Anasayfa arrow Yazarlar arrow Zeynep Afra arrow Sabır sahibi miyiz ?
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

15/82 Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Sizden biri doğruyu duyduğunda veya gördüğünde onu söylemeye insanlara olan korkusu engel olmasın." (Müslim, Buhari)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Sabır sahibi miyiz ? Yazdır E-Posta
Zeynep Afra
06 Kasım 2009 Cuma

ImageSabır lügatte hapis manasına gelir. Arapçada; "Onu öldürmek için hapsetti" demektir. Şer'i ıstılah olarak, dinin övdüğü, teşvik ettiği ahlakî bir sıfatı, ruhi bir kemali ifade eder.

Nevevî şu açıklamayı sunar: "Sabr'ın manası: Nefsi emredilen şeylerde tutmak, hapsetmektir, bu da ibadetlerin meşakkatlerine tahammül, belalara tahammül ve günah dışındaki zararlara tahammülle gerçekleşir.

Ibn-ı Kesir Sabr; "nefsin, aklın ve şeriatın gerektirdiği gibi, gerektirdiği şekilde veya her ikisinin birlikte icâb ettirdiği şeylerden alıkonulmasıdır." der.

Kısaca sabır zor anlarda İslamiyet'e uymaktır. Bugün üzerinde durmak istediğim mesele  sabır ama bugün ümmetin yanılgıya düştüğü sabır kavramı. Sofizmden ve batıl fikirlerden etkilenen Müslümanlar, sabrın mahiyetinin ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini zihinlerinde kaybettiler. Bu bağlamda iki aşırı uç var; Ya her şeye beyinlerini afyonla uyuşturmuşçasına, nefsi terbiye etme edasında sofistikçe sabredenler ya da harama karşı sabredip sevap aldığını umanlar.

Müslümanların genelinde söz konusu olan bu her şeye sabrın esasını teşkil eden kazaya rıza göstermektir. Her şey Allah'tandır düşüncesinin yanlış algılanmasıdır. Evet, her şey Allah'tandır, fakat bu görüşü benimseyenler "emri bil maruf nehyi anil münkerden" ve kafirlere karşı savaştan geri durmaktadırlar.

Şuan dünyaya şöyle bir göz atacak olursak Müslümanların nasıl horlandığını, yöneticiler tarafından nasıl itilip kakıldığını ve nasıl zülüm içinde olduklarını görememenin imkanı yoktur. İşte her şeye sabredenler bu içler acısı manzaraya sadece bakarak ve nefislerini Allah'a hapsettiklerini düşünerek bu manzaranın Allah'ın bize verdiği bir ceza olduğunu dile getirirler. Bundan dolayı da  kazaya rıza göstererek sabrettiklerini zannederler. Oysaki bu acı durum Müslümanların fikirlerindeki kanserin her şeye sirayet ettiğini göstermekte. İslam bir bütündür. İslam'ın bir kısmını anlayamayan Müslümanlar zincirleme olarak amellerinin birçoğunda da hataya düşmektedir. Oysaki eğer Rabbimiz bize görmeyen bir göz verirse buna sabretmemizde sevap vardır elbette. Hatta Resul (sav) diyor ki; "Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm.'' (Buradaki "iki sevdiği'' ile gözlerini kastediyor.'' Doğruyu Allah bilir.") (BUHARİ)

Ama Müslüman bacılarımızın ırzına geçilirken, daha kundaktaki bebekler sırf annesi babası ‘Rabbim Allah'tır, hüküm onundur' dediği için katlediliyorsa, her gün ama her gün kafirler sinsi planlarına bir yenisini ekleyerek Müslümanların kanını daha ne kadar çok akıtabiliriz diye düşünüyorsa, İslami kıyafetini giymiş her Müslüman bayan medyada sokakta trende otobüste azılı, potansiyel terörist olarak gösteriliyorsa, Müslümanlarla iş, okul ve meslek hayatında kedinin fareyle oynanması gibi oynanıyorsa, Müslüman'ın gururu namusu şerefi haysiyeti toprakları evlatları  elinden alınmışsa böyle bir durumdayken, bir Müslüman nasıl olur da bu içler acısı manzaraya sabreder ve bu sabrının sonucunda da sevap umar... 

Peki, bizler buna sabredersek Rabbimizin şu;

"İçinizden, insanları hayra çağıracak iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun..." (Al-i İmran 104). hitabına muhatap olacak kimdir?  Ve bizler bu meseleye sabredersek bu meseleyi benim meselem diyecek olan kimdir? Bütün Müslümanlar bu zihniyette olsa ve bu görüşe ittifak etseler, bir kısım Müslüman'da bu büyük davayı kendine dert edinmezse kim elinden tutup kaldıracak bu ümmeti. Sevap almak kolaymış hadi o zaman hep beraber sabredelim ve sevap alalım var mı böyle bir şey??? Soruyorum sizlere;  İslam ayaklar altına alınırken estağfurullah Allah'ın hitabını hafife alarak kenarda tesbih çekme tembelliği midir yoksa sabır?

Sabır susmak boyun eğmek demek değildir. Efendimiz Yasir ailesine; "EY YASİR AİLESİ SABREDİN" dedi. Bu sabredin, susun anlamında değildir, onların isteğini kabul etmeyin, dayanın, katlanın, imanınızı tutun, imanınıza sahip çıkın anlamındadır

Bir hadiste diyor ki; "Zalim yöneticiye susan dilsiz şeytandır."
Eğer biz bu hadisi şerife muhatapsak ve muhakkak ki öyleyiz o zaman bizi zalim yönetici karşısında durduracak olan hiç bir kuvvet ve yanlış fikir olmamalıdır.

Şimdi diğer aşırı uçtan bahsedecek olursak. Bu da haramlara karşı sabredenlerdir. Bunun esasını teşkil eden iki neden vardır birincisi menfaat diğeri ise İslami gerektiği gibi araştırmak ve anlamak farzını yerine getirmemektir. En basitinden bir örnek verecek olursak, üniversite sınavına girecek olan genç bacılarımız sistemin onlara uyguladığı dikteyi Mekke dönemindeki zulme benzeterek kendilerinin imtihana tabi tutulduğunu düşünürler ve başörtülerini çıkararak eğitimlerini tamamlamaktan ve bunun neticesinde de mesleklerini yapmaktan ecir aldıklarını düşünürler. Devletin memuru ve çalışanlarından  onlar gibi ne kadar İslami anlayışa sahip olanlar çok olursa millete daha faydalı olacaklarını, kendilerinin harama girerek ve bu acı duruma sabrederek bu çoğunluğu sağlamalarında sevap olacağını düşünürler. Hâlbuki böyle bir şey düşünülemez. Allah ferdin bizzat kendisini hükümle mükellef tutmuşken, ferdin bunu terkinde ecir olduğu nasıl düşünülebilir.

Kuran-ı Kerimde yüze yakın yerde sabırdan bahsedilmekte ve  birçok hadiste de nakledilmektedir. Şimdi bu hadisler ve ayetler ışığında iki aşırı uçta değil de Allah'ın emrettiği şekilde, Allah için sabreden olabilmek için Şari'nin hitaplarına kulak verelim. Resul (sav.) buyuruyor ki;

"Kendisine hastalık ve daha başka neviden herhangi bir eza isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki Allah bu eza sebebiyle onun günahlarını, ağacın yapraklarını döktüğü gibi dökmesin."(muttefıkun aleyh)

Rabbimiz hastalıklara, belaya,  musibete sabretmemizi istiyor ve kazaya rıza göstermemiz neticesinde de ecir alacağımızı bildiriyor.

Nebî (sav.), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı: "Allah'tan kork ve sabret!" buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan): "Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi. Nebî (sav.) uzaklaşınca, kadına: "Bu Nebî (sav.) idi!'' dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru Nebî (sav.)'in kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve: "(o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)" dedi. Aleyhissalâtu vesselam: "Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu." (muttefıkun aleyh)

Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?'' dedi. Ben de: "Evet göster!'' dedim. "İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Nebî (sav)'e gelip: "Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım)'' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm; "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim'' dedi. Kadın: "Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver'' dedi. Rasûlullâh da ona öyle dua etti."(Muttefıkun aleyh)

İbadetlerde ve ilim etmekte sabırla ilgili "Allah Teâlâ'ya amellerin en sevgilisi, en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır." buyurmaktadır.

Demek ki amellerin Allah indinde makbul olması, devamlı olması ile olur. Bir şeyin istikrarla devam edebilmesi için de sabır gereklidir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadis-i şerifte amelleri sürekli yapmayı teşvik ediyor. Çünkü devamlı yapılan ibadet az bile olsa, devamlı yapılmayan, sık sık terk edilen çok ibadetten daha değerlidir. Çünkü devamlı yapılan ibadet, bir kararlılık, bir sabır ifadesidir. Allah Teâlâ Ahzab suresinde 35. ayette müminlerin özelliklerini sayarken; "...taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar.." diyerek kâmil erkekler ve kadınların ibadetlerinde devamlı olduklarını, sabrettiklerini aksatmadan şevk, aşk, iştiyakla ibadetlerini yaptıklarını, bunun kâmil Müslümanların bir vasfı olduğunu bize bildiriyor.  Ali imran suresinde 17. ayette mealen buyuruyor ki; 

"Sabredenler; doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir." (3/17)

Günahlara karşı sabırla ilgili nakledilen bir hadiste de efendimiz buyuruyor ki;

"Sabır üçtür: Musîbetlere karşı sabır, kullukta sabır ve günah işlememekte sabır. Kim, kaldırılıncaya kadar musîbete güzelce sabrederse Allâh ona üç yüz derece yazar. Her iki derece arasında semâ ile arz arası kadar mesâfe vardır. Kim de tâatte sabrederse Allâh ona altı yüz derece yazar. Her iki derece arasında yeryüzü ile yedi kat aşağısı arası kadar mesâfe vardır. Kim de mâsiyete (günaha) karşı sabrederse Allâh ona dokuz yüz derece yazar. İki derece arasında yer ile Arş arası kadar mesâfe vardır." (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 42; Deylemî, II, 416)

Davette sabra gelince ise bu içlerinde en çetin olanıdır. Çünkü Peygamber efendimiz başta olmak üzere nebiler ve resuller bu çetrefilli yoldan geçmiş ve davetleri karşısında zülüm ve işkenceyle imtihana tabi tutulmuşlardır. Peygamber Efendimiz akrabası olan Mekkeliler karşısında, Hz. Yunus balığın karnında, Hz. İsmail keskin bıçak altında, Hz. İbrahim ateşler içinde, Hz. Eyüp dayanılmaz yaralar içindeyken her an Rabblerine karşı sabır içindeydiler. Peygamberler bizim için sabır örnekleriydi ve hepsi de ümmetine sabrı tavsiye etti. Sahabeler de sanki sabırdan bir gömlek giymişlerdi. Abdullah İbn-ı Mesut  sabır gömleğine bürünerek Kâbe'de dövüleceğini bildiği halde gitti ve haykırarak kuranı ilk defa açıktan  okudu müşrikleri hiçe sayarak. Peygamberimiz işkence altında bulunan Ammar'a şöyle dua etmişti;  "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik olduğun gibi Ammar'a da serin ve esenlik ol."

 İşte davalarında sabredenlere yaptıkları işin büyüklüğü karşısında karşılaştıkları durum onların gözünde basitleşir. Sabreden acizken güçlenir. Çünkü  Allah'ın hükmünü gönül hoşnutluğuyla kabul etme ve karşılığında da Rabbin rızası söz konusudur.
Rabbimiz de Kur'anda defalarca bize sabrı nasihat ediyor. Al-i imran 186. Ayetinde mealen dava erlerinin düstur edineceği ayeti kerime de şöyle buyruluyor:

"Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir."

Ve dava erlerinin her duyuşunda silkineceği Efendimizin şu sözü hem sabra kamçı hem de büyük bir ibrettir. Efendimize soruyorlar;  Bizim için yardım istemez misin, bizim için Allah'a dua etmez misin? Dedi ki: "Sizden önce birtakım kimseler açılan kuyulara konulurlar, testerelerle kafalarından ikiye bölünürlerdi de yine imanlarından vazgeçmezlerdi. Demir taraklarla kemiklerine ve sinirlerine varıncaya kadar taranırlardı da yine imanlarından dönmezlerdi. Allah'a yemin olsun ki bu iş elbette tamamlanacaktır. Öyle ki bineği olan bir kimse Sana'dan Hadramevt'e kadar Allah'tan başka hiçbir kimseden -koyunu olan (çoban)'ın kurttan korkması dışında- korkmadan yolculuk yapabilecektir. Ancak siz acele ediyorsunuz." diye buyurdu.

Sabrın birinci şartı musibetin uğradığı ilk anda gösterilmesidir. İkinci şartı da gönül hoşluğuyla olmasıdır. Sabır kişiyi Rabbisine isyana sürüklemez, sabır Kur'anı kenara atmaz, sabır bilakis kulu rabbine yaklaştırır ve onun emrine boyun eğdirir. Sabır İslam'a uymaktır, menfaatine ulaşasıya kadar dayanmak değildir, sabır zor anlarda rabbine sıkı sıkıya bağlanmaktır, Sabır Rabbinin yardımını hissettiğin andır, Sabır Rabbe yakınlaşılan andır, kulun acziyetini en çok görebildiği, kendini Allah yolunda görebildiğin andır,
sabır takvanın sonucudur ( Yusuf 90)  ve; "O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler." (2/156)

Mahşerde bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz. Rabbimizin bildirdiklerine göre sura Mikail adlı melek üfürünce toplanacağınız ve amel defterlerimiz bir bir çıkarılacak, hepimizi bir telaş ve bir korku saracak ama o gün sabredenlerin yüreği ferah olacak çünkü Allahu teala buyuruyor ki;

"Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir." (Zumer 10)

Rabbim bizi sabredenlerden eyle, Rabbim bizi takvalı sabreden kullarından eyle, Rabbim bizi davanda sabredenlerden eyle....

"Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür." (el-Araf 7/126)

Velhamdulillahi Rabbul Alemin.

Zeynep Afra

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |