه وسلم) ortaya çıkan olaylarla ilgili hükümleri anlatıyor, ortaya çıkan sorunları çözüyordu.

Mekke'de inen ayetler hemen hemen Kur'an'ın üçte ikisini oluşturmakta ve bunlar Mekki ayetler olarak isimlendirilmektedir. Bunların tamamı neredeyse hükümlerden herhangi bir konuyu ele almamakta, dinin usulü (akideyi), Allah-u Teala'ya, Resulüne ve ahiret gününe iman gibi hususlara daveti, namaz emrini, emanet ve doğruluk gibi ahlaki sıfatlarla sıfatlanmayı, zina, öldürme, kız çocuklarını diri diri gömmek, ölçü ve tartıda hile yapmak gibi kötü davranışlardan sakınmayı açıklamakla yetiniyordu.

İkinci kısım ise, Medine'de inen ayetlerden meydana gelmekte, bunlar da yaklaşık olarak Kur'an'ın üçte birini oluşturmakta ve Medeni ayetler diye isimlendirilmektedir. Bunlar; alış-veriş, kira, faiz gibi muamelatla ilgili hükümleri, zina ve hırsızlık gibi hadleri, kasten adam öldürenin öldürülmesi, yol kesenin cezalandırılması gibi cinayetlerle ilgili hükümleri, zina ve diğer konulardaki şahitlikler gibi beyyinat hükümlerini içermektedir. Aynı şekilde oruç, zekât, hac ve cihad gibi ibadetlerle ilgili hükümler de Medine'de inmiştir.

Buradan da açığa çıkmaktadır ki her ne kadar namaz hükümleri Mekke'de inmiş de olsa, bunlar hükümlerin tamamını oluşturmaz. Namazla ilgili hükümler ancak hükümlerden bir bölümdür. Medine'de inen ise hükümlerin tamamıdır. Onun için bu hükümler ile bilgilenmek "Fıkıh" sayılır. Bu nedenle fıkıh Medine'de başlamıştır dememiz daha doğru olur.

Fıkıh pratik hükümler olduğuna göre, hükümler de ortaya çıkan sorunları çözmek için iniyordu. Zira ahkâm ayetlerinin çoğu ortaya çıkan hadiseler nedeniyle inmiştir. Birbiri ile anlaşamayan iki kişi Resulullah (صلى الله عليه وسلم)'e geliyorlar ve Allah'ın Resulü onların arasında, Allahú Teala'nın kendisine indirdiği hükümlerle hükmediyordu veya çözüme kavuşturulması gereken bir sorunun çözümü münasebeti ile hükmü bildiren bir veya daha fazla ayet iniyordu. İşte Kur'an'ın azar azar inmesinin anlamı budur. Ayetlerin inmesindeki teşri"/yasama yön burada bariz bir şekilde görülmektedir. Zira Kur'an, olması muhtemel varsayımları çözmüyor, bilakis bilfiil ortaya çıkan meseleleri veya insanlar arasında gerçekten var olan benzeri sorunları çözüyordu. Kur'an Resulullah (صلى الله عليه وسلم)'in Allah-u Teala'ya kavuşmasına kadar inmeye devam etti. Böylece Allah-u Teala dinini tamamlamış ve kemale erdirmiştir.

Böylece bütün hükümler tamamlandı. Kur'an ve Resulün; kavli, fiili ve takriri amelleri, namaz ve zekât gibi ibadet türünden, emanet ve doğruluk gibi ahlaki türden, alış-veriş ve icare gibi muamelat türünden, katl ve hırsızlık gibi ceza türünden, şahitlik hükümleri ve yazılı belgeler gibi beyyinat hükümleri türünden, halife ve yargı ile ilgili hükümler gibi iç siyasetle ilgili işler türünden veya savaşlar ve antlaşmalarla ilgili hükümler gibi dış siyasetle ilgili işler türünden, insanın amellerinin çeşitlerinden oluşan, insandan kaynaklanan bütün hususlara ait hükümleri kapsamaktadır. Böylece Şer'î hükümlerin varlığı ile İslâm fıkhı da var olmuştur.

Fıkıh Usulü nedir?

Fıkıh Usulü ise iki ayrı kelimelerden oluşan bir kavramdır. 'Usul' ve 'Fıkıh'tır. 'Usul' ise 'Asıl' kelimesinin çoğul halidir. Kitab, kitaplar gibi. "Asıl" kelimesinin sözlük manası ise; ‘üzerine inşa edilen, dayandırılan, kurulan' demektir. Fıkıh; "Tafsili delillerden istinbat edilmiş amelle ilgili Şer'î hükümleri bilmektir."  olduğuna göre 'Fıkıh Usulü'; "Fıkhın üzerine kurulu olduğu kurallardır". Böylece akide ile ilgili hususları ele almayan 'Fıkıh Usulü' sadece şer'i hükmün delili ve bu şer'i hükmün ilgili delillerden alınış şekli ile ilgilenen bir ilimdir.

Bu ilim anlaşılır hale gelmesi için usul alimleri kendilerine has bir takım terimler ve kavramlar koyarak onu geniş ve mühim bir ilim haline getirmişlerdir.

Şeri hüküm ise: Bazı fıkıh usulcuları şeri hükmü şöyle tanımlamıştır: 'İktiza, tahyir veya vazi ile Şari'in mükelleflerin fiillerine ilişkin hitabıdır'. Fakat bu tanım ikinci bir tanım gerektirir. Çünkü İslam şeriatı çocuklar, deliler ve zımmiler hakkında da bir takım şeri hükümler beyan etmiştir. İkinci tanım gerektirmeyen tarif ise; 'İktiza, tahyir veya vazi ile kulların fiilleriyle alakalı Şâri'nin hitabıdır'. Şâri' kanun koyucu demektir. Tarifte 'Allah' lafzı değil 'Şâri' lafzı geçmiştir. Bunun sebebi sadece Kur'an kasd edilmeyip, hem Sünnet'i hem de İcma'ı kapsaması içindir. Yine tarifte 'mükelleflerin fiilleri' ifadesi değil 'kulların fiilleri' ifadesi geçmiştir. Çünkü çocuk, deli ve zımmiler hakkında gelen hükümleri de kapsaması içindir. İçerik itibarıyla fıkıh usulü insanın fiillerini ve eşyaları dört açıdan ele alır:

1) Fiilin (yapılıp yapılmaması açısından) ve eşyanın (helal-haram olması açısından) hükmünü belirleyen kim, yani fiilin ve eşyanın sevab-günah bakımından belirleyici olarak 'Hakim' kimdir? Çünkü fiiller ve eşyalar hakkında hüküm vermek insanın bu fiillere ve eşyalara ilişkin tutumunu belirlemek demektir.

2) Fiil ve eşya hakkında verilen 'Hüküm' nedir?

3) Hükmün verilerek ilgili olduğu 'Fiil'  ve 'Eşya' nedir?

4) Davranışını tanzim etmek üzere hükmün çıkartıldığı 'İnsan' kimdir? 

'Şâri'nin hitabı' ise, kanun koyucunun insanın fiilleri ile ilgili hükmün beyanı demektir. Buna göre Şâri'nin iki türlü hitabı vardır: 'Teklif hitabı' ve 'Vaz'ın hitabı'.

Teklif Hitabı; 'iktiza veya taleb ve tahyir hitabıdır'. Zira iktiza taleb demektir. Bu taleb Şari'nin ya bir fiilin/işlemin yapılması yada terk edilmesi ile ilgili hitabı demektir. Sonuç itibarıyla fiil sevap veya günah gerektirir. Fiilin yapılıp yapılmaması talebin kesin olup olmadığına bağlıdır. Şöyle ki:

1- Fiilin yapılması kesin olarak taleb edilmişse, o ‘vacib-farz' olur.

2- Fiilin yapılması kesin olmayarak taleb edilmişse, o ‘sünnet-nafile- mendub' olur.

3- Fiilin kesin olarak terk edilmesi taleb edilmişse, o ‘haram-yasak' olur.

4- Fiilin kesin olmayarak terk edilmesi taleb edilmişse, o ‘mekruh' olur.

5- Fiilin yapılıp yapılmamasında kul serbest bırakılmışsa, o ‘mubah' olur. Zaten tahyirin manası budur. Buna göre şeri hükümler beştir:

1-    Vacib-farz: Yapıldığı zaman sevab, yapılmadığı zaman günah gerektirir. Beş vakitleri kılmak, cihad etmek veya bir halifeye nasb etmek gibi.

2-    Sünnet-nafile-mendub: Yapıldığı zaman sevab, fakat yapılmadığı zaman günah gerektirmez. Teheccüd namazını kılmak veya Şevval ayında altı gün oruç tutmak gibi.

3-    Haram-yasak: Yapıldığı zaman günah/ceza, yapılmadığı zaman sevab gerektirir. Zina, çarpışma anında çekilmek ve kafirlere casusluk yapmak gibi.

4-    Mekruh: Yapılmadığı zaman sevab, fakat yapıldığı zaman günah gerektirmez. Sarmısak veya soğan yeyip namaza gitmek gibi.

5-    Mubah: Bir fiilin yapılması ve terk edilmesinde kulun serbest bırakılmasıdır. Balık veya tavuk yemek, meyve suyu veya su içmek gibi.

Özetle; Şari'nin iktiza-taleb ve tahyir yani teklif hitabı kulun fiilleri ile alakalı hükümlerdir. Ancak vazi' hitab iktiza-taleb ve tahyir yani teklif hitabı ile alakalı hükümlerdir.

Devam edecek

******************************************************************

Fuad Hamidoğlu
14. Şevval. 1430 H - 03.10.2009 M

------------------------------------------------------------

Kaynaklar:

1) 'El-ihkam fi usuli-l ahkam' Seyfuddin el-amidi.

2) 'Camiul bayan fi tefsiril Kur'an' Muhammad b. Cerir el-tabari.

3) 'El-cami' liahkam-il Kur'an' Abu Abdullah El-ansari El-kurtubi tefsiri.

4) 'İslam şahsiyeti' 3.cüz (Usul-u fıkıh) Takiyyuddin En-nebhani.

5) 'Teysiru-l vusul ilel usul' Ata' ibnu Halil Ebu-r reşta.

6) 'Al kutubu-t tis'a' Hadis ansiklopedisi. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, Ebu Daud, Ibni Mace, Ahmed, Malik ve Darami.)

7) 'İlmu usul-ul fıkh' Abdulvahhab Hallaf.

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
08 Şubat 2012 Çarşamba
15 Rabi-ul Evvel 1433
Fikirlerden
MUHAMMED (SAV)'İN GETİRDİĞİ İSLÂM TÜM İNSANLAR İÇİNDİR

İslâm evrensel bir mesajdır. Irkları, cinsleri ve halkları farklı tüm insanlar içindir. Nitekim Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:

"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." (Sebe: 28)

İslâm, mü'minleri kendisi ile bir tek ümmet yapar. Irkları, cinsleri, halkları, dilleri ne kadar farklı olursa olsun bu ümmet bir tek dine inanır, bir tek Rabb'e kulluk eder, bir tek kıbleye yönelir. Bu ümmet içinde eşraftan birisinin sıradan birisine, beyazın siyaha, Arabın Arab olmayana takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.

İslâm, Allahu Teâla'nın kulları için indirdiği risaletlerin/mesajların sonuncusudur. O, kendisinden önce indirilmiş olan yahudilik, hıristiyanlık ve diğer mesajların tamamını neshetmiştir/hükümsüz kılmıştır. Nitekim Allahu Teâla, daha önce gelen risaletlerin tabilerine, dinlerini terk etmeleri ve İslâm'a iman etmelerini farz kılmıştır. Allahu Teâla, beşere Allah'ın yeryüzü ve üstündekilere varis olasıya kadar kendisine kulluk yapmasını farz kılmıştır. Allahu Teâla, dünyada hiçbir insandan İslâm'dan başka bir dini benimsemesini kabul etmemektedir. Şöyle buyurmaktadır:

"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecektir ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Âl-i İmran: 85)

Hizb-ut Tahrir Kültüründen

| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |