Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow BURKA VEYA PEÇE BAHANE!
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

40/52 O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Sirkat haddi Yüce Allah'ın; "Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin ellerini kesiniz." (Maide: 38) ayetine göre elin kesilmesidir.
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

BURKA VEYA PEÇE BAHANE! Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
06 Mayıs 2010 Perşembe
ImageASIL HEDEF İSLAMA VE MÜSLÜMANLARA SALDIRIDIR.

İşte Çağdaş Batılıların Çağdaş Yüzü!

Avrupa'da yaşayan Müslüman kesim için zor günler başladı. Aslında kafirlerin hükümranlığı altında Müslümanların rahat bir hayat sürdüğü veya süreceği pek bahsedilemez. Buna kısaca tarihi süreçten başlayarak değinmek istiyoruz.

Fethedilmiş İslam beldelerindeki gayri Müslimlerin İslam devleti Hilafet çatısı altında emin bir şekilde yaşadıkları bilinen bir gerçektir.  Bu dönemlerde hiçbir şekilde katliamlardan baskı veya zulümden bahsedilmez. Bu İslam'ın bir gereği ve gerçeğidir.

Ne zamanki kafirler bir çok yerde üstünlük sağlayıp hakim oldular, onların kötülüklerini durduran İslam Devleti Hilafet yıkıldı, işte o zaman Müslümanların hayatları karadı.   

Kafir ordularının veya Haçlı ordularının (Avrupalıların) işgal ettikleri topraklarda ise hiçbir şekilde, tarihin tozlu sayfalarında ve günümüzde zerre kadar iyi bir yönünü göstermek mümkün değildir. Bu durum sadece Müslümanlar için böyle değil kendi aralarına döndüklerinde de zulüm, işkence ve akla gelen her türlü insanlık dışı çirkefi sergiledikleri gayet açık ve nettir.

Bütün tarihi önümüze serip kafirlerin yaptıklarını sıralamak belki yüzlerce sayfalık eserler ortaya çıkartacak cinstendir. Fakat biz burada geçmiş tarihten ve yakın tarihten örnekle konuya ışık tutmak istiyoruz.


1- Endülüs'ün, Avrupa'nın çeşitli yerlerinden toplanan devşirme Haçlı orduları tarafından işgali ve neticesi binlerce Müslüman, tarihi eser, binlerce kitap yok edilmiştir.

Tarih; Çünkü, 718 yılında bu hareketi gizlice, 740 yıllarından itibaren de Endülüs topraklarını işgal ederek başlatanlar Müslümanlara karşı Hıristiyanlığın müdafaası uğrunda kutsal bir savaş verdikleri bilinci içindeydiler. Alexander ve halefleri, özellikle İspanya'yı Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında bir kutsal savaş alanı olarak görüyorlardı. Alexander zamanından itibaren önce Endülüs'e, hemen ardından da İslam dünyasına karşı başlayan seferler (1064, 1085), Haçlı Seferlerinin ilk örneklerini teşkîl etmektedir. Günümüzden geçmişe bir göz atıldığında, Haçlı Seferleri sırasında yaşanan bu gelişmeler, daha sonraki Batı sömürgeciliği ile emperyalizminin ilk tohumları olarak kabul edilmektedir.  Sonuç olarak Tuleytula, 732 yılında gerçekleşen Poitiers savaşından sonra İslam-Avrupa mücadelesi tarihi içerisinde ikinci büyük dönüm noktası oldu. http://www.endulus.net/endulustarihi/kaybi.htm

Fethedildiği 92 (711) yılından bu yana 525 yıl Müslümanların elinde parıldayan bir bilim-medeniyet meşalesi olarak kaldıktan sonra kaybedilmiş oluyordu. Müslümanlar Mudejar haline gelirler. Mudejar (Müdeccen), Hıristiyan bir ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören Müslüman demektir. Çok geçmeden Morisk diye adlandırılırlar. Morisk, zorla Hıristiyanlaştırılmış Müslüman anlamına gelir. Derken, onlar Sevilla´da 2 Ocak 1481 yılında kurulmuş olan Engizisyon´un korkunç pençesinin altına düşerler. İşgalden sonra Endülüs'ün her yanından toplanan Müslümanlar, yaya olarak limanlara getirilirler. Çokları yollarda ölür açlıktan, susuzluktan ve bitkinlikten. Onları taşıtmak için Napoli´den, Ceneviz´den ve başka yerlerden kadırgalar getirtilir. Çok geçmeden askeri filolar yetersiz kalır. Bunun üzerine şahıslara ait gemiler kiralanır. Kaptanlar, Moriskleri taşımak için kelle başı ücret alırlar. Fakat, İspanyol limanlarından görülmez olunca onları denize atmayı ve hemen dönüp yeni bir yükleme yapmayı daha karlı bulurlar.

Pek çok ayaklanma teşebbüsü olmuşsa da bunlar çarçabuk bastırılmıştır. Valencia engizisyoncusu Jaime Bleda, bu sürgünü en ince ayrıntılarına kadar tasvir eder.
Şöyle bir düşünün: 1600 yılında İspanya Krallığı´nın nüfusu 8 milyondu. Moriskler bu nüfusun yaklaşık %10´unu oluşturuyordu. Bunların 600.000´i sürüldü ve Jaime´ye göre %75´i yolda öldü.
http://www.haznevi.net/Kavramoku.aspx?KID=295&KTID=6

Endülüs konusunda rakamlar ve sıralama uzun. Vahametin boyutlarını sadece bu rakamlarla da anlamak mümkündür.


2- Yakın tarihimize bakıyoruz: Yine Avrupa'da binlerce Müslüman Bosna'da katledildi. Sadece Müslüman olmalarından dolayı sürgün, tecavüz, zulüm ve insanlık dışı bütün uygulamalar insanlığın gözleri önünde sergilendi. Olayların başlamasından kısa bir süre önce Fransız danışman şöyle diyordu:

Fransa'nın cumhurbaşkanı Mitterand'a danışmanlık yapmış Régis Debray (Rejis Debrey olaylardan birkaç yıl önce Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'e "Avrupa'nın göbeğinde bir İslam devleti istemiyoruz" diyordu.
Yeni Şafak 3 Haziran 1999 Perşembe

BM'ler askerlerinden Hollanda askerleri 10 binin üzerinde Boşnak Müslüman'ı katil Sırpların eline veriyor ve toplu katliama imza atıyorlardı. 8300 kişi öldürülüyor geri kalan 2700 kişi serbest bırakılmıştı. Resmi verilere göre Bosna'nın bütününde 250 bin Müslüman öldürülmüştü.

Sırplara bu imkanı hazırlayanların gerekçeleri gayet açıktır. Onlar Müslümanların varlığından rahatsızdılar. Arkasında her ne olursa olsun, hangi siyasi amaç güdülürse güdülsün tek gerekçe Müslüman olmaktır.

Günümüze gelindiğinde Avrupa'da değişen bir şey yoktur. Yani Avrupa veya kafirler topluluğunda zihniyet olarak, geçmiş ile günümüz arasında bir değişime uğramış değildir.  

Fikren ve ekonomik olarak çöküntü yaşayan Avrupa ve kafirler Minare, camii, başörtüsü, burka, peçe yasakları üzerinden siyaset yürütmekle asıl içlerinde olan kinlerini açığa vurmaya başlamışlardır. 

Müslümanlar Avrupa'da uzun yıllar (35-40 yıl) yaşamaktadırlar. İşçi vasfı ile davet edilen bu insanlar geldikleri dönemlerde önlerinde günümüzdeki gibi zorluklar görmemiş olabilirler. Onlara istekleri zorluk çıkartılmadan yerine getirilmeye çalışılmış camiler inşa etmelerinde sorun çıkartılmamış, minare hususunda izinler verilmiş, başörtülü fotoğraflarla kimlikler verilmiş, burka, peçe ile serbestçe dolanma imkanı bu insanlara tanınmıştır. Hatta İslam dersleri adı altında birçok okullarda din dersi eğitimine müsaade edilmiş, ayrıca Avrupa'nın bazı ülkelerinde İslam okulları altında okullar açılmıştır. Bunlar yeni değildir. Burka takanlarda Batı ülkelerine yeni gelmiş veya tanınmayan kişiler değildir. Ne oluyor da yıllar sonra Müslümanlardan hakları tek tek alınmaya, kısıtlanmaya çalışılıyor?

Bütün bunlar olurken şunu sormak gerekir: Acaba bu dönem içerisinde kafirler veya batı inançlarından (kapitalizmden) sıyrılmış vaziyette mi idi, yoksa gerçekten Müslümanlarla ortak yaşamı kabullenmiş vaziyette mi idiler? Buna Kur'anın diliyle cevap verelim:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

"Ey iman edenler, sizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Zira onlar size ellerinden gelen her türlü kötülüğü yaparlar, size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Kinleri/öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. İçlerinde gizledikleri (nefret) ise daha da büyüktür. Eğer aklınızı kullanıyorsanız işte size ayetleri açıkladık." (Ali İmran 118)

Bu ayette, Allahu Teala kafirlerin Müslümanlar hakkında düşüncelerini ortaya koyuyor. Kafir kaldıkları müddetçe de bu hallerinden sıyrılacak değillerdir.

Açığa çıkmış düşmanlıkları bu gün Irak ve Afganistan gibi yerlerde yaşanıyor. Yapmak istedikleri kötülük ve sıkıntıların Avrupa'daki, Amerika'daki yansımalarının çok azı günümüzdeki amelleridir. İçlerinde besledikleri nefret ise bunların hepsinden daha büyüktür. Bunu 1431 yıl önce Kur'an haber vermiştir.

Bu mücadeleden haberi olmayanlar burkanın İslami olup olmadığı konusunu tartışıyor. "Burkanın İslam'da yerinin olmadığını" Viyana'da bir konferansta konuşan İslam Konferansı Teşkilatı (IKT) Genel Sekreteri Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu; "burkanın bazı grupların geleneklerinden geldiğini" söyledi.

Müslümanlar kendi aralarında burkanın İslam'daki şer'i konumu nedir bunu oturup konuşabilirler. Bu Müslümanların meselesidir. Fakat kafirlerin bu konuda oturup tartışmaları veya oradan çıkacak sonuca destek olmak, onları destekleyici açıklamalarda bulunmak İslam'a ve Müslümanlara ihanetten başka bir şey değildir. Bize batılıların neyin İslami olup neyin İslami olmadığını öğretme hakları yoktur. Onların borazanlığını üstlenen bu gibi kişilere de Müslümanların hiçbir güveni yoktur.

Şu bir gerçektir ki; karikatürle olsun, kitaplarında olsun her fırsatta İslam'a saldırmakta yarışa giren batı gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bunu daha önceleri kilise adamları ile yapıyorlardı, günümüzde politikacıları ile dile getiriyorlar. Çağdaş batılıların çağdaş yüzü!

Bu olaylar şunu göstermektedir: Yıllardır Müslümanlara şirin gözüken batılıların gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. Batı Müslümanlara daima kinle bakmış, bazen olmuş menfaatleri için kinini insan hakları yaması ile örtmüş, bazen timsah gözyaşları dökmüştür. Amerika'nın Belçika'nın aldığı burka yasağını kınaması gibi. Ne kadar pis, ne kadar abes! Her gün Müslüman kanı dökeceksin, zulmün her türlüsünü uygulayacaksın, haçlı seferlerini yeniden başlatacaksın ve geri dönüm Müslümanları savunacaksın. Ne kadar şeytanca bir üslup!

Burada sadece menfaat vardır. "Kapitalizme göre; hayatta amellerin ölçüsü menfaatçiliktir. Ameller bu menfaatçiliğe göre ölçülür ve bu esasa dayanır." diyor Takkıyyüddin En-Nebhani İslam Nizamı adlı kitapta.

Kısa bir dönem, Müslümanlara karşı sahte gülümsemelerde bulunan batı bu işini menfaatçiliği esas alarak yapmıştır ve de yapmaya devam etmektedir.

Burkayı yasaklama kararı alan Belçika, İslam'ı daha 1974 yılında devletin kabul ettiği ve desteklediği bir statüye kavuşturmuştu. Bunda hükümetin petrol ihraç eden İslam beldesindeki kukla yönetimlerle iyi ilişkileri oldukça etkili odlundan dolayıdır. Yani menfaate dayalı bir tanıma olmuştur. Yoksa İslam'ı inceleyip, araştırarak bir kabullenme değildir. O günün menfaat şartlarına göre hareket ederek bir kabullenmedir.

Bu düşmanlığın yanında bazı diğer etkenleri de burada eklemek mümkündür:

-Ekonomide uzun bir dönem emek veren Müslümanların iş gücüne olan ihtiyacın azalması,

-11 Eylül olayları sonrası İslam'ın batı toplumlarında sorgulanmaya başlaması,

-Batıda yaşayan Müslümanların batı nizamlarının yanlışlığını fark edip sorgulamaya başlamaları,

-Batıda İslam'a yönelerek Müslüman olanların sayısının günden güne artması etkili olan hususlardan bazılarıdır.

 Fransa burka yasağını getirmek istediğinde burka takanların çoğunluğunu Müslüman olmuş Fansızlardan olduğunu gördü.

Danimarka'da siyasetçiler Danimarkalıların İslam'a yönelmelerinden şikayetçi olmaya başladılar.

Ekonomik krizin çözümsüzlüğünde kıvranan batı yükü Müslümanlara yıkma çabasındadır. Batıda yaşayan Müslümanlar önlerine çıkan gibi bu yasaklarla daha sık karşılaşacaklardır. Artık batıda yaşayan Müslümanlar da hedef tahtasına konmuştur. Batılıların iç ve dış siyasi malzemesi haline gelinmiştir.  

Belçika hükümeti içerisinde bulunduğu yığınlarca meselelerle uğraşması gerekirken Müslümanlarla uğraşmaya hedef edinmiştir. Müslümanların hayatlarına kısıtlamalar getirmekten hedefi sadece Müslümanlarla sınırlı değildir. Fiilen bölünmüşlüğün önüne geçmek için kamuoyunu meşgul etmeye yönelik hareketlere girişmektedir.  

Burka takanların sayısının çok düşük olduğu Belçika'da böylesi bir karara götüren nedenler, ülkede aşırı milliyetçiliğin artması gösterilse de siyasi olarak Avrupa Birliği'nin ilerisi için bütün Avrupa ülkelerinde düzenlemeye gitmek istediği konulardan bir tanesi olarak ortaya çıkmaktadır. Müslümanlara yönelik kararlar genelde bir ülkenin kabul etmesinden sonra diğer ülkelerde de uygulamaya konmaktadır.

Burada asıl mesele bu şekilde mağdur olan Müslümanların şu an kendilerini koruyacak ve gözetecek bir devletlerinin olmayışıdır. Geldikleri beldelerde bulunan hükümetlerin birer kukla olarak batıya hizmet ettikleri aşikardır. Menfaat çekişmesine alet olan bu ülkeler Müslümanları ve onların haklarının koruma yerine batının uşaklığını yapmakta, batının yanında yer almakta, uygulamalarına şeytani fikirlerle dolu siyasetçileri ile ortak olmaktadırlar.

Her nerede olursa olsun Müslümanlar bu gerçeği görerek hareket etmeli ve kendilerine kalkan olacak Raşidi Hilafetin bir an önce, yeniden kurulması için canla-başla çalışmalıdırlar.

05.05.2010
Tahir Şanlı

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |