Anasayfa arrow Yazarlar arrow Sümeyye AVCI arrow Kapitalist Ekonomisi Sömürgecidir Ve Çökmeye Mahkumdur
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

11/71 Bu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, "Ona İshak'ı ardından Yakup'u müjdeleriz" dediler.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Nebi (sav) hırsızlık yapan bir kadının elini kesti. Aişe der ki: Daha sonra bu kadın, Rasulullah (sav)'e gelerek ihtiyacını söyledi, tevbe etti ve tevbesini en güzel bir şekilde yaptı." (Buhari, K Hudud, 6302)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Kapitalist Ekonomisi Sömürgecidir Ve Çökmeye Mahkumdur Yazdır E-Posta
Sümeyye AVCI
15 Kasım 2008 Cumartesi

Kapitalist Ekonomisi Sömürgecidir Ve Her Zaman Çökmeye Mahkumdur.

İslam Ekonomisi İse İnsanlığa Adaletlidir Ve Her Zaman Kalkındırmaya Hazırdır.

Bu yazımızda inşa'Allah ekonomik sistemden bahsedeceğiz. Bu konuyu ele almamızdaki kastımız; insanların yeryüzünde tanışık oldukları ve içerisinde boğuldukları kapitalist ekonomik sistemin batıl ve bozukluluğunu göstermekle birlikte birçok insanın maalesef haberi dahi olmadığı ya da hakkında bir fikrinin bulunmadığı İslam'ın ekonomik siteminden ve tek doğru ekonomik sistemin İslam ekonomik sistemi olduğunu göstermektir.

Müslümanlar cumhuriyetin kurulması ve hilafetin ilgasının akabinde büyük bir inkılâba zorlanmış yapısına ve fıtratına ters olan yepyeni bir sistemle karşı karşıya kalmıştır. Önlerine çıkan tüm problemleri gayri İslami yollarla çözülmesi fikrini zihinlerine empoze edilerek hiçte ısınamadığı programlar ya da çözümler üzerinde amel etmeye başlatılmıştır. İşte bu tür batıl plan ve çözümlerden bir tanesi de ekonomik sistemde kendini çok net olarak ortaya koymaktadır.

Bu tür tehlikeli fikirleri zihinlere yerleştirirken çok sinsice oyunlar oynanarak İslam'ın gelişen çağa ayak uyduramayacağı ve çıkan sorunlara çözüm olamayacağı fikirleri dilden dile dolaştırılarak adeta zihinlerde büyük bir deforme gidilmiştir.

Bir toplumda mal ve hizmetlerin, üretim ve paylaşımın nasıl olması gerektiğine ilişkin düzenlemelere ve bunla ilgili nizama Ekonomik Sistem denir. Kapitalist ekonomik sistemde en önemli olgu fertlerin ihtiyaçlarını karşılarken ele aldığı husus sadece maddidir. Fertlerin ihtiyaçlarının karşılanması düşünülürken en büyük problemin mal ya da hizmetlerin çok sınırlı olduğu düşüncesi ve bunu elde ederken harcanan emeğin değerin belirlenmesi ve buna göre fiyatların oluşturulması kapitalist ekonominin vazgeçilmezleridir. Hatta üretilen malda esas taleptir. Bunda fayda olsun olmasın fark etmez önemli olan talebin olması ve bunda ekonomik kârın bulunmasıdır. Mesela; içki ya da uyuşturucuya talep olduğu müddetçe bu sistem açısından bu tür mallar ekonomik açıdan faydalı görülür. Bazen de bu tür mallara meylin artması yönünden reklam kampanyaları düzenleyebilmektedirler. Zira burada gözetilen kârdır. Maldaki fiyat talebe denk orantıda değişir. Talebin artması malın fiyatını yükselttiği gibi talebin azlığı da fiyatı düşürür.

Batıl olan kapitalist sistemin en büyük sermayesi vergi ve emek üzerinden mili geliri arttırma, bunun içinde en önemlisi ucuz ve sömürülebilen bir emek yani bazıları güçsüz ve zayıf kalmalıdır ki sömürecek insanların sayısı azalmasın, bu oyunu ve planı uygulamaktadırlar. Kapitalizmin dış siyasetinin sömürü üzerine kurulu olduğu ve amellerdeki ölçününde menfaat olduğu hakikati göz önüne getirildiğinde bu sistemin nasıl gayri insani bir sistem olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bugün dünya Kapitalist sistemle yönetilmektedir. Kapitalist sistemin ekonomisi ancak haramlarla, dolandırıcılıkla ve sömürüyle ayakta kalmaya çalışmaktadır. Lakin bu çalışmada pek başarılı olamadıkları her zaman gözle görülmektedir. Zira birçok dönemlerde yama ile açıklarını kapama yoluna gitmektedirler. Müslümanların beldelerindeki servetlere üşüşüp onları kendilerine sermaye yaparak ayakta kalma savaşı veren batı, bünyesindeki bulunan bozuk bu sistemle ve de gerçek hakikati Müslümanların görüp bunlarla mücadeleye girdiklerinde nasılda kayboluverecekler ve sinek gibi ortadan kalkacaklardır. İslam Devletinde hiç görülmeyen ekonomik kriz yalnızca Kapitalist sistemde görülmüştür. Bugün dünyanın her tarafında ekonomik kriz mevcut. Aslında bu kriz yeni, alışık olmadığımız bir mesele değildir. Kriz her zaman inişli-çıkışlı her dönem kendisini göstermektedir.

İslam beldelerinin ne kadar serveti olduğunu biliriz. Yine başta Amerika olmak üzere bütün kafirlerin akbaba gibi o servetlere sahip olmak için nasıl kanlı bir mücadeleye girdiklerini de biliyoruz. Ama buna rağmen kafirler kendilerini her zaman ekonomik krizin içinde bulmuşlardır. Kapitalizm ne kadar servete sahipte olsa gözü asla doymaz her zaman daha fazlasını ister. Daha fazlasını almak içinde görüldüğü gibi kan döker. Çünkü temeli, akidesi menfaate dayalıdır. Menfaate dayalı olan bir fikir, akide veya düşünce mala sahip olan için kan akıtmak, öldürmek sıradan, normal bir iştir. 

Ancak İslam bütün ideoloji ve akidelerden farklıdır. Çünkü o İlah'i bir nizamdır. İnsanı en iyi tanıyan ve insan için en uygun nizami bilen Rahman'ın indirdiği bir ideolojidir. İslam ekonomisi; fertlerin öncelikle bütün temel ihtiyaçlarının mutlaka toptan doyurulması gerektiğine inanarak insanı ele alır. Bu sağlandıktan sonrada lüks sayılan ihtiyaçların karşılanmasını sağlar. İnsanların lüks ihtiyaçları elde etme konusunda bir kısıtlama getirmez. Dolayısıyla İslâm'daki iktisadi sistemin amacı, belirli ilişkiler içerisinde yaşayan insanın temel ihtiyaçlarını çözüme kavuşturmak ve yaşam standartlarını yükseltme imkanı sağlayarak onu refaha ulaştırmaktır. İslam'ın ekonomik sistemi diğer sistemlerden ayrı ve farklıdır.

Temel ihtiyaçlar yiyecek, giyecek ve barınacak yerden ibaret olan zaruri ihtiyaçlardır. Bunların giderilmesi evin reisi olan erkeğe farzdır. Erkek, evin temel ihtiyaçlarını Rabbimizin haram kıldığından uzak kalarak, helal olan yollarla çalışarak giderir.

"Onların yiyeceği ve giyeceği maruf ile çocuğun kendisine ait olduğu baba üzerine farzdır." (Bakara 223)

"Günücünüz yettiği kadar o kadınları kendi oturduğunuz yerde oturtun." (Talak 6)

Eğer erkeğin buna gücü yoksa çalışacak bir engeli varsa bu sorumluluk devlete ait olur. Çünkü Halife Ümmetin sorunlarını gidermeden sorumludur. Temel ihtiyaçların dışındakiler lüks ihtiyaçlara girer. Bu ise, fertlere ait bir durumdur. Devlet buna engel olmadığı gibi lüks ihtiyaçların karşılanması için ortamı sağlar. Lüks ihtiyaçlar konusunda Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyuruyor:

"İnsanoğlunun sahip olduğu tek şey, kendisiyle açlığını giderdiği bir parça ekmek, susuzluğunu giderdiği bir içimlik su, avret mahallini örttüğü bir parça örtüdür. Bundan fazla olanlar ziyadedendir."

Alkol, kumar veya zina yoluyla kazanılan servet İslami bir servet olmaz. Çünkü Şeriat bu ve buna benzer kazançları haram kılmıştır, insanları men etmiştir. Bunlarla kazanç sağlayanlara ise devlet tarafından ceza uygulanılır. Oysa kapitalizm'de harama bakılmaksızın, yalnızca kazanca bakılır. Bunun için zina evlerinin vergileri ödendiği sürece zina serbest bırakılır. Kumar ve alkol devlete kazanç sağladığı için meşru sayılır.

İslam ekonomisinde mülkiyet (bizzat malın kendisinden faydalanabileceği hususunda Şari'nin iznidir) 3 kısma ayrılır. Bunlar Ferdi, Kamu ve Devlet mülkiyetleridir. Bunlara kısaca değinecek olursak;

Ferdi Mülkiyet: Mülk edinmek kulun fiilleriyle alakalı bir mesele olduğu için bu konuda Şarinin hitabı mevcuttur. Şari (kanun koyucu) yeryüzünü insanların faydalanması için yaratmıştır. Mubah kıldığı mala ferdin sahip olma hakkı vardır. Bu konuda onu kimse engelleyemez. Örneğin; ferdin açlığını, susuzluğunu gidermesi ve barınacak yere sahip olması gerekir. Buna gücü yetmeyenler devlet tarafından yardım alırlar. İslam Devleti asla ve kata onları aç, susuz ve üşümeye bırakmaz.

Kamu Mülkiyeti: Toplumun ortak malıdır. Bunlar bitmeyen tükenmeyen madenlerdir. Örneğin: su, benzin ve elektrik gibi. Bunlar toplumun malı olduğu için parayla satılmaz ve alınmaz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem buyuruyor:

"Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar; su, mera/otlak ve ateş." (Ebu Davud, K. Buyu', 3016)

Amr b. Kays el-Me'rabi'den rivayet edildiğine göre Amr diyor ki: "Me'rib denilen yerdeki tuz madeninin bana verilmesini Peygamberden istedim. O da orayı bana verdi. Bundan haberdar olanlar; ‘Ya Rasulullah orası tükenmez bir madendir' dediler. Bunun üzerine Rasulullah ‘‘O halde orayı sana vermeyeceğim dedi.''

Buradaki kasıt madendir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bunun bitmez bir maden olduğunu anlayınca Sahabeden geri alıyor. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem birinin alıp diğerinin mahrum kalmasını istememiştir. Bu madenin ferdin değil, toplumun mülkiyeti olduğunu gösterir.

Devlet, ferde ait olan bir mülkiyeti kamu mülkiyetine çevirme hakkı yoktur. Çünkü o ferdin malıdır. Ondan alması için ancak izin/rıza alması gerekmektedir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem:

"Rıza ve hoşnutluğu olmadan Müslüman'ın malı helal olmaz." (Ahmed b. Hanbel, Müs. Basriyyin, 19774)

Devlet Mülkiyeti: Ganimet, haraç ve cizye gibi mülkiyetlerdir. Bunlar devlete aittir. Tabi içtihad konusudur. Devlete verilen zekatlar devlete ait değildir o ancak bu malın dağıtımından sorumlu olandır. Zekat bir nevi ferdin mülkiyetidir.

Ganimet savaş esnasında kazanılan mallardır. Cizye ise yalnızca zimmilerden alınır. Zimmi olan kadın ve çocuklardan alınmaz. Zimmiler de İslam tebaasında yaşayan kafirlerdir. Bu konuda Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:

"Ta ki onlara aşağılanmış olarak imkanları nispetinde cizye verinceye kadar." (Tevbe, 29)

Ayette geçen; ‘imkanları nispetinde' ibaresinden kasıt "güçlerinin yetmesidir". Ancak güçleri yeterse cizye alınır. İslam Devleti insanlara asla zulmetmez. İnsanoğlunun yapamayacağı, gücü yetmediği bir şey istemez. Çünkü böyle bir hakkı Rabbimiz vermemiştir.

Kapitalist sistemde durum çok farklıdır. Ferde ve kamuya ait bir şey yoktur. Bütün servetler devlete aittir. Daha dorusu devlet bu gözle bakar. Bugün dünyada binlerce aç olan hatta evsiz olan insanlar var. Bu Avrupa'da dahi böyledir. Sözde halka yardım ettiklerini gösterseler de aslında bunlar yalnızca göz boyamadan ibarettir. Çünkü bütün insanlar aç kalırsa bu devlete başkaldırmaya sürükler. Bir kısım insanın aç kalması onlar için tehlike arz etmez. İşte menfaate dayalı olan Kapitalist sistem bir nevi halkı susturmak için sözde yardımlar yapar. Ama yaptığı yardımları halktan aldığı mallarla uygular. Yoksa inanın menfaatleri olmasa halka 5 kuruş dahi vermek istemezler. Bütün işlerinde hile, kurnazlık ve dolandırıcılık vardır. Ama halkın bunun farkına varmaması için gerçekten sinsi çalışır. Kamu yani topluma ait olanlardan da kazanç sağlar. Oysa düşünün kim sizlere ait olan bir malı size satmaya çalışabilir? Bunu akıl kabullenebilir mi? Kapitalizmde insanların temel ihtiyaçlarında daima zorlaştırılır. Çünkü insanlar ne olursa olsun temel ihtiyaçlarını gidermekle zorunludur. Bunu bilen menfaatçi sistem halkı bununla sömürmektedir. Ekmek, meskenler en çok zam yapılanlar arasındadır. Yine su, benzin ve elektrik toplumun malı olmasına rağmen ve bunların ücretsiz verilmesi gerekirken en çok pahalı satılanlardır.

Tükenmeyen, bitmeyen bütün madenler biz Müslümanlara aittir. Bizlere ait olan serveti bizlere para karşılığında veriyorlar. Çünkü mal bize ait olsada devlet bize ait değildir. Bu yüzdende yetim evladı ne kadar sömürürlerse bu onlara kârdır.

Türkiye'yi örnek verelim: Bakın etrafınıza aç olan insanları kim doyuruyor? Devlet mi yoksa halk mı? Bu devletin görevi olduğu halde bunu omuzlarına yükleyenler halk değil midir? Hayır işleriyle uğraşan birçok cemaat vardır. Hatta okul, cami veya hastaneleri açanlar yine halktan olan fertler. Hastalara, fakirlere, yardıma muhtaç olan insanlara yardımcı olmaya çalışanlar Müslüman bireyler. Madem her şeyi halk yapıyor o halde sorarım size bu devletin görevi nedir?! Ne işe yarar?

Hükümetlerin yaptığı ancak eşyalara zam koymak, koltuğuna hiç ayrılmayacak şekilde yapışmaktan başka işe yaramamaktadır. İnsanlardan vergi alınması da bambaşka bir zülümdür. Düşünün bir ay boyunca evinizi zar zor geçindirmek için çalışıyorsunuz. Çalıştığınız iş basite alınacak bir işte değil oldukça zor bir iş. Maaşınızı almaya gittiğinizde almanız gereken, hakkınız olan ücret 300-400 TL olduğu halde sizin aldığınız 200-300 oluyor. Maaşınızın yüzde 30 veya 40 direk çekiliyor. Üstelik bu size sorulmuyor dahi. Sorulsa razı olmayacaksınız ama rızanızı dahi almadan elinize hakkınız olmayan bir maaş sıkıştırılıyor. Bu haksızlık, zülüm, sömürge değil de nedir?

‘Vergilenmiş kazanç kutsaldır' ilkesiyle hareket ederek her türlü geliri vergilenmişse mubah sayarak genelevler patroniçesine madalya takarak gurura eden bir hayat görüşü, sizce ne denli insani veya ahlaki olabilir.? İnsanları maneviyattan uzaklaştırarak maddenin peşinde koşturarak milli gelirin artacağını zanneden bir anlayış sizce nasıl köklü çözüm getirebilir?

Oysa İslam Devletinde vergi alınmaz. Çünkü bu caiz değildir bu konuda açık nasslar vardır.

Akabe b. Amir'den rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyuruyor: "Vergi alan kimse cennete giremez." (Ebu Davud, K. Harac, 2548)

"Kendi rıza ve isteği olmadan bir Müslüman'ın malını yemek haramdır." (Ahmed b. Hanbel, Müs. Basriyyin, 19774)

Vergi almak; rızası olmadan Müslüman'ın malını almak demektir. Ki bu, caiz değildir. Bu ancak Müslüman'ı sömürmektir.

İslam devleti herkese iş bulmayı veya iş sağlamayı garanti eder. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem: "İmam da (devlet reisi) kendi idaresi altında bulunanlardan mesuldür." (Buhari, K. İstikrad, 2232)

Bu husus, bu hadisin genel ifadesinin şümulüne girer. Halka ait olup yerine getirilmesi gereken işlerin en ehemmiyetlisi çalışabilecek gücü olduğu halde iş bulamayan, kimselere iş imkanı sağlamaktır. Bakacak bir kimsesi ve yakını bulunmayan fakirin nafakası devlete aittir. Oysa bugün işsiz olan o kadar çok insan var ki, üstelik bu kişiler kendi çabalarıyla iş bulmaya çalışsalar da iş bulamıyorlar. Çünkü bunu devlet sağlamamıştır.

İşçi ücretinin tespiti;

"Çalışanlara verilecek ücret, işin sağladığı faydaya göre olduğu gibi, çalışanın sağladığı menfaate göre tespit edilir. Verilecek veya tespit olunacak ücret ölçüsü hiç bir zaman çalışanın sahip olduğu bilgiye göre olmayacağı gibi işçinin ve çalışanın sahip olduğu ilmi diplomaya göre de olmaz. Çalışanların kıdemlerine göre herhangi bir artış olmaz. Yani, çalışan kimsenin bir kaç sene kıdemli bulunması, diğer işçiye ücret bakımından üstün olmaya ve fazla ücret olmaya sebep olmaz. Bilakis herkesin hak ettiği ücret ne ise o, kendilerine ödenir. İster bu ücret işe, ister bu işi yapan işçiye göre tespit edilmiş olsun fark etmez." (İslam Devleti Anayasa Tasarısı Madde: 151) şeklinde olması gerekir.

Oysa kapitalizmde her şey diplomaya bakar. Adam işinde uzman olmadığı ve pasif biri olduğu halde diploması olduğu zaman işe alınır. Bol miktarda maaş verilir. Diğer taraftan bilgili, çalışkan ve zeki olduğu halde diploması olmadığı için işe alınmaz ya da ücretlerinde büyük fark görülür. Bu ise adaletsizliktir. Kapitalist toplumlarda kişiler arasındaki ilişkilerde güvensizlik, kuşku, şüphe, yalan, iftira, kin, düşmanlık, intikam ve sahtekarlık havasının hakim olmasının nedeni menfaat ve hırsa dayalı ferdiyetçi bir anlayışın bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Kapitalizmin ekonomik siteminde büyük kapital sahiplerinin her yönden halkı sömürdüğünü görüyoruz. Vergi ve sömürüye dayanan Kapitalizmin Ümmetin bünyesinde ayakta kalmasının nedeni; halk için alternatifsiz tek yaşanılacak sistemin Kapitalizm olduğu, çıkan sorunların yer altı ve üstü maden zenginliklerin kısıtlı olduğu düşüncesi ve bunun yanında İslam devletinin ekonomik sisteminden bahsedilmemesi ve hakikatlerin ortaya konmaması ya da engellenmesiyle birlikte ümmetin İslami fikirlerden yoksun bulunması gerçeği yatmaktadır.  

Anlatılacak çok şey var. Bu yazımızda İslam ekonomisinin yalnızca bir kaç maddesinden bahsettik.

Sümeyye AVCI

15.11.2008

< Önceki   Sonraki >
07 Ocak 2009 Çarşamba

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
İsrail: Türkiye ilişkimizi Açıklamıyor
Gürkan Hacır | 05.01
 
Abdulhamid'in hatıraları
| 20.12
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |