Anasayfa arrow Dünyada Dava arrow Tempo Dergisi Türkiye Vilayeti'ndeki Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü Yılmaz Çelik İle Çarpıcı Bir Röportaj Yaptı
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

89/22 Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Buhari Aişe (r.anha)'den şunu rivayet etmektedir: "(Hırsızın) eli, çeyrek dinar ve daha fazlası (değere sahip mallar) için kesilir. " (Buhari, K. Hudud, 6291)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Tempo Dergisi Türkiye Vilayeti'ndeki Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü Yılmaz Çelik İle Çarpıcı Bir Röportaj Yaptı Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
30 Ağustos 2005 Salı

Image
Türkiye Vilayeti'ndeki Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü Yılmaz Çelik
Liderliğini Filistinli Ata Abu Raşta'nın yaptığı radikal İslami örgüt Hizb-ut Tahrir, bir ay önce Türkiye'de resmi bir sözcülük açtığını ilan etti. Türk yargısının ve emniyetinin kendisiyle ilgili kanaatine rağmen, resmi sözcülük açarak çalışmalarına devam etme kararı alan örgütün bu görevi üstlenen üyesini TEMPO buldu. Bastırdığı kartta Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü - Türkiye Vilayeti unvanını kullanan Yılmaz Çelik, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Haber: Okan Konuralp
Fotoğraf: Bülent Ercan

El Kaide'nin Londra'da gerçekleştirdiği metro saldırılarının hemen sonrasında, bizzat Başbakan Tony Blair'in ağzından yeni terör yasası açıklandı. Yasanın en önemli maddeleri arasında, ülkede faaliyet gösteren radikal İslami örgütlerin yasaklaması da bulunuyor. Faaliyetlerinin yasaklanması kararı alınan örgütler arasında en dikkat çekici ve önemli olanı ise hiç şüphesiz Hizb-ut Tahrir.

İslami Kurtuluş Partisi anlamına gelen ve Şeyh Takiyüddin al-Nebhani tarafından 1953'te kurulan Hizb-ut Tahrir, bugün dünyada şiddete başvurmadan İslami bir rejim kurmayı amaçlayan en önemli radikal örgüt olarak kabul ediliyor. Radikal olarak kabul edilmesinin altında yatan gerekçe ise yöneticilerinin 'İslam Akidesi' olarak kabul ettikleri partinin ideolojisinden kaynaklanıyor. Çünkü, Hizb-ut Tahrir'in ideolojisinin en temel argümanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924'te kaldırılan hilafetin yeniden inşasıyla kurtulacağına inandıkları 'İslam Ümmeti' anlayışı. Bu anlayışla hareket eden ve hilafetin yeniden kurulmasını amaçlayan Hizb-ut Tahrir, cihadın Müslümanlar için kaçınılmazlığını kabul ediyor. Ancak, cihadı Raşid-i Hilafet Devleti'nin kuruluşu sonrasına bırakıyor.

Peki günümüzde liderliğini 63 yaşındaki Filistinli Ata Abu Raşta'nın yaptığı Hizb-ut Tahrir'i, radikal İslamcı örgütler arasına sokan ideolojisinin temel unsurları neler? Parti, ilk olarak 'Kültürlendirme' olarak tanımladığı yöntemle, Müslümanların İslami kültüre ulaştırılmasını amaç ediniyor. Kültürlendirme faaliyetiyle birlikte, ümmet olarak kabul ettikleri kitleyle kaynaşmanın sağlanacağına inanan parti, son olarak hilafetin ilanını amaçlıyor. Parti, hilafetin ilanına kadar geçen süredeyse, şiddete başvurmanın doğru olmadığını savunuyor.

Türkiye'nin Hizb-ut Tahrir'e yönelik bakışında da partinin 'hilafetin ilanı sonrasına bırakılmış cihat anlayışı' önem kazanıyor. Parti üyeleriyle ilgili davalarda emniyet teşkilatının, "Hizb-ut Tahrir örgütünün, Terörle Mücadele Kanunu'nun 4928 Sayılı Kanunla değiştirilen 1. maddesi kapsamında tarifi yapılan 'terör örgütü' tanımına ideolojik ve örgüt boyutları itibarıyla tipik olarak uyduğu ancak cebir ve şiddet boyutu itibarıyla uymadığı kanaatı hasıl olmuştur" değerlendirmesi dikkat çekiyor. Türkiye'de, Ürdünlü Osman Muhammed Mahmud tarafından Ercüment Özkan aracılığıyla örgütlenmeye başladığı 1962'den bu yana, Hizb-ut Tahrir'e yönelik operasyonlar aralıksız sürüyor. Ancak, radikal İslami örgüt olarak kabul edilen Hizb-ut Tahrir, bir ay önce Türkiye'de resmi bir sözcülük açtığını ilan ederek herkesi şaşırttı. Türk yargısının ve emniyetinin kendisiyle ilgili kanaatine rağmen, resmi sözcülük açarak çalışmalarına devam etme kararı alan örgütün bu görevi üstlenen üyesini Tempo buldu. Emniyet kayıtlarında, Hizb-ut Tahrir'in Türkiye lideri olarak adı geçen, bastırdığı kartta Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü - Türkiye Vilayeti unvanını kullanan Yılmaz Çelik, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

# Örgütle ne zaman tanıştınız?

Ben 1995 senesinde tanıştım Hizb-ut Tahrir'le. Lise mezunuyum, ancak 10 yıldır parti tarafından ciddi bir eğitimden geçirildim. Parti eğitimi aldım yani.

# Sizin için polis raporlarında, partinin sözde Türkiye lideri tanımlaması yapılıyor. Siz partinin Türkiye Lideri misiniz?

Onlar öyle tanımlıyorlar. Ancak ben resmi sözcüyüm. Ben Hizb-ut Tahrir'in Türkiye'deki resmi sözcüsüyüm.

# Resmiyetin parti disiplinindeki anlamı nedir?

Parti adına tüm açıklamaları yapan kişidir. Türkiye'yle ilgili tüm siyasi, resmi, idari açıklamaları ben yapıyorum.

# Peki Türkiye'de sizin üstünüzde biri var mı?

Bizim üstümüzde Allah var.

# Silahlı mücadele

Sizler siyasi ve adli literatürde, amaçlarına ulaşmak adına silahlı mücadeleyi doğru bulmayan, radikal bir İslami örgüt olarak kabul ediliyorsunuz. Silahı ne zaman elinize alacaksınız?
 
Parti hiçbir zaman silahlı mücadele yapmaz ve yapan gruplara da destek vermez. Destek vermeyişinin sebebi, silahlı mücadelenin İslam’a ters olmasından kaynaklanmaktadır. İslam, şiddeti hiçbir zaman benimsemez. Ancak, silahlı mücadeleyi ya da cihat kavramını ne zaman benimsiyor parti; İslam devleti kurulduktan sonraki mücadelede.

# Siz cihada, İslam devleti kurulduktan sonra mı başlayacaksınız?

Evet! İslam devleti kurulmadan önce, parti hiçbir zaman kendisi silahlı mücadeleyi benimsemeyeceği gibi, silahlı mücadele yapan gruplara da destekte bulunmayacak.

# Peki şiddete bulaşmadığını söylediğiniz bu  partinin yapısı nedir? Çalışmalarını nasıl bir örgüt yapısıyla yürütüyor?

Yapısı konusunun içine pek giremem. Ancak şunu söylemek istiyorum ki, biz amaçlarımızı insanlara açık bir şekilde beyan ediyoruz. Diyoruz ki, üç tane merhale vardır. Bu merhale ile insanlarda bir kitleleşme meydana getiririz. Yani bunlardan bir tanesi kültürlendirme. Sahip olduğumuz İslami kültürleri biz insanlara götürür veririz. İkinci merhale dediğimiz olay, toplumla kaynaşmadır. Üçüncü merhale, yönetimi ele geçirme merhalesi ki; bu, İslam’ın tatbik edilmesi merhalesidir. Biz iki türlü bir değişimden söz ediyoruz. Biz diyoruz ki: “İslam evrensel bir ideolojidir.” Dolayısıyla, toplumun, örneğin aksayan yönlerinin değişimine yönelik, bir nevi yama olarak tanımlanabilecek çalışmalara karşıyız. Örneğin, bugün bu topluma baktığımız zaman, tamamıyla İslami bir toplum olmadığını görüyoruz. Ve biz İslami olmayan bu toplumu kökten, tamamen değiştirmeyi amaçlıyoruz.

# Yani, şiddete bulaşmadan devleti ele geçirmeye çalışıyorsunuz? 

Bu üç merhale dışında, daha fazla ayrıntıya girmemizi istiyorsanız, buna giremeyiz. Ama şunu açık bir şekilde söyleyelim, bugün emniyetin elinde, bizim hakkımızda birçok rapor var. Oradan ulaşabilirsiniz mesela.

# Ulaşabileceğimiz için size soruyorum zaten. Nasıl ele geçireceksiniz?

Peki bir soruyla cevap vereyim. Siz böyle bir çalışma yapsaydınız, nasıl ele geçirmek isterdiniz? Hiçbir silah kullanmıyorsunuz, hiçbir baskı-şiddet yolunu kullanmıyorsunuz. Siz nasıl ele geçireceksiniz? Bugün ülkede çok büyük bir güç vardır değil mi? Bu gücü kimse inkar edemez ve o güç ordudur. Yani otoritedir.

Orduyu ele geçirmek

# Orduyu ele geçireceksiniz yani?

Allah’ın izniyle. Sadece bunu söyleyebilirim. Çünkü, benim ağzımdan çıkan her şey partiyi bağlar. Bu konular partiyi ilgilendiren meseleler. Parti, sahip olduğu fikirleri insanlara götürüyor ve kitleselleşiyor. Karşısında da takdir edersiniz ki bir güç vardır. Bunun yolu o gücün  bu kişileri kabul etmesinden geçer. Tıpkı, Cumhuriyetin ilanı gibi olacak. Cumhuriyeti kuran bir otoriteydi. Yani bir güçtü. Ve bizde inanıyoruz ki, o güç isterse bu olur.

# Ordunun bunu isteyeceğini söylemek oldukça hayalci bir beklenti...

Sizin söylemek istediğinizi anlıyorum. Bir devrim nasıl gerçekleşir, aslında bunu sizde biliyorsunuz. Hangi güç söz sahibi ise orayı elde etmeden, asla ve hiçbir zaman için bir devrim gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Yani bugün Türkiye’deki güç sahibi bellidir. Burayı elde eden bir kitle, bir cemaat, gerçekten çok rahat bir şekilde Türkiye’de darbe yapabilir. Ancak bu kadar konuşabilirim…

# Ve tüm bunları yaparken hiç silah kullanmayacaksınız…

Kesinlikle evet! Ben sizi şunu söyleyeyim, bugün Türkiye’de belirli çevreler vardır. Bu çevreler bu fikirleri kabul ettiği takdirde, gerçekten bu iş olacaktır. Hz. Muhammed’in uygulamaları gibi. Mesela, Peygamberimiz, Medine’ye elçilerini gönderdi. Onlar iki kişiyle konuştular ve onların İslam’ı kabul etmesiyle devlet kuruldu. Devrimlerin geneline baktığımızda, her zaman belirli odaklar, güçler vardır. Mutlaka bu büyük güçlerin, bu işi kabul etmeleri gerekmektedir.

# Yani orduyu ele geçireceğinizi söylüyorsunuz. Fakat, son kertede size yönelik tedbirlere ne tür karşılıkta bulunacağınız muğlak.

Bir kitle düşünün, bir yerde bir devrim yapmak istiyor; bir inkılap geçekleştirmek için o ülkenin belirli şartlarının olması gerekir. O ülkenin stratejik, coğrafi, jeo stratejik konumu güçlüyse ve orada devrim gerçekleşirse, -ki ilerde inşallah kurulacak biz buna inanıyoruz- devleti kurar. O zaman kafirler bir bütün olarak buraya saldıracaklardır. O yüzden eğer siz bir yerde devlet kurmak istiyorsanız, akli olarak değerlendirdiğinizde orada mutlaka birtakım şartların oluşmasını istersiniz. Nükleer gücü var mıdır? Ordusunun gücü nedir? Diğer devletlerle ilişkisi nasıldır? Parti bunu değerlendirir, uygun bir yer bulduğu zamanda da örneğin Türkiye’de uygunsa devleti kurar. Yani Pakistan’ı beklemez, Ürdün’ü beklemez, kesinlikle kurar.

# Yani siz bu çalışmalarınızı yürütürken, size yönelik, örneğin silahlı bir baskı olması halinde dahi silaha baş vurmayacağınızı mı söylüyorsunuz?

Evet! Bunun örnekleri vardır. Örneğin Özbekistan’da on binlerce partilimiz katledildi. Biz bu saldırıların ardından tek bir şey söyledik. Yakında Blair’den, Bush’tan intikamımızı alacağız. Çünkü, İslam devleti kurulacak. Kimsenin burnu kanamadan, tek bir kurşun dahi atılmadan İslam devletini kuracağız.

Önce hilafet, sonra cihat

# Diyelim hilafeti kurdunuz, peki daha sonra?

Bizim için cihat, hilafetin kurulması sonrasında başlayacak. Hemen cihat ilan edilecek.

# Kimlere?

İslam, devletleri ikiye ayırıyor. Fiili harbi olan devletler ve harbi olmayan devletler. Harbi devletler, İngiltere, Amerika, Rusya, İsrail, İtalya...  Bugün Müslümanlarla fiili olarak kim harp ediyorsa, İslam bunlarla en ufak ilişkileri dahi yasaklar ve onlara karşı cihat ilan eder. Örneğin İslam devleti kurulduğu zaman, İlk iş İsrail’i bulunduğu bölgeden çıkarmak olacaktır. Öte yandan, andığım ülkelerle tüm ilişkiler, ekonomik ve siyasi ilişkiler sona erdirilecektir. Bir de harbi hükmünde olmayan, yani fiili savaş durumunda olmayan bir takım devletler olacaktır.

# Onlarla ilişkileriniz nasıl gelişecek?

İslam devleti bunlarla bir takım ilişkilerini sürdürecektir. Örneğin, Suriye İslam devletine katılmaması halinde cizye ödeyecektir ya da onu da yapmaz ise savaş ilan edilecektir. Diyelim ki Türkiye’de hilafet devletini kurduk, partinin diğer bölgedeki mensupları, yönetimlerine hilafet devletine katılma konusunda baskı uygulayacaklardır.


# Peki devletinizin başkenti neresi olacak?

Biz Ankara’yı başkent olarak kabul etmiyoruz.  Biz hilafet devletini inşallah burada kuracak olursak, İstanbul’u başkent yapacağız. İnşallah müstakbel Halife Ata Abu Raşta, Topkapı Sarayı'ndaki makama oturacaktır. Hilafetin başkenti İstanbul ve merkezi Topkapı Sarayı olacaktır. Tabii bu bizim özlemimizle ilgili. Eğer hilafet Türkiye’de kurulursa, başkent İstanbul, merkez  Topkapı Sarayı olacak.

# Eğer Türkiye’de kurulursa…

Evet, kurulursa başkent İstanbul olacak. Çünkü Osmanlı Halifeleri oradan dünyayı yönetti ve kafirlere oradan hükmetti. Bu nedenle Biz Topkapı Sarayı’nı istiyoruz. Dediğim gibi, hilafetin başkenti İstanbul, merkez yada hilafet makamı da Topkapı Sarayı olacaktır. Eğer hilafet, Türkiye’den önce başka bir yerde kurulursa, oranın kentlerinden biri olur başkent. Mısır’da olursa Kahire, Irak’ta olursa Bağdat örneğin. Türkiye’de olursa İstanbul olur.

# Topyekün bir İslam devleti kurulduğunda başkentiniz neresi olacak?

O, halifenin yani Ata Abu Raşta’nın görüşüne bağlıdır. Ancak, Parti içindeki genel eğilim başkentin İstanbul olması yönündedir. Çünkü, Hilafet bayrağı burada indi ve biz bu bayrağı yeniden İstanbul’da, Türkiye’de kaldırmak istiyoruz. Bayrağı indiği yerden kaldırmak istiyoruz, kaldırıldıktan sonra nereye giderse gider. Bayrak 1924’te hilafet’in kaldırılmasıyla birlikte İstanbul’da aşağı indirildi ve biz yeniden İstanbul’dan göndere çekmek istiyoruz. Bayrağımız ise Peygamberimizin kullandığı bayraktır. Siyah zemin üzerine beyaz renkle Arapça Kelime-i Şahadet yazılıdır. Bu bayrağın yanı sıra halifenin bulunduğu yerde, beyaz zemin üzerine siyah renkle Kelime-i Şahadet yazan bir başka bayrak daha çekili olacaktır.

Tarikatlara ve Cem Evlerine yasak

# İktidarınızda, örneğin Alevilere ve gayri Müslimlere yönelik uygulamalarınız nasıl olacak?

Türkiye Alevilerine bakışımız; onların kelime-i şehadet getirip getirmedikleri noktasındadır. Ama onlar bu sözü söylemiyorlarsa, yalnızca Aleviler değil her kim olursa olsun Müslüman gözüyle bakmayız. Ancak her ne koşulda olursa olsun, hilafet iktidarında örneğin Cem Evlerine kesinlikle izin vermeyeceğiz. Gayri Müslimler ise ibadetlerinde serbesttirler. Evlenmek, boşanmak gibi temel hakları bakidir. Kendi yaşam hakları vardır. Ama topluma açık alanlara çıktıkları anda İslam'ın kurallarına uymak zorundadırlar. Yani gayri Müslim bir kadın başörtüsüz dışarı çıkamaz. Gayri Müslim bir insan örneğin İslam devletini yıkmak amacıyla kendi sahip olduğu Hıristiyanlık, komunizm gibi fikirlerin propagandasını yapamaz.

# Peki ya diğer İslami cemaat ve tarikatlar?

Hizb-ut Tahrir, İslam Devleti'ni kurduğunda, birtakım İslami cemaatlerin varlığına da izin vermeyecektir. Nakşibendilik, Kadirilik, Mevlevilik gibi tarikat ve cemaatler bir zafiyetin sonucudur. Özellikle Hz. Ömer zamanında İslam devletine katılan, İslam' kabul eden topluluklar beraberlerinde bazı eski alışkanlıklarını da getirdiler. Bu çok ciddi bir zafiyet yaratmıştır. Oysa İslam'ın özünde bu tür cemaat ve tarikatların oluşmasına imkân tanıyan birşey yoktur. Bu grupların hiçbirinin varlık nedeni vahiy kaynaklı değildir. Pek çoğu Hint ve Yunan felsefesinden feyiz almaktadır.

Öte yandan, iktidara geldiğimizde, tüm heykelleri yıkacağız. Tıpkı Hz. Muhammed'in Kâbe'deki putları yıkması gibi. Bu konuda tartışılacak bir şey yoktur. Çünkü haramdır.

# Hizb-ut Tahrir'in gücünden bahsediyorsunuz. Peki ne kadarsınız?

"Bugün Türkiye'de Hizb-ut Tahrir'in şu kadar elemanı var" diye birşey söyleyemem. Tahmin olarak Türkiye'de gerçekten çok ciddi potansiyeli var. İnsanlar arasında İslam davetini Hizb-ut Tahrir'den başka hiçbir partinin dile getirmediğini, Türkiye kamuoyu da görmekte. Ve Türkiye kamuoyu gerçekten Hizb-ut Tahrir'i desteklemekte ve sevmektedir. Fakat Türkiye kamuoyunun çekindiği bazı noktalar var. Mesela Türk halkı genelde belli güç odaklarından korkmakta, çekinmekte. Eğer bu korku olmazsa, emin olun Türkiye'de hilafet devleti kurulacaktır.

# Her örgüt, gücünü abartır. Çoktan kastınız nedir? Bir milyon mu, 5 milyon mu?

Kesin rakam vermek mümkün değil. Ama biz şunu görmekteyiz, Hizb-ut Tahrir'den başka Türkiye'de ciddi anlamda Müslümanları İslam'a davet eden, hilafeti kurmak için çalışan başka bir siyasi parti olmadığını görmekteyiz. Aynı zamanda halkla konuştuğumuzda, kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, bize karşı ciddi anlamda bir dostluk, bir sempati olduğunu görmekteyiz. Ama kesin bir rakam veremeyiz.

# Kamuoyu yoklaması yapıyorsunuz yani?

Elbette! Bugün birtakım bildirilerin camilerde dağıtılması söz konusu. Bu bildirilerin dağıtımı sırasında halkın, Hizb-ut Tahrir'in gençlerini polise vermediklerini görüyoruz. Tüm bunlar Hizb-ut Tahrir'in buralara yer ettiğini gösteriyor. Van'da, Urfa'da, İstanbul'da, Ankara'da halk bize sahip çıkıyor. Ama derseniz ki, 1 milyon, 2 milyon, biz bunu bilemeyiz. Ama şunu çok iyi şekilde bilmekteyiz, Türkiye'deki insanlar da ciddi anlamda hilafeti istiyor.

# Parti üyeleri nerde toplanıyor?

Hizb-ut Tahrir kendi fikirlerini, kendi hükümlerini insanlara çeşitli üsluplar belirleyip bu şekilde aktarıyor. Konferanslar yapıyor, paneller yapıyor, mescitlerde konuşuyor, beyanlar yoluyla, internet üzerinden fikirlerini insanlara götürüyor. Ulaştırıyor. Ama diğer taraftan idari olarak bunlar nereden alınır, nasıl dağıtılır, bu gibi sorulara cevap vermek doğru değil.

# El-Kaide ile ilişkileriniz hangi noktada?

El-Kaide ile en ufak bir bağlantımız olmamakla birlikte, kendilerini kardeşlerimiz olarak görüyoruz. Batı ile mücadele eden insanlar Müslüman'dır. Hangi grup olursa olsun; İslami diye isimlendirilen, adlandırılan gruplardaki insanlar bizim kardeşlerimizdir. Ama bizim onlara bakışımız şu şekildedir: Onlar yanlış bir mücadele vermektedirler. Oradaki insanlar Müslüman'dır. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir, ancak dediğim gibi, mücadele metodu yanlıştır. Hatalıdır!

# Aranızda bir çatışma var mı?

Hayır, bir çatışma söz konusu değil. Onlar kendi metotlarını benimsemişler. Diyorlar ki, "Biz bu şekilde mücadele edeceğiz". O insanlar, yani El Kaide bizden rahatsızsa onu bilmiyorum. Zaten partimiz haricinde, dünya üzerinde hilafeti kurmayı amaç edinen hiçbir örgüt yok. Ancak, El Kaide buna karşı çıkarsa bizim yapabileceğimiz bir şey yoktur. Hiçbir şekilde çatışmaya girmeyiz. Kesinlikle Hizb-ut Tahrir bir çatışma ortamına girmez. Örneğin, son Özbekistan olaylarında dahi, arkadaşlarımız çok ağır işkencelere maruz kalmış olmasına rağmen,hiç direnç göstermemişler, çatışmaya girmemişlerdir. Fakat bu durum asla korktuğumuz için değildir. Hizb-ut Tahrir'in gençleri dünyanın en cesur gençleridir. Biz şiddetin haram olduğunu düşündüğümüz için tek bir tokat dahi atmayız.

# Güneydoğu'da Hizbullah'ın yerini almaya çalıştığınız ileri sürülüyor ...

Hizbullah ile tek ortak noktamız İslam'dır. Genel olarak İslam'dır. Ama konuştuğumuz zaman bazı fikirlerimizi de kabul ediyorlar. Çünkü bu fikirler İslami fikirler. Zaten o metodu inkâr eden, kabul etmeyecek İslamcı göremezsiniz. Fakat metotlarımız farklı. Örneğin Van'daki çalışmalarımızda görüyoruz ki, Hizbullahçılardan dahi çok ciddi bir yönelme var partimize karşı. Çünkü, biz toplumu tarif ederken, toplumu oluşturan birtakım kriterleri gözetiyoruz.

Ancak, bu kriterler toplum tarifini meydana getirir. Toplumu fertlerden, duygulardan ve fikirlerden müteşekkil bir yapı olarak görüyoruz ve bir bütün içinde değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu bütün içinde değerlendirdiğimizde; ancak onlarda bir değişim gerçekleşirse bir toplum değişebilir.

Resimleri büyütmek için üzerine tıklayınız

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe
22 Zilkade 1429

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |