|
16 Şubat 2009 Pazartesi günü ABD'nin Başkanı Barack Obama Müslüman Türkiye halkının başında yönetici konumunda olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü akabinde ise Başbakan Recep T. Erdoğan'ı telefonla arayarak Orta Doğuya sağlamış oldukları katkılardan ötürü kendilerine minnettar olduklarını, çalışmalarını takdirle karşıladıklarını bildirmiştir. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, kendisini telefonla arayan ABD Başkanı Barack Obama'yla görüştüğü belirtilerek, şu bilgilere yer verildi: ''Telefon görüşmesinde Başkan Obama, Türkiye-ABD ilişkilerine verdiği önemi vurgulamış, Türkiye'nin bölgesel konularda gösterdiği liderliği takdir ettiklerini ifade etmiştir. Görüşmede ayrıca, beraber çalışma niyeti teyit edilmiş, bölgesel ve uluslararası konular gözden geçirilmiştir.'' (ajanslar) Müslüman Türk halkının başındaki yöneticilerin/liderlerin Allah'ın azılı düşmanı olan kâfirlerin sevgisine, takdirine nail olması aslında çok da garipsenecek bir olay değildir. Çünkü biz çok kısa bir süre önce yahudi varlığı İsrâil'in, Müslüman Filistin halkına fütursuzca, hâince saldırırken Müslüman liderlerin timsah gözyaşları dökmekten başka bir şey yapmadıklarına şâhit olduk. Hatta Sömürgeci kâfirlere kucak açtıklarını, onların arzuları doğrultusunda hareket ettiklerini, İslâm Ümmeti'ne ise sırtlarını döndüklerini gördük. Onun için sömürgeci kâfir ABD'nin takdirini ve sevgisini kazanan Müslüman Türk halkının yöneticilerinin durumu -yukarıda da arz ettiğim Müslüman Filistin halkına yapılan hâinliklerin yanında- devede kulak timsalidir. Yahudi ve Hıristiyanlar Müslümanların azılı düşmanları olmaları gerekirken, Müslüman yöneticiler olarak kâfirlerin sevgisini ve takdirini kazanmış olmaları Şeriat'a muhâliftir. Kâfirleri dost edinmek, dostvâri ilişkiler içerisinde olmak Allah Celle Celâluhû'nun şiddetle kınadığı hususların başında gelmektedir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
لا يَتَّخِذْ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنْ اللَّهِ فِي شَيْءٍ "Mü'minler mü'minler dışında kâfirleri veli/dost ve yardımcı edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah katında bir değeri yoktur." (el-Ali İmram, 28) Başka bir âyette Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ "Ey iman edenler! Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olanları veli edinmeyin." (el-Mümtehine, 1) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناً مُّبِيناً "Ey İman edenler! Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Allah'a aleyhinize apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz? (el-Nisa, 144) Bu âyetler katî surette kâfirleri dost edinmenin, onlarla dostluk muamelelerine girmenin haram olduğuna delâlet etmektedirler. Onlardan yardım istemenin, Müslümanları bırakıp kâfirleri velî edinmenin nehyine sarih beyânattır bu âyet-i celîleler... Maalesef başımızdaki liderlerden/yöneticilerden bu hususta arzulanan Şer'î tutumu göremiyoruz. Allahu Teâlâ'nın nehyettiği, katî surette haram kıldığı hususla iştiğal ettiklerini görüyoruz. Hâlbuki bu hâin liderlerin ecdatları sâdık liderlerdi. Rablerine verdikleri sözde sâdıktılar. Resulüne ve sahip oldukları liderlik makamına/halîfelik makamına sâdıktılar. Üzülerek ifade ediyorum ki günümüz Müslüman halkların liderleri bir vâdide onların ecdadları bir vâdide. Günümüzde genelde İslâm beldelerindeki liderler, özel de ise Müslüman Türk halkının liderleri sahip oldukları koltuklarına aşırı bağlı olduklarını, makamlarını, mevkilerini kaybetmektense İslâm ümmeti'nin mukadderatlarını hiçe saydıklarını, kâfirleri dost Müslümanları ise düşman bellediklerini yakînen müşahade edebiliyoruz. Ama tarih bu hâin liderlerin ecdatlarının böyle yapmadıkları ve hayırlı liderler olduklarının örnekleriyle doludur. Zamanın hayırlı liderleri, Rablerinin huzurunda verecekleri hesabı düşünerek kâfirlerin takdirini ve sevgisini kazanmaya tevessül dahi etmemişlerdir. Bu söylediklerimi izah eder nitelikte Halîfe Abdulhamid'e ait bir hadiseyi, yine Halîfe Abdulhamid'in halifelik makamından indirilmesinin nedenini kendisinin kaleme aldığı bir mektubu paylaşmak istiyorum. Yahudiler Filistin topraklarında bir bölgeyi büyük bir miktar karşılığında zamanın Halîfesi Abdulhamid Han'dan satın almak istediler. Bunun öncülüğünü ise Yahudi liderlerinden Hertzle üstlenmişti. Abdulhamid Han'ın kendisine iletilen teklife sadrazamı aracılığı ile söylediği yanıt şöyle idi: " Doktor Hertzle bu konuda ciddi adımlar atmamasını nasihat ediniz. Zira ben Filistin toprağının tek bir karışından dahi vazgeçmem!. Orası benim şahsî mülküm değildir... Bilakis İslâm Ümmeti'nin mülküdür. Halkım bu topraklar uğrunda Cihad etti ve orayı kanlarıyla suladı... Yahudilerin milyonları kendilerinde kalsın!! Eğer Hilâfet Devleti parçalanacak olursa, işte o gün onlar Filistin'i bedelsiz alabilirler. Ancak ben hayatta olduğum müddetçe Filistin'in Hilâfet Devleti'nden koparıldığını görmektense bedenimin lime lime koparılmasını tercih ederim ki , bu olmayacak iştir. Biz hayatta kaldığımız müddetçe, cesetlerimize neşter vurulmasına asla razı olmam." Şimdi paylaşacak olduğum ise Abdulhamid Han'ın ukulû selim sahiplerine yazdığı bir risâlettir. Bismillahi'r Rahmâni'r Rahîm ve bihî nestain El-hamdulillahi Rabbil Âlemin ve Efdalu Salâti ve ettemmu teslim ala seyyidina muhammedin Rasûlu Rabbulâlemin ve ala âlihi ve sahbihî ecmain ve tabiine ila yevmuddin. "... Ukulû selim sahiplerine tarihi bir emanet olarak arz ederim ki, ben Hilâfet-i İslâmiye'yi hiçbir sebeple terk etmedim. Ancak ve ancak ‘Jön Türk' ismiyle maruf ve meşhur olan İttihat Cemiyeti'nin rüesasının tazyik ve tehdidiyle Hilâfet-i İslâmiye'yi terke mecbur edildim. Bu ittihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin'de Yahudiler için bir vatan-ı kavmî kabul ve tasdik etmediğim için ısrarlarında devam ettiler. Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de katiyen bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare yüzelli milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaad ettiler. Bu teklifi dahi katiyen reddettim ve kendilerine şu sözle mukabelede bulundum: Değil yüzelli milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altun verseniz bu teklifinizi katiyen kabul etmem. Ben otuz seneden fazla bir müddetle Millet-i İslâmiye'ye ve Ümmet-i Muhammediye'ye hizmet ettim. Bütün Müslümanların ve salatin ve Hulefa-i İslâmiye'den âbâ ve ecdadımın sahifelerini karartmam ve binaenaleyh bu tekliflerinizi mutlak kabul etmem.' Diye katî cevap verdikden sonra halimde ittifak ettiler. Ve beni Selanik'e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ettim ve Allahu Teâlâ'ya hamd ettim ki ve ederim ki; Devlet-i Osmâniyye ve Âlem-i İslâm'a ebedi bir leke olacak olan tekliflerini, yani Arazi-i Mukaddese ve Filistin'de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu. Ve bundan dolayı da Mevlâ-yı Muteal Hazretlerine hamd ederim." Ve Selâmualeykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu Hâdimi el Muslimîn AbdulHamid 22 Eylül 1329 (Köklü Değişim Şubat sayısından alıntılanmıştır) Heyhaaat !! Nerde kendilerine özlem duyduğumuz bu hayırlı liderler, nerde şimdi başımızdaki liderler. Bu zelil durumdan kurtulmak ancak, kafirlerin aşağılamaları karşısında yalvaran değil de, İslâm'ın verdiği onur, izzet ve şerefle batılının aşağılık, zelil ve zayıf olduğunu tüm yeryüzüne korkusuzca haykıran, kafirlere karşı heybet ve azametle dim dik duran Râşid bir Halîfen'nin nasbı ile mümkündür. el-A'rac'tan o da Ebu Hurayra Radiyellâhu Anh'dan rivayetle Rasulullah Aleyhi's Salatu ve's Selam dedi ki: إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ Muhakkak ki imam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur." (Müslim K. İmara Bab 9 H. No: 1841) Çalışılacaksa bu azim bir kurtuluş için olmalı. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ ، لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ "İşte bu, muhakkak bu, azim bir kurtuluştur. Çalışanlar işte böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar"! [es-Saffât 60-61] Abdullah İmamoğlu |