|
Fatih Camii avlusunda hilafet çağrısı yapan eylemcilerden 7’si savcı tarafından sorgulanıyor. Bildiriyi okuyan eylemci ise aranıyor.
NTV-MSNBC İSTANBUL - Yasadışı Hizb-ut Tahrir örgütü adına İstanbul Fatih Camii’nde gösteri düzenledikleri gerekçesiyle gözaltına alınan 2’si kadın 7 kişi adliyeye sevk edildi. Zanlılar ile birlikte camide açtıkları 5 pankart, bildiriler ve örgütsel dokümanlar ele geçirildi. Zanlılaran biri adliyeye getirilişi sırasında da hilafet yanlısı slogan attı. Sağlık kontrolünden geçirilen zanlılar, yasadışı Hizb-ut Tahrir örgütüne üye olmak iddiasıyla Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmaya başlandı. Öte yandan Fatih Camii’ndeki eylemin düzenleyicilerinden olduğu gerekçesiyle dün Ankara’da gözaltına alınan Feridun Uğurlu ve bir arkadaşı da İstanbul’a getirildi. 2 zanlının yarın adliyeye sevk edilmesi bekleniyor. Eylem sırasında bildiri okuyan ve örgütün Türkiye sözcüsü olduğu ileri sürülen Yılmaz Çelik’in ise yakalanmasına çalışılıyor. Fatih Camii'nde 'Hilafet isteriz' diye gösteri yapan 7 Hizbüt-Tahrirci, adliyede ifade veriyor Fatih Camii'nde Cuma namazı sonrası yapılan gösteriye ilişkin gözaltına alınan 7 kişi, adliyeye sevk edildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, "2 Eylül 2005 tarihinde Fatih Camii avlusunda Cuma namazı sonrası diğer illerden de gelen ve çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu, dini motifli bir örgüt tarafından organize edilen yaklaşık 500 kişinin katılımıyla bir basın açıklaması yapılmıştır" denildi. Söz konusu, basın açıklamasıyla ilgili teknik tespitler yapıldığı, düzenleyen ve yönlendiren kişiler hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğu belirtilen açıklamada, 7 kişinin ikametlerinde çeşitli dokümanlarla birlikte gözaltına alındığı kaydedildi. Açıklamada, bu kişilerin ikametlerinde yapılan aramalarda, 6 bilgisayar, 2 megafon, 1 fotoğraf makinesi, 5 adet bez üzerine "Ya Hilafet Ya Şehadet" ibareli örgüt imzalı afiş, Fatih Camii içinde okunan ve dağıtılan örgüt imzalı 5 koli kitapçık, 128 adet örgütsel içerikli CD, 1 adet video kaset, 117 adet örgüt imzalı bildiri, 17 adet örgütsel içerikli kitap ve kitapçık, bol miktarda örgütsel doküman elde edildiği bildirildi. Söz konusu eyleme katılan ve kimlikleri tespit edilen bazı kişileri yakalama çalışmalarının yurt çapında devam ettiği vurgulandı. İSTANBUL 06.09.2005 TSI 12:25 TBB Başkanı Özok: ''...TEHLİKELİ OLAYLAR YAŞANIYOR'' Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, son günlerde Türkiye'nin çeşitli yerlerinde toplumsal dokuyu zedeleyecek, birlik ve beraberliği bozacak, laik Cumhuriyeti örseleyecek, çok tehlikeli olaylar yaşandığını belirterek, herkesi sağduyuya ve göreve davet etti. ''Son günlerde yurdun çeşitli yerlerinde toplumsal dokumuzu zedeleyecek, birlik ve beraberliğimizi bozacak, laik Cumhuriyeti örseleyecek, çok tehlikeli olaylar yaşanmaktadır'' diyen Özok, bu konuda herkesi sağduyulu olmaya çağırdı ve göreve davet etti. Özok, sözlerini şöyle tamamladı: ''Özgürlük adına çağdaş Türk kadın haklarından geriye dönüşü çağrıştıran, çağdaş Türkiye'nin simgesi olan Çankaya Köşkü önünde ve Fatih Camii avlusunda şeriata çağrı çıkaran eylemleri, mikro milliyetçilik ve yobazlığın tetiklediği linç girişimlerini, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve üniter yapısına yönelik ayrılıkçı eylem ve girişimleri, bir yazarın kitaplarının imha edilmesi yönünde emirler verilebilmesini, Türkiye'nin çağdaş yüzünü oluşturan sanat kurumlarına yönelik haksızlıklar dizisini, yasadışı kontrolsüz Kuran kursları başta olmak üzere, çağdaş Türkiye'nin vazgeçilemez ilkesi olan laiklik ilkesine ve onu temsil eden kurumlara yönelik saldırıları ve bütün bunlara karşı sergilenen umursamazlığı, ülkenin aydınlık geleceğine gölge düşüren tehlikeli yaklaşımlar, virajlar olarak görüyoruz.'' Bu arada, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, törenden sonra Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın, Anayasa Mahkemesi'ne yönelik sözlerinin anımsatılması üzerine, ''Bugün başkaları konuşacak'' diyerek soruları yanıtlamadı. Demokratik haklar demokrasiyi yıkmak için kullanılamaz Yargıtay Başkanı Osman Arslan, son günlerdeki gösterilere değinerek, “Hilafet çağrısı yaparak bu konudaki özlemlerini dile getirenler, ülkemizi ortaçağ karanlığına döndürmek emellerine ulaşamayacaklardır. Ayrıca, bağımsız Türk yargısının mahkum ettiği bölücülüğün lehinde hareketlerin başlamış olmasını da doğru ve ülke yararına bulmuyoruz” dedi. 2005-2006 Adli Yılı'nın başlaması dolayısıyla Yargıtay'da tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Devlet Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Askeri yargının temsilcileri, bazı Anayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay ve Danıştay'dan bazı daire başkanları ve üyeler katıldı. Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın söylenmesinin ardında Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çok Sesli Korosu'nun kısa konseriyle başladı. Hürriyet Vali'den itiraf: Hilafet gösterisi sırasında gözaltı yapılmaması eksiklik İstanbul Valisi Muammer Güler, Fatih Camii’nde Cuma namazı sonrası yapılan gösteriye ilişkin, "Olay sırasında şahısların gözaltına alınmamasını bir eksiklik olarak değerlendiriyorum" dedi. Bir grup CHP milletvekilinin ziyaretinden sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Güler, milletvekillerine olayla ilgili yürütülen işlemlerle ilgili bilgi verdiğini söyledi. Güler, devletin temel nizamını, cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik kanunsuz hiçbir harekete müsamaha gösterilmesinin mümkün olamayacağını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Hiçbir makam ve merci, böyle bir müsamaha içinde olamaz. Olayla ilgili olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü, önceden aldığı istihbarat çerçevesinde her türlü kanuni izlemeyi, görüntülemeyi ve tespitleri yapmıştır. Olayın hemen sonrasından başlamak üzere önce 6 kişi, daha sonra da 1 kişi gözaltına alınmıştır. 9 kişi hakkında da adli mercilerden gıyabi tutuklama kararı çıkartılmıştır. Bu olayla ilgili toplam 16 kişi hakkında işlem yürütülmektedir. 7 kişi, 4 günlük gözetim süresinin ardından mahkemeye çıkartıldı. Gıyabi tutuklama çıkartılanlardan 2’si de Ankara’da ele geçirilmiştir. Onların da sorguları sürmektedir. Bu konuda polisin müdahale etmemesini doğuran sebepler, ortada bir provokatif eylemin olmasından kaynaklanmaktadır. Camide kadın ve çocukların yoğun olarak bulundurulması, başka provokatif eylemlere sebep olmaması bakımından bir değerlendirme yapılmıştır. Ancak olay sonrasında şahısların gözaltına alınması gerekirken, yaratılan bir kargaşa ortamıyla maalesef gözaltı yapılamamıştır. Ben burada Sayın Başbakanımız’ın da kamuoyunda ifade ettiği gibi, burada bir eksikliğin olduğunu kabul ediyorum. Olay sırasında yapılacak müdahale provokatif bazı sıkıntılar yaratabilirdi. Olay sırasında şahısların gözaltına alınmamasını bir eksiklik olarak değerlendiriyorum." "HERKESE EŞİT DAVRANILIYOR" İstanbul Valisi Güler, "CHP’li milletvekillerinin ’polis, memur ve diğer gruplara çocuk-kadın ayrımı yapmaksızın farklı müdahalede bulunuyor’ yönünde eleştirileri bulunduğunu" kaydeden gazeteciye şu karşılığı verdi: "Basın açıklamaları ile kanunsuz toplantıların birbirinden farklı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda suç teşkil etmeyen görüş bildirme ve basın açıklamalarıyla ilgili yasal mevzuat bellidir. Ancak Fatih’teki olayda bir suç işlenmiştir. Bu işlenen suçla ilgili olarak da gerekli adli işlemler derhal başlatılmıştır. Biz hangi örgüt olursa olsun, kanuna aykırı davranan, devletin temel nizamını değiştirmeye yönelen her türlü davranış karşısında aynı şekilde davranmak gibi bir etkinlik içerisindeyiz. İstanbul Emniyeti olarak da böyle bir özeni gösteriyoruz. Hiç kimse böyle bir müsamaha göstermez. Eşit davranmak, Anayasa’nın kamu görevlilerine verdiği bir yükümlülüktür. Bu konuda bir çifte standart varsa ilgili merciler değerlendirmesini yaparlar, ama İstanbul polisinin böyle bir davranış içinde olması mümkün değildir. İdarenin böyle bir ayrıcalık yapması, müsamaha göstermesi söz konusu olamaz. Kimsenin kanunsuz davranışlar konusunda seyirci kalması, ilgisiz kalması ve kanun gereğini yerine getirmekten kaçınması söz konusu olamaz." "OLAY SONRASI GÖZALTI YAPILABİLİRDİ" "Taktiksel bir hatanın yapılıp yapılmadığına" ilişkin soru üzerine de Güler, taktik olarak polisin olaya nerede müdahale edeceği, müdahale sırasında hangi ilave olayların veya provokatif eylemlerin bunun arkasından gelebileceğini ve yaptığı ile sebebiyet verecekleri konusunda değerlendirme içinde bulunmasının normal olduğunu söyledi. "Polis olayı seyrine, olayın gelişimine, kişilere ve elde edilecek delillere göre değerlendirir" diyen Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cami ortamında, cami cemaatının da içinde bulunduğu bir kalabalıkta kişilere müdahale etmenin yaratacağı diğer farklılıklar da değerlendirilmiştir. Olayın sonrasında gözaltı yapılabilirdi. Orada yaratılan bir kargaşa ortamı içerisinde şahısların oradan ayrıldıkları tespit edilmiştir. Ben de bunu bir eksiklik olarak değerlendiriyorum. Ama bu, şahısların takipsiz kaldığı, herhangi bir şey yapılmadığı anlamında değerlendirilmemelidir. Olayla ilgili her türlü tespit, değerlendirme yapılmıştır. Yakalanan şahısların evlerinde örgütsel dokümanlar ele geçirilmiştir. Arananlar da en kısa zamanda yakalanacaktır." VATANDAŞLARA ÇAĞRI Muammer Güler, son zamanlarda meydana gelen provokatif eylemlere ilişkin de "Türkiye’de gerçekten provokatif arayışın bulunduğunu" bildirdi. Terör örgütünün elebaşı ile ilgili İstanbul’da cumartesi 13, pazar günü de 2 olmak üzere toplam 15 ayrı yerde değişik hadiselerin meydana geldiğini hatırlatan Vali Güler, şunları söyledi: "Emniyet bölgesinde 88 kişi gözaltına alındı, 4’ü tutuklandı. Jandarma bölgesinde 57 kişi gözaltına alındı, 5 kişi tutuklandı. Olaylarla ilgili vatandaşları sağduyulu davranmaya davet ediyorum. Kanunsuz ve bölücü her türlü hareket kanunun kalkanına çarpar. Özellikle de milletin hassasiyetleri üzerinde oynanmak istenen oyunlar, milletin sağduyulu vicdanının sağlam duvarına çarpar. Provokatif eylemlerin ülkeye getireceği hiçbir fayda yoktur. Bütün İstanbulluları itidalli davranmaya çağırıyorum. Kanuni mercilerin de bu konuda her türlü çabayı gösterdiklerini bilmelerini istiyorum." Güler, İstanbul polisinin canla başla şer örgütleriyle mücadelesine devam ettiğini, ancak bazı olaylarda eksik davranılmış olabileceğini belirterek, "Bunu da olayın o andaki durumuna göre değerlendirmek lazım" dedi. "SİYASİ BASKI" İDDİALARI "Gösteriye ilişkin ihmali bulunanlara yönelik idari soruşturma açılacak mı" sorusunu ise Güler, "Bunların hepsinin değerlendirmesi yapılır. Eksik kalan kısmı varsa emniyet teşkilatının ilgili mevzuatı var. Elbette görevini yapmayan veya istismar eden bunun sonuçlarına katlanır. Ama bilerek, isteyerek göz yumulması gibi bir iddiaya katılmam kesinlikle mümkün değildir. Bu, canla başla görev yapan arkadaşları incitir. Taktik olarak bir hata yapılmış olabilir. Bu değerlendiriliyor" diye yanıtladı. CHP Genel Sekreter Yardımcısı Algan Hacaloğlu’nun "Vali’nin bir Cumhuriyet Valisi olduğu konusundaki kanaatimizi sürdürüyoruz" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de Güler, sadece şahsının değil, Türkiye’deki tüm valilerin cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı olmak gibi bir yükümlülüğü bulunduğunu bildirdi. Güler, "bazı gösterilere müdahalede polisin siyasi bir baskı görüp görmediğine" ilişkin soru üzerine de "Siyasi baskı olamaz, polise göz yumması için bir telkinde bulunulması söz konusu olamaz" dedi. İstanbul Valisi Muammer Güler, ilin nüfusunun 15 milyona yaklaştığını ve böyle bir kentte polisin izleme yapmasının da doğal olduğunu vurgulayarak, "Önemli olan kanunlar çerçevesinde bu görevini yapmasıdır. İstanbul polisi başarılıdır. İstanbul polisi canla başla görev yapmaya çalışmaktadır" diye konuştu. Milliyet Hizb-ut Tahrir'de iki gözaltı daha Fatih Cami'nde geçen cuma namazı sonrası düzenlenen gösteri sonrasında haklarında Fatih Savcılığı tarafından arama kararı çıkarılan Hizb-ut Tahrir üyelerinin ikisi Ankara'da gözaltına alındı. Yakalananlardan birinin örgütün İstanbul sorumlusu olduğu öne sürüldü. Daha önce 10 kişi gözaltına alınmış, 4'ü bırakılmıştı. Sabah Diyanet, ABD'ye neden sitem etti? 06.09.2005 ABD'NİN eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın, başkentteki görevinden ayrılmadan önce yazdığı mektup çok tartışılmıştı. Edelman'ın, "Hutbelerle dini ayrımcılık yapılıyor, Hıristiyanlar hedef gösteriliyor" ifadelerini taşıyan mektubuna Diyanet İşleri Başkanlığı da geçtiğimiz günlerde kapalı kapılar ardında yapılan bir görüşmede cevap verdi. Edinilen bilgiye göre Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, ABD'li Bakan Vekili Matt Bryza'ya, "Mektuptaki görüşlere katılmıyoruz. İfadeler bizi derinden üzdü" diyerek sitemini dile getirdi. Görmez, Bryza ile geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği yaklaşık 1 saatlik görüşmede, Edelman'ın gönderdiği mektup konusunu gündeme getirdi. Görmez, Bryza'ya, Edelman'ın mektubundaki Diyanet İşleri Başkanlığı'na ilişkin bölüme katılmadıklarını belirterek, şöyle dedi: "Hutbelerle dini ayrımcılık yapıldığı, Hıristiyanlar'ın hedef gösterildiği ve karalandığı gibi iddialar gerçek dışıdır. Türkiye'de farklı din mensuplarının baskı altına alındığı düşüncesi asılsızdır ve bizi derinden üzmüştür." Kulağımıza gelen bilgilere göre Görmez, misyonerlerin baskı altına alınmasının da sözkonusu olmadığını vurguladı. Görmez, Türkiye'deki herkesin yasalar çerçevesinde dini düşüncelerini rahatça ifade ettiğini hatırlatarak, "Kurumumuzun bu konuda bir engellemesi sözkonusu olmadığı gibi, kimse hedef gösterilmemiştir" diye konuştu. Bryza şaşırdı DİYANET İşleri Başkanlığı'nın siyasetten uzak olduğunu ifade eden Görmez, Diyanet'in herkese eşit mesafede olduğunun da altını çizdi. Anahtar Deliğinden bize ulaşanlara göre Görmez'in sözlerine Bryza da, "Bu mektubu okumadım" diye şaşırak cevap verdi. Bryza, ABD Büyükelçiliği yetkililerine dönerek konuyu sordu. Elçilik yetkililerinin, "Çevirilerdeki hatalardan kaynaklanabileceği"ni ifade etmesi üzerine Bryza, "Mektubu inceleyeceğim. Eğer bir yanlışlık varsa bunun düzeltilmesini sağlayacağım ve bu yanlışlığı sayın Edelman'a da ileteceğim" dedi. Edelman, Türkiye'den ayrılmadan önce, Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'a bir mektup göndermiş ve "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 11 Mart'ta yayınladığı hutbe, Hıristiyanlar açısından kaygı verici. Diyarbakır'da Hıristiyan bir vatandaş linç edilmek istendi. Protestan Kilisesi'ne bombalı saldırı oldu" demişti. H.O. Tercüman Bir sözcük etrafında Şu sıralarda kulağınıza çarpan ‘en aykırı’ sözcük hangisi? Fazla zorlanmayın diye kendi sorumu kendim cevaplandırayım: Hilâfet... Adeta unutulmuş sözcük şu sıralarda yeniden doğuşunu yaşıyor... Ülke gündemine hiç beklenmedik anda böyle bir sözcüğün girmesi gerçekten tuhaf... Sözcüğün son işitilme tarihi için zamanda bir seyahat yapmam gerekti. 1970’li yılların başında, bir dostum, beni çok şaşırtan bir ev ziyaretine götürmüştü. Hemen her odası kitaplarla dolu olduğu için beni cezbetmiş evin sahibi, “Göreceksiniz” demişti, “Türkiye’ye hilâfeti yeniden getirecekler...” O zâtın halife adayı, kısa süre önce Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenmiş olan Suat Hayri Ürgüplü’nün oğluydu... Suat Hayri Ürgüplü Osmanlı yıkılış döneminin ünlü şeyhülislamlarından Hayri Efendi’nin oğludur. Büyükelçilik yapmış, siyasete atıldıktan sonra bakanlık görevinde bulunmuş, 1965’te sekiz aylığına başbakanlık makamında da oturmuştu. Oğlu Hayri Ürgüplü’nün Prenses Fazıla ile evliliği ilgi çekmişti. Prenses Fazıla, 1958’deki Baas darbesinde hayatını kaybeden Irak Kralı Faysal’ın nişanlısıydı. Prensesin talihsizliği şeyhülislam torunuyla evliliği sonrası da sürdü; çok geçmeden ayrıldılar... O boşanmayla birlikte, Ankara’da evinde ziyaret ettiğim kişinin yeni ‘halife’ beklentisi de boşa çıkmış olmalı... ‘Hilâfet’ sözcüğüyle yeniden karşılaşınca kulak kabartmamı herhalde doğal karşılarsınız... Geçen cuma günü, İstanbul’da, Fatih Camii çıkışında, gösteri yapanlar, gazetelere göre, ‘Hilâfetin geri gelmesini’ istiyorlarmış... Gösterici grup adına konuşan kişi bunu söylemiş. Kendilerini ‘Hizbüttahrir’ olarak tanıtan grubun en belirgin vasfı da buymuş zaten; amaçları hilâfeti geri getirmekmiş... Acaba onların ‘halife’ adayı kim? Cuma sonrası yapılan gösteriyi televizyon haberlerinde birlikte izlediğimiz bir dost, “Aaa” dedi âdeta haykırarak, “Grubun erkek fertleri ne kadar da Aczimendilere benziyor...” Aynı gruba ben baktığımda ‘Aczimendi’ bilinenlerin özel kılık-kıyafetine sahip, eli sopalı tek bir kişi bile göremedim... Dostumun yüzüne soran gözlerle bakmış olmalıyım ki, bana, “Tıpkı onlar gibi, sanki aynı tornadan çıkmışlar, hepsi uzun boylu ve yakışıklı” dedi. Ne demek istediğini anlamadığım halde sustum... Tam da o grubun gösteriye hazırlandığı sıralarda, Amerikan Genelkurmay Başkanı Gen. Richard Myers’in açıklama yapacağı tutuverdi. Giderayak yaptığı açıklamada, “ABD Irak’tan çekilirse, bölgede İslâmcılar iktidara yükselerek hilâfeti kurarlar” diyordu Gen. Myers... Bizi ilgilendiren nokta, Gen. Myers’in, bu ihtimalin söz konusu olduğu ülkeler arasında Türkiye’yi de sayması... Amerikalı subayın zihniyet dünyasını daha iyi tanımanız için konuya ilişkin açıklamadaki anahtar cümleyi aktarayım: “Eğer El Kaide'nin parçası olan Ebu Musab El Zerkavi'nin, yani El Kaide'nin Irak'ta kazanmasına izin verilirse, bu onların gözünde, hayalini kurdukları hilâfetin başlangıcı anlamına gelecek. Bu da, bölge için büyük bir tehlike olur. Böyle bir durumda Suudi Arabistan'da, Basra Körfezi ülkelerinde, belki İran'da, Suriye'de, Türkiye'de ânında istikrarsızlık ortaya çıkar.” Hesaptan kitaptan anlamasam da bazı unsurları altalta koyup mahsup çıkarmayı bilirim. Gen. Myers’in bu tespitinden hemen sonra İstanbul’da ‘hilâfet’ talepli cami gösterisi benim için bile kolay bir hesap... Yakın tarihimizde Hizbüttahrir her zaman varolmuştur, ancak kendisini o örgütün üyesi olarak tanımlayanların sayısı hiçbir zaman iki elin parmaklarını geçmemiştir. Onlar da, daha çok, mektup ve yayın yoluyla faaliyet göstermeyi tercih etmişlerdir. Bu kadarla kalsa iyi. Bizde Fatih Camii’nin hareketlendiği gün, Hizbüttahrir örgütü, esas eylem merkezi olan Londra’da bir büyük toplantı düzenlemişti. BBC’nin mikrofon dayadığı sözcüleri de, bir punduna getirip, “Biz reşit halife istiyoruz” demeyi ihmal etmedi. 7 Temmuz eylemleri sonrasında, İngiliz Hükümeti bazı İslâmî örgütlerin faaliyetlerini yasaklamıştı; demek yasaklananlar arasında Hizbüttahrir yokmuş... Gelin de “Ne oluyoruz?” diye sormayın bakalım. Geçen hafta Ankara’ya yapay puslu hava soluyan birilerinden söz etmiştim, değil mi? Genelkurmay’ın kapısına bıraktığı raporun değerini artırmak için çaba gösteren Faruk Demir’in dosyasını araladığımda, 2003 yılı başında “Türkiye’ye hilâfet türü bir oluşumda görev almak yakışır” anlamı taşıyan bir yazıya imza attığını görmüştüm. Bana cevabında Faruk Demir ne yazdı, hatırlamayanlar için onu da kaydedeyim: “O yazı, o günkü ABD'nin Ortadoğu politikaları ile ilgili olarak Washington'un karar alma mekanizmalarında tartışılan bir konunun bilgisini vermekte ve aynı zamanda analizini yapmaktadır.” ‘Hilâfet’ sözcüğü ABD karar alma mekanizmalarında yapılan tartışmalarda geçiyormuş... Ben burada dururum arkadaş... Taha Kıvanç /Y. Şafak |