Anasayfa arrow Yazarlar arrow Sümeyye AVCI arrow Şeri Hükümlerin Hayatımızdaki Yeri ve Önemi
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

12/60 "Eğer onu bana getirmezseniz bundan böyle benden bir ölçek bile alamazsınız ve bana artık yaklaşmayın da."
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Hoşuna gitsin gitmesin Allah'a isyan ile emir olunmadığı müddetçe müslümana dinleyip itaat etmek düşer. Şayet Allah'a isyanla emredilirse ne dinlenir ne de itaat edilir." (Müslim, Buhari, Ahkam, 6611)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Şeri Hükümlerin Hayatımızdaki Yeri ve Önemi Yazdır E-Posta
Sümeyye AVCI
19 Kasım 2009 Perşembe

     İnsanoğlu mutlak sûrette bir düzene bir nizama göre hayatını sürdürmektedir. Yeryüzünde nizamsız yaşayan hiç bir insan bulunamaz. Herkes doğru veya yanlış olsun mutlaka belirli fikirlere sahiplerdir. İşte sahip olunan fikirler yanlış olsa dahi kişinin ferdi davranışlarına veya sosyal alakalarındaki amellerine/fiillerine yön vermektedir. Amellerinde sergiledikleri haraket veya davranışlar kişilerin benimsedikleri nizamdan fışkırmaktadır. Benimsenen mefhumlar değişmediği sürece insanların hal ve haraketlerinde de ufak bir değişikliğin olması söz konusu değildir.

     Durum bu kadar ciddi ve önemliyken insanın hangi mefhumlara bağlı olduğu, hangi nizamı benimsediği son derecede önem teşkil etmektedir. Biz Müslümanların benimseyeceği tek nizam kuşkusuz Şari'nin indirdiği Şeriat olmalıdır ki, amellerimize yön verecek olanda yanlızca ve sadece Şer'î hükümler olabilsin. 

     Şar'î, Şeriat ve Şeri Hükümler.. Bu üç İslam'i kavram ne acıdır ki hayatımızdan uzaklaştırıldığı için bizlere çok yabancı gelmekte. Bu kadar yabancı gelmesinin sebebi, bu kavramların hayatımızdan tamamen kopartılmış olmasıdır. Bunu izah etmeden önce bizlere yabancı gelen bu üç kavramın tek tek tariflerini yapalım.

     Şari; Şeriat (düzen, nizam) koyucu demektir ki, buda insanoğlu değil ancak ve sadece Allah Subhanehu ve Teâla'dır. Çünkü insanoğlu aciz, eksik, sınırlı ve muhtaçtır. Her ne kadar bugün insanlar kanun yapmaya çalışsalarda ortaya koydukları kanunların insan fıtratına ne kadar ters olduğunu görmek mümkün. İnsanlara en uygun nizamı yaratacak olan kuşkusuz Allah'u Teâla'dır.

     Şeriat; Şari'nin yani Yaratıcı olan Allah'u Teâla'nın, Rasul'u Hz. Muhammed Sallalahu Aleyhi ve Sellem vasıtasıyla bütün insanlar için indirmiş olduğu din/düzendir.

     Şer'î Hüküm ise; Şar'înin kulların fiilleriyle ilgili hitabıdır. Bu hitab, vahiy yoluyla gelen Kitap, Sünnet ve onların gösterdiği İcma-ı Sahabe ve Şer'î kıyas'tan alınır. Şar'înin hitabı bu dört kaynağın dışında bulunmaz. Herhangi bir şeyi delillendirmek veya bir şeyin Şeri hüküm olduğunu söyleyebilmek için onun bu dört kaynaktan birinden alınmış olması gereklidir. Aksi taktirde o Şer'î bir hüküm olmaz.

     Şer'î hüküm; Allah Subhanehu ve Teâla'nın insanların fiilleriyle ilgili hitabı olup bu hitabın sadece dört kaynaktan alınabileceğini belirttik. O halde geriye bir mesele daha kalıyor. Allah'u Teâla'nın biz insanların fiilleri ile ilgili hitabı nelerdir? Yani Şeri hükümlerin çeşitleri nelerdir? Bunlara deyinecek olursak, bu hitab farz, haram, mendub, mekruh ve mubah olmak üzere beş maddeden oluşuyor.

     Farz: Şari'nin kullarının filleriyle alakalı (fiilin) kesin (yapması talebi ile ilgili) hitabıdır. Yapılmasında kesin emir olup yapıldığında ecir, emre uyulmadığında da günah (ceza) vardır. Hayrâ (İslam'a) çağırmak, İslam dava'sını taşımak, namaz kılmak, Ramazan orucunu tutmak gibi..

     Haram: Şari'nin kullarının filleriyle alakalı (fiilin) kesin (yapılmaması ile ilgili) hitabıdır. Yapılmamasında kesin emir olup yapılmadığında sevab yapıldığında ise günah (ceza) vardır. Zina yapmak, alkol almak, Müslüman kardeşini kırmak, üzmek, öldürmek veya Müslümanların kanını emen, kâfirlerle işbirliği kuran hain yöneticilere oy vermek gibi..

     Mendub: Şari'nin kullarının fiilleriyle alakalı (fiilin) kesin yapılmasına dair talebin olmaması ile ilgili hitabıdır. Yapılmasında teşvik olup yapıldığında ecir yapılmadığında günah (ceza) yoktur. Gece namazı kılmak, kardeşinin yüzüne gülümsemek veya Ramazan aylarında teravîh namazı kılmak gibi..

     Mekruh: Fiilin terki ile alakalı Şari'nin hitabının kesin bir talep/emir olmayışıdır. Yapılmamasında teşvik olup, yapılmasında günah olmayıp, terkinde ecir vardır. Tırnak uzatmak, sol elle yemek yemek gibi..

     Mubah: Şari'nin fiilin yapılması ve terk edilmesi arasındaki serbestlik ile alakalı hitabıdır. Yapılmasında veya terkinde ne ecir nede ceza vardır. Lakin fiilin mubah olması demek, hakkında hükmün inmemiş olduğu anlamına kesinlikle gelmemelidir. Aksine fiilin mubah olduğuna dair dört kaynaktan birinde hüküm indirilmiştirki bu yüzden adına mubah denilmiştir.

    Buna örnek olarakta, eşyada aslî vasıf, mübah ve helâl olmasıdır. Mübahlığın ortadan kalkması için, o şey'in yani eşyanın mübah olmadığına dair bir şer`î delil gerekir. Mübahlığı ortadan kaldırıcı bir delil olmadığı müddetçe, eşya mübahlığını korur.

     Görüldüğü üzere bizlere bu kadar yabancı gelen terimler aslında bizim dünya ve ahiretimizi ilgilendiren en büyük değerlerimizdir. Dünya hayatında bulunmamızın tek sebebi ki oda, Şari'ye şüphesiz iman edip, indirdiği Şeriat'ı, yaşayabileceğimiz tek nizam olarak kabul edip, Şer'î hükümlerine tabîi olmaktır.

     Şer'î hükümlere bağlanmak hayatın temelidir ve İslam Akidesinden kaynaklanmakla beraber İslam akidesinden ayrılmaz bir bütündür. İslam Akidesi, İbadetle boyun eğmede, yaşamada yalnızca Allah'ı birlemeyi Allah'dan gâyri putlardan, tağutlardan, heva ve arzulardan herhangi birine kulluğu da ret etmeyi gerektirir. Bundan dolayıdır ki, kişi Şeri hükümlere bağlanarak İslam akidesine sahib olduğunu ortaya koymuş olur. Aksi taktirde her ne kadar İslam akidesine sahib olsada (Müslüman olsada) akidesine göre haraket etmediği için bunu kimseye ispatlamış olmaz.

     Rasulullah döneminde Müşrik ve Müslümanlar arasında çok büyük bir fark vardı ve bu kişiler görünür görünmez hangi akideye sahib oldukları hemen belli oluyordu. Çünkü onlar akidelerine göre haraket eden insanlardı.

     Müşrikler akidelerine göre konuşuyor, akidelerine göre giyiniyor ve yine akidelerine göre yiyip içiyorlardı. Müslümanlarında akideleri berrâk olduğu ve Şeri hükümlere hakkıyla tabîi oldukları için giyimleri, konuşmaları, hal ve haraketleri Müslüman olduklarının birer ispatı idi.

     Ama bugün, Müslümanlarla kafirleri nerdeyse birbirinden ayırt edemeyecek bir duruma gelindi. Müslümanlar İslam akidesine sahib oldukları halde ölçüleri Kur'an ve Sünnet olmadığı gibi bağlı oldukları düzende İslam nizamı değildir. Bu yüzden Müslüman olmalarına rağmen bir kâfirin düşüncelerine sahib olabiliyorlar veya Müslüman olmalarına rağmen yine bir kâfir gibi konuşup, kâfir gibi giyinebiliyorlar. İşte buda Şer'î hükümlere bağlı olmadıklarından kaynaklanmaktadır. Zira Şer'î hükümlere bağlı olan Müslüman İslam Akidesine göre haraket eder.

     Delaleti kâti olarak bir çok ayeti Kerime Şer'î hükümlere bağlı olmanın farziyetini göstermektedir. Bunlardan birisi şu şekildedir;

     Allah'u Teâla Nisa Süresinin 65. Ayetinde (meâlen) şöyle buyuruyor:

     "Hayır Rabbine yemin olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıkta Seni (İslam Şeriat'ını) hakem kabul etmedikleri ve sonra Senin verdiğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan ve tam olarak teslim olmadıkları müddetçe iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)

     Bir başka ayette Rabbimiz meâlen şöyle buyurmakta;

     "Rasül size ne getirdiyse onu alın sizi neyden nehyettiyse onu bırakın, Allahtan korkun, şüphesiz Allah'ın ikabı (cezası) şiddetlidir." (Haşr: 7)

     Ve Allah'ın Rasul'u ise şöyle buyuruyor:

     "Kim bizim emrimize (şer'î hükümlerimize) dayalı olmayan bir iş yaparsa, o ret olunur." (Müslim, Akdiyye,3243)

     "Sizden birinizin hevası (ve arzusu) benim getirdiğime (İslam şerîatına ve hükümlerine) tabîi olmadıkça, o kişi iman etmiş olmaz."

     Bu ve buna benzer ayet ve hadisler, Şer'î hükümlere bağlanmanın farziyetine ve önemine kesin olarak delalet edenlerdir. Ne olursa olsun Allah'u Teâla'dan gelen emir ve neyhler doğrultusunda yaşamayı emredilmekte. Dikkat ederseniz Nisa süresinin 65. ayetinde imandan bahsetmekte. İnsanların hayatta karşılaştığı sorunlarını İslam nizamına göre çözmelerini emrederken, böyle yapmayan kişilerin yani İslam'a teslim olmayanların iman etmemiş olduklarını vurgulamaktadır. İkinci ayette ise insanları Kendisinden korkmaya davet eden Rabbimiz, hükümlerine bağlı kalmayanları azabıyla korkutmaktadır.

     O halde Şer'î hükümlere bağlanmak, Allah'a, O'nun Rasulune ve indirdiği Şeriat'a şüphesiz iman etmiş Müslümanların öncelikli ve aslî işidir. Hayatta daha önemli daha öncelikli gelen bir işi olmamalıdır. Burda bir önemli mesele daha vardır ki, oda içinde hiç bir rahatsızlık barındırmadan, tam bir teslimiyetle Şer'î hükümlere bağlanmaktır. Gerçek bir iman için Rabbimiz bunu şart koşmakta ve (meâlen) şöyle buyurmakta;

     "Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan ihtilafta seni (İslam şerîatını) hakem kabul etmedikleri ve sonra senin verdiğin hükümden dolayı kendilerinde bir sıkıntı duymadan ve tam teslimiyetle teslim olmadıkları müddetçe iman etmiş olmazlar." (Nisa 65)

     Bununla ilgili en güzel örnek şüphesiz güzide Sahâbelerdir. Onlar Allah'u Teâla'nın bir emrini duydukları zaman içlerinde hiç bir rahatsızlık, sıkıntı duymadan teslim oluyorlardı. Çünkü onlar Allah'a boyun bükmüşlerdi, Ondan gelecek her emri yerine getireceklerini ve neyh ettiğinden uzak duracaklarına dair söz verdiler ve sözlerinin de eri oldular. Allah'ın Şeriat'ına teslim olarak kulluk görevlerinide yerine getirmiş oldular. Bundan dolayıki, onlar yaptıkları bu güzel davranıştan dolayı mukafaat olarak Cennet'te Rasulullah'a komşu olacaklardır.

     Allah Subhanehu ve Teâla Şer'î hükümlere tam olarak teslim olmayı emrederken hatta azabıyla korkuturken günün Müslümanları ne yazık ki, İslam dışı nizamlara tabîi olmaktalar. Durumun böyle olduğunu onlara söylediğimiz vakit, kuşkusuz bunu ret etmekteler. Oysa İslam dışı nizamlar doğrultusunda yaşadıklarını haraket ve davranışları ortaya koymaktadır. Günlük yaşantılarından, insanlarla olan ilişkilerinden, hayatlarındanki planlarından/gayelerinden Şer'î hükümlerine bağlı olmadıklarını görmekteyiz. Bir Müslümanın Şer'î hükümlere bağlı olmadığının en çarpıcı örneği, hayatında büyük veya küçük sorunlar yaşadığında bırakalım çözümünü İslam'da aramayı çözümün İslam'da olabileceği dahi aklına gelmez. Ya batının sunduğu çözümü alır yada örf, adet, geleneklerine göre haraket eder.

     Müslümanların bugün bu durumda olmalarının en büyük sebebi Şer'î hükümlerin, yani İslam'in devlette, hayatta ve toplumda olmayışıdır. Bugün insanlar ailelerine, çevreye, topluma vede devlete baktıklarında İslam dışı nizamlar görüyorlar. Buda ister istemez onları etkiliyor ve hayatlarını gördükleri, etkilendikleri nizama göre düzenliyorlar.

    Bu yüzden İslam'ın Devleti olan Hilafet'in biran önce kurulması için tüm Müslümanların var olan güçleriyle çalışmaları gerekir. Lakin Şer'î hükümlere bağlanmadan İslam devletini beklemek elbette düşünülemez.

     Öncelikle Şer'î hükümleri tanıyıp, hakkıyla bağlanıp akabeinde bağlanılan hükümlerin yani Şeriat'ın yeryüzüne hakim kılınması için güç tükenene kadar çalışılmalıdır. Bu işe büyük bir samimiyetle sarılıp, biz Müslümanların bundan daha önemli bir işi, gayesi, hedefi kesinlikle olmamalıdır.

 

     Değerli Müslümanlar!

     Şer'î hükümlere bağlanmada aceleci olalım ve kesinlikle yarınlara ertelemeyelim. Çünkü bunun için yeterli zamanımız olmayabilir. Ertelediğimiz günlere ulaşamayabiliriz.  Bizler bugün Rabbimizin emir ne yasaklarını görmezden gelir, Rabbimizi unutursak, yarında Ahiret gününde Allah muhafaza bizde unutulanlardan olabiliriz.

     Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: 

     ‘‘O; Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben görür idim? der. Allah buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi, ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun! Böylece israfa sapanı (Şeriat'ımızın dışına çıkanı, emrimizi ve hükümlerimizi çiğneyeni) ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı cezalandırırız. Rabbinin azabı elbette çok şiddetli ve süreklidir." (Ta-Ha: 123-127)

 

Sümeyye AVCI
18.11.09

Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |