Anasayfa arrow Dünyada Dava arrow Fatih Camii'nde cuma namazı çıkışında gösteri yapan 2'si kadın 8 kişi gözaltında!
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

26/38 Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Ebu Hüreyre'den. Rasulullah (sav) şöyle dedi: "Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mümin olarak zina yapmaz. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçkici içki içtiği sırada mümin olarak içki içmez. İnsanların, onun yüzünden gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mümin olarak yağmalamaz."(Buhari K. Hudud: 6274; Müslim K. İman: 86)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Fatih Camii'nde cuma namazı çıkışında gösteri yapan 2'si kadın 8 kişi gözaltında! Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
05 Eylül 2005 Pazartesi

ImageHizb-ut Tahrir örgütünün sözcüsü aranıyor

Fatih Camii'nde cuma namazı çıkışında gösteri yapan gruba yönelik düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 8'e ulaştı.

Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı doğrultusunda, Fatih Camii'nde, cuma namazı sonrası Hizb-ut Tahrir örgütü lehine düzenlenen gösteriyi organize eden kişilerin yakalanması amacıyla başlatılan çalışmalar sürüyor.

Savcılık talimatıyla harekete geçen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul'da 2 kadını gözaltına aldı. Ankara'da da olayla ilgili 2 kişinin gözaltına alındığı, gözaltına alınan sayısının böylece 8'e ulaştığı bildirildi.

Kendisini Hizb-ut Tahrir örgütünün resmi sözcüsü olarak tanıtan ve cuma namazı sonrası grup adına açıklamayı gerçekleştiren Yılmaz Ç'nin de aralarında bulunduğu bazı kişilerin ise arandığı öğrenildi.

Gözaltına alınan kişilerin, sorgu ve işlemlerinin tamamlanmasının ardından yarın adliyeye sevk edilmeleri bekleniyor. İSTANBUL  05.09.2005 TSI 20:00 Netgazete

Fatih Camii avlusundaki gösteri. Gözaltına alınanların sayısı 8'e yükseldi

05 Eylül 2005 Pazartesi
İSTANBUL - Fatih Camii'nde cuma namazı çıkışında gösteri yapan gruba yönelik düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 8'e ulaştı. Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı doğrultusunda, Fatih Camii'nde, cuma namazı sonrası Hizb-ut Tahrir örgütü lehine düzenlenen gösteriyi organize eden kişilerin yakalanması amacıyla başlatılan çalışmalar sürüyor. Savcılık talimatıyla harekete geçen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul'da 2 kadını gözaltına aldı. Ankara'da da olayla ilgili 2 kişinin gözaltına alındığı, gözaltına alınan sayısı nın böylece 8'e ulaştığı bildirildi. Kendisini Hizb-ut Tahrir örgütünün resmi sözcüsü olarak tanıtan ve cuma namazı sonrası grup adına açıklamayı gerçekleştiren Yılmaz Ç'nin de aralarında bulunduğu bazı kişilerin ise arandığı öğrenildi. Gözaltına alınan kişilerin, sorgu ve işlemlerinin tamamlanmasının ardından yarın adliyeye sevk edilmeleri bekleniyor. Türkiye

Fatih Camii'nde Cuma namazı çıkışında gösteri yapanlardan ikisi Ankara'da yakalandı

ANKARA  05.09.2005 TSI 17:50
Fatih Camii avlusunda, cuma günü gerçekleştirilen yasadışı gösterilerle ilgileri olduğu iddia edilen 2 kişi, Ankara'da gözaltına alındı.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, Fatih Camii'nde geçen hafta cuma namazı sonrasında Hizb-ut Tahrir örgütü lehine yasadışı eyleme katıldıkları iddiasıyla Süleyman U. ve Kürşat B. C'yi Ankara'da gözaltına aldı.
Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı üzerine Terörle Mücadele ekipleri tarafından düzenlenen bir operasyonla gözaltına alınan 2 kişi, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.

Cami eylemi zanlısı yakalandı
Fatih Camii’ndeki eylemin düzenleyecilerinden Süleyman Uğurlu yakalandı.

NTV
Güncelleme: 18:40 05 Eylül 2005 PazartesiİSTANBUL - İstanbul Fatih Camii’ndeki Hizb-ut Tahrir eyleminin düzenleyicilerinden Süleyman Uğurlu Ankara’da yakalandı. Hizb-ut Tahrir örgütünün üst düzey yöneticilerinden olduğu belirtilen Süleyman Uğurlu, İstanbul’a gönderilecek. Düzenlenen operasyonla birlikte gözaltına alınanların sayısı 8’e yükseldi.

Fatih Camii’ndeki eylemden sonra Süleyman Uğurlu hakkında Cumhuriyet Savcılığı’nca arama emri çıkartıldığı öğrenildi. Öte yandan yine İstanbul’daki eylemde bir konuşma yapan örgüt sözcülerinden Yılmaz Çelik’in de Ankara’da arandığı ve yakalanması için de bir dizi operasyon düzenlendiği belirtildi.

Çelik hakkında geçen hafta bir dergiye verdiği demeçten dolayı soruşturma başlatıldığı da kaydedildi. Aynı gösteri nedeniyle İstanbul’da gözaltına alınan 6 kişinin sorgusu ise sürüyor. Zanlıların yarın adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

Hilafeti geri getirmek ve İslam dünyasını tek çatı altında toplamak iddiasındaki Hizb-ut Tahrir örgütü, Türkiye’yi de bir savaş alanı olarak görüyor. Faaliyetlerini özellikle Orta Asya Cumhuriyetleri’nde yoğunlaştıran örgüt, yasadışı faaliyetlerini de tebliğler yoluyla yapmaya çalışıyor.

GÖZALTI SAYISI 8’E YÜKSELDİ
Fatih Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla Hizb-ut Tahrir örgütü lehine gösteri düzenleyen kişilerin yakalanması amacıyla başlatılan çalışmalar sürüyor.

Savcılık talimatıyla harekete geçen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul’da 2 kadını gözaltına aldı. Ankara’da da olayla ilgili 2 kişinin gözaltına alındığı, gözaltına alınan sayısınınböylece 8’e ulaştığı bildirildi. NTV

Siyasetçilerden "Provokasyonlara dikkat" çağrısı

ImageSiyasetçilerden son zamanlarda artan eylemler ile ilgili olarak açıklama geldi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, eylemlerin hedefinin "Türkiye'nin önünü kesmek olduğunu" açıkladı. Arınç vatandaşları Cami avlusunda hilafet isteyenlere ve terör örgütü yandaşlarının yaptığı eylemler konusunda uyardı.

PROVOKATİF EYLEMLER

Arınç, terör örgütü yandaşlarının dün gerçekleştirdikleri eylemlerle ilgili bir soruya karşılık, ''Çok üzüntü verici olaylardır.Terör örgütü ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşündüğüm veya terör örgütünün sözde liderine 
bağlılık gösterme sevdasındaki bir avuç insan, Türkiye'nin huzurunu kaçırmaktadır. Türkiye'nin rahatını ve Türkiye'nin geleceğe olan güvenini sarsmaya çalışmaktadır'' dedi. Türkiye'de, terör örgütü, terör örgütünün yandaşları ve terör örgütünün propagandasına yönelik çalışmaların artık iyice terk edildiğini ve örgütün izole edilme durumuyla karşı karşıya kaldığını ifade eden Arınç, şöyle konuştu:

''Halktan hiçbir destek yoktur. Artık yurtiçinde ve yurtdışında desteklerini tek tek kaybetmiştir ve ortada cas cavlak kalmıştır. Onunismini, onun amacını, onun sözde liderini hala gündemde tutmaya yönelik çabalar olarak bunları görüyorum. Güvenlik güçlerimizin olayları çatışma çıkmadan sona erdirme yolundaki çabalarını takdirle karşılıyorum. Ama bu terör örgütüne propaganda amaçlı gösteriler hem cana karşı, insanımıza karşı, hem mala karşı, hem kamu malına karşı zarar verecek boyutlara ulaşmamalıdır. Güvenlik güçlerimiz bunun tedbirini almalıdır. Bu sadece Gemlik'le, sadece İstanbul'la, sadece Ankara ile de sınırlı değildir. Bir avuç insan veya bir avuç insandan biraz daha fazla insan sadece bu örgütün sesini veya varlığını hala kanıtlamaya çalışmaktadır. Ama yalnız kalmışlardır, terk edilmişlerdir. halkımız bunları sevmemekte, beğenmemekte ve istememektedir.''

Bu olayların AB yolunda bir engel çıkartmaya yönelik provokatif eylemler olduğu yönünde iddialar bulunduğunu kaydeden Arınç, bu iddiaların araştırılması gerektiğini söyledi.

CAMİ AVLUSUNDAKİ EYLEM

Bu davranışları sadece PKK eylemleri olarak görmemek gerektiğini anlatan Arınç, ''Bundan birkaç gün evvel bir cami avlusunda bir avuç insanın önlerinde çocuklar ve kadınlar da olduğu halde hiç hoşa gitmeyen bir eylemde bulunmaları da bunlardan bir tanesidir'' dedi.

Şüphesiz Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Teşkilatı'nın bu eylemiyapanlar ve amaçları konusunda bilgi sahibi olduğunu veya ciddi bir araştırma yapmakta olduğunu kaydeden Arınç, şöyle devam etti:

''Ben bütün bu olayları Türkiye'nin önünü kesme girişimleri olarak, halkı da işin içerisine çekme eylemleri olarak görüyorum. Ama her türlü eyleme karşı halk fevkalade dikkatlidir. Bunlara katılmamaktadır ve bunları tek başına terk etme durumu içerisindedir, bu da sevindiricidir. Bu olaylar önlenecektir. Bu olaylardan dolayı Türkiye'nin gelişmesi, büyümesi ve çağdaşlaşma hedefine varmasına hiçbir engel kalmayacaktır.''

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

''AK Parti'nin, Cumhurbaşkanı adayının Devlet Bakanı Mehmet Aydın olduğu'' yönündeki haberlerin sorulması üzerine de Arınç, ''Hiçbir şeysöylemeyeceğim. Bu, bugünle ilgili bir olay değil. Daha önümüzde bildiğiniz gibi iki yıl kadar bir zaman var. Zamanı geldiğinde TBMM halkımıza layık bir cumhurbaşkanını mutlaka seçecektir. Ve cumhurbaşkanlığına layık, Meclisimizin içerisinde onlarca aday bulunmaktadır. Eminim, o gün yaklaştıkca adaylarımız da sizlere kendilerini tanıtacaklardır'' yanıtını verdi. Sabah

Baykal'dan zehir zemberek sözler
"Anadolu'da etnik çatışma ortamı oluşturuluyor" diyen CHP lideri Baykal, hükümetin aciz kaldığını ileri sürerken olayların sorumlusu olarak da Başbakan'ı gösterdi.
05 Eylül 2005 18:55
 
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Anadolu'da etnik çatışma ortamı oluşturuluyor ve bu manzara karşısında hükümet, durumu doğru değerlendirdiği izlenimini dahi bize vermeyi başaramıyor'' dedi.
...
Türkiye'nin etnik bir çatışma ortamına çekilmek istendiğini belirten Baykal, ''Hala toplumu tatmin edecek doğru, resmi bir değerlendirme duyamadık. Bir sahipsizlik tablosu sergileniyor'' diye konuştu.

-ALARM-

Fatih Camii'nin avlusunda, cuma namazı sonrası Atatürk'e ve cumhuriyete, tarihte benzeri görülmemiş bir meydan okuma yaşandığını kaydeden Baykal, göstericilerin güvenlik güçlerinin yanından ellerini kollarını sallayarak geçip gittiklerini söyledi.

Deniz Baykal, ''Başbakan'a soruluyor, 'Polis müdahale etmeliydi' diyor. Ettirmesi gereken kim? Başbakan yorumcu...'' dedi.
Türkiye'de yaşanan olaylar karşısında değerlendirme yapılamadığını ve gereken önlemlerin alınamadığını savunan Baykal, hükümet tarafından topluma, olayı doğru kavradığı güveninin verilmediğini iddia etti.

-''İKTİDAR TÜRKİYE'YE ÇOK AĞIR BİR FATURA ÖDETTİRECEK''-

Başbakan'ın önlem almak yerine olaylarla ilgili yorumlarda bulunduğu ileri süren CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle devam etti:
''Beyefendi, Türkiye nereye gidiyor? Senin yönetiminde gidiyor. Bu gidişat hakkında sen ne yapıyorsun? Bu gidişatı doğru kavrayamadığın anlaşılıyor. Bu gidişata bir süreden beri senin sorumsuz katkı yaptığını görüyoruz. CHP olarak bir feryadı ifade ediyoruz. Türkiye'de tam bir sahipsizlik tablosu var. Hükümet aciz durumda. Durumu
kavramış, tedbirleri almış değil. Türkiye'de çok ciddi bir iktidar boşluğu yaşanıyor. İktidar parlamentoda 3'te 2'ye yakın bir parlamento çoğunluğuyla tesis edilemez. Olayları anlayarak, olayların gerektirdiği tedbirleri alarak iktidar olunur. Parlamentoda çoğunluk var, tek parti hükümeti var. Anayasayı değiştirebilecek sayısal çoğunluk var ama Türkiye'nin gidişatını kavramış, o gidişatı kontrol altına alacak, duruma hakim bir yönetim maalesef yok.

Türk toplumunun temel dokusunu tehlikeli biçimde geren çatışmalar meydanı boş buldu, aldı başını gidiyor. Hükümet buna engel olamıyor. Tam tersine bilinçli bilinçsiz katkı yapıyor, aciz kalıyor, sesini çıkaramıyor, değerlendirme bile ortaya koyamıyor. Türkiye'nin barışının, istikrarının, huzurunun dayandığı temel noktalarda çok
tehlikeli gelişmeler var. AK Parti iktidarının Türkiye'ye çok ağır bir fatura ödettireceği artık ortaya çıkmaya başlamıştır ve o fatura şekillenmeye başlamıştır.'' AA - Kanal7

Bülent Arınç: 'Provokasyonlar önlenecek'

TBMM Başkanı Bülent Arınç, terör olaylarıyla ilgili olarak ''ben bütün bu olayları Türkiye'nin önünü kesme girişimleri olarak, halkı da işin içerisine çekme eylemleri olarak görüyorum'' dedi.
Arınç, "her türlü eyleme karşı halk fevkalade dikkatlidir. Bunlara katılmamaktadır ve bunları tek başına terk etme durumu içerisindedir, bu da sevindiricidir. Bu olaylar önlenecektir" ifadelerini kullandı.

İkinci Dünya Parlamento Başkanları Konferansı'na katılmak üzere ABD'ye gidişi öncesinde açıklamalarda bulunan Arınç, terör örgütü yandaşlarının dün yaptıkları eylemleri değerlendirdi.

Yaşananların çok üzüntü verici olaylar olduğunu belirten TBMM Başkanı, "terör örgütü ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşündüğüm veya terör örgütünün sözde liderine bağlılık gösterme sevdasındaki bir avuç insan, Türkiye'nin huzurunu kaçırmaktadır" dedi.

"Halktan hiçbir destek yok"

Türkiye'de, terör örgütü, terör örgütünün yandaşları ve terör örgütünün propagandasına yönelik çalışmaların artık iyice terk edildiğini belirten Arınç, ''halktan hiçbir destek yoktur. Artık yurt içinde ve yurt dışında desteklerini tek tek kaybetmiştir, ortada kalmıştır. Onun ismini, onun amacını, onun sözde liderini hala gündemde tutmaya yönelik çabalar olarak bunları görüyorum" diye konuştu.

"Bu terör örgütüne propaganda amaçlı gösteriler hem cana karşı, insanımıza karşı, hem mala karşı, hem kamu malına karşı zarar verecek boyutlara ulaşmamalıdır" diyen Arınç, güvenlik güçlerinin tedbir alması gerektiğini vurguladı.

Olayların AB yolunda bir engel çıkartmaya yönelik provokatif eylemler olduğu yönünde iddialar bulunduğunu kaydeden Arınç, bu iddiaların araştırılması gerektiğini söyledi.

Bu davranışları sadece PKK eylemleri olarak görmemek gerektiğini kaydeden Bülent Arınç, ''bundan birkaç gün evvel bir cami avlusunda bir avuç insanın önlerinde çocuklar ve kadınlar da olduğu halde hiç hoşa gitmeyen bir eylemde bulunmaları da bunlardan bir tanesidir'' dedi.

Türkiye-AB süreci

TBMM Başkanı Bülent Arınç, açıklamalarında Türkiye'nin AB sürecine de değindi. Arınç, Türkiye'nin 3 ekimde AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasının önünde hiçbir engelin kalmadığını söyledi.

Arınç, ''AB sürecinde Türkiye, 3 ekim tarihinde müzakerelere başlayacaktır. Bu 17 aralıkta AB zirvesinde alınan karardır. 3 ekim tarihine giderken AB mensubu bazı ülkelerde Türkiye'nin katılım müzakerelerine başlamasıyla ilgili bazı tereddüt içeren sözler ve davranışlar ortaya çıkmaktadır. Ve alınan kararların aksine yeni bazı tartışmalar meydana getirilmeye çalışılıyor" ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz yıl AB'nin tüm platformlarında Türkiye'nin tüm kriterleri yerine getirdiğinin ifade edildiğini hatırlatan Arınç, "aynı zamanda Kıbrıs Rum Kesimi ile ilgili olarak ek protokolün imzalanması konusu yine AB mercileri tarafından uygun görülmüştür. Türkiye'nin karşı deklarasyonu da üzerinde tartışma götürmeyecek biçimde AB'de alınan kararlara uygundur" diye konuştu.

"Herkes AB sözleşmesinin gereğini yapsın"

Türkiye'nin AB serüveninde geldiği en önemli noktanın müzakerelere başlama noktası olduğunu vurgulayan Arınç, ''ancak bazı ülkeler Fransa başta olmak üzere kendi iç politikaları sebebiyle Türkiye'yi malzeme yapmaya çalışan bazı yanlış tutum ve davranışları ortaya koymaktadır'' dedi.

Arınç, "iki taraflı taahhütleri içeren bir AB sürecinde üzerimize düşeni yaptık. Artık üzerine düşeni yapması gerekenler, AB ülkeleridir. Bunlar Türkiye'yi rencide etmeye yönelik davranışlardır. Biz buna müstahak değiliz. Herkes lütfen samimi olsun ve AB sözleşmesinin gereğini yapsın'' ifadelerini de kullandı.

'Provokasyona gelmeyin' uyarısı

İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Sarıışık da terör olaylarına yönelik provokasyonlar konusunda halkı duyarlı olmaya çağırdı.

Orgeneral Sarıışık, Diyarbakır Valisi Efkan Ala'yı ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, "provokasyonlar var. Üç-beş kişi bu işleri yönlendiriyor. Bunlara müdahale edecek insanlar bu ülkede çok. Bu bakımdan bunların arayışı içerisindeyiz. İnanıyorum ki sağduyu sahibi halkımız en doğru kararı verecektir'' diye konuştu.

Ülkenin demokratik kuralları içinde çeşitli faaliyetlerin sürdüğünü, silahlı kuvvetler, emniyet güçleri, mülki makamların çok duyarlı davrandıklarını belirten Orgeneral Sarıışık, yanlışlıklar yapıldığı takdirde de yasal prosedür içinde herkesin bu yanlışı, bu sorumluluğu paylaşmak durumunda kalacağını vurguladı.

Sarıışık, "ülkemiz güçlüdür. Birlik ve beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz müddetçe, bu tür şeyler bizim için pek fazla önem ifade etmiyor. Ama tırmandırılmaması konusunda bütün vatandaşlara, herkese görevler düşüyor. Bölgemiz hassas bölgedir. Burada yanlışlıklara meydan vermemek lazım" ifadelerini kullandı. CNN

Hizb- üt Tahrir’den tehdit: ‘Hilafet bayrağını İstanbul’a dikeceğiz’

ADANA, (DHA)

İSTANBUL’da 2 Eylül’de Fatih Camii’nde yapılan hilafet yanlısı yasa dışı Hizb- üt Tahrir örgütü üyelerinin eylemin ardından polis zanlıları aramayı sürdürürken, gazetelere kimliği belirsiz kuryeyle gönderilen Yılmaz Çelik imzalı yazıda, “Bir dahaki gelişimiz hilafet bayrağını İstanbul’a dikmek için olacaktır'' tehditinde bulunuldu.
Hizb- üt Tahrir adlı yasa dışı örgütün gazetelere gönderdiği yazılı açıklamada, İstanbul’daki eylem sonrasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kendi partileri iktidarda olmaları durumunda bu görüntülerin Fatih Camii’nde yaşanmayacağını belirttiğine dikkat çekilerek şöyle denildi:

“Fatih Camii’nde yaptığımız çağrının, laikliği şiar edinmiş demokratik siyasi partilerin ve diğer laik kesimlerin kalplerine derin bir korku saldığı bu açıklamalardan da anlaşılmaktadır. CHP nezdinde tüm demokratik partilere ve tüm laik kesimlere sesleniyoruz. 84 yıldır siyasi arenada baş gösteren demokratik laik partilerin Türkiye’yi ve bu topraklarda yaşayan Müslümanları getirdiği nokta ortadadır.'' Artık demokrasi ve laikliğin can çekiştiğinin savunulduğu yazıda, “Adı ister AKP, ister CHP olsun, hiçbiri Hizb- üt Tahrir’in ve onun bayraktarlığını yaptığı hilafet fikrinin yükselişini asla durduramayacaktır. Dün bizler, Hizb- üt Tahrir olarak Fatih Camii’ne ümmete bir nidada bulunmak için geldik, Allah’ın izniyle bir dahaki gelişimiz hilafet bayrağını İstanbul’a dikmek için olacaktır'' denildi.
     
SİTEYE SAVCILIK KARARIYLA ENGELLEME
Öte yandan, yasa dışı Hizb- üt Tahrir örgütünün web sayfası da engellendi. Örgütün yazılı açıklamasında adresi verilen İnternet sitesi açılmak istendiğinde, ziyaretçilere, ‘... sitesi savcılık kararıyla engellenmiştir’ mesajı görüldü. Milliyet

Polis engellemeliydi 

Başbakan Erdoğan, Ambrosetti Forumu’ndaki konuşmasında, ‘Bütün dinlerde fanatizm vardır. Bunların hepsini yobazlık sayarız’ dedi. Erdoğan, Türkiye’ye dönerken uçakta, geçen cuma namazından sonra Hizb-ut Tahrir’in düzenlediği gösteri için ‘Polis müdahale etmeliydi’ diye konuştu.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, önceki gün Cuma namazından sonra Hizb-ut Tahrir üyelerinin düzenlediği gösteriye polisin müdahale etmesi gerektiğini söyledi. İtalya’dan dönüşte uçakta gazetecilerin olaya ilişkin sorularını yanıtlayan Erdoğan, gösteriyle ilgili İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve İçişleri Bakanı Cemil Çiçek’e gerekli talimatları verdiğini bildirdi. Hürriyet

Hilafet eylemini polis nasıl görmedi anlayamadım 
 
Kerem PULGAT, DHA

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, İstanbul’da cuma namazı sonrası hilafet yanlısı eylemi ve müdahalede bulunmayan polisi eleştirdi.

Partisinin bölge toplantısı için Konya’ya gelen Ağar, gazetecilerin soruları üzerine, bu kadar çok sayıdaki insanın gazete ve televizyonlara haber verip bildiri okumasına rağmen yetkililerin haberinin olmamasını tebessümle karşıladığını belirtti. Ağar, ‘Bunlar kimin adına ne için yapılıyor? Bu insanların eylemini herkes görüyor, ancak görmesi gerekenler nasıl göremiyor, bunu da anlayabilmiş değilim’ diye konuştu. Hürriyet

Hizb- üt Tahrir'den tehdit yazısı

İstanbul'da 2 Eylül'de Fatih Camii'nde yapılan hilafet yanlısı yasa dışı Hizb- üt Tahrir örgütü üyelerinin eylemin ardından polis zanlıları aramayı sürdürürken, gazetelere kimliği belirsiz kuryeyle gönderilen Yılmaz Çelik imzalı yazıda, "Bir dahaki gelişimiz hilafet bayrağını İstanbul'a dikmek için olacaktır" tehditinde bulunuldu
 
05.09.2005

Hizb- üt Tahrir adlı yasa dışı örgütün gazetelere gönderdiği yazılı açıklamada, İstanbul'daki eylem sonrasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kendi partileri iktidarda olmaları durumunda bu görüntülerin Fatih Camii'nde yaşanmayacağını belirttiğine dikkat çekilerek şöyle denildi: "Fatih Camii'nde yaptığımız çağrının, laikliği şiar edinmiş demokratik siyasi partilerin ve diğer laik kesimlerin kalplerine derin bir korku saldığı bu açıklamalardan da anlaşılmaktadır. CHP nezdinde tüm demokratik partilere ve tüm laik kesimlere sesleniyoruz. 84 yıldır siyasi arenada baş gösteren demokratik laik partilerin Türkiye'yi ve bu topraklarda yaşayan Müslümanları getirdiği nokta ortadadır."
Artık demokrasi ve laikliğin can çekiştiğinin savunulduğu yazıda, "Adı ister AKP, ister CHP olsun, hiçbiri Hizb- üt Tahrir'in ve onun bayraktarlığını yaptığı hilafet fikrinin yükselişini asla durduramayacaktır. Dün bizler, Hizb- üt Tahrir olarak Fatih Camii'ne ümmete bir nidada bulunmak için geldik, Allah'ın izniyle bir dahaki gelişimiz hilafet bayrağını İstanbul'a dikmek için olacaktır" denildi.

SİTEYE SAVCILIK KARARIYLA ENGELLEME
Öte yandan, yasa dışı Hizb- üt Tahrir örgütünün web sayfası da engellendi. Örgütün yazılı açıklamasında adresi verilen İnternet sitesi açılmak istendiğinde, ziyaretçilere, "... sitesi savcılık kararıyla engellenmiştir' mesajı görüldü. Haber: DHA - Vatan

Polis, Hizb-ut Tahrir’in oyununa gelmedi

Fatih Camii avlusunda cuma namazı çıkışında ‘Hizb-ut Tahrir’ üyelerinin düzenlediği gösteri, gözleri gruba müdahale etmeyen polise çevirdi.

28 Şubat sürecinde yaşanan gösterileri hatırlatan ve birilerinin haber-kupür dosyasını kabartan eylem Ankara’da büyük rahatsızlığa sebep oldu. Örgütün iç ve dış bağlantılarına yoğunlaşılması gerektiği noktada polisin gruba niçin müdahale etmediği üzerinden İçişleri Bakanlığı ve Emniyet hedef gösteriliyor.

Bütün basın kuruluşlarının haberdar edildiği gösteriden Emniyet’in bilgisinin olmaması düşünülemez. O nedenle burada bilinçli bir tercih söz konusu. Polis, savunmasında, Başbakan Erdoğan’ın ‘müdahale edilmeliydi’ dediği toplantıyı daha büyük provokasyonlara yol açmamak için izlemekle yetindiğini söylüyor. Bir emniyet yetkilisine göre avludaki gruba polis müdahale etseydi göstericiler camiye kaçacak ve daha büyük hadiseler yaşanacaktı.

Aynı yetkili, “Düşünebiliyor musunuz? ‘Polis postallarıyla ibadethaneye girdi’ diye büyük yaygaralar koparılacaktı. Ayrıca bu kişiler hakkında yasal işlem olaylardan hemen sonra yapıldı.” diyor. Cami avlusunda toplanan grubun kadın ve çocukları da kullandığını söyleyen yetkili, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde illegal bir gruba yapılan müdahalenin sonrasındaki eleştirilerin de polisin hafızasından silinmediğini hatırlatıyor ve ekliyor: “Ya müdahale edip eylemcilerin provokasyonuna gelecektik, ya da müdahale etmeyerek basının gazabını üzerimize çekecektik.”

İki ay önce İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu imzası ile yayınlanan gizli bir genelgede tüm güvenlik birimleri toplumsal olaylara müdahale sırasında provokasyonların yaşanabileceği konusunda uyarılmıştı. Polisin müdahalede temkinli tutumu Hizb-ut Tahrir’in, cami avlusunda düzenlediği gösteriyi basın açıklaması ile sınırlı bıraktı. Yine İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı bir başka genelgede de ‘Basın açıklamalarına, eğer grup kamu düzenini bozmuyorsa müdahale edilmesin. İllegal bir nokta varsa eylemciler hakkında savcılara suç duyurusunda bulunulsun’ şeklinde polise uyarısı var. Bu çerçeveden bakıldığında grubun yaptığı basın açıklamasının 2911 sayılı Gösteri ve Yürüyüş Kanunu’na muhalefet etmediğini belirten yetkililer, zaten Fatih cumhuriyet savcısı tarafından göstericiler hakkında TCK’nın 216. maddesinden ve Atatürk’e hakaretten dava açıldığını dile getirdi. Ayrıca Avrupa Birliği uyum yasalarıyla polisin toplumsal olaylara müdahalesi kısıtlandı.

Artık yasalarda ‘propaganda’ suç sayılmıyor. Yani birinin çıkıp ‘Türkiye’ye komünizm getirmek istiyorum’ demesi yasal sınırları aşmadığı gibi, ‘Ben hilafeti getirmek istiyorum’ demesi de aynı şekilde suç sayılmıyor.

Hizb-ut Tahrir’in söylemleriyle marjinalliği her halinden belli olan gösterisine takılmadan örgütün yeni dünya düzenindeki yeri gözlerden kaçırılmamalı. Bugüne kadar ‘Hizb-ut Tahrir’ grubunun ‘terör örgütü’ olup olmadığı tartışıldı. Örgütle ilgili davalarda Terörle Mücadele Kanunu’nun 4928 sayılı yasayla değiştirilen 1. maddesinde tarifi yapılan ‘terör örgütü’ tanımlamasına ideolojik ve örgütsel boyutuyla uyduğu, ancak cebir ve şiddet boyutuyla uymadığı kanaati oluştuğu kaydediliyor.

Örgüt ABD’nin de gündeminde

Bugüne kadar Yargıtay’ın ‘Hizb-ut Tahrir’ örgütü ile ilgili iki ayrı kararı bulunuyor. 2000 yılındaki kararında bu grubun ‘terör örgütü’ olmadığı belirtilirken, 2004 yılında Adana’da görünen dava dosyasında ise Yargıtay grubu ‘terör örgütü’ olarak tanımlıyor. Gerekçesinde ise örgütün anayasal düzeni yıkmayı planladığı öngörülüyor. Ancak bugüne kadar polisin yaptığı operasyonlarda örgütün terör eylemlerine karıştığına dair bir delil elde edilebilmiş değil. Yargıtay’ın Emniyet Genel Müdürlüğü’ne konu ile ilgili yaptığı başvuruda Hizb-ut Tahrir’in terör örgütü olup olmadığı soruluyor. Emniyet de grubun cebir ve şiddete bugüne kadar bulaşmadığı için ‘terör örgütü’ olamayacağı kanaatini iletiyor. İşte bu aşamada ‘Hizb-ut Tahrir’i Türkiye’nin gündemine kimler sokuyor? Bir taraftan dünya El Kaide ile mücadele ederken din adına hilafet kavramını kimler ısıtıyor?’ soruları akla geliyor. Unutmamalıyız ki ‘Hizb-ut Tahrir’ bizim gündemimize yeni girmiş olsa da ABD’de birçok ‘think tank’ kuruluşunun üzerinde çalışmalar yürüttüğü bir örgüt. Nixon Center ve Heritage Vakfı örgüt hakkında oldukça kapsamlı iki ayrı rapor yayınladı. Türkiye’den bazı uzmanların da katıldığı ABD’deki çalışmalar 2003 yılında yoğunlaştı. Ortadoğu kökenli örgütün yayıldığı alan ise Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Sovyet rejiminin yıkılmasıyla Orta Asya’da oluşan boşluk ‘Hizb-ut Tahrir’ gibi aşırı radikal örgütler tarafından dolduruluyor. Dünyanın yeni enerji koridoru üzerinde konuşlanan örgütün yapacağı eylemler bölge ülkelerinin istikrarını hedef alıyor. ABD, nasıl ki El Kaide eylemlerini Afganistan ve Irak’a müdahalesinde meşruiyet aracı olarak kullandıysa Hizb-ut Tahrir de Orta Asya’yı Rusya’nın müdahalesine açık hale getiriyor. Bugüne kadar silahlı eylemlerden uzak duran ‘Hizb-ut Tahrir’ örgütü ile ilgili bir Rus terör uzmanı bakın ne diyor: ABD için El Kaide ne ise Hizb-ut Tahrir de bizim için o anlama geliyor.

Bir hatırlatma daha; Hizb-ut Tahrir’in bugüne kadar Türkiye’deki eylemleri cami çıkışlarında bildiri dağıtıp basın açıklaması yapmaktan ibaretti. Ancak 17 Aralık’ta AB ile Türkiye arasında 3 Ekim müzakere tarihinin alınmasının ardından örgütün söyleminde ciddi değişiklikler gözleniyor. Cami avlularında dağıttığı bildirilerde Hizb-ut Tahrir, hükümeti ve Başbakan’ı ağır bir dille eleştirerek ‘ulusalcı’ söyleme benzer refleksler verdi. Terör örgütü olup olmadığı halen tartışılan bu oluşumun önümüzdeki süreçte dünyanın ve Türkiye’nin gündemini nasıl meşgul edeceğini hep birlikte göreceğiz. 05.09.2005 ERCAN GÜN / Zaman

Hilafeti Savunmak Hangi Yasaya Göre Suçtur?!

Pazartesi, Eylül 05, 2005  

Cuma namazı sonrasında CHP ve medyanın teşvikiyle gözaltı kampanyası hızlı başladı. Cezalandırma süreci için medya - polis ikilisini hızla harekete geçen savcı ve hakimler izlemeye başladı
Hizbut Tahrir tarafından 2 Eylül’de Fatih Camiinde Cuma namazı sonrasında yapılan basın açıklaması ile yeni bir irtica kampanyası daha açılmış oldu. Polisin Fatih camiinde “Hilafet Devleti” talebi ile Hizbut Tahrir tarafından organize edilen basın açıklamasına coplu - biber gazlı veya göz altılı müdahalede bulunmaması tv ve gazetelerde Ak Parti hükümetinin “şeriatçı kalkışmalara” prim vermesi şeklinde manşet haber olarak yer aldı. Polis, cami avlusundaki göstericilere hangi gerekçe ile ve nasıl müdahale etmeliydi ki bürokratik oligarşi ve sözcüleri mutmain olurdu?

“Hilafeti veya hilafet devletini talep etmek, bu talepten kamuoyunu haberdar etmek neden ve nasıl suç oluyor?” sorularının cevabı hiç aranmaksızın bir oldu bitti ile linç kampanyasını başarı ile tamamlanmak isteniyor.Basın açıklaması ile sınırlı, herhangi bir insana veya mala karşı cebir veya şiddet uygulamayan bir etkinlik Türkiye’de yürürlükteki kanunlar çerçevesinde dahi suç olarak tanımlanmamışken, üstelik propagandanın suç olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına rağmen bu “vurun kahpeye” kampanyası ile hedeflenen kısa ve orta vadeli kazanımlar nedir acaba? Bir tarafta “bölücü terör” diğer tarafta “dinci terör” psikolojik harekatı, oluşturulacak hava ile “terörle mücadele konsepti”nde askeri cenahın haklılığını bir kez daha ikrar ettirmeyi hedefliyor.

Gözaltı kampanyası hızlı başladı. Cezalandırma süreci için medya-polis ikilisini hızla harekete geçen savcı ve hakimler izlemeye başladı.

“Siyaset ve düşünce suç olmasın” diye bir dönemler kampanya yürütenlerin bu konudaki tutumları ne olacak? Haksöz-Haber

Hizbu't-Tahrir İngiliz üniversitesinde
Fatih Camii'ndeki gösterisiyle gündeme gelen Hizbu't-Tahrir'in, İngiliz üniversitelerinde faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürdüğü ortaya çıktı. İngiliz hükümeti önlem peşinde.
05 Eylül 2005 00:01
 
İngiliz The Independent gazetesi, radikal dinci Hizb-ut Tahrir örgütünün İngiliz üniversitelerindeki 'zayıf' Müslüman öğrencileri saflarına katmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Gazetenin bugünkü sayısında, Başbakan Tony Blair'in de yasaklamayı istediği ve İngiliz Öğrenci Birliği'nce kampüslere girişi yasaklanan Hizb-ut Tahrir örgütünün, başka isimlerle çok sayıda üniversiteye sızdığı belirtildi.

Gazetenin haberine göre, Müslüman Öğrenciler Federasyonu yetkilileri, yeni akademik yılın geçen ay sonu başladığını hatırlatarak, radikal dinci örgütün 'zayıf' Müslüman öğrencileri hedeflediğini kaydettiler.

Federasyonun sözcüsü , Müslüman öğrencilerin bu örgüte katılımlarının engellenmesi ve bu gençlerin kurtarılması gerektiğini söyledi.

Hizb-ut Tahrir ve El Muhacirin örgütlerinin geçtiğimiz temmuz ayında Londra'da girişilen bombalı terör eylemleriyle bağlantıları olduğu düşünülüyor.

Londra'da terör

İngiltere'nin başkenti Londra'da, 7 temmuzda üç metro istasyonu ile bir otobüse düzenlenen bombalı saldırılarda 52 kişi öldü, 700'den fazla kişi de yaralandı. Saldırıları El Kaide'ye bağlı Ebu Hafs El Mısri Tugayları üstlendi.

Londralılar ilk saldırının şokunu atlatmaya çalılşırken, 21 temmuzda ikinci saldırıya maruz kaldı. İlk saldırının ikizi olarak tabir edilen ikinci saldırıda bombacılar başarılı olamadı. Dört bombadan sadece biri patladı, bir kişi hafif yaralandı. Bu saldırıları da aynı örgüt üstlendi. (cnnturk)

Telafer’de operasyon: En az 72 ölü 
Can HASASU/KERKÜK, (DHA)

Irak’ın kuzeyinde Sünniler ve Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Telafer'de ABD ordusu ve Irak Ulusal Muhafızları'nın 4 gündür sürdürdüğü ortak operasyonunda en az 72 kişinin öldüğü bildirildi. Gece hava saldırılarıyla da desteklen operasyon nedeniyle Telafer'de yaşayanların yarısından çoğunun kenti terkettiği belirtiliyor.  

Türkmen Milliyetçi Hareketi Dış İlişkiler Sorumlusu Turhan Ketene, olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada, operasyonun 4 gündür sürdüğünü ve en az 72 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Yetkililerin arama-tarama operasyonu yürütüldüğünü söylediğini belirten Ketene, kentteki 9 mahalleden bazılarının tel örgülerle çevrildiğini ve boşaltıldığını kaydetti.

BAZI MAHALLELERDE ÇATIŞMA YAŞANIYOR

Halkın yüzde 70’inin kenti terk ettiğini dile getiren Ketene, "Hem havadan bombardıman, hem de aramalar var. Operasyon Sünnilerin ağırlıkta olduğu bölgelerde yoğunlaşıyor. 35’e yakın ev havadan bombalanmış. Evleri basıyorlar. Bazı mahallelerde zaman zaman küçük çaplı çatışmalar da yaşanıyor" dedi. Kenti terkedenlerin başta Musul olmak üzere civardaki kent ve kasabalara sığındığı belirtiliyor. (DHA)

Katrina Washington'a ilerliyor

Amerika için adeta bir ulusal utanca dönüşen Katrina Kasırgası, New Orleans'tan sonra Washington'ı da vurmaya hazırlanıyor. ABD'nin acizliğini belgeleyen Katrina, şimdiden Bush'u sarsmaya başladı. Amerika, dün AB ve NATO'dan acil yardım istedi.


Doğal bir felaket olmanın ötesine geçip adeta Amerika'nın toplumsal bir afeti haline gelen Katrina Kasırgası, George Bush yönetimini şimdiden sarsmaya başladı. New Orleans, Louisiana, Mississippi ve Alabama'yı vuran Katrina, Amerika'daki toplumsal dengesizlikleri, sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel uçurum, ayrımcılık ve haksızlıkları bütün çıplaklığıyla ortaya çıkardı. Devletin acizliğini ve ayrımcılığını gözler önüne seren Katrina fiyaskosu, Bush yönetimini eleştirilerin odak noktası haline getirdi. Katrina, ABD'nin muhalif sesini Irak Savaşı'nın yapamadığı ölçüde güçlendirmeye aday görünüyor.

Son kamuoyu yoklamaları, Bush yönetimine olan kamuoyu desteğini büyük ölçüde düştüğünü gösteriyor. Katrina kasırgası, Başkan George W. Bush'un kriz yönetimi yeteneğini ölçmede bir kıstas olarak değerlendiriliyor.

Katrina Bush'u sarsacak

'American Enterprise Institute' adlı think tank kuruluşu siyasi analizcilerinden Norman Ornstein, "Hiç şüphesiz George Bush bundan büyük bir zarar görecektir. George Bush tabandan sağlam bir destek alıyor. Ancak Katrina felaketi sonrasında gösterdiği performansın tabanını da etkileyip etkilemeyeceğini göreceğiz'' dedi. Kasırga sonrasında mağdurlara yardımda yavaş kaldığı şeklinde eleştirilen Bush, geç kalsa da bölgeye gitmekle kalmayıp, halkı her şeyin hükümetin kontrolünde olduğuna inandırmak için sık sık açıklama yaptı. Önceki gün haftalık radyo konuşmasını Beyaz Saray'dan canlı olarak gerçekleştiren Bush, bölgede yardım amacıyla çalışanları överek, 7 binden fazla ek askerin de bölgeye gönderildiğini söyledi. 'American Enterprise Institute' adlı think tank kuruluşu analizcilerinden Karlyn Bowman da, "11 eylülden sonra insanlar Bush'un yaptıklarını doğru buldular. Bu kez öyle görünmüyor. Bush ile ilgili görüşler ya tamamen desteklemek ya da tamamen karşı olmak şeklinde ikiye bölünmüş durumda. Bu yüzden Katrina sonrasında halkın gözünde Bush ile ilgili büyük bir değişim olacağını zannetmiyorum'' şeklinde konuştu.

Afganistan, ABD'ye yardım teklif etti

Afganistan hükümeti, Katrina kasırgasından etkilenenlere yardım amacıyla ABD'ye 100 bin dolar yardım teklifinde bulundu. Afganistan'daki ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada, Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin ABD Büyükelçisi Ronald Neumann'a bir mektup göndererek yardım teklif ettiği belirtildi.

Kuveyt'ten 500 milyon dolarlık petrol

Kuveyt, Katrina kasırgasının vurduğu ABD'ye 500 milyon dolarlık petrol ürünü göndermeyi önerdi. Kuveyt Enerji Bakanı Şeyh Ahmed Fahd El Ahmed El Sabah, "Bu insanlık trajedisinin yaralarının sarılması için dostlarımızın yanında olmanın görevimiz olduğunu hissediyoruz'' dedi. Öte yandan Kasırga felaketinin yol açtığı yaraların sarılması için ABD'de başlatılan yardım kampanyasında toplanan bağışların miktarının 350 milyon dolara yaklaştığı bildirildi. WASHINGTON YeniŞafak

Açlıktan kıvranan Bangladeş, ABD'ye 1 milyon dolar yardım edecek

Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Bangladeş, Katrina kasırgasının vurduğu ABD'ye 1 milyon dolar yardım yapacağını açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zahirül Hak, Başbakan Halide Ziya'nın yardımı, ''kurbanlar için Bangladeş'ten iyi niyet göstergesi'' olarak nitelendirdiğini söyledi.
Hak, ülkesinin ABD'ye felaket uzmanı ve kurtarma ekibi gönderme teklifinde de bulunduğunu söyledi.
Bağışın muhtemelen Washington'daki Bangladeş Büyükelçiliği kanalıyla verilmesinin planlandığı belirtildi.
140 milyonluk nüfusuyla yoksul bir ülke olan Bangladeş'i, sık sık kasırga ve seller vuruyor.

Ürdün Kralı Abdullah: Kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bir Filistin Devleti olmalı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ankara'ya günübirlik çalışma ziyaretinde bulunan Ürdün Kralı Abdullah ile başta Irak'taki gelişmeler, İsrail - Filistin uyuşmazlığı ve Orta Doğu'da barış arayışları olmak üzere bölgesel ve her iki ülkeyi ilgilendiren uluslararası konularda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi. Ürdün Kralı Abdullah Bin El-Hüseyin ise, kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bir Filistin devleti olması gerektiğini belirterek, "İsrail - Filistin sorununun yol haritası çerçevesinde kapsamlı, kalıcı ve gerçek bir barışı oluşturacak şekilde giderilmesi önemli olacaktır" dedi.
Cumhurbaşkanı Sezer, Ürdün Kralı Abdullah'ı Türkiye'de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Majestelerinin 1 yıllık bir sürenin ardından ülkemize gerçekleştirdiği bu ziyaret, Türkiye ile Ürdün arasında ortak kültür ve tarihe dayanan güçlü iş birliği ve yakın ilişkilerin bir göstergesini oluşturmaktadır" dedi. Görüşmelerde Türkiye - Ürdün ikili ilişkilerini ele aldıklarının altını çizen Sezer, varolan güçlü iş birliğinin daha da ilerletilmesi için önümüzdeki dönemde atılabilecek adımları değerlendirdiklerini kaydetti. Cumhurbaşkanı Sezer, iki ülke arasında özellikle ekonomi ve ticaret alanında, bölgesel refaha da katkıları olacak önemli bir gelişme potansiyeli bulunduğuna vurgu yaptı. Sezer, görüşmelerde ayrıca, başta Irak'taki gelişmeler, İsrail - Filistin uyuşmazlığı ve Orta Doğu'da barış arayışları olmak üzere bölgesel ve her iki ülkeyi ilgilendiren uluslararası konularda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi. Kral Abdullah'ın bu ziyaretinin bölgede yaşanan duyarlı gelişmeler çerçevesinde özel bir önem taşıdığına dikkat çeken Sezer, Orta Doğu'da Türkiye ve Ürdün arasında diğer ülkeler için örnek bir nitelik taşıyan iş birliğinin, bölgedeki ulusların barış, istikrar ve ortak geleceğine önemli katkılar sağlayacağını belirtti.
Ürdün Kralı Abdullah ise, Türkiye ile Ürdün arasındaki ilişkilerin bugüne kadar olmadığı sıcak geliştiğini söyledi. İçinde bulunulan kritik dönemde Orta Doğu barış sürecindeki gelişmelerin gelecek açısından önem arzettiğini dile getiren Kral Abdullah, "Bu çerçevede kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bir Filistin devleti olmalıdır. İsrail-Filistin sorununun yol haritası çerçevesinde kapsamlı, kalıcı ve gerçem bir barışı oluşturacak şekilde giderilmesi önemli olacaktır" diye konuştu.
Sezer ile Irak konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını ifade eden Kral Abdullah, Irak'taki sürece bütün tarafların katılımının çok önemli olduğunu kaydetti. Demokratik ve barışçıl süreç içinde tüm Iraklıları desteklediklerini belirten Kral Abdullah, komşu ve bölge ülkelerin de özgür, barış ve güven içinde yaşayan Irak için desteğini esirgemeden sürdüreceğini vurguladı. Ürdün Kralı ayrıca, terörizm konusunun da görüşmede gündeme geldiğini anlattı. Her türlü terör eylemimini kesinlikle ve şiddetle reddettiklerini açıklayan Kral Abdullah, bu konuda ortak anlayışın devam ettiğini söyledi. Ürdün Kralı, İslam'ın temel değerleri olan barış, hoşgörü içinde birlikte yaşama değerlerinin geliştirilmesinin de altını çizdiklerini sözlerine ekledi.

İsrail, Batı Şeria'daki Ariel yerleşim birimine 3 bin yeni konut inşa edileceğini açıkladı

Gazze Şeridi'ndeki 21 yerleşimin tamamını, Batı Şeria'daki 120 yerleşimden, Filistin kentleri Cenin ve Tulkarim yakınlarındaki 4'ünü boşaltan İsrail, Batı Şeria'daki yerleşimleri genişletiyor.
İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Ze'ev Boim, Batı Şeria'daki Ariel yerleşim birimine yaptığı gezide, burada 3 bin yeni konut inşa edileceğini açıkladı. İnşaatla ilgili projenin Savunma Bakanı Şaul Mofaz tarafından onaylandığı, Başbakan Ariel Şaron'un da projenin önündeki bürokratik engellerin kaldırılmasını çabuklaştırdığı belirtiliyor.
Ariel'in nüfusunun ise projenin gerçekleşmesiyle birlikte iki katına tırmanacağı ve halen 18 bin dolayında olan yerleşimin nüfusunun, birkaç yıl içinde 30 bine çıkacağı ifade ediliyor.
Proje ile ilgili olarak Yedioth Ahronoth Gazetesi'nin internet sitesine bir açıklama yapan Boim, Yahudi yerleşimlerinin güçlendirilip teşvik edileceğini ve gerekli güvenlik düzenlemelerine kavuşturulacağını da söyledi. Boim, "Gazze'den geri çekilmenin ardından, Judea ve Samarya'daki (Batı Şeria) yerleşimlerden de çekileceğimizi düşünenlere diyorum ki, bu bizim kitabımızda yazmaz" diye konuştu.
Ariel'de her yıl yaklaşık 300 yeni konutun yapımının planlandığı ve projenin 10 yıl süreceği kaydediliyor.
Bu arada Şaron'un bürosundan yapılan açıklamada, Boim'in, Ariel'de 3 bin yeni konut inşa edileceği yolundaki açıklaması yalanlandı.
Şaron'un bir sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, "Başbakanlık bürosu ve Savunma Bakanlığı'nın Ariel'de 3 bin yeni konutun inşa edilmesini onayladığı iddiası konusunda herhangi bir bilgisi yoktur ve bu rakamın nereden çıktığını bilmiyoruz" denildi.
Öte yandan, Filistin müzakere heyetinin başkanı Saib Erakat, İsrail'in Batı Şeria'nın kuzeyinde 3 bin yeni konut inşa edeceğini açıklamasının, bir Filistin devleti kurulması projesine zarar vereceğini söyledi.
Erakat, "Bu bir Filistin devleti kurulması ve iki devletli çözüm projesine zarar veren korkunç bir açıklama" diye konuştu.

İsrail, Dubai'de Diplomatik Büro Açtı
 
Pazartesi, Eylül 05, 2005  

İsrail'in, Dubai'de gizlice alt seviyede bir diplomatik ofis açtığı bildirildi. Bir kaç gün evvel Türkiye aracılığıyla Pakistan ile görüşmeler başlatan Siyonist devlet, şimdi de Dubai'ye yaklaştı...
Gazze'den geri çekilme ile dünya kamuoyunda barşçıl bir devlet resmi çizen Siyonist İsrail, bunu en iyi şekilde değerlendirmek için elinden geleni yapıyor. Bir kaç gün evvel Türkiye aracılığıyla Pakistan ile görüşmeler başlatan Siyonist devlet, şimdi de Dubai'ye yaklaştı. İsrail'in, Dubai'de gizlice alt seviyede bir diplomatik ofis açtığı bildirildi. İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom, Yediot Ahronot gazetesinde çıkan haberi yalanlamadı. Adının açıklanmasını istemeyen bir İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise şu anda Dubai'de 2-3 İsrailli görevlinin bulunduğu söyledi, ancak güvenlik gerekçesiyle büro hakkında ayrıntı vermedi.

Şaron ile Abbas, ay sonuna doğru bir araya gelecek

İsrail Başbakanı Ariel Şaron ile Filistin lideri Mahmud Abbas'ın, ay sonuna doğru bir araya gelmeleri bekleniyor. İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesi, Şaron ile Abbas'ın, 14-16 Eylül'de New York'ta yapılacak BM zirvesinin ardından görüşmeyi planladıklarını yazdı.

Pakistan Dışişleri Bakanı İsraille yakınlaşmayı savundu

Bu arada, Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşid Mahmud Kasuri, ülkesinin İsrail'le yakınlaşmasını savundu.
Kasuri, gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması konusundaki tutumumuzda bir değişiklik yok. Pakistan halkının bunu anlayacağını umuyorum'' dedi.

Bunun Pakistan'a diplomatik manevra alanı sağlayacağını belirten Kasuri, böyle bir adım atıldığında her zaman bazılarının rahatsız olduğunu hatırlattı. Aksa-Haber

Hollanda'daki kiliseler, radikal İslamcılarla mücadele programı hazırlayacak

Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki 3 kilisenin, ülkenin Başbakanı Jan Peter Balkenende'ye "aşırı İslamcılıkla" nasıl mücadele edileceğini gösteren bir program sunacağı bildirildi.
Hükümetten yapılan açıklamaya göre, program, kiliseler tarafından inançlı insanlar arasındaki aşırıcıları tespit etmek, bu kişilere karşı koymak için nasıl hareket edileceğini göstermek ve hükümetle bu konuda işbirliği içinde olduklarını belirtmek için hazırlandı. Söz konusu kiliselerin, göçmen nüfusun yoğunlukta olduğu Baarsjes semtinde bulunduğu belirtildi.
Programın, Hollandalı film yapımcısı Theo van Gogh'un, İslamiyete ağır hakaretler içeren bir film yayınlaması üzerine bir Müslüman tarafından öldürülmesinin ardından kiliselerle Amsterdam yönetimi arasında yapılan bir anlaşmanın sonucu olduğu ifade edildi.

İşte Amerika: Zenciler ceset yemeye başladı!

 Katrina kasırgası Amerika'yı yıktı geçti. Geriye ABD'nin öteki yüzü kaldı. New Orleans'ta şehri terkedemeyen yoksul siyahlar açlıktan artık ceset yemeye başladı.
ABD'yi vuran Katrina felaketinde özellikle New Orleans'ta kurbanların ezici coğunluğunun siyah olduğunu
hatırlatan önde gelen siyah politikacı ve sanatçılar, geciken yardım çabalarından dolayı suçladıkları Başkan George Bush'u, ''siyahlara karşı duyarsız kalmakla'' eleştirdi.

Ünlü siyah rahip, politikacı ve insan hakları savunucusu Jesse Jackson, Bush'u ''duyarsızlık, şefkatsizlik ve ehliyetsizlikle'' suçladı.

Kasırga kurbanı Louisiana eyaletinin başkenti Baton Rouge'da konuşan Jackson, New Orleans'ta yardım ve tahliye çabalarının yetersiz kalmasında, kurbanların ''siyah ve fakir'' olmasının rol oynadığını savunarak, ''Bu ülkede, fakir insanların ve siyahların acılarına karşı tarihi bir kayıtsızlık var'' dedi.

NBC televizyonunca canlı yayımlanan Katrina kurbanlarına yardım konserine katılan ünlü rap şarkıcısı Kanye West de, ''Siyahlar, GeorgeBush'un umurunda değil. Bu ülke, fakirlere, siyahlara mümkün olduğunca yavaş yardım etmek üzere kurulmuş bir yer'' diye konuştu.

Siyah hakları savunucusu Randall Robinson da, New Orleans'taki kasırga kurbanı siyahların, yaşamlarını sürdürebilmek için ''cesetleri yemeye başladığı'' yönünde haberler geldiğini söyledi.

Amerikan Kongresi senatörlerinden David Vitter, sadece Louisiana eyaletinde Katrina tayfunu nedeniyle can verenlerin 10 bini bulabileceğini söyledi. Tayfunda en çok etkilenen New Orleans kentine, yağma olaylarına karşı, ulusal muhafızlar ve askeri yardım konvoyları ulaştı.

Robinson, The Huffington Post adlı yerel gazetede çıkan yazısında,''Kasırgadan günler sonra New Orleans'taki binlerce siyah, köpekler gibi ölüyor. Kimse onlara yardıma gelmedi'' ifadesini kullandı. ABD'nin siyah Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ise, yardımların gecikmesinde ırkçılık iddialarını reddederek, ''Amerikalıların, kime yardım edip etmeyeceklerine deri rengine göre karar verdiğine inanmıyorum'' dedi.  Habervakti

'Hayaletler şehri New Orleans'

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Katrina kasırgası ve yankıları, Avrupa gazetelerince bugün de geniş şekilde işlenmiş.

Independent, manşetinde, kasırganın adeta yerle bir ettiği New Orleans için, 'Hayaletler Şehri' demiş. Gazete başyazısında ise "Amerika, bazı ciddi soruları sormaya başlıyor" ifadesini kullanmış.

"New Orleans'ta acı çekenler ve ölenlerin büyük çoğunluğu, fakirler ve siyahlardı. New Orleans'taki siyahların üçte birinin, yoksulluk sınırının altında yaşadığını biliyoruz. Bazı önde gelen Amerikalı siyah politikacılar da, bunun, yardım operasyonunun çok yavaş ilerlemesinin nedeni olduğunu söylüyor.

New Orleans'taki felaket, siyahların ülke çapındaki sosyal koşulları hakkında daha fazla kaygıya yol açtı. Geçtiğimiz haftanın dehçet verici sahneleri sonrası, Amerika'da daha önce görülmedik ölçüde fazla ses, değişim istemeye başladı."

Guardian da manşetinde New Orleans için "Boş, yıkılmış ve çaresiz" demiş. Gazetenin yazarlarından Gary Younge'ın yazısının başlığı ise "Yüzmeye ya da yavaş yavaş ölmeye zorlananlar". Younge'a göre, New Orleans'taki trajik olaylar, Amerika'nın bağnazlığını ve fırsat eşitliği yalanını açığa çıkardı.

"New Orleans'ta yaşayanların üçte ikisi, Afrika asıllı Amerikalılar. Onların da dörtte biri yoksulluk sınırının altında. Katrina kasırgası sonrası, Meksika Körfezi kıyısındaki olaylar, Amerika Birleşik Devletleri'nde, ırk konusunda gösterge niteliğinde. Zira New Orleans'ın büyük çoğunlukla siyah nüfusu, geniş bir kesim fakir beyazla, yüzmeye ya da yavaş yavaş ölmeye terk edildi."

Financial Times ise New Orleans'ı kastederek, 'Tecavüz, söylenti ve karşılıklı suçlama şehri' demiş. Gazetenin kentteki muhabirine konuşan bir polis, şunları söylemiş:

"Bize, cesetleri toplamamız yolunda bir emir verilmedi. Yüzüyorlarsa, aşağı itilmeleri söylendi. Zaten onları koyacak bir yer de yok."

Geçmişte Afganistan'da savaşan eski bir Amerikan askerinin, New Orleans'ta gördükleri sonrası Daily Telegaph'a yansıyan sözleri de, dikkat çekici:

"Afganistan'da asla böyle bir şey görmedim. Bunun Amerika olduğuna inananmıyorum." Bbc

Kasırga Allahın ABD'ye Cezası Mı?

05.09.2005 16:54
Amerika’yı vuran Katrina kasırgasının da "Allahın bir cezası" olarak yorumlanmasına Başbakan Erdoğan tepki gösterdi. İşte Erdoğan'ın tepkisi.... 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslam dünyasını yaşanan olumsuzluklar nedeniyle muhasebe yapmaya çağırdı.

Erdoğan, İstanbu’da bu yıl altıncısı düzenlenen Avrasya İslam Şurası’nın açılış toplantısına katıldı. Konuşmasına "Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla" sözleriyle başlayan Erdoğan, insanlığın günümüzde çok önemli sorunlarla uğraştığını ifade etti.

İslam ve terör kelimelerinin yan yana anılmasından büyük rahatsızlık duyduklarını ve bu konuda uluslararası toplantılarda mücadele verdiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, sorunun özeleştiri eksikliğinden kaynaklandığını vurguladı. Erdoğan, "Eğer islam dünyasında zulüm kol geziyorsa, eğer dünyanın bir yerlerinde Müslüman kelimesiyle terörist kelimesi aynı cümlede kullanılıyorsa, eğer herhangi birimizin ülkesinde, şehrinde, mahallesinde bir yetim aç ve açıkta kalıyor, bir insan fakirlikten ölüyorsa, kusura bakmayınız önce dönüp kendimize bakmamız, muhasebemizi yapmamız gerekiyor. Demek ki biz bu medeniyetin izin takip etme bu kimliği yeni nesillere aktarma konusunda gerekli çalışmaları yapmamışız" dedi.
     
KASIRGA YORUMUNA TEPKİ
"Bizim Allahımız rahmandır. Bunun yanında da rahimdir.
Ve şunu ben öğrendim. Rahman sıfatıyla rabbim tüm insanlığa merhametini gösterir" diyen Erdoğan, Amerika’yı vuran Katrina kasırgasının da "Allahın bir cezası" olarak yorumlanmasına tepki gösterdi. Erdoğan, "Irak’ta yaşanan izdiham olayında ölenler ve Amerika’da yaşanan felaket hiç bir zaman kalkıp ’rabbimiz onlara adeta şu veya bu şekildeki hareketleri sebebiyle onlara verdiği bir beladır’ şeklindeki yaklaşımlar, bir cehaletin, bir aczin, bir duygusallığın ifadesidir diye düşünüyorum. Özellikle bu konuda İslam şurasında dini liderlerimizin, din adamlarımızın bunun değerlendirmesini yapıp artık bunları bir yere oturtması gerekiyor" diye konuştu.

İSLAMİ TERÖR
Dünyanın çeşitli ülkelerinde, terörün İslam’ın önüne yerleştirilerek, "İslami terör, İslamcı terör veya müslüman terör" mantığı anlayışının yaygınlaştığını ifade eden Erdoğan, bu konuyla sık sık muhattap olduklarını belirtti.
Erdoğan, "Bilmiyorum siz ne kadar muhatap oluyorsunuz ama bizler gitiğimiz uluslararası toplantılarda hep bunun mücadelesini, hep bunun kavgasını veriyoruz. Ve bu hala bir yere oturtulamadı. Bu konuda özellikle şu andaki Avrasya’daki dini liderlerimiz, din adamlarımızı bir çalışmayı yapmak durumunda" dedi.
Avrupa Konseyinde yayınlanan deklarasyona İslam karşıtlığı noktasında bir hüküm koydurduklarını hatırlatan Erdoğan, Avrupa ülkelerinin "Antisemitizmi" bir insanlık suçu olarak kabul ettiklerini ve bunu kayıtlara geçirdiklerini ifade etti. Erdoğan, "İslam karşıtlığını da böyle algılamalarını sağladık ve sonuç bildirgesinde bu hüküm bu şekilde yerini aldı. Ancak, arkadan gelen olaylar, tekrar ne yazık ki bunu gündeme getirmiştir. Biz mücadelemizi sürdürüyoruz. Ama bu mücadelede dini çevrelerin, din adamlarımızın özellikle çok önemli görevi var. Buradaki duruşumuz çok önemli. Bu duruşu müslümanların dünyadaki konumunu da güçlü hale getirecektir" diye konuştu.
          

ŞURA İSLAM DÜNYASI İÇİN ÖNEMLİ
Avrasya şuralarının şimdiye kardar bir kopukluk içinde yapıldığını belirten Erdoğan, şuranın, "oturdular konuştular ve dağıldılar" şeklinde devam etmesi durumunda turistik seyahat ötesine geçemeyeceğinin altını çizdi.
Buradan çıkan neticelerin Avrasya coğrafyasında görülmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Bunu başarmadığımız sürece tarihe bunun hesabını veremeyiz" dedi.
İnsanlığın ortak geleceğini kurtarmak, evrensel değerler üzerinde dünyayı yeniden inşa etmenin nasıl mümkün olacağına ilişkin sorulara "eski cevapların" yetersiz kaldığını anlatan Erdoğan, "Artık eski cevaplar yeni sorunlar karşısında yetersiz kalmıştır. Ancak yaşadığımız dinamik değişimler dünyasında yeni soruların cevabını nerede bulacağımız da bellidir. Bu cevapları arayacağımız yer, yine medeniyet köklerimizdir. Asli kaynaklarımızdır. Aradığımız cevaplar tarihimizde Balkanların, Asyanın, Küçük Asyanın Ortadoğu’nun Afrika’nın tarihi tecrübesinde mevcuttur. Ancak bu kez yeni bir gözle bakmamız gerekiyor" diye kaydetti.
     
SEMAVİ DİNLERİN MESAJLARI ÖNEMLİ
Şuranın İstanbul’da yapılmasının kendileri açısından büyük anlam ifade ettiğini belirten Erdoğan, İstanbul’un çok farklı kültürlerin birarada bulunduğu bir kent olmasının önemine işaret etti.
"Tarih boyunca inanç sistemizden insani değerlerimiz uluştığı her yere barışı, farklılıkarı, , kardeşliği taşımıştır" diyen Başbakan Erdoğan, dünyanın bugün içinde bulunduğu sıkıntılı dönemin, başta İslam dini olmak üzere tüm semavi dinlerin evrensel özelliği üzerinde bir kez daha düşünmeyi zorunlu kıldığını belirtti.
İslam Medeniyetinin çok köklü olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, "Bu medeniyet herşeyden önce kuvvet yerine hakkı, çatışma yerine barışı, zulüm yerine adaleti, materyalizm yerine manevi değerleri, cehalet yerine ilim ve irfanı, ihtiras yerine vicdan ve ahlakı, menfaat yerine paylaşmayı ve ben yerine bizi yüceltmektedir" dedi.
Bugünün dünyasında kuvvet, ihtiras, menfaatperestlik ve çatışmanın geçer akçe haline geldiğini söyleyen Erdoğan, "İçinde yaşadığımız çağın hastalıklarını düşünelim. Çünkü ancak o zaman neden ilahi dinlerin evrensel mesajlarını hatırlamaya her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz çok daha iyi anlaşılacak. Ve görülecektir ki temel inanç ve medeniyet değerlerinden uzaklaştığı için insanlık bu hastalıklara düçar olmuştur" diye kaydetti.
     
GELENEK AKILLA YORUMLANMALI
İslam medeniyetinin camiyi, kiliseyi, ve havrayı bir arada tutan bir medeni anlayışa sahip olduğunu belirten Erdoğan, "Yaradılanı yaradan da ötürü seven bir medeniyetten geliyoruz. Şimdi bunlar eski güzel günlerde kalmış gibi gösteriliyor. Böyle de olabilir. Birileri çıkıp bütün bu değerleri gölgeleyecek, bütün bu güzel tarihe adeta leke sürecek ve bizi yaralayacak, kalbimizi karartacak eylemlerin hareketlerin içinde olabilir, olmuştur da. İnsanın olduğu her yerde sorun olacaktır. Bundan sonra da olcaktır. Bizler hepsinden ders almalıyız. Medeniyetimizin kadim değerlerine modern dünyanın şartları içinde yeniden canlılık, hayatiyet kazandırmak yükümlülüğümüz var" dedi.
Bugün İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu sorunların ancak "geleneğin" "aklın rehberliğinde" ve demokratik, özgürlükçü bir zeminde tecrübeyle, mücadaleyle çözülebileceğinin altını çizen Erdoğan, "Daha demokratik, daha özgürlükçü ve daha müreffeh, daha adil bir toplum arayışında medeniyetimizin kadim değerleri mutlaka yol gösterici olacaktır. Bu değerler, sadece İslam dünyası için değil, tüm insanlık için önem taşımaktadır" diye konuştu. Aktifhaber

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe
22 Zilkade 1429

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |