Anasayfa arrow Yazarlar arrow Fuad Hamidoğlu arrow Fıkıh Usulü'ne Bir Giriş -2-
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

37/182 Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Nafi'den rivayet edildiğine göre: Ömer bana dedi ki; Rasul (s.a.v)'i şöyle derken işittim: "Kim Allah'a itaatten elini çekerse kıyamet günü kendisi için hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın huzuruna çıkar." (Müslim: H. No: 1851)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Fıkıh Usulü'ne Bir Giriş -2- Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
27 Ekim 2009 Salı

-İkinci bölüm-

Vazi' hitab: Şer'i hüküm kulların fiilleriyle ilgili hitabı olduğuna göre, vazi' hitab da şer'i hükümlerin hitabıdır/hükmüdür. Diğer bir ifadeyle şer'i hükmün bağlı olduğu hitabtır. Çünkü bir şer'i hükmün yerine getirilebilmesi için bağlayıcı olarak diğer hususlara bağlıdır. Böylece vazi hitab şer'i hükme müteallik olur. Bu hitab ise beşe ayrılır:

1) Sebeb: Şer'i hükmün doğmasına değil, var olmasına belirleyici olarak delalet eden husustur. Şer'i sebebin tanımı ise şöyledir: Yokluğu yokluk gerektiren, varlığı da varlık gerektiren husustur. Örnekler; farz olan akşam namazının vaktin girmesine/güneşin batmasına bağlı olması gibidir. Farz olan Ramazanın/orucun hilalin görülmesine bağlı olması gibidir. Bir mala sahip olmanın veya ondan istifade etmenin bir akidleşmenin yapılmasına bağlı olması gibidir. Yani akşam namazının hükmü farz ise, bu farzın sebebi de güneşin batmasıdır. Güneş batınca akşam namazının vaktinin girdiğine işaret eder. Onsuz akşam namazı kılınmaz. Yine Ramazan orucunu tutmak farz ise, bu farzın sebebi de hilali görmektir. Hilal görülmeden oruca başlanmış sayılamaz. Keza bir malın tasarruf hakkına sahip olmak mubah ise, bu mubahın sebebi de alış-veriş sözleşmesidir. Bu nedenle şeri sebeb hükmün niteliğine değil, hükmün mevcudiyetine işaret eder.

2) Şart: Şartın tanımı ise şöyledir: Yokluğu yokluk gerektiren, fakat varlığı varlık gerektirmeyen husustur. O, Şeri hükmün tamamlayıcı bir vasfıdır. Misal olarak; Abdest, hükmün gerektirdiği hususta namaz fiilinin tamamlayıcısıdır. Dolayısıyla abdest namazın şartı olur. Abdest olmadan namaz kılınamaz, fakat namaz kılmadan abdest alınabilir. Diğer bir ifadeyle abdest almak namaz kılmayı gerektirmez, fakat namaz kılmak abdest almayı gerektirir. Avret mahallinin örtülmesi, hükmün namaz hakkında gerektirdiği hususlarda namaz fiilinin tamamlayıcısıdır. Dolayısıyla avret mahalli, namazın şartı olur. Avret mahalli örtülmeden namaz kılınamaz, fakat namaz olmadan avret mahalli örtülebilir. Diğer bir ifadeyle namaz kılmak kesinlikle avret mahallinin örtülmesini gerektirir, fakat avret mahallinin örtülmesi her zaman namaz kılmayı gerektirmez.

3) Mani/Engel: Mani'ler iki kısma ayrılırlar: Birincisi; hem talebi hem de edayı engelleyen kısım. İkincisi ise; talebe mani olurken, edaya mani olmayan kısımdır.

Birincisi; uyumakla veya delirmekle aklın gitmesi gibi hem talebi hem de edasını engelleyen manidir. Bu tür mani, namaz ve oruç gibi hükümlerin hem talebini hem de edasını engeller. Çünkü akıl, mükellefin fiilleri ile ilgili hitapla alakalı olduğundan şarttır. Çünkü akıl, teklifin dayanağıdır.

Hayız ve nifas da bu tür engeldendir. Hayız ve nifas, namaza, oruca, mescide girmeye engeldir. Hem edası yönünden hem de talebin aslından dolayı engeldir. Çünkü hayızdan ve nifastan temizlenmiş olmak, namaz kılmak, oruç tutmak ve mescide girmek için şarttır. Aklın gitmişliğinin varlığı, hayız ve nifastan birisinin varlığı hem talebe hem de edasına mani'dir.

Talebi engelleyip edasını engellemeyen kısma gelince; Cuma namazı açısından dişilik, oruç açısından ise buluğa ermek gibi hususlardır. Dişilik Cuma namazı talebine engeldir. Çocuk olmak ise namaz ve oruç talebine engeldir. Çünkü Cuma namazı kadına farz değildir. Namaz ve oruç çocuğa farz değildir. Fakat kadın Cuma namazını kılarsa, çocuk namaz ve oruç tutarsa sahih olur. Çünkü buradaki mani', talepten mani'dir, edadan mani' değildir. Aynı şekilde yolculuk oruç talebine ve namazların tamamlanması talebine mani'dir. Fakat yolcu oruç tutup, namazını kısaltmayıp tamamlarsa caizdir. Çünkü burada mani' edaya değil, talebe mani'dir.

4) Sıhhat, Butlan ve Fesat: Sıhhat sahih olmak demek. Butlan veya batıl geçersiz olmak demek. Fesat ise bozulmak demektir.

Sıhhat Şâri'nin emrine uygunluktur. Namazın rükünleri ve şartları namaz kılan kişi tarafından eda edilmesi durumunda namaz sahih olur. O halde mükellefin sorumluluktan kurtulması ve hükmün düşmesi anlamında "namaz sahihtir" denilir.

Keza alış-verişin tüm şartları ile yapılması durumunda alış-veriş sahih olur. Mülkiyetin Şer'an gerçekleşmesi, mülk edinmede tasarruf ve faydalanma mubahlığının sağlanmış olması anlamında "alış-veriş sahihtir" denilir. Sıhhat bir amelin asıl şartları ile alakalı bir husustur.

Butlan ise sıhhatin karşıtıdır. Şâri'nin emrine uygun olmamaktır. Namazın secdesi eksildiği zaman batıl olması gibi. Veya gebe devenin karnındaki yavrunun satılması gibi sözleşme de batıldır. Yahut harbi ve düşman olan ABD ile yapılan antlaşma da batıldır. Çünkü bu tür satışlar ve antlaşmalar şeriatça yasaklanmıştır. Diğer bir örnek; içki fabrikasını işletmek üzere yapılan iş sözleşmesi de batıldır. Butlan sıhhat gibi amelin asıl şartları ile alakalı bir husustur. Fakat karşıt olarak. Yani secdenin yapılması namazı sahih kılar, yapılmaması da onu batıl kılar.

Fesad ise, butlandan farklıdır. Çünkü butlan, aslı bakımından Şâri'nin emrine uygun olmamaktadır. Yani fiilin aslını tümden ihlal eden bir şart ihtiva etmesidir. Fesad ise, böyle değildir. Fesad aslı itibarı ile Şâri'nin emrine uygundur, fakat niteliği, -aslı ihlal etmemekle beraber- Şâri'nin emrine muhaliftir.

Mesela; şehirlinin köylüye yaptığı satış gibidir. Köylünün fiyat hakkındaki bilgisizliği nedeni ile yapılan sözleşme fasid olur. Bu durumda köylü pazar fiyatını gördüğünde bu satışı kabullenme veya feshetme hakkına sahiptir. Çünkü koşulan şart akdin aslı ile değil detayıyla alakalıdır. Bu bakımdan bu tür şartlar sözleşmeleri geçersiz kılmaz.

5) Azimet ve Ruhsat: Azimet, hükümlerden genel olarak konulan ve kendisi ile amel edilmesinde kulları bağlayıcı olan husustur. Ruhsat ise, azimet hükmü baki kalmak sureti ile bir özürden dolayı azimeti hafifletmek için konulan hükümlerden ve kendisi ile amel etmede kulları bağlayıcı değildir. Örneği; oruç tutmak azimettir, hastanın oruç tutmaması ise ruhsattır. Abdestte azaların yıkanması azimettir. Yaralı veya kırık bir uzvun meshedilmesi ise ruhsattır. Namazın ayakta kılınması azimettir. Acziyet halinde oturarak namaz kılmak ise ruhsattır.

Ruhsat bir özürden dolayı aniden ortaya çıkan durumlarla ilgili olarak konulan husustur. Özür bulunduğu sürece ruhsat geçerlidir. Özür ortadan kalktığında geçerli değildir. Ruhsat yalnızca bu özüre sahip olan mükelleflere hastır.

Ruhsatın Şeriata göre ruhsat sayılabilmesi için ona delâlet eden bir Şer'î delilin olması gerekir. Ona delâlet eden bir Şer'î delil yoksa o ruhsat sayılmaz. Zira ruhsat Allah'ın bir özürden dolayı koymuş olduğu bir hükümdür.

Körlük, topallık ve hastalık cihada katılmama konusunda özürlerdir. Allah'u Teâla şöyle buyurmaktadır:

 (لَيْسَ عَلَى الأعْمَى حَرَجٌ وَلا عَلَى الأعْرَجِ حَرَجٌ وَلا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ)

"Köre vebal yoktur, topala vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur." Nur/61.

Yolculuk, Ramazan'da orucu bozmaya bir özürdür. Allah'u Teâla şöyle buyurmaktadır:

  (فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ)

"Sizden her kim hasta ya da yolcu olursa, o günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun." Bakara/184.

Unutma, hata, zorlanma gibi hususlar; kişinin harama düştüğünde günahı kaldıran özürlerdir. Rasulullah şöyle buyurmuştur:

(إن الله وضع عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأَ وَالنِّسْيَانَ وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ)

"Ümmetimden hata, unutma ve üzerinde zorlandıkları hususlar (dan dolayı hesaba çekilme) kaldırıldı." İbni Mace/1664.

Hakkında bilgisi olmadığı bir konudaki cehalet özür sayılır. Çünkü Muaviye b. el-Hakem namazdayken hapşıran birisine; "yerhamukeAllah" dedi. Rasulullah bunu işitti. O namaz bittikten sonra Rasulullah namazda konuşmanın namazı bozduğunu ona öğretti ve ona şöyle dedi:

 (إِنَّ هَذِهِ الصَّلَاةَ لَا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلَامِ النَّاسِ إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ)

 "Namazda insan sözünden bir şeyin olması doğru olmaz. Onda sadece tesbih, tekbir ve Kur'an okunması olur." (Müslim)

Bu özürler yalnızca haklarında geldikleri hüküm için özel özürdürler, her hüküm için geçerli özür değildirler. Yani kıyaslanarak başka hükümler için geçerli kılınmazlar. Mesela; körlük cihadı terk etmek için özürdür, fakat namazı terk etmek için özür değildir.

Ruhsatın tahakkuk ettiğinde ruhsat ve azimet bunlardan birisi ile amel etmek mubahtır. Kişi dilerse azimetle, dilerse ruhsatla amel eder. Ruhsatın da azimetin de hükümleri mubahtır. Biri öbüründen daha öncelikli diye fıkıh usulü açısından bir kural yoktur.

Şayet ruhsat terk edilip azimetle amel edilmesi halinde -ölümün kesin olarak tahakkuk ettiğinde ölü etinin yenmesi gibi- ani bir durumdan dolayı harama götürürse, burada söz konusu husus ruhsat-azimet değil, ani bir nedenden dolayı bir mubahın yapılmadığı takdirde harama dönüşmesi meselesidir. Buradaki neden kişinin kesin olarak ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır.

(Son)

>Birinci bölüm<

Fuad Hamidoğlu
6 Zilkade 1430 H - 25.10.2009 M

--------------------------------------------------------

Kaynaklar:

1) 'El-ihkam fi usuli-l ahkam' Seyfuddin el-amidi.

2) 'Camiul bayan fi tefsiril Kur'an' Muhammad b. Cerir el-tabari.

3) 'El-cami' liahkam-il Kur'an' Abu Abdullah El-ansari El-kurtubi tefsiri.

4) 'İslam şahsiyeti' 3.cüz (Usul-u fıkıh) Takiyyuddin En-nebhani.

5) 'Teysiru-l vusul ilel usul' Ata' ibnu Halil Ebu-r reşta.

6) 'Al kutubu-t tis'a' Hadis ansiklopedisi. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, Ebu Daud, Ibni Mace, Ahmed, Malik ve Darami.)

7) 'İlmu usul-ul fıkh' Abdulvahhab Hallaf.

Sonraki >
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |