"Sizden birisi bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer gücü yetemezse diliyle, şayet buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Bu (sonuncusu) imanın en zayıf halidir. ( Müslim, İman, 70)
Kitap
Danimarka'nın İslama karşı sürdürdüğü savaş
islamdevleti.org
21 Ocak 2010 Perşembe
Elhamdulillah Essalatu Vassalamu Ala Rasulillah Va Baad;
Danimarka rejiminin Anti-radikalleşme planı adı altında İslama ve Müslümanlara karşı sürdürdüğü savaş
Aziz kardeşlerim!
Hizb-ut Tahrir olarak düzenlemiş olduğumuz yeni bir haftalık Türkçe toplantısına hoş geldiniz.
İnsan hayatında ve dünya tarihinde bazı günler ve olaylar vardır, bunlar dünyanın gidişatını ve hayatın akışını değiştirme gücüne sahip olurlar.
İşte meşhur uçaklı saldırı olayı ve 11 Eylül 2001 sabahı, da böyle bir kader günü idi. Bu kader sabahından sonra tüm dünya Müslümanları için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve kalmayacaktı.
Nitekim o kader sabahından sonra, iki Müslüman ülkesi işgal edildi, yüz binlerce masum ve sivil Müslüman katledildi, milyonlarcası evlerinden oldu, yetim ve dul kaldı. Tüm dünya Müslümanları, Batı ve burada Danimarka'dakiler dahil birden kendilerine bir savaş ortamında buldular. Kendilerine, kimliklerine ve kutsallarına ilan edilmiş, psikolojik, siyasi, fikri, maddi ve değerler savaşı.
Tüm dünyada artık Müslüman avı başladı. Siyasiler, akademisyenler, basın mensupları ve başkaları Müslümanları kınamak, hakaret etmek, suçlu göstermek için sıra sıra dizilmeye başladılar.
Artık aksi ispat edilinceye kadar suçsuzluk değil, aksi ispat edilinceye kadar her Müslüman teröristtir prensibi uygulanmaya başladı.
Batı dünyası özellikle İslam dünyasında, Afganistan ve Irakta laiklik, demokrasi ve özgürlük getirme adına, maddi ve vahşice savaşlar ve işgaller ve hatta Abu Gureyb gibi hayvanların dahi yapmaktan utanç duyacağı işkence ve tecavüz yöntemleri geliştirdi.
Batıda ise ayırımcı yasalar ile 24 yaş kuralı, anti-terör yasaları, Müslümanlara karşı ikinci sınıf bile değil, insan muamelesini bile layık görmeyen temel haklarını yasları ile çiğner hale geldiler. Hayvanlara tanıdıkları temel hakları Müslümanlara tanımaz hale geldiler.
Nitekim geçtiğimiz son 8 senedir bu uygulamalar hepimiz az veya çok, doğrudan veya dolaylı yollardan şahidiz. Rabbimizin dediği gibi;
"Ağızlarından çıkan sözlerinden, kin/düşmanlık belli oldu. Kalplerinde besledikleri ki/düşmanlık ise daha büyüktür."(Ali İmran 118)
Ezeli ve ebedi, tarihi İslam ve Müslüman düşman Batı bununla da kalmadı, zira artık maske yırtılmış, düşmüş ve maskenin ardındaki medeniyet diye övdükleri ve vahşi mahluk çıplak idi.
Sonra Guantanamo'dan Kur'ana hakaret haberleri gelmeye başladı.
Daha sonra ise Danimarka eski Başbakanı İslam'a ve Müslümanlara hakaret ve aşağılama kafilesine aktif olarak katılan ve bu şekilde Batının ilan ettiği savaşa yerli bir Danimarka boyutu kazandırdı:
Fikir özgürlüğü saçmalığı ve iki yüzlüğü adı altında Danimarka başbakanı 2004`te Kur'ana hakaret açıkça hakaret ve aşağılama içeren filmi yazan İslam düşmanı, Somalili kadın yönetmene, davetiye gönderip onu Danimarka'ya bizzat getiren bugün NATO'nun Başkanı ve o zamanın Danimarka başbakanı Anders Fogh Rasmussen şöyle demişti:
Kur'ana hakaret eden Hollanda'da yaşayan Somalili kadını partisinin toplantısına davet edip 2004´te özgürlük ödülü verirken; "Genç Müslümanlar tahrik ve provoke olduysa o zaman bu eylem amacına ulaşmıştır. Fikir özgürlüğü herkesi ve her şeyi eleştirmeyi kapsar."
Batılı ve özellikle Danimarkalı politikacılar, İslam düşmanlıklarında hızlarını alamadılar ve Müslümanlara hakaret etme modasına son gaz devam ettiler. Nitekim bu kafileye Danimarka'nın o zamanki kültür bakanı ve bugünün adalet Bakanı olan Brian Mikkelsen de katıldı ve Batının maskesinin ne kadar yırtıldığını açıkça gösterdi. Bu alçak, İslam düşmanı şöyle demişti: "Kendi ülkemizin ortasında paralel toplumları oluşmaya başladı, azınlıklar, kendi ortaçağ normlarını ve gayri-demokratik düşünme tarzlarını uygulamaya başladılar. Biz bunu kabul edemeyiz, kültür savaşının yeni cephesi iste buradadır."
İşte malumunuz olduğu gibi yankıları ve etkileri bugün dahi devam eden o meşhur, hakaret dolu, aşağılayıcı ve alçak karikatürler işte o günlerde çizildi.
Bu şekilde İslam'a ve Müslümanlara karşı, hukuki, siyasi, psikolojik, medya, değerler bazında ve akide bazında ilan edilen savaş devam ede geldi ve hala son süratle devam etti. Maske yırtıldı ve içindeki çirkinlikler, pislikler, kin apaçık döküldü. Aynen şairin dediği gibi;
Maske yırtılmasa bize hala afetti o yüz,
Medeniyet denilen kahpe hakikat yüzsüz.
Bu arada kainatın en mükemmel ve en üstün nitelikleri ile kuşatılmış, Şerefli Allah Resulü Hz. Muhammed'e yapılan kasıtlı aşağılama ve hakaret ile uzun zamandır komada yatan birçok dünya Müslüman'ı da hayat bulmaya ve kıpırdamaya başladı.
Tepkiler yükseldi ve yürüyüşler yapıldı, doğuda ve batıda. Ama Müslümanlar hala üzerlerine düşen görev ve mesuliyet hakkında ezeli ve ebedi düşman Batının sinsi ve dahice savaş yöntemlerine karşı tam bir bilinç sahibi olma seviyesine gelemediler ne yazık ki. Hem doğuda hem de burada (Batıda) düşmanın kucağında yasayan Müslümanlarda bu konuda tam bilinç eksikliği devam etmekte. Zira Müslümanlar şu soruyu kendilerine sormadılar ve sormuyorlar: Batı niçin tüm bunları yapıyor? Batı niçin bu kadar kindar?`Batı niçin hem 2005, hem de sonra dayanışma içinde 2008`te tüm Danimarka basının da iştiraki ile dayanışma içinde aynı, melun karikatürleri yayınlamak ve basmaya ısrarla devam etti ve ediyor? Sadece kin ve düşmanlık var bunun arkasında?
İşte bu sorunun cevabını çok sık ve çok yaygın olarak bu kadar açık ve bu kadar yalın duymamış olsak da, Allah'ın hikmeti ve takdiri ilahi gereği, Allah düşmana söyletti;
Zamanın Entegrasyon Bakanı ve bugün Eğitim Bakanı Bertel Harder'in dediği gibi; "Biz devlet ve kiliseyi ayırmayı öğrendik, bunu Müslümanlar da öğrenmesi lazım. İyi eğitim görmüş Müslümanlar bu konuda başı çekmeli ve demokratik bir İslam geliştirmeli. Böyle bir İslam versiyonu çok derin bir saygıyla karşılanır. Şeriatın demokratik olmayan taraflarına bağlı kalırlarsa Danimarka politikasında büyük problemler ile karsılaşırlar. Son günlerde birtakım Müslüman politikacıların ya hep ya hiç diyerek tüm Şeriata ve taşlama ve el kesmeye de sahip çıktıklarını görüyoruz. Böylece modern topluma uymayan bir Müslüman geleneğin kölesi oluyorlar."
İşte değerli Müslümanlar mesele budur. Mesele Batının tarihi İslam düşmanlığı ve ezeli ve ebedi düşman gördüğü İslam'ın kapsamlı bir hayat nizami olarak, kendine özgü bir anayasaya, yönetim sistemine, ekonomik sisteme ve ümmet anlayışına düşmanlık beslemesidir.
İşgal etmek istediği topraklarda Müslümanların cihad, şahadet ve cennet inançları ile Batıya karşı koyması, Batının kabullenemediği ve yok etmek istediği bir anlayıştır. Zira Müslümanlar bu anlayışla Batıya hezimet yaşatıp diz çöktürüyor. Nitekim hepiniz şahitsiniz; dünyanın süper güçleri ilkel silahlara ve az sayıda düzensiz adamlara da sahip olsalar, Afganistan ve Irak ile başa çıkamadı.
Afganistan'da Müslümanlar işgal edilince, diğer ülkelerdeki Müslümanlar; biz tek bir ümmetiz, Afganistan ve Irak bizim kardeşlerimizdir, tepkisine neden olan Ümmet anlayışı batının yok etmek istediği İslam anlayışı. Zira bu anlayış "böl parçala ve yut" diyen sömürgeci kafir Batıyı terleten, Müslümanlara devasa güç veren bir anlayış. Zira 1,5 milyarın Ümmet olarak gövde gösterisi ile birkaç milyonun tepkisi arasında dünya kadar fark olduğunu batı hem tarihte kapısına dayanan Osmanlı ordusundan biliyor, hem de günümüzde ki tecrübesinden biliyor.
Batinin düşman gördüğü ve karşı çıktığı İslam anlayışı, kapsamlı bir hayat nizami olması vasfı Hilafet çatısı altında tüm İslam alemini birleştirmek isteyen anlayıştır. Nitekim Bush'dan Blair'e, Sarkozy'dan General Clark'e, Dick Cheney'dan İngiliz içişlerin bakanına kadar hepsinin tek ağızdan, açıkça dile getirdikleri; "Hilafetin kurulması yolu ile radikaller tüm İslam alemini birleştiren bir imparatorluk, bir Hilafet kurmak istiyorlar" dedikleri İslam anlayışıdır.
Batının düşmanlık beslediği İslam batının ne yazık ki daha hala birçok Müslüman'dan daha net ve dakik olarak anladığı, kapsamlı bir hayat nizami olan ve hayatın her sahasını kapsayıp, sadece iman, ahlak ve namaz, oruç ve zekattan ibaret olmayan, ideolojik olan İslam anlayışıdır. Devletsiz İslam ve İslamsız devlet olmaz denilen İslam anlayışıdır.
Bizler Hizb-ut Tahrir gençleri olarak bu ülkede bu gerçeği 90`larda yüksek sesler ile analizlerimize dayalı olarak söylerdik, ama artık 2000`lerde analize de gerek kalmadı. Zira kendileri açıkça söyler oldular bu gerçeği!
30 Kasım 2005`te zamanın Danimarka başbakanı ve bu günün NATO Başbakanı Anders Fogh Rasmusssen şöyle demişti: "İslam totaliter bir hayat düşüncesidir, Müslüman'ı doğumundan ölümüne kadar, bu dünya hayatından ahiret hayatına kadar yönlendiren bir hayat sistemidir. Burada biz sunu vurgulamalıyız. Böyle bir İslam anlayışı Danimarka'daki toplum düzenimiz ile uyuşmaz. Biz bunu kabul edemeyiz.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur;
"Onlar ağızlarından çıkan sözler ile Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar, kafirler nefret etseler de Allah nurunu tamamlayacaktır."(Tevbe 32)
"Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur." (Tevbe 33)
İşte aziz Müslümanlar, son 8 senedir yaşadığımız zulüm, hakaret ve düşmanlıkların arkasında sözünü ettiğim gerçekler yatmakta!!!
Peki o halde şöyle bir soru akla geliyor; Batının İslam'a ve Müslümanlara karşı açtığı savaş ve Danimarka rejiminin İslam ve Müslümanlara karşı sürdürdüğü, düşmanlık ve yok etme politikası Obaman'ın ve yeni Danimarka hükümetinin diyalog ve ilimli yaklaşımları ile değişti mi?
Bu sorunun cevabı şöyledir; bu savaş kesinlikle bitmediği gibi aslında daha çok hız kazandı ve daha şiddetli sürüyor günümüzde. Yalnız savaş farklı bir merhaleye geldi, daha sinsi ve değişik usluklarla sürdürülüyor.
Danimarka rejimi sözde ve söylemde değişim ile yeni bir rüzgar başlattı. Ama özde ve gerçekte İslam ve Müslümanlara karşı savaş, psikolojik, medya, siyasi ve hukuki ve tüm kurumları ve kuruluşları ile daha çok ivme ve hız kazandı.
Nitekim Danimarka hükümeti 2008 ocak ayında 7 bakanlığın katılımı ile bir araştırma başlattı. Bu araştırma 2008`te temmuz ayında 61 sayfalık bir eylem planı olarak yayınlandı. Bu eylem planı belki Danimarka tarihinde benzerine rastlanmamış, kapsamlı, detaylı ve titiz hazırlanmış bir plan. Öyle ki İslam'a ve Müslümanlara sinsi, gizli ve kurnaz fişleme üslupları ile tam bir komplo söz konusu. Danimarka'da hiçbir kurum ve kuruluş ihmal edilmemiş, belediyeden, okullara, spor kulüplerinden, diskoteklere, medyadan istihbarata kadar. Müslümanlara karşı kullanılan sözlerden yani iletişimden, tavırlara kadar her şey dahil edilmiş.
Entegrasyon Bakanı Birthe Ronn Hornbech anti radikalleşme raporu bağlamında şunları söyledi: "Hükümet için ölüm kalım meselesi sudur: Vatandaşlar için ortak ve huzurlu bir gelecek oluşturmak. Bu bir değerler savaşıdır. Tüm değerlerin hepsi eşit derecede iyi değildir. Hükümet olarak bizim savaşımız demokratik hukuk devletini korumak için elimizden gelen her şeyi yapmaktır. Özgür ve demokratik bir toplumda yaşıyoruz, ama bu tüm değerlerin eşit derecede iyi olduğu anlamına gelmez."
Anti-radikalleşme planı Müslümanları ve Müslüman gençleri casusluk, takip, gözetim ve baskı yöntemi ile İslam'dan uzaklaştırmak amacını gözetiyor.
7 bakanlığın katılımı ile hazırlanan bu raporda okuldan spor kulübüne, ders yardımı yerinden velilere herkesin katilimi ile Müslümanlara baskı yapılıp İslam'dan uzaklaşmaları sağlanacak.
Veli anlaşmaları ve kontratları yapılıp çocuklar kontrol edilecek, demokrasiye aykırı yetişmesinler diye.
7 Ekim 2008´de Fogh şu cümleleri kullandı: "Artık yabancı velilere karşı daha erken müdahale kararını aldık, dolayısı ile entegre eksikliği olursa çocukların durumu zarar görüyor. Dolayısı ile gerekirse, çocukları da ellerinden alabiliriz."
RAPOR VE EYLEM PLANINDA YOK DİYE BIR ŞEY YOK, HER ŞEY VAR, HİÇBİR ŞEY İHMAL EDİLMEMİŞ.
Bizler Hizb-ut Tahrir olarak önümüzdeki zamanda bu rapora ve eylem planına ve İslam ve Müslümanlara yönelik içerdiği tehlikeli, şerir ve sinsi noktalara ışık tutacak bir kampanya başlatıyoruz.