|
Geçmişimize bakarak fikren çöküşte olduğumuzu defalarca dile getirmiş olsak ta hakikaten "fikir fakiri" haline geldiğimizi söylemek yerinde olur. Diğer topluluklar içinde Müslümanlar öyle heybetli, öyle zengin, öyle itibarlı ve öyle değerliydi ki... Oysa şimdi kendi bayramlarına bile gereken önemi vermezken batının kendine has kıymetli günlerine sahip çıkmaya başladı. Bunlardan birisi de güya sözde Anneler Günü.
Amerikalı Anna Jarvis adında bir kişinin annesini kaybettikten sonra 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla Müslüman ülkelerin fikri zafiyete yakalanmasıyla Müslümanların özel günü olarak resmen kutlanmaya başlandı yayıldı. İslam anneye çok büyük kıymet biçiyor ki, Rab Teala onun ayaklarının altına cenneti seriyor. Oysa batı kültürü kadını yıllarca bir meta olarak, içinde şeytan olan bir cadı olarak görüyor ve kapital sistemin çarkını daha iyi döndürmek için, kuru bir günü anneye ayırarak çok öncesinde reklamlarla şu hediyeyi alın annenize bu hediyeyi alın annenize diyerek, insanları biraz daha maddi çıkmazlara sokarak, sanki kendini yüceltircesine, kendini güçlendirmeye çalışıyor. Yazılı, sesli ve görsel iletişim araçlarını ve yayın organlarını takip ettiğimiz de sürekli olarak bugün hakkında insanlara hatırlatma yaptığını görürsüz. - Anneler evin her şeyi! - Her şey anneler için! - Annenize verdiğiniz değeri gösterme zamanı! Bunu neden yaptıklarına verilecek cevap; gerçekten evlat sahiplerine saygı ve onları yüceltmek mi? Yoksa ceplerini biraz daha şişirmek mi? Gerçekten saygı ve değer veriliyorsa neden sadece bir güne sığdırılarak manipülasyon yapılıyor. Şehit analarına (sözüm ona), ya da lösemili yavruların analarının yüzüne neden sadece bir gün için bakılıyor, sadece o gün methediliyor, yılın annesi ödülleri verilerek mükâfatlandırılıyor. Anneyse Gazze'de evladını kaybederek büyük acılar yaşayanlarda anne, anneyse Keşmir'dekiler de anne... Peki onlar neden anılmıyor?! İşte az önce sorduğum sorunun cevabı berraklaştı... Allahın vaadi ve övgüsü ne geçicidir ne de bir gün içindir. İslam'ın annelik makamına verdiği değer paha biçilmezdir. Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Rabbin ondan başkasına ibadet etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretmiştir. İkisinden birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme; onları azarlama onlara güzel söz söyle; onlara rahmet ve şefkat dolu tevazu kanadını ger. Onlara alçak gönüllü ve şefkatli davran ve onlar hakkında dua edip şöyle de: Ey Rabbim, bunlar küçükken beni nasıl yetiştirip büyüttülerse, sen de onlara merhamet et, acı." (İsra 23-24) Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah-u Teala anne babaya iyilik etmeyi, onlara iyi muamelede bulunmayı kendi ibadeti ve şükrüyle yan yana zikretmiştir. Bu da Anne babanın Hak Teala indindeki makamını ve onlara iyilik ve itaat etmenin önemini göstermektedir. Onun için anne, babaya itaat etmek günah ve farz olan şeyler haricinde farzdır. Anne babanın istediğini yerine getirmeyi emreden Rabbimiz onlara karşı saygılı olmayı emrediyor ve öf bile demekten men ediyor. Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Biz insana anne ve babasını tavsiye ettik anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek karnında taşımıştır. Onun (memeden) ayrılması da iki yıl içinde olmuştur onun için biz insana bana ve ana baba şükret dönüş banadır diye öğüt verdik." (Lokman 14) Allaha isyan olmadığı sürece anneye itaatin akıbetinde büyük ecirler ve cennet var. Hatta yavrucuğunu dokuz ay zahmet ve sıkıntılarla karnında taşımış, en az yemek yiyebilecek güce gelene kadar sütünü vermiş, gözüne küçücük bir çöp kaçtığında kendi yüreğine ok saplanmış gibi sızlamış, hastalandığında üzüntüsünden yemekten içmekten kesilmiş olan anne -müşrik bile olsa- ona iyilikle muamele etmek ve onu incitmemek farzdır. Akidesi gerçek olmayanlar annesini bir gün için hatırlarlar, içgüdüsel olarak davranırlar ve daha sonra annesinin ona faydası değil de zararı olmaya başlayınca, onu huzur evine atar, hatta belki de bunu bile yapmaz. Oysa İslam'ın hükümlerini tatbik eden, Allah aşkıyla yanan ve cenneti arzulayan kişi anacığını evin bereketi olarak görür, Rabbinin emaneti olarak bilir ve nadide bir çiçek gibi ona bakar onu hoş tutar. Onun gülücüğünde Rabbinin rızasını görür, onun memnuniyetinde ve sevincinde kendi huzuruna erişir. Çünkü tek amacı ahretteki sonsuz mutluluktur. "Ana-babası, yanında ihtiyarladığı hâlde, [onların rızâlarını alamayıp] Cenneti kazanamayanın burnu sürtülsün." [Tirmizî] Bir gün birisi Resulullah'a sorar: "Ben kime iyilik yapayım." Resulullah "Annene" der. Sonra tekrar kime diye sorduğunda tekrar "Annene" der. Adam tekrar sorar; Resulullah tekrar "Annene" der. Adam tekrar sorunca; "Ana-babasına iyilik edene müjdeler olsun! Allah Onun ömrünü uzatır." [Buhârî] Resulullah bu sefer; "Babana" diye cevap verir."(Buhari, Edeb, 2 , Müslim Birr) Peygamberimizin böyle buyurduklarını işiten bir kul nasıl olurda bunu işittikten sonra anne babasından uzak kalmak ister, ya da onu kendinden uzaklaştırır, hele de bu anne baba acziyet içindeyse. Her mümin Allaha yaklaşmak için fırsatlar arar ve böylesi bir fırsatı kim kaçırmak ister. Kimileri var ki anası babası vefat etmiştir ve bu kişilerin iyilik etme fırsatı bile kalmamıştır. Enes bin Mâlik hazretleri şöyle anlatır: Peygamber Efendimiz zamanında Alkame isminde bir genç vardı. Hep ibâdet ile meşgûl olur, yaz-kış oruç tutardı. Bu genç hastalandı. Fakat dili tutulup bir şey söyleyemiyordu. Durumdan Resûlullah Efendimiz haberdâr edildi. Peygamber Efendimiz, Hz. Ali ile Ammâr bin Yâsir hazretlerini gönderdi. Onlar, gence Kelime-i Şehâdet telkîn ettikleri hâlde genç söyleyemiyordu. Peygamber Efendimiz, Bilâl-i Habeşî hazretleri vâsıtası ile durumdan haberdâr edildi. Peygamber Efendimiz yanında bulunanlara şöyle sordu: - Alkame'nin ana-babası var mı? - Yâ Resûlallah, ihtiyâr bir annesi var. - Annesini buraya getirin! Annesi gelince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: - Alkame'ye ne oldu? - Yâ Resûlallah, Alkame çok iyidir. Hep ibâdet ile meşgûl olur. Ama ben ondan râzı değilim. Çünkü o, hanımının rızâsını, benim rızâmdan üstün tutmaktadır. - Dilinin tutulması bu yüzdendir. Ona hakkını helâl et de dili açılsın! - Yâ Resûlallah, O benim hakkıma riâyet etmedi. Hakkımı helâl etmem. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; "Ey Bilâl! Eshâbı çağır, odun getirsinler. Alkame'yi yakalım. Çünkü annesi, ondan râzı değildir" buyurdu. Kadıncağız bunları işitince dedi ki: - Yâ Resûlallah, oğlumu benim gözümün önünde mi yakacaksınız? Kalbim buna nasıl dayanabilir? - Cehennem ateşi, dünya ateşinden çok daha kızgın ve yakıcıdır. Sen ondan râzı olmadıkça, onun hiçbir tâ'ati makbûl değildir. Kadıncağız bunları işitince ağlamaya başlayıp dedi ki: - Yâ Resûlallah, ben ondan râzı oldum, hakkımı helâl ettim. Böyle söyledikten sonra oğlunun yanına gitti ve oğlunun sesini duydu. Kelime-i şehâdeti rahatlıkla söylüyordu. Aynı gün vefât etti. Cenâze hazırlıkları yapılıp defnedildi. Definden sonra Resûlullah Efendimiz, Eshâb-ı kirâma hitâben buyurdu ki; Hanımını annesinden üstün tutana, Allahü teâlâ ve melekler la'net eder." [R.Nâsıhîn] Annenin hakkı saymakla bitmez ve annenin hakkı ödenmez. Dünyaya yeni gelen küçücük gözler ilk anneyi görür ve ilk annenin kokusunu alır. Yürümeyi, konuşmayı, gülmeyi anneden öğrenir. Anne fedakarlığın, cömertliğin ve şefkatin timsalidir. Hep verir fakat karşılık beklemez. Merhamet sembolü annelerin tek bir nefesi bile ödenemez. İslam'dan başka hiç bir sistem anneye bu kadar değer vermemiştir ve onu bu derece yüceltmemiştir. İslam çerçevesinde anneye hakettiği karşılık ne bir hediyeyle verilebilir ne de bunu yapmaya güç yetebilir. Fikirleriyle aramıza girmeye çalışanlar; daha düne kadar temizlikten bile haberi olmayan, kendi aynı pis sularının içinde aylarca yıkanan, ırkları katleden ve hala da katletmeye devam eden, kendilerini temize çıkarmak için en kutsal varlık olan annelerin isminden sermaye sağlamaya çalışarak, tarihlerini ve kimliklerini unutturmaya çalışmaktadırlar. Oysa bizler; ne Haçlı Savaşlarını unutuyoruz sizin bu anneler günü adı altında ortaya çıkardığınız sahte sevimliliğinizle, ne de misyoner faaliyetleriyle hilafetin yıkılmasındaki gayretlerinizi. Şu an bu yapılmakta olan SAHTE GÜNLER hala devam etmekte olan fikir hareketinin bir uzantısıdır. Ey Müslüman kardeşlerim, Kendi benliğimize dönelim ve kendi saf kaynaklarımızdan su içelim. Bize eğer batıdan sunulan bir bardak varsa unutmayalım ki onlar bize temiz içecek vermez ve vermeyecektir de. Bardağın içindeki ya öldürür ya da hasta eder. İslam'ın vaat ettiği eşsiz ve benzersizdir. Aslımıza dönelim ve aslımızdan beslenelim. Ne zaman biz Allah'ın ipini tutarsak işte o zaman eski halimize dönüş olacak ve Rabbimizin izniyle kurtuluşa erenlerden olacağız. Bu keşmekeş nizamlardan da kurtulmuş olacağız. Velhamdullillahi Rabbul Alemin. Zeynep Afra |