Anasayfa arrow İktibas arrow İslam Medeniyeti ve Bilim
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fatih Babayiğit
Fuad Hamidoğlu
Hakan Fikret
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Minhac
Necati Erdem
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

7/92 Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar,şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"...Cihad, Allah beni gönderdiği günden, ümmetimin sonuncusu deccal ile savaşasıya kadar yürürlüktedir. Zalimin zulmü ve âdilin adaleti bunu geçersiz kılmaz." Ebu Davud, k. Cihâd, 2170
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İslam Medeniyeti ve Bilim Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
18 Ekim 2008 Cumartesi
ImageGeçtiğimiz iki asır içerisinde dünya, demir yollarının gelişimi, uçak teknolojisi, nükleer teknoloji, internet, İVF, genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar, penisilin, klonlama ve mikroskobik küçüklükte olan nesnelerin imalatı ve ölçümü teknolojisi gibi bilim ve teknolojide benzeri görülmemiş ilerlemelere şahitlik etti.

Bu ve buna benzer ilerlemeler Batı'nın kalkınmasıyla eş zamanlı gelişti ve tarihte beklenmedik seviyelere ulaştı. Günümüzde Batı, teknolojik ve bilimsel ilerlemeleri tekelleştirdi.

Batı, kalkınabilmek için birinci şartın liberal değerleri benimsemek olduğu kanısındadır. Birçok düşünür, bilim adamı ve filozof, İslam'ın günümüz dünyasında yerinin olmadığını iddia etmektedir. Bu düşünce, Müslüman ülkelerinden hiçbirinin bilimsel araştırma veya teknolojik gelişme alanında bir şey üretmediği öncülüne dayanmaktadır.

Batı, üzerindeki kilise otoritesini söküp atması ve dini hayattan ayırmasıyla, bilim ve teknolojideki ilerlemelerin meydana geldiğini iddia etmektedir. Batı nezdinde kilise, bilimin ilerlemesini engellemekteydi. Batı, dinin, vasfı gereği, inanç ve hurafeler üzerine kurulu olduğunu, dinin kamusal alandan kaldırılmasıyla ancak sanayi devriminin ve ardından bilimsel ilerlemelerin gerçekleştirilebilindiğini, düşünmektedir.

Günümüzün liberalleri, bilimin bildiğimiz şuan ki şeklini, kendilerinin icat ettiklerini, temelini kurduklarını ve birçok dalını oluşturduklarını, iddia ediyorlar.

Bunu iddia edenler, bir dizi tarihi gelişmelerin Batı kaynaklı olmadığını unutmaktadırlar.  Bu iddia, Batı'nın halen kendi tarihini dünyanın tarihiymiş gibi görmeye devam ettiğini göstermektedir. Aynı zamanda, bu düşünceyi savunanlar, Batı'nın önceki medeniyetlerden, özellikle İslam medeniyetinden neler aldığını unutmaktadırlar.

Tarih boyunca tüm medeniyetler belli bir teknolojik ve bilimsel ilerleme ile karakterize edilmiştirler. Batı, Romalıların bilime ve tıbba yaptığı katkıları kayıt altına almıştı. İslam alemi ise 8. ve 10. asırda, Yunanlıların bu alandaki eserlerini tercüme etmekteydi bile.

Bilimin aslı, kâinatın gözlemlenebilir kısımlarında, inceleme, araştırma ve deneyim yapmaktır.

Otomobildeki ilerleme esasen yakıtlı motor alanındaki ilerlemeden kaynaklanmaktadır. Bir otomobil motorunda yakıt-hava karışımı, silindir içinde ateşlendiğinde genişleyen gazlar pistonu aşağıya iterek piston koluna bağlı olan krank milini döndürür. Ve otomobil hareket eder.

Britanya İmparatorluğu bunu mümkün kıldı. İmparatorluk, pistonları harekete geçirebilmek için buhar ve kömürü kullandı. Böylelikle makineleri hareket ettirecek, dönme hareketini sağladı. Bu gelişme, El-Jazari 'nin 12. asırdaki araştırmalarına dayanmaktaydı. Kendisi krank mili icat etmişti, kollar ve silindirler kullanarak dönme hareketini oluşturmuştu. Bunu bir makine içerisinde birleştiren ilk şahıs El-Jazari idi. 

Yukarıdaki örnek ve bir dizi diğer örnekler, hiçbir medeniyetin, bilimin kendine ait olduğunu iddia etme hakkının olmadığını göstermektedir. Bu evrensel alana sadece katkıda bulunulabilinir. Atomların ve moleküllerin kainatın kurallarına uydukları ve manipüle edilebilir oldukları, kişinin Müslüman, Hıristiyan veya liberal olmasıyla değişmeyecektir. Bu evrensel bir şeydir ve kişinin inancından etkilenmez.

Bu sebeple asıl mesele hangi medeniyetin bilime önemli katkılarda bulunduğu ve söz konusu medeniyeti bu alanda üstünlük sağlamış olmasına iten faktörün tam olarak ne olduğudur.

İslam'ın altın çağları olarak görülen 8. asırdan 13. asra kadar dünya Müslümanların birçok alanda süratle ilerlemelerine şahitlik etti.  Bu dönem içerisinde İslam alemindeki mühendisler, alimler ve tüccarlar, sanata, ziraata, ekonomiye, sanayiye, hukuka, edebiyata, navigasyona, filozofiye katkıda bulundular. Bilim ve teknolojiyi muhafaza ettiler. Eski gelenekler üzerine temellendirip, bu alanlara ilaveler yaptılar.

Ortaçağ tarihi uzmanı Howard Turner, "Science in medieval İslam" isimli kitabında şunları aktarmaktadır: "Müslüman sanatçılar ve bilim adamları, idareciler ve işçilerle birlikte, doğrudan ve dolaylı şekilde her bir kıta üzerindeki toplumları etkilemiş olan emsalsiz bir kültür oluşturdular."

İslam, içerisinde, Müslümanları bilimsel ve teknolojik alanda üstünlük sağlamaları yönünde motive eden belirli unsurlar barındırmaktadır.

Allahu Teala'ya ibadet etmek/tapmak bir dizi icatlar yapılmasına sebep olan unsurlardan biridir. Günde beş vakit kılınan namazların vakitleri, Kıblenin yönü, Ramazan ayının başlaması ve sona ermesi, ayın ve yıldızların duruşlarını titizlikle belirlemeyi gerektirmekteydi. Bu sebeple Müslümanlar gözlemleme ve yön belirleme aletlerini icat etmeye başladılar. Bundan dolayı çoğu yön belirleyici yıldızların isimleri günümüzde Arapçadır. Bunlardan bazıları; Acamar, Aldebaran, Altair, Baham, Baten Kaitos, Caph, Dabih Edasich, Furud, Gienah, Hadar, İzar, Jabbah, Keid, Lesath, Mirak, Nashira, Okda, Phad, Rigel, Sadr, Tarf ve Vega.

Müslümanların astronomiye bir dizi katkıları olmuş ve buda astronomik saatin gelişimiyle sonuçlanmıştır. Dişli takımlı ve çarklı, güneş ve ayın hareketi ile alakalı mekanik takvim Ebu Rayhan al-Biruni tarafından 10. asırda icat edilmiştir. Taki al-Din 15. asırda, buna benzer bir tasarıma dayalı, mekanik saati icat etti.

Kıbleyi belirleyebilme gerekliliği, Müslüman gökbilimcilerinin bir araya topladıkları tespitlere dayalı, pusulanın gelişmesine sebep oldu.

Müslümanlar ana yönleri, güneyi, kuzeyi, doğuyu ve batıyı, harita ve okyanus haritası üzerinde gösteren pusulayı geliştirdiler.

Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

"O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık." (Enam 97)

Bu ayet, Müslümanları daha iyi gözlemleme ve yön belirleme aletleri geliştirmeleri yönünde motive etti. Bu yüzden günümüzde çoğu yön belirleyici yıldızların isimleri Arapçadır. Bu tür aletler dünyayı keşfetmekte kullanıldı; birçok Müslüman coğrafyacı tarafından bunlar, el kitaplarında bir araya toplanıldı.

Allah'ın (cc) Kur'anı Kerim'de buyurduğu şu ayet onları stimüle etmişti:

"Onları sarsmasın diye yeryüzünde bir takım dağlar diktik. Orada geniş geniş yollar açtık; ta ki maksatlarına ulaşsınlar." (Enbiya 31)

Önceki Müslümanlar İslam'ın bilim, teknoloji ve sanayide dahil olmak üzere, tüm maddesel meselelere, sadece maddelerin hakikatinin araştırılması ve bunun, insanlığın yaşam standartlarını iyileştirme yönünde nasıl kullanılabileceğini araştırmak olarak baktığını, çok iyi idrak etmişlerdi

Bir çok ülkenin İslam medeniyetine dahil olmasıyla, kentleşme bir dizi gelişmelere yol açtı. Müslüman mühendisler, Arap çölündeki su kaynaklarının yetersizliğinin, kanallar kazıp Fırat ve Dicle'den su getirerek, üstesinden geldiler. Aynı zamanda Bağdat etrafındaki bataklığı kurutup şehri, sıtma hastalığından kurtarmayı başardılar. Müslüman mühendisler su türbününü mükemmelleştirdiler ve kement denilen, dikkatle hazırlanmış, yeraltı su kanalları inşa ettiler. Bu, kanalizasyon sistemi, hamamlar, suyu içilebilir olan çeşmeler, suyu içilebilir olan boru suyu kaynakları ve yaygın, özel ve genel tuvalet ve banyo tesisleri dahil, kullanım suyu sistemlerinin gelişmesine yol açtı.

Müslüman düşünürler, bilim adamları, mühendisler ve uzmanlar bilime mühim katkılar yaptılar. Bu katkılardan birçoğu ileriki zamanlarda Batı tarafından kullanıldı ve Batı'nın da bilime katkıları oldu. Evrensel bir mesele olan, bilimin doğası gereği, hiçbir medeniyet onu keşfettiğini iddia edemez. Fakat çoğu medeniyetler tarih boyunca, bilime yaptıkları kendi katkılarını belgelemişlerdir. Ardından sonraki medeniyetler tarafından eksperimantasyonlar yapıldığında, bu belgeler önbilgi olarak kullanılmıştır.

Orta Doğu'da İslam yayılmadan evvel, bölge halkının bilime hiçbir katkısı olmamıştı. Aynı halk, İslam'ı kabul ettikten sonra bilime katkılar yaptı ve bu katkılar sonraki nesiller tarafından yeni şeyler icat etmek için kullanılmıştı. Ve halen kullanılmaktadır da.

İslam bilimsel ilerlemenin önünde bir engel olmaktan çok Müslümanları bilime katkıda bulunmaya iten bir trajektördür.

"Guns, germs and steel"  isimli kitabıyla Pulitzer ödülünü kazanmış olan Jared Diamond şöyle dedi: "Ortaçağ İslam'ı teknolojik olarak ilerlemişti ve yeniliklere açıktı. Okuryazarlık oranı, günümüzün Avrupa'sından çok daha yüksek oranlara ulaşmıştı; klasik Yunan medeniyetinin mirasını öyle bir seviyede asimile ettiler ki, çoğu klasik kitapları Arapça nüshalarıyla biliyoruz. Yel değirmeni, trigonometri ve latin yelkenini icat etti. Maden biliminde, mekanik ve kimyasal mühendislikte ve sulama metotlarında büyük ilerlemeler yaptı. Ortaçağ'da, İslam'dan Avrupa'ya akan teknoloji akımı, Avrupa'dan İslam'a akan teknoloji akımını eziyordu. 1500'lü yıllardan sonra bu akımın yönü tersine döndü."        

Bu yazıyı Hizb.org.uk websitesinden Esma Sıddık İslamdevleti.org için çevirdi

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
20 Mart 2010 Cumartesi
4 Rabi-ul Ahir 1431
.:: son 30 günün ::.
en çok okunan alintilari...
Emin Saraç hocaefendi ile bir röportaj
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |