Anasayfa arrow Yazarlar arrow Necati Erdem arrow FİLİSTİN AĞLARKEN BİZ GÜLEBİLİRMİYİZ
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

109/2 "Ben sizin taptıklarınıza tapmam."
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"...Cihad, Allah beni gönderdiği günden, ümmetimin sonuncusu deccal ile savaşasıya kadar yürürlüktedir. Zalimin zulmü ve âdilin adaleti bunu geçersiz kılmaz." Ebu Davud, k. Cihâd, 2170
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

FİLİSTİN AĞLARKEN BİZ GÜLEBİLİRMİYİZ Yazdır E-Posta
Necati Erdem
31 Aralık 2008 Çarşamba

"Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudiler ve Hıristiyanlar senden razı olmazlar. De ki; Hidayet (doğru yol) Allah'ın hidayetidir (Allah'ın dini olan İslâm'dır). Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, senin için Allah, indinde sana ne bir dost ne de bir yardımcı olur." (Bakara: 120)

Azmış Yahudiler, 27 Aralık tarihinden itibaren Filistinli kardeşlerimize yönelik saldırılarının dozajını artırarak, imha edici silahları sivil halk üzerine daha fazla kullanmaya başladılar. Hamas'ı yok etme bahanesiyle Gazze'yi tar-umar eden Siyonist Yahudiler yine kan kusmakta vahşeti hat safhaya çıkarmaktadır.

Müslümanların başlarındaki yöneticiler ise, korkaklık ve acziyet içerisinde bu duruma seyirci kalmaktadırlar. Seyirci kalmak diye nitelendirmemin sebebi gayet açık ve net. Zira bu yöneticiler bu vahşetin durdurulması yönünde ciddi adımlar atmamakta sadece kınamayla yetinmektedirler. En basitinden elçilikleri kapatmak, Yahudi elçilerini göndermek ve tüm ilişkileri iptal etmek gibi işleri yapmaktan bile korkan bir yığın hain yöneticiler! Sizce bu konuda ne kadar samimidirler?.

Bu vahşî saldırının, Yahudi varlığı olan terör örgütü Başbakanı Ehud Olmert'in bir hafta önce Amerika üzerinden Türkiye'yi ziyaret etmesinin akabinde yapılmış olması gayet manidardır! Amerikan beslemesi bu Yahudi terör örgütünün Başbakanın ellerini sıkarak onunla hem-dem olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Yahudi varlığı'nın Gazze şeridine düzenlediği saldırıyı çok üzücü bulduğunu ifade edip, "Son olayı sorumsuzluk olarak görüyorum." diyerek kıytırık bir tepki vermesi doğrusu düşündürücüdür. Başbakan Erdoğan'ın ise, "Olmert'i aramaya gerek duymuyorum." deyip devreye girmesi için Birleşmiş Milletleri araması kelimenin tam anlamıyla siyasi bir intihardır! Zîra Birleşmiş Milletler Örgütü, olaya ilişkin yaptığı açıklamada bu saldırının sorumlusunun Hamas olduğunu ifade ederek bu vahşî saldırıyı kınamaya bile gerek duymamıştır. Kaldı ki Birleşmiş Milletler Örgütü'nün ne halt olduğunu yani Sömürgeci Kâfirlerin özellikle Müslümanlara yönelik politikalarının bir vasıtası olduğunu sağır sultan bile duymuştur. Bunun böyle olduğunu görmezlikten ve duymazlıktan gelen bu yöneticilere yazıklar olsun!

Başbakan Erdoğan'ın konuyla ilgili düşüncesi gerçekten çok düşündürücüdür. Erdoğan; "Burada BM'leri göreve çağırıyorum, onlara büyük sorumluluk düşmektedir" diyerek topu başka tarafa atmaktadır. Olayın akabinde çıkan tüm haberlerde olsun medyanın ön plana çıkardığı görüntülerde olsun sanki Türkiye yapılan bu vahşete karşı çok büyük bir tepki göstermiş görüntüsü vermek istenmektedir. Durum hiçte onların gösterdiği gibi değildir. Başbakanın üzerine bastıra bastıra söylediği BM nedir? Kimlerin güdümündedir? Bu hakikat bilinmeden olayın gerçek yüzü anlaşılamamaktadır. BM'lerin görünür açılımı; Sözde! Dünya'da barışı sağlamak, güvenliği korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel işbirliğini sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler antlaşmasında öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyi kabul eden devletler tarafından kurulan bir örgüttür. Erdoğan'ın işaret ettiği adresin amacı, yaptığı işler hakkında kısaca bir göz attığımızda hiçte ifade edildiği gibi olmadığını tek taraflı yalnızca Batıya ve Yahudilere hizmet amaçlı olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

BM'lerin kurulmasını, amacını ve çalışmasını belirleyen güç; "B: Bilderberg, CFR: Dış İlişkiler Komitesi, TR: Trilitiral Komisyon" örgütleşmesidir. Bir araştırma yapsanız Türkiye'deki sözü geçen ileri gelen sanayici ve politikacıların nerelere üye olduğunu görecek ve neden Türkiye Devleti'nin Gazze'deki yapılan vahşet karşısındaki tavrının boş kınamadan ibaret olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Bu örgütler Gizli Dünya Devleti'nin en önemli organlarındandır. Bu örgütleri kurduran finansörlerin "Yahudi olma" gibi ortak bir özellikleri vardır. İsrail varlığının ilk aşaması olan Filistin'e Yahudi göçü projesinin en önemli destekçileri de aynı kişilerdir.

ABD, başından beri, Yahudi önde gelenlerinin denetimi altında olacak dünya-hakimi bir güç şeklinde tasarlanmıştır. Amerika'yı dış müdahaleye, yayılmacılığa zorlayanların da yoğun olarak Yahudiler, ya da onlarla "ittifak" içindeki masonlardan oluşması bunun önemli bir göstergesidir. Birleşmiş Milletler toplantısına katılan ABD delegasyonundaki 40'ın üzerindeki isim CFR üyeleri arasından seçilmektedir. CFR, Bilderberg veya Trilitiral örgütlerinin aldığı tüm kararlar genellikle tasarı halindeki kararlardır. O öneriler toplanır karar merkezine gelir. Karar merkezinin aldığı mutlak karar, savaş kararı, işgal kararı, savaşı durdurma kararı, ambargo kararlarıdır. Bu karar alındıktan sonra ABD Devleti bunu mutlak uygulamakla yükümlüdür.

Görüldüğü gibi bu örgütler tamamen Yahudilerin kontrolünde olup Müslümanlar lehine en ufacık bir harekette bulunmazlar. Bunu düşünmek bile abesle iştigal olur.

Bir başka önemli noktada sanki bu mesele Batılıların çözüm meselesiymiş gibi lanse edilmesi de Müslümanların gerçek kimliğinin unutturulması meselesiyle paraleldir. 1924'te Hilafetin ilga edilmesiyle parçalanan İslam ümmetinin tekrar yekvücut olmasını engellemek amacıyla bu dev vücut, milliyetçi kimliğin ön plana alındığı devletçiklere dönüştürülmüştür. İslam'ın kardeş yaptığı ümmet şimdi batılıların sinsi planlarıyla düşman olmuş ve aralarında kendilerini bağlayacak kuru bir Müslümanlık söyleminden başka hiçbir bağ kalmamıştır. Halbuki Rabb-ul âlemin ayeti kerimesinde doğru yolu göstermiş ve bizi bu noktada uyarmıştı.

"Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yakışır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı tutunun. Ondan ayrılmayın, parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de o gönüllerinizi birleştirmiş ve O'nun nimeti (İslâm) sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi o kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız." (Ali İmran: 102-103)

Ancak bu kardeşlik ruhuyla donanmış bir toplum iflah olur. Düşmanlıklardan, tefrikadan, zulümlerden ve zilletten ancak Allah'ın ipine yani İslâm'a sımsıkı toptan sarılmakla kurtulunur. Allah'ın indirdiği ve gösterdiği yönetim sistemini, Rasulullah (SAV) den sonra sahabelerde titizlikle devam ettirmişlerdir. Müslümanlar da bu sisteme bağlı kaldıkları sürece yeryüzünde izzetli haysiyetler, onurlu, saadetli bir hayat sürdürmüşler, Allah'ın dininin hakimiyeti uğruna, Allah'ın kelimesinin yücelmesi için fetihten fetihe koşmuşlardır. İnsanları kula kulluktan, tağuti zulümattan kurtarıp, Allah'ın dinine tabi kılarak insanlar için çıkartılan hayırlı ümmet olmuşlardır. Bugün Müslümanların coğrafyasına baktığımızda ise; zillet, fakirlik, ihanet, satılmışlık, kan ve vahşet görmekteyiz.

Bütün bu içimizi sızlatan manzaranın tek sorumluları başımızdaki hain yöneticilerdir ve onların orda oturmalarına sessiz kalan Müslümanlardır. Bu yöneticiler Amerika'ya ve Batıya bağlılık yeminlerinin ardından kıyasıyla birbirleriyle adeta yarışmakta halkına en büyük ihaneti yapmaktadırlar. Yöneticilerin bu tür sefilliklerinden kuvvet ve güç bulan Amerika, Avrupa ve Yahudi azınlığı Gazzede olduğu gibi her bölgede katliamları pervasızca korkusuzca yapmaktadır. Biz halen kimi kime şikâyet ediyoruz! Baksanıza  başımızdaki hainler BM'i göreve çağırıyor!!! Böylesi ahmaklık olur mu?..    

Rasulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:

"Size emirlerinizin (yöneticilerinizin) en hayırlıları kimlerdir, en şerlileri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenler, sizin onlara hayırla dua ettiğiniz, onların da size hayırla dua ettiği kimselerdir. Emirlerinizin şerlileri de sizin buğuz ettikleriniz, onların da size buğuz edenleridir. Siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler." (Tirmizi, K. Fiten, 2190)

Filistin topraklarının bir karışında bile hakkı olmayan Yahudi varlığına tahammülümüz yoktur. O topraklar ümmetin malıdır, kimsenin tekeline bırakılmış değildir. İhanetleri yüzünden zelil olan başta Arap olmak üzere tüm yöneticileri koltuğundan makamından indirmek tüm ümmet üzerine farzdır. Orada altı milyon Yahudi bulunurken, çevresinde üç yüz milyonu aşkın Müslüman bulunmaktadır. Onlar tükürseler Yahudi varlığı ortadan kalkacaktır. Ancak ümmeti sınırlarla bölerek kardeşliği ortadan kaldıran hainler yüzünden ümmet çaresiz kalmaktadırlar. Bir kıvılcım ümmetin birliğini sağlamaya yeterli olacaktır. Başbakan Erdoğan'ın sadece söylemlerde kalan tepkisi dahi tüm İslam aleminde büyük yankı yaparak Müslümanların sevgisini kazanmaya yeterli oldu. Düşünün Bu ümmeti tek çatı altında toplayacak ve onlara sahip çıkacak bir liderin, halifenin olduğunu. Bu ümmet sahip arıyor başlarına lider arıyor kendilerinin korunacağı kalkanını arıyor. Paramparça edilmiş bu ümmet ancak ve ancak Hilafet sancağı altında kendinden olan liderin peşinde koşacağı hilafeti arzuluyor. Çünkü tek çözüm Raşidi Hilafet...  

İslam ümmetinin gücü silahı yok değildir. Tüm Yahudileri yok edebilecek hatta dünyaya meydan okuyabilecek onların efendisi olabilecek kapasiteye sahiptirler.

Çünkü Müslümanlar; "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ve Allah'a iman edersiniz" (Al-i İmrân 110) ayeti kerimesinin muhatabıdırlar.

Filistin halkının tek başına Yahudi ve Amerikan saldırılarını defetmeye muktedir olamadığı herkesçe malumdur. Artık Müslümanların oradaki Yahudi varlığını söküp atmaları için İslam ordularını seferber etmesi gerekir. Bu hareketi mevcut olan hain yöneticilerden beklemek boşa kürek sallamaktır. Müslümanlar olarak en büyük görevimiz; İslam'ı korumak, İsra ve Miraç beldesini işgal eden Yahudilerden ve diğer İslam düşmanlarından temizlemektir. Hz. Ömerin Hayber bölgesini Yahudilerden temizlediği gibi....

Sokaklara dökülüp kınama mitingleri düzenlemek Yahudi mallarını boykot etmek çözüm değildir. Sadece kabarmış duyguların tatmin edilmesinden öteye gitmeyen bir tepkidir. Bu asla köklü çözüm olamaz. Bu 1924'ten bu yana olan bu ilk saldırı değil, nitekim böyle giderse maalesef sonda bulmayacak. Her vahşette yüreklerimizde bir burukluk hissediyor, boğazımıza düğümlenenin ne olduğunu bir türlü tarif edemiyoruz. Bu halde iken aklımızdan birçok şey geçiyor, kinleniyor ve öfkeleniyoruz, sonra sokaklara dökülüp Müslümanlara bu zulmü reva görenlere nefretimizi kusuyoruz. Bu zulümler ile alakalı haberler devam ettikçe, bizimde duygularımız kabarmış bir halde, en üst seviyede duruyor. Lakin haberler kesildiğinde, gündem değiştiğinde tekrar eski halimize dönmekte hiç gecikmiyoruz. İşte bu gelip geçici duygularımızla yıllardır hareket ettiğimizden dolayı bir arpa boyu yol alamadık. Her yıl bu tür zulümlerin tekrarları işlenirken, bizler geçici duygularla hareket ettiğimizden, kalıcı ve köklü çözüme bir türlü sevk olamıyoruz.

Bunları yapmayalım demiyorum ancak bunları yapmakla her şeyi yaptığımızı zannetmenin evhamına kapılmayalım. Çünkü ancak duyguların fikirlerle yönlendirildiği tepkiler ya da hareketler doğru ve etkili olandır. Asıl olan Müslümanların bu katliamlar karşısında aciz kalan başlarındaki yöneticilerden hesap sorma olmalıdır. Çünkü onlar güç ehlidirler. Slogan şövalyeleri değillerdir.

Elbette bunun yolu ve tek çözümü; ümmeti tek çatı altında birleştirecek eskiden olduğu gibi kardeşlik ruhu içerisinde izzete kavuşturacak olan Raşidi Hilafet devletidir. Bizler acı çekiyoruz ve etrafımızda yaşanan bu olaylardan dolayı utanç duyuyoruz. Geçmişte Romalı askerlerin alaylarına maruz kalan bir Müslüman kadın sadece; "Ey Halife Mutasım! Nerdesin" dediğinde, kafir komutan gülerek hadi kurtarsın seni Mutasım demişti. Halife Mutasım bu çağrıyı duyar-duymaz büyük bir ordu hazırlayıp, Romalı kafirlere savaş açarak o kadının sesine cevap vermişti. Müslüman'ın canı o denli kıymetlidir. Bugün Filistin'de feryatlar yükseliyor gözler Mutasım gibi yürekli liderleri arıyor. Utanın! Utanın! Utanın! Diye çığlık atan yavrunun feryadına şimdi kim kulak verecek.

Allah'u Teala (Maide51) suresinde;

"Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin."  buyururken Müslümanlara düşmanlıkta en ileri giden Yahudi terör çetesini hain liderlerin dost edindiklerini görüyoruz.

Evet, herkes bulunduğu yeri, mevkii iyi bilmeli. Halk sokaklara dökülmüş gücü nispetinde ordu İsrail'e derken ordu da askeri görevi ne ise onu yerine getirmeli. Devleti idare edenler sokaktaki halk gibi değildir. Halk ağlar, protesto eder ama devlet ağlamaz icraat yapar. Devlet olma sıfatını kullanarak ya ordularını seferber eder, ya antlaşmaları iptal eder veya İsrail terör varlığının can damarlarını keser... Bir devlet başkanı olarak hastaları taşımak, hastaların yanında ağlamak acizlerin işidir.

Bunlar ancak Yahudi terörist varlığının bekası için çözüm üretirler. Daha halen Yahudilerle yapılan hiçbir anlaşma feshedilmiş değildir.

Bakın ey Müslümanlar! Bunların icraatlarına bakın! Allah aşkına bunlar bizden birileri mi!? Bu ümmetten birileri olsaydılar orduları zincire mi vururlardı?

Bunlar; "Ey müminler, Allah'a itaat ediniz; Peygambere ve sizden olan devlet yetkililerine de itaat ediniz. Eğer gerçekten Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o meselenin çözümünü Allah'a ve Peygamber'e havale ediniz. Bu sizin hesabınıza en hayırlı ve en iyi akıbet vaad eden bir tutumdur." (Nisa 59) ayetinin muhatabı değillerdir.

Öyle ise neden onlara itaat ediyoruz!

Bakın Türkiye'ye! Başbakan sadece sokaklarda nara attı. Ancak resmi dişe dokunur hiçbir atılım yapmadı. Anlaşmaları iptal etmediği gibi Konya hava üssünü dahi Yahudilere kapatamadı elçileri gönderemedi. Birde bunun üzerine halkın tepkisine binaen "biz bakkal dükkânı yönetmiyoruz" diyerek hangi yönde taraf olduğunu gösterdi. Halbuki elin gavuru Venezüella başbakanı Hugo chavez Yahudi İsrail elçilerini ülkesinden sınır dışı etti. Aynı tepki maalesef yine kafir bir ülkeden geldi. Bolivya başbakanı da Yahudi elçilerini sınır dışı edip tüm anlaşmaları iptal etti.

Bakın Mısır'a! Yahudi terör örgütüne karşı savaşmak isteyen askerleri nasılda tutuklayıverdi.

Bakın İran'a! Gazze'ye savaşmak için gitmek isteyen Müslümanların çıkışını nasıl da engelleyiverdi.

Bakın Suud kralına! Nasılda postuna bürünüverdi. Kulaklarını tıkayıp duymazlıktan gelmeyi tercih etti.

Müslümanların beldelerindeki yöneticiler, gerek Amerika'ya tabi olarak, gerek onu örnek alarak gönüllü-gönülsüz Amerika'nın "iradesine" boyun eğerek parçalandılar, ihtilafa düştüler ve bir araya gelemediler. Bağlı oldukları kafir sömürgecilerden aldıkları işaretle önceden olduğu gibi yine Güvenlik Konseyi'ne gitmek üzere yola koyuldular ve yoğun bir uğraş içerisinde gecelerini gündüzlerine kattılar... Hâlbuki onlar, orduları ile birlikte Gazze'ye yardım edilmesine ölüm baygınlığı ile bakıyorlardı. Şayet sözde Yahudi terör varlığını sarsmak için bu yöneticilerin açmış olduğu bir veya birkaç cephe olsaydı, bu varlık yok olup gidecekti.

Bu yöneticiler, sözde Yahudi terör örgütünün saldırılarla gerçekleştiremediğini gerçekleştiren bu kararın "manevi babası" oldular!

Zîra bu yöneticiler, Gazze'de masum kanlarının akıtıldığını gördükleri halde, ne ona yardım etmek için orduları harekete geçiriyorlar ne de bir füze atıyorlar. Daha beteri ona yardım etmek için can atanları da engelliyorlar, yollarını kesiyorlar yada hapse atıyorlar...!

Gazze'nin silahlanmasına ve güçlenmesine yol açan faktörleri engelleyen ve Yahudi ordusunun topraklarında kalmasını sağlayan bir kararın çıkarılmasına gelince, adeta birbirleri ile yarışıyorlar ve rekabete giriyorlar.

Ey Müslümanlar!

Defalarca tekrarladık, yine tekrarlıyoruz; Yahudi terörist varlığını yok etmek ve Filistin'i bir bütün olarak İslâm diyarına döndürmek isteyen herkesin muhlis bir yöneticiyi, sadık bir devleti; Râşidi Hilâfet'i ortaya çıkarmak için çalışması kaçınılmazdır.

Nitekim SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İmâm [Halife] bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur."

İşte o zaman Yahudi terör örgütünün, hatta ondan daha güçlü ve daha büyük olan Sömürgeci Küfür devletlerinin esamesinden bir eser kalmayacaktır.

Irakta, Bosna'da, Kosova'da, Keşmir'de, Somali'de yani dünyanın her bir köşesinde Müslümanların feryadı var. Bu çağrıları duymazlıktan gelemeyiz. Tüm bu vahşeti durduracak, tüm acıları dindirecek Hilafet Devletini tekrar kurmanın, Mutasım gibi feryada koşacak liderleri başımıza getirmenin vakti gelmiştir.

Rasulullah (SAV) şöyle buyurmaktadır:

"Canımı elinde tutana yemin ederim ki; marufu emredeceksiniz ve münkeri nehyedeceksiniz, zalimin elini (zulümden) kaldıracaksınız ve onu hak üzerinde durduracaksınız, yoksa Allah kalplerinizi birbirine vurduracak ve onları (zalim yöneticileri) lanetlediği gibi sizi de lanetleyecektir."

"Ey iman edenler! Sizi size hayat verene davet ettiğinde Allah ve Rasulüne icabet edin ve bilin ki Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka O'nun huzurunda toplanacaksınız." (Enfal: 24)

Necati ERDEM

< Önceki
Paylaş Paylaş
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |