Anasayfa arrow Yazarlar arrow Mehmed AYDIN arrow İslamafobi Batıda İvme Kazanıyor
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

64/3 Gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş O'nadır.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Kafirler savaştıkça hicret durdurulmaz." Buhari, K. Bey’at, 4103
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İslamafobi Batıda İvme Kazanıyor Yazdır E-Posta
Mehmet Aydın
04 Ocak 2010 Pazartesi

İslamafobi, yani İslam düşmanlığı hakikati yalnız günümüzün bir vakıası olarak görmek, yanlış bir bakış tarzı olur. Çünkü bu hakikat Adem (a.s.) ile başlamış olan ve kıyamete kadar sürecek olan hak-batıl mücadelesinden başka bir şey değildir. Bu sıkıntılar karşısında önemli olan, biz Müslümanların sarılması gereken, Kur'an ve Sünnet kulpundan, kıl payı kopmamamız gerçeğidir. 

Şu günlerde özellikle batının Avrupa kanadında gerçekleşen İslam karşıtı faaliyetlerden dolayı, şu hakikati çok net bir şekilde dile getirebiliriz. Dile getirmiş olduğumuz hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecek ve bu mücadele esnasından Müslümanlar zaman zaman galip gelecekler, zelil oldukları zamanlarda olacak ki bu İslam'ın bir zafiyeti değil bilakis onların sahip olmuş oldukları kanaatleri doğrultusunda hareket etmeyip te batılın güdümünde hareket edişlerinden kaynaklanmaktadır. Öyleyse bu mücadele doğrultusunda gerçekleşmiş olan ve gerçekleşen tüm bu hadiseler, Rabbimizin Kuran'ı Keriminde buyurmuş olduğu üzere;

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

"Ey iman edenler! Kendinizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar aranızda fesat çıkarmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Kinleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizlediğiyse daha büyüktür. Eğer akıl ediyorsanız size ayetleri açıkladık." (Ali İmrân, 3/118), ayeti celilesi ile ne kadarda açık bir şekilde onların kinlerinin gerçekliğini göstermektedir.

Bu minval üzere batı kendi üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirme uğraşı içerisinde olduğunu Danimarka'daki karikatür olayı ile müşahede ettik. Bu hadise, yani alemlere rahmet olarak gönderilen Allah'ın resulü olan Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'e yapılan bu zelil hakaretler karşısında Müslümanlar tepkilerini kendince gösterdiler. Fakat daha sonra ne oldu da veya ne değişti de bu devletin/Danimarka'nı eski başbaşkanı Anders Fogh Rasmussen 01.08.2009 yılında NATO Genel Sekreterliği'ne seçilebildi? Bu olayın arkasında bilinçli tezgâhlanmış bir oyun olduğu söylenebilir mi? Konunun bilinçli veya bilinçsiz tezgâhlanmış olmasının ardında her halükarda şu söylenebilir. Batı İslam'ı ayaklar altına alan bir şahsiyeti siyasi ve özellikle askeri açıdan çok önemli bir mevkie getirebiliyorsa veya getiriyorsa, bu Müslümanların ne kadar rezil ve zelil bir konumda olduğunu göstermeye yeter bile!

Ve yine İslam düşmanlığı ile alakalı, özellikle şu günlerde Avrupa'nın ve dünyanın gündemini meşgul etmesine sebep olan İsviçre‘deki minare yasağı örnek olarak verilebilir. Aslında karikatür ile minare yasağı arasında birçok hadisenin daha gerçekleştiğini unutmamak lazım. Örneğin; Fransa'da burka yasağı, yine Hollanda'da İslam karşıtı filimler ve özellikle bir ırkçı partinin çıkışları ve son olarak ise Almanya'da bir çok başörtülü bacımıza yapılan zulüm ki; Dresden bölgesinde 01.07.09 yılında Marwa El-Sherbini bacımızın 18 yerinden bıçaklanarak feci bir şekilde öldürülmesi bu zulmün boyutunu göstermeye yetiyor bile! Bu ve buna benzer diğer İslam düşmanlığı örneklerinden ileride daha ayrıntılı bir şekilde bahsedeceğiz inşaAllah.

Bu arada İsviçre‘de minare yasağının referandum ile oluşturulmuş olması, tartışma konusunun başka bir boyutunu teşkil etti. Bazıları, özellikle batı hayranlığı ile ayyuka çıkmış olan İslam beldelerinin o sözde mücrim yöneticileri şu soruyu sorarak kendince tepkilerini gösterdiler: "Nasıl olurda batı temel özgürlükleri tartışma konusu yapabilir ve üstüne üstelik bunu referandum ile geçekleştirebilir?" Verilen bu tepkilerden ve açıklamalardan yine onların efendileri, onları emrivaki yaptıklarını, bizlere gösterdi. İşin başka bir boyutu da bu referandumun, bir şekilde batıda yaşayan gayri müslimlerin, Rabbimizin buyurduğu üzere kalplerindeki kinlerini bir şekilde kustuklarını bizlere gösterdi. "...Kinleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizlediğiyse daha büyüktür..."  (Ali İmrân, 3/118)

Dolayısıyla batının halkı İslam'a karşı olan korkularını çok bariz bir şekilde dile getirmiş oldu. Batıdaki İslami fobinin (İslam düşmanlığının) artışındaki gerçek sebep nedir? Bu ve buna benzer birçok konu bu minvalde ele alınması gerekiyor.

Haçlı seferlerinden sonra İslamafobi kelimesi ilk kez 1991 yılında kullanılmış olup 11 Eylül 2001 tarihinde  New York'taki ikiz kulelere yapılan saldırılarıyla gündeme getirilmiştir. İnsanın kafasını karıştıran birkaç soruyu sormadan geçemeyeceğim:

-Yoksa 11 Eylül saldırısı İslamofobi'nin sebeplerini oluşturmak ve etkili kılmak için mi yapıldı?

Çünkü hakkında çokça tartışılan ve çeşitli komplo teorilerinin varlığından söz edilen bu saldırının üzerinde dolaşan şüphe bulutları dağılmış değil.  Tüm yönleriyle araştırıldığında bu saldırıyı Müslümanlar değil, İslam düşmanı batı güçlerinin yaptığı gerçeği ortaya çıkmış oluyor. Daha ziyade ABD'nin bu saldırılardan sonra Afganistan'ı işgal etmiş olması ve düşman olarak İslam'ı hedef edinmesi, bu gerçeği pekiştiriyor. Lakin şu bir gerçek, ABD ikinci dünya harbinde Japonların Pearl Harbor limanına yapmış oldukları saldırıyı nasıl biliyordu da engellemediyse. Ki bu hadisenin akabinde dünyada ilk atom bombaları Japonların üzerine atılmıştı. Aynı şekilde 11 Eylülü biliyordu ve kendi tezgahladı.

-İzimlere dayalı tüm batılı fikir ve düşüncelerin iflas ettiği ve büyük bir moral çöküntüsü içindeki batı toplumunun İslam'a topyekûn yöneleceği korkusuyla mı hareket edildi?

-Kimyasal silahlar bahane edilerek Irak, terör bahanesiyle  Afganistan'ın işgaline zemin hazırlamak için mi bu kuleler vuruldu?

-Yoksa Irak ve bölge petrolünü 50 yıl bedava almak için mi tüm bunlar yapıldı?

Bu ve buna benzer sorulara cevap ararken biz asıl konumuza dönelim. İslam korkusuyla bugün Amerika ve Avrupa ülkelerinde Müslümanlara insafsızca baskılar yapılmaktadır. Şimdi korku Müslümanlara sirayet etmiştir. Her an tutuklanma korkusunun yanında sokağa çıkıldığında her an saldırıya uğrayacağı korkusu içindeki Müslümanların ev ve iş yerlerine yönelik saldırılar yapılmaktadır. Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde Müslüman ailelerin çocukları gece gelebilecek bir saldırı için nöbetleşerek sabahlıyorlar. 11 Eylül saldırısı sonrasında Amerika ve Avrupa kıtasında Müslümanlara yönelik saldırıların sayısı 370 olarak tespit edilmiş. Almanya'da geceleri kundaklanan Müslümanların evlerinde 17 kişi yanarak can verdi. Yüzlercesi de yaralandı. Almanya'da bundan bir kaç ay önce başörtülü 32 yaşında Müslüman Mısırlı hamile bir bacımız mahkemedeki duruşma sırasında aşırı sağcı bir Alman tarafından öldürüldü. Merve El Şerbini, 28 yaşındaki bir Alman'ın sözle taciz ve hakaretine maruz kalmış ve açtığı davanın temyiz duruşması için mahkemede bulunduğu sırada, davalının saldırısı sonucu, aldığı 18 bıçak darbesiyle hayatını kaybetmişti. Bunlar sadece birkaç örnek. "Terörist arıyoruz" bahanesiyle camilere ayakkabılarıyla giren polislerin kutsallarımıza hakaret ve Müslümanları küçümseyen tavırlarına ne denmeli!

Yine Almanya‘dan bahsederken Alman Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi Thilo Sarrazin'den bahsetmeden geçemeyeceğim. Yaklaşık üç ay önce bir dergiye verdiği röportajda Müslüman Türklere ve Müslüman Araplara yönelik hakaret dolu açıklamalarda bulundu. Thilo Sarrazin 13 Aralık 2009 yılında, bir toplantıda şu sözleri söyledi: "Ders esnasında başörtüsünü yasaklamak isterdim. Çünkü bu dinsel değil, politik bir semboldür. Erkeğin kadın üzerindeki güç göstergesinin sembolüdür" dedi.

İsviçre'deki minare tartışmalarına benzer bir şekilde Müslümanları problem gibi gören Sarrazin, türban yasağını ise şu şekilde gerekçelendirdi: "Avrupa'da artan bir Müslüman nüfus var ve her ülkede sorun yaratıyorlar."

İsterseniz Sarrazin‘in 30.09.2009 tarihinde yapmış olduğu kin ve nefret kokan şu açıklamalarına bir bakalım.

"1- Berlin'de yaşayan Türkler/Araplar Alman toplumuna uyum sağlamak istemiyor, çocuklarının eğitimini sağlamıyor ve durmadan başörtülü küçük kızlar üretiyorlar.

2- Türkler Almanya'yı Kosovalıların Kosova'yı fethettikleri gibi  çok çocuk doğurarak fethediyorlar.  Zeki olmak sosyal şartlara bağlı olsa da, Türklerin genleri  çok akıllı" olmadığından, sosyal sigortayı ödeyebilecek zeki/sağlam kişiler azalıyor.

3- Arap ve Türklerin çoğu toplumumuza uyum sağlamak istemiyorlar.  Uyum sağlamak isteseler bile başaramıyorlar.

4- Türk ve Arapların büyük çoğunluğunun manavlıktan başka üretim işlevleri  yok.

5- Alman Devleti'ni reddeden, yardım paralarıyla geçinen hiç kimseyi tanımak zorunda değilim."

İsterseniz şu ırkçılık kokan ve İslam‘ın ve Müslümanların giderek sayıca artmasından dolayı çılgına dönen Thilo Sarrazi'nin şu cümlesini ele alalım: "Durmadan başörtülü küçük kızlar üretiyorlar." Söyledikleri bir bütün olarak ele alındığında Türklere ve Araplara isnaden dile getirilmiş, uyum sağlamakla alakalı olduğu düşünebilinir. Lakin "başörtülü küçük kızlar" ifadesi dile getirilirken, konunun daha ziyade İslam dini ile alakalı olduğu ortaya çıkmış oluyor. Üstelik bunu dile getirirken Almancada eşyanın üretiminde kullanılan (produzieren) lafsını kullanmış olması, başörtülü çocuklarımızı, bacılarımızı ve en başta yüce dinimiz olan İslam dinine dil uzatmış oluyor. Tüm bu hakaretlerin sadece bu şahısta veya buna benzer şahıslarda bittiğini zannetmek kesinlikle yanlış bir bakış açısı olur. Aslında bunları yadırgamamak lazım, bilakis bunun birçok gayri müslim Almanın da düşündüğünü bilmek gerekiyor. Nitekim Thilo Sarrazi‘nin sarfettiği bu sözlere katılıp katılmadığı konusunda, bild am Sonntag‘da yapılan bir kamuoyu araştırmasında halkın 51% nin ona hak verdiği istikametinde olunca, bu korkunun yani İslam‘ın onları kuşattığı korkusunun herkesi sardığını bize gösterdi.

Hollanda'da yabancı düşmanı ve İslam karşıtı söylemiyle tanınan Özgürlük Partisi lideri Geertz Wilders`in, İslam'ın kutsal kitabı Kur'an`ı "hoşgörüsüzlüğün, cinayetin ve terörün kaynağı" olarak gösteren, bir kısa filmi Şubat 2008 yılında internet yolu ile gösterime sunmuştu. Yine 09.08.2007 yılında bu zelil insan şu ifadeleri, 150 kişilik parlamentonun 9 sandalyeli üyesi olarak söyledi. De Volkskrant'ta yayımlanan açık mektubunda; Kuran'ı 'öldürme ve tecavüzü teşvik eden faşist kitap' diye niteleyip Hollanda'da satışının, ev veya camilerde bulundurulmasının yasaklanmasını istedi. Kuran'ı Nazi lideri Adolf Hitler'in faşizmin ideolojisini yaydığı 'Kavgam' (Mein Kampf) adlı kitabıyla eş tutan Wilders: "Bunu yıllardır söylüyorum, ılımlı İslamiyet diye bir şey yok" ifadelerini kullandı. Aşırı sağcı siyasi, bu görüşüne örnek olarak Kuran'da; 'Müslümanları Hıristiyanlar, Yahudiler, muhalifler ve ateistlere zulmetmeye ve öldürmeye, kadınlara tecavüz ve dayak atmaya ve zorla İslami devlet kurmaya teşvik eden bölümler bulunduğunu' iddia etti. Wilders mektubunu; "Hollanda'da İslam'dan bıktım. Artık Müslüman göçmenler kabul edilmesin. Hollanda'da Allah'a ve Muhammed'e tapılmasından bıktım: Camilere hayır" sözleriyle bitirdi. 

Aslında bazılarında bu tür söylemler çok aşırı ve radikal gelebilir, fakat onları yani İslam karşıtlarını anlayabilmek için şu hakikati görmek lazım. Batı hayat nizamı ile İslam'ın hayat nizamını birer puzzel parçası olarak düşünecek olursak, bunların birbiriyle uyum içerisinde birleştirilebilmesi için sözde Müslümanların temsilcileri, İslam‘ın puzzel parçasını makasladıklarını, yani günümüzün kapitalizmin hayat nizamına uydurmaya çalıştırdıklarını görüyoruz. Buna tepki olarak ise İslam karşıtları doğal olarak tepki gösteriyorlar. Çünkü onlar şunu çok iyi biliyorlar; İslam kokuşmuş batı nizamının karşısında gerçek bir alternatif olarak durmaktadır. Yani ciddiye alınması gereken bir alternatif. Doğal olarak sözde İslami temsilcilerin İslam dinini bir hayat nizamından öte, sadece bir ruhani din olarak takdim etmiş olmaları, onları yani İslam karşıtlarını çileden çıkarıyor ve bu tür hakaretlere varacak tavır sergilemeye sebep oluyor. Bu sözde temsilcilerden birisi olan Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi (ZMD) Genel Sekreteri Aiman Mazyek bakınız İsviçre minare yasağından sonra bir siyasi açık oturumda neleri dile getirdi. Daha doğrusu hangi İslam dışı fikirlerini kustu. Alman ZDF kanalına ait olan WDR kanalında, 02.12.2009 yılında, İsviçre'deki minare yasağı ile alakalı aslında başlığı itibarı ile profakatif olan siyasi bir açık oturum yapıldı. Profakatif başlık şu şekilde idi: "Minare yasağı ile alakalı şok karar - İslam‘a karşı olan korku ne kadar büyük  (Schock-Entscheidung zum Minarettverbot-wie tief sitzt die Angst vor dem İslam?)"

Konuşmacıların içinden yahudi gazeteci olan Michel Friedman Aiman Mazyek'e şöyle bir soru yöneltiliyor: "Siz bana şunu anlatın, neden Müslüman aileler özellikle kız çocuklarını okulda başörtüsünü zorla takarak ve bunu bahane ederek, spor ve yüzme derslerine katılmasına izin vermiyorsunuz?"  Bunun üzerine sözde Genel Sekreter Aiman Mazyek şu yanıtı veriyor: "Sizin sormuş olduğunuz bu sorunun İslam ile alakası yok, böyle bir İslami emir yok."  Bunun akabinde şuan iktidar CDU (Hristiyan Demokrat Birlik) partisinin içişlerinden sorumlu olan Wolfgan Bosbach, kesin ifadelerle şu gerçeği dile getiriyor: "Ben size bir kız çocuğu ile alakalı, spor ve yüzme dersine katılamama konusunda bir camiinin (İmam-Rıza-Camisinin) bir ilk okula (Berlin Richard ilkokulu) sundukları belgeyi okumak istiyorum. Bir kız çocuğu 9 yaşını doldurduktan sonra, el ve yüzü hariç tüm vücudunu örtmesi gerekiyor. Bu dört mezhebin ve tüm alimlerin ittifaken kabul ettiği bir gerçek." Buna cevaben Mayzek şunları söyledi; "Bu söyledikleriniz bozuk plak misali tekrar tekrar dile getirdiğiniz fikirler. Fakat bu söylediklerinizin İslam'la bir alakası yok." Bunun üzerine spiker dayanamadı ve müdahale edip şunları sordu: "Siz sayın Mayzek bunların İslam ile bir alakası yoktur diyorsun, öyleyse neden bu kadar aile çocuklarını spor ve yüzme dersine gitmesine izin vermiyor, bunlar İslam'ı gerekçe göstermiyorlar mı? Buna binaen inadına taviz, inadına küfür olsun diye, ısrarlı sorulara rağmen onlara yaranabilmek adına veya korktuğu için, İslam dışı sözlerine devam ediyor: "Tekrar tekrar söylüyorum, bu soruduklarınızın İslam ile bir alakası yok, bu sadece bir kaç radikal ailenin tutumu ve kesinlikle ekseri çoğunluğu temsil etmiyor."

Evet, bundan takriben dört hafta önce gerçekleşen bu olayın münferit bir olay olmadığını bildiğimiz için şu kanıya varmamak mümkün değil. İslam karşıtlarının çileden çıkmasına sebep olan, gerçekten de onların korkulu rüyası haline gelen ve sonun başlangıcı olacağını bildikleri, İslam ideolojisinin her ne pahasına olursa olsun engellenmesi gerektiği kanaatinde olduklarını görüyoruz. Lakin bu endişeleri kesinlikle onların korktukları İkinci Raşidi Hilafet Devletinin en kısa zamanda (İnşaAllah) kurulacak olmasından kaynaklanıyor.

Rabbimizin izni ile tez zamanda kurulduğunda İslam düşmanlarının ve onların destekçilerinin uğrayacakları akıbeti şimdiden görür gibiyim.

Rabbimden tez zamanda o günlerin gelmesini temenni ediyorum.

Kardeşiniz;
Mehmet Aydın
03.01.2010

Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |