Müslümanların Doğru Bir Kitleleşmeyi Oluşturamamasının Nedeni:Fikri Zehirlenme!Bugün Müslümanların hayat hakkındaki siyasetlerini belirleyen siyasi partilere baktığımızda genelde İslami ümmeti-özelde ise bulundukları beldelerde toplumlarını sahih bir kalkınmaya götürecek kitleleşme hareketlerini başlatamadıklarına şahit olmaktayız. 19. yüzyılın başlarından buyana siyasi partilerin yapıları (fikir-metod-fert ve bağları) incelediğinde, vakıaya ilişkin naslar araştırıldığında şu bir hakikattir ki, söz konusu partilerin-kitlelerin bugünde buna dahil olmak üzere kalkınmanın esası olan Fikri Kalkınmayı atladıklarını, bu esasın yerine maddi kalkınmayı ya da ahlaki-insani kalkınmaları esas aldıkları ve bundan dolayı sahih bir kalkınmayı hem kitlelerinde hem de toplumlarında oluşturamadıklarını, hayata bakış açılarımızda, çözümlere gidiş yolumuzda, amellerimizin çelişmesinde ve teslimiyetimizden fark etmekteyiz. Maalesef ki bir toplumu kalkındırmanın Fikri kalkınma olması hakikatini atlayan güç ehillerimiz (liderleri-kanaat önderleri-aydınlar vs.) bu işin en önemli unsuru olan siyasi parti oluşturma işinde de gaflete düştükleri aşikârdır. Yine bugünde siyasi partilerin, Müslümanları güdebilmek için hınca-hınç oy kapma doğrultusunda, hizmet- yoksulluk-zenginlik-adalet-eşitlik-bağımsızlı-zülum-milliyetcilik-inaç politikaları ile kitleştiklerini ve Müslümanları esas gayesinden (Allahu Teala'nın rızasından) saptırıldıklarını görmekteyiz. İşte bu minvalden yola çıkarak Allahu Teala'nın; "İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak (kalkındırmak) için size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir." (Talak 11) emrine binaen, insanoğlunu kalkındırma işini İslam ümmetine vazife kıldığını; "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz" (Al-i İmran 110) emri ilahisiyle asli vazifesinin bu olduğunu aklen anlamaktayız. Bugün ise İslam ümmetinin bu vazifesini yapamıyor olmasının en önemli sebebi; kafir batı devletlerinin Müslümanların aralarında onları kalkındırmak adı altında dolaşan sözde partilerin-kitlelerin Müslümanların temiz-pak fikirlerini zehirlemesidir. Bu sözde partilerin-kitlelerin sahih kalkınmayı oluşturamamaları ve sahih kitleleşmeyi başaramamanın nedenini olan fikri zehirlenmeyi zihinlerimizde belirginleştirmek istedim. Ki nelerle mücadele etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlayalım. İnşaAllah. İslam'ın hayat nizamını ortadan kaldıran Batı, onun tekrar hayata hakim kılınmasını engellemek için Müslümanların şahsiyetlerindeki İslami kültüre hücum edip kendi bozuk fikirlerini-metotlarını yerleştirdiler. Dini siyaseten uzak tutma (dini hayat nizamından ayırma) bakışı ile Müslümanları kalkındırmaya çalışan kitlelerde-partilerde-hareketlerde özellikle şu kaideleri-görüşleri kullanarak; zaruretler haramları mubah kılar, adet muhakkemdir, kötünün iyisi, zamanların değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkar edilemez, nerede olursanız Allah'ın rızası oradadır, akitlerde aslolan maksatlar ve manalardır, lafızlar ve binalar değil, bizden öncekilerin şeriatı nesih olmadığı sürece bizim için de şeriattır, İslam'a muhalif olmayan İslam'dandır, vatan herkesin din Allah'ındır" ve görüşlerle; "demokrasi şuradır, cihad savunmadır, kalemledir vs. din ahlaktır" ve toplumsal hayat hakkındaki genel mefhumlarla; yoksulluk-zenginlik-adalet-eşitlik-bağımsızlı-zulüm-inanç ve benzerleri ile Müslümanların samimi duygularını kitleleşmeleri yönünde ifsada uğrattılar. Yine İslâmi atmosferi batı fikirleri ile karıştırıp Müslümanların hedeflerini, gayelerini zihinlerde mistik hale getirerek ona ulaşmak için her yolu mubah saymaya yarayacak bakış açısını da eklediler. Hayatın her sahasında Müslümanların fikirlerini anarşiye veya demokrasiye sürükleyip tabii uyanıklık eksenlerini kaybettirip yerine İslam akidesinin (hayat nizamının) kabul etmediği vatancılık, milliyetçilik, özgürlük, sosyalizim vs. görüşleri toplumsal hayata bina ederek Müslümanların çözümlerini de söz konusu bozuk fikirlerden almalarını sağladılar. Ve maalesef her yeni uyanışın tezat ve karışık bir harekete dönmesine sebep oldular ki bu durum sönme, ümitsizlik ve teslimiyetle sonuçlanan boynu kesilmiş bir hayvanın durumu gibi dün de bugün de karşımızda debelenmektedir. Kafirler, Batı düşüncesini ve metodunu (hayat nizamına insanın egemen olması ve devletin İslam'dan ayrılması) yayarken öne çıkardıkları şahsiyetleri nasıl birer ilham ve başvuru kaynağı olarak lanse etmişlerse, siyaset alanında da aynı yöntemi kullanarak, özellikle menfaat düşkünü siyasetçilerin gözüne kendilerini birer destekçi ve yardımcı olarak takdim etmişlerdir. İşte o siyasetçiler için yabancılardan yardım almak artık onlar için yüksek ideal haline geldi. Yabancı kültürün siyasiler ve kültürlülerde egemen olmasıyla doğal olarak yardım istenecek yer Batılılar (ABD, AB, IMF, NATO) oldu. Yine İngilizler Filistinlilere; Fransızlar Lübnanlılara-Cezayirlilere; Amerikalılar Sudanlılara, Türkiye'ye yardım ettiler. Bu beldelerdeki halklar tüm çözümlerin Batı desteği olduğunu görünce artık yardım alınacak yerin Batılılar olduğunu gördüler. Kafir devlete dayanmayı meşrulaştırmanın, iyi niyetle olsa dahi bir yabancı zehirleme olduğu ve ümmete karşı işlenilmiş bir ihanet olduğunu anlamayan, kafir devletlerden yardım dilenmeyi meşrulaştıran akıllar ortaya çıktı. Bu kişiler maalesef, İslami daveti ümmetin sahih evlatları dışında başkalarına bağlamanın, siyasi bir intihar olduğunu kavrayamadılar. Ve birçok kitleleşme hareketlerinde bilinçsizce yabancılardan yardım istenilmesinin sebebi bundan başka ne olabilir ki? İslami daveti batı fikirlerine endeksleyerek, Müslümanların kalkınma meselesini Batılıların eline verilmesiyle kendi zelilliklerini hazırladılar. Örnek; FKÖ'nün ABD'den yardım istemesi gibi. IMF siyasetinin Müslümanların iktisat nizamını belirlemesi, NATO'nun İslam beldelerine güvenlik adı altında konuşlandırılması gibi. Oysaki İslam, Müslümanların sorunlarının çözümünde kendi çıkarlarını gözeterek soruna çözüm arar yani asla kendi çıkarlarıyla çatışmayacak şekilde çözer. Yani Şer'iatın onlar için ortaya koyduğu menfaate göre çözer. Bu açıdan, kafir devletlere dayandırılmış ve bunu destekleyen fikirler ile zehirlenmiş herhangi bir kitleleşmenin, İslami hayatı tekrar başlatıp Müslümanları kalkındırmayı başarma imkanı hiç olmamıştır ve yoktur. Sömürgecilik metoduna dayanan kafir devletlerin zehirli fikirleri, toplumu vatancılık, milliyetçilik, özgürlük ve sosyalist fikirlerle olduğu gibi dar bölgecilikle de zehirleyip onu geçici bir çalışma alanı haline getirdi. İslâm memleketlerinde yaşayan halkın tek bir ümmet olmasına, İslâm nizamının çıkmış olduğu İslâm akidesinin bu insanları birbiriyle bağlayan tek bağın olmasına ve İslam kardeşliğin olmasına rağmen kafirin zehirli, batıl fikirleri çerçevesinde medeni, milli ve dil farklılıklarının bulunmasını ileri sürerek İslâm memleketlerinin birleşerek tekrar bir İslâm Devleti'nin kurulmasının mümkün olmadığı zehrini akıttılar. Ayrıca; "iste ve al, ezilen halkımızın temsilcisiyiz, millet bütün kuvvetlerin kaynağıdır, hâkimiyet milletindir" gibi yanlış siyasi fikirlerle de toplumu zehirlediler. "Din Allah'ın vatan herkesindir, bizi elem ve emeller birleştirir, vatan her şeyin üstündedir, izzet vatanındır, özerklik" ve benzeri hatalı fikirleri gündeme soktukları gibi; "nizamı içinde bulunduğumuz vakıadan alırız, gerçekçi olmamız lazım" vb. sözlerle toplumu geriye götürecek, kavimci, dar fikirlerle. zehirlemiş oldular. Bu zehirlemelerden dolayı İslâm beldelerindeki toplumlar doğru bir kitleleşme vücuda getiremez oldu. Toplumda fikri zehirlenme olunca Müslümanların anlayışı da bulanık hale geldi. Kitleleşmede olmasa olmaz kaidelerden biri olan fikir safiyetliliğini, billurluğunu kaybetti. Yine olamazsa olmaz metot muğlâk-belirsiz-kapalı bir hal aldı. Dolayısıyla güç ehillerimiz (siyasi liderler-kanaat önderleri-aydınlar vs.) ve kültürlü kişilerin yabancı kültürle kültürlenmeleri, toplumun yabancı felsefi fikirler-metotlar, görüşlerle ve de İslami atmosferinin bozulmasıyla doğru bir kitleleşme sağlanamadı. Bu nedenle şekli particiliğe dayalı kitleleşmelerinin sadece oy toplam doğrultusunda başarılı ama asli vazifeleri noktası olması gereken toplumu kalkındırmada başarısızlığı garip/tuhaf değildir. Çünkü bunların kuruluşları derin bir fikri temele yani akideye ve buradan çıkması gereken amellere esas teşkil edecek fikirler değil sathi, yüzeysel, sloganik, menfaatçilik, vatancılık, milliyetçilik, ruhbancılık gibi içgüdülerinden kaynaklanan genel görüşlerdi. İşte bu yüzden bir fikre dayanmayan sözde partiler oy toplamak ve hizmet politikasından öte toplumlarına bir fikir veremediler. Kitleleşmenin esasında fikir, metot vardır. Ve bu fikir- bulanık, kapalı ve belirsiz olursa asla doğru bir kitleleşme oluşmaz. Neticede İslâm dünyasında özellikle Arap dünyasında ve Türkiye'de kurulmuş olan partilerin derli toplu olmaktan uzak, derme çatma fikirler, kitlesel olarak kapalı metotları onları parçalamış, bölünmüştür. Çünkü özelde bazı partilerin genelde bütün kitlelerin derin bir fikri esasa ve dakik bir düzenlemeye dayanmamışlardı. Zira birçok hareketler ideolojisi olmayan bir temel üzerine kurulmuşlardır. Zaten ideolojik olmayı da zafiyet olarak nitelendirmişlerdir. Bu partileri inceleyen kimse, onların şartların gerektirdiği bir takım eğreti ilişkilerden doğan temeller üzerine kurulmuş olduklarını görebilir. Yani yaşatılan suni vakıalar doğrultusunda ortaya çıkmış oldukları anlaşılabilir. Söz konusu şartlar ortadan kalktığında bu partilerin zayıflayıp dağıldığını, parçalandığını veya yok olduğunu görecektir. Veya bu partiler şahıslar arasındaki dostluklara dayalı olarak kurulmuşlardır ki bu dostluklar sonucu arzu ve isteklerini bir araya getirecek çalışmalar ortaya çıkmış, ancak şahısların kısır döngüye girmeleri ile bu yapılanmalar da son bulmuştur. Ya da bu partilerin kuruluşu geçici ve bencil menfaatlere dayalı şahsi liderliğe dayalı olan bir bağa dayanıyor olmasından dolayı sahip oldukları kitlelere doğru kitleleşmeyi öğretememişlerdir. Bu Partilerin, batının dünya hayatı tasavvuru ile zehirlenen varlıkları ümmete faydalı olmak şöyle dursun ümmet için birçok zararlar taşıyorlardı. Yine oluşacak sahih kitleleşme hareketlerinin önlerine kaya misali engeller oluşturdular. En kötüsü bu tür yapılanmalar toplumda doğru bir şekilde partileşmeyi veya böyle bir partinin doğuşunu geciktirerek, ümmette var olan hisleri, fikirleri, enerjileri boşaltıp Müslümanların donuklaşmasına da sebep oldular. Yine halkın kalbine ümitsizlik tohumları atıp, doğru bir hareket olsa dahi partisel hareketler hakkında tereddüt ve şüpheler uyandırıp, ümmettin kendisinden sonra gelen her bir harekete önceki hareketlerin kendilerini sürekli yolda bıraktığı güvensizliğini de verdiler. Kalkınma adıyla ortaya çıkan bu sözde hareketlerin kendilerine bir musibet eriştiğinde ya da kendilerine bir makam ya da mevki verildiğinde ümmeti Allah'ın rızasını kazanma yolunda yolda bırakmalarından dolayı Müslümanlar samimi davet adamlarına şüphe ile bakar hale geldi. Sayelerinde Ümmet kitleleşmemeye şüphe ile bakması gerekirken durum tam tersi oldu. Oysa kitleleşme Şer'i kaidelerde vardı. Halk arasında şahsi, ailevi, kin ve nefretler oluşturdular. Halka menfaatleri peşinde koşmayı, ikiyüzlü olmayı öğretip, onların temiz tabiatlarını bozarak, mutlak surette bir gün doğacak olan doğru partisel kitleleşmenin yükünü daha da ağırlaştırdılar. Ve batının dünya hayatı tasavvuru ile zehirlenen varlıkları ile sahih kalkınmanın, kitlenin de önüne kaya misali konumlandırıldılar. Bütün bunlar, fikri zehirlenmelerinden dolayı kalkınmanın gerçek temelinin, fikir (akide ve çözümler) ve metodu (tatbik, koruma, yayma) içeren bir ideoloji olduğunu akledemiyor olmalarından kaynaklandı. Zira İslâmiyet devletin ve ümmetin bütün işlerine, hayatın tüm problemlerine çare bulan ve kendisinden nizamın çıktığı bir akidedir. İşte bugün söz konusu partilerin ideolojik bir parti olmamasından dolayı Müslümanlar önce kandırılır sonra onlara güvenir, onları destekler en sonunda bu partilerden beklediklerini bulamadıklarını anladıkları zaman şok olurlar. Bu arada batı, fikir, metot ve görüşleriyle ortaya çıkardığı bozuk kitleleri benimsemeyen Müslümanlar için de alternatif olarak vakıf ve dernekler gibi kültür ve hayır cemiyetleri şeklinde kitleleşmeler de oluşturdu. Bunlar gayeleri hayır yapmak olan yerel cemiyetlerdi. En belirgin özellikleri sınıfçılık/gurupçuluk yani belirli bir grup insanın işlerinin güdülmesini hedef alan fikirleri olan bu cemiyetler; okullar, hastaneler ve barınaklar açarak hayır işlerinin yapılmasına yardımcı oldular. Sömürgecilerin yardım ve teşvikleri ile faaliyetlerini halkın gözünde büyüten bu cemiyetlerin çoğu hayır ve kültürel amaçlı olup siyasi olanları nadirdir. Sömürgeciler, bu cemiyetlerin faaliyetlerini teşvik edip desteklemiştir ve aslında devletin asli yapması gereken bazı işleri, onların yapmasını sağlamışlardır. (Zekât parası toplamak, camiler inşa etmek, yetim ve yoksullara yardım etmek gibi.) Onun için bu cemiyetler halka iyiymiş gibi görünürler, ama aslında bunlar, fikri zehirlenmelerini hayırlı işlerin arkasına gizlemişlerdir. Çünkü Müslümanların kötü hallerini hissetmesini engellemiş, esas ölüm-kalım meselesinden ayırtıp, cüzi meseleler ile vakit kaybetmesini sağlamış ve kalkınmayı tetikleyen unsurları örterek Müslümanları İslami hayatı tekrar başlatıp Raşid-i Hilafet Devleti yeniden kurmak için çalışmaktan uzaklaştırmışlardır. Eğer bu şekilde topluma gitmemiş olsalardı ümmet, devletin fiilleri ile ilgili metodu İslam'ın hükümlerinden anlamaya çalışacak ve bir halifenin farziyetini anlamakta zafiyete düşmeyecekti. Bu cemiyetlerin doğurduğu sonuçlar incelendiğinde, bunların ümmete faydalı olacak ve onun kalkınmasına yardım edecek hiç bir meyve vermediği görülür. Bunun için yapılan amellerin farz, mendup olmasını tartışılmamalı. Meseleye doğru temelden bakarak, Müslümanlar olarak yapılan bu amellerle ümmet kalkınır mı? Kalkınmaz mı? Sorularını sorarak işin hakikatini ortaya çıkarmalıyız. Bu cemiyetlerin bazı faydaları olmuş olsa da, haddizatında varlıkları ümmetin kalkınması için büyük bir engel arz etmektedir. Şöyle ki; İslâm ümmetinin bünyesinde var olan; İslâmi fikirler, bazı Şer'î hükümlerin tatbik ediliyor olması ve İslâmi duyguların gönüllerde yerleşmesi ile kendisinde kalkınma hisleri, hayır şevki ve kitleleşme için tabii bir eğilim bulunmaktadır. Çünkü İslâm ruhu toplumsal bir ruhtur. İslâm ümmeti kendi başına bırakılırsa o his doğal olarak fikre dönüşerek İslâm ümmetini kalkındıracak olan çalışmalara sevk edecektir. Fakat bu tür cemiyetlerin varlığı bu sonucun doğmasına engel teşkil etti. Zira bu cemiyetler yaptıkları kısıtlı işlerle ümmetin ateşli duygularını söndürüyor ve bu hisleri işin bütünlüğünde değil cüzi yönünde/detayında meşgul ediyordu. Oysa bu cemiyetler olmasa idi, toplumsal bir ruh ile bu samimi kişiler doğru bir kalkınmaya ulaşacak olan partisel teşekküllere ulaşacaklardı. Evet yine bütün bunlar batı fikirleri ile zehirlenen akılların, kalkınmanın gerçek temelinin, fikir (akide ve çözümler) ve metodu (tatbik, koruma, yayma) içeren bir ideoloji olduğunu akledemiyor olmalarından dolayıdır. Zira mevcut kitleler bazında İslâmiyet, devletin ve ümmetin bütün işlerine, hayatın tüm problemlerine çare bulan ve kendisinden nizamın çıktığı bir akide olması bakımından kalkınma ile ilişkilendirerek diraset, tefekkür ve bahis edilmemiştir. İşte bugün söz konusu partilerin-kitlelerin ideolojik bir parti olmamasından dolayı Müslümanlar, önce onlara güvenir, onları destekler sonra; bu partilerden beklediklerini bulamadıklarını anladıkları zaman şok olurlar. Onları aşağılar, onlardan utanır, güven duyduklarından pişman olur yaptıklarını eleştirir ve en sonun da toplumun içinden bu partileri tükürerek atarlar. Ve nizamları da aydınları da Müslümanların samimi duygularını kitleleşme yönünde ifsada uğrattırmasını "demokratikleşmede yol aldık" diyerek, başarı gibi atfederler. Sonuç olarak İslam ümmetinin elinde onu sahih bir kalkınmaya götürecek ve bünyesine karışmış olan zehirli fikirlerden kurtaracak yine sahih bir kitleleşmenin nasıl olacağını bildiren teşri kaynaklarının olmasına rağmen, Allahu Teâlâ'nın; "İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir peygamber gönderdi..." buyurmasına rağmen İslam ümmetini Rabbisine karşı şaşırtan nedir?! Bugün hayat nizamımızı zehirli fikirlerle siyaset eden siyasi partilerin, gençlik kollarından tutup genel başkanlarına kadar hepsinin bizlere sahih bir kalkınma sorusuna cevap veremiyor olmalarını hiç muhasebe ettik mi? Yine bugün bu partilerin ve vakıfların, derneklerin zehirli fikirleri ile sahih bir kitleleşme yapıp yapmadıklarını muhasebe ettik mi? Ve bizlerden oy isteyen ve bizlerden birilerine oy atmamızı isteyenlere bir Müslüman'ın birine reyini teslim etme şartlarının Allah'ın Hükmüne göre ne olduğunu sorduk mu? Gönderdiği Şeriat'ta bu temsil işinin nasıl yapılması gerektiğini-şartlarını anlamaya çalıştık mı? İslam Dininin fikir ve metodu içeren ilahi bir ideoloji olduğunu hiç düşündük mü? Hayatın tüm problemlerine çare bulan ve kendisinden nizamın çıktığı bir akide olması bakımından kalkınma ile ilişkilendirdik mi? Ve son olarak kalkınmayı imanımızla hiç ilişkilendirdik mi? Eğer bunları bu zamanda yapamıyorsak ya da yapılmasını talep etmiyorsak and olsun ki bu boşluğu dolduran zehirli fikirlerin bizlere yaşattığı bu tecrübelerden dolayı hüsran içerisindeyiz, sadece bu hüsrandan kurtula bilmemiz için; iman ettiğimiz İslam akidesinden çıkan nizamlara ve fikirlere itibar etmemiz, onlarla amel edip toplumu değiştirecek sahih kitlesel çalışmaya destek olmamız bundan dolayı gelecek her türlü musibetlere sabretmeliyiz. İşte batılın karşısında izzet ve şerefli bir duruş sağlaya bilmemiz için oluşturulacak anlayış da bu olmalıdır. Yoksa Batının yıllardır enjekte etmiş olduğu zehirli fikirler ile oluşan partilerin sunduğu çözümler Müslümanları hüsrana uğramaktan başka bir sonuca çıkarmayacaktır. "Yüzleri ateşte evirilip çevrildiği gün; Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamberine itaat etseydik! Derler. Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uydukta onlar bizi yoldan saptırdılar, derler. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver. Ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzab 66.67.68) "Deki O (Allah) çok esirgeyicidir; biz ona iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık (hatalı bir yol ) içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz." (Mülk 29) E-mail: fikir-x [@] hotmail.com |