Anasayfa arrow Yazarlar arrow Saliha Aydın arrow DAHA NE ZAMANA KADAR?!.
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

21/32 Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Yine Nebi (sav)'den rivayet edilen bir başka hadis ise şöyledir: "Sizden öncekiler, aralarında şerefli ve itibarlı biri hırsızlık yaptığı zaman onu bıraktıkları, zayıf biri hırsızlık yaptığında ise elini kestikleri için helak oldular." (Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensar, 24134) Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

DAHA NE ZAMANA KADAR?!. Yazdır E-Posta
Saliha Aydın
06 Ekim 2008 Pazartesi

3 Mart 1924'te haince bir tezgâhla kurulmuş olan laik devletin bekasını sağlama politikaları var gücüyle çalışmaya devam ediyor. Peki, biz tek doğru ve emsalsiz İslam'ın emanetçileri müminler; bize ait olmayan, müminleri perişan eden bu laik devleti tarihin karanlıklarına gömmek ve kurtuluşumuzun yegâne reçetesi her şeyden en önemlisi Rabbimizin emri Raşidi hilafetin kurulması için var gücümüzle çalışıyor muyuz?

"Ergenekon'da Hizb-ut Tahrir bağlantısı

Ergenekon'un PKK, DHKP-C, TİKKO ve Hizbullah'tan sonra şimdi de evlere bıraktığı provokatif bildirilerle gündeme gelen Hizb-ut Tahrir örgütü ile bağlantısı ortaya çıktı. Ergenekon soruşturmasının son dalgasında teğmenlerle birlikte Ankara'da 8 kişi gözaltına alındı. Sabah saatlerinde zanlıların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda 6 bilgisayar kasası, bir dizüstü bilgisayar ile çok sayıda CD ve belgeye el konuldu. Yapılan ilk incelemelerde Hizbullah ve Hizb-ut Tahrir terör örgütlerinin propagandasını içeren belgelerin ele geçirildiği öğrenildi. Silahlı herhangi bir eylemi bulunmayan Hizb-ut Tahrir örgütü, son yıllarda ev ve işyerlerinin posta kutularına bırakılan provokatif mektup ve bildirilerle gündeme gelmişti. Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce örgüte üst üste operasyonlar düzenlenmişti. Yargıtay da geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla silahlı eylemi olmamasına rağmen Hizb-ut Tahrir'in terör örgütleri arasında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmişti." (Basın)

Hilafet ilga edilip cumhuriyet kurulduğundan beri, cumhuriyetin bekçileri kurdukları çürük düzeni biraz daha sağlamlaştırabilmek için İslam'ı ve Müslümanları baskı altında tutmuştur. Çünkü halk Müslüman'dır. Cumhuriyet ilan edilip, hilafette ilga edilirken Müslüman halkın desteği alınmamıştır. Bilakis halka zorla ve zorba yöntemlerle dayatılmıştır. Ve o günden beri laik cumhuriyet Müslümanları sindirip, onların özünde var olan İslam kültürünü batı kültürüyle devşirip İslam'ı yok etmeye çalışırken Müslümanlara demir yumruk olmaktan başka hiçbir işe yaramamıştır. Cumhuriyet Müslümanların devletlerini elinden almış, Allah'ın hükümlerini hiçe saymış onları gericilikle ve çağ dışılıkla itham etmiş, Mustafa Kemal'in batıdan ithal ettiği hükümlerle yaşamaya zorlanmış, devlet kurumları, kamusal alan ve hatta özel hayatlarında bile İslam'ı yaşamak isteyenlere yasaklar getirmiş, İslam'ı isteyenler onun için çalışanlar öldürülmüş, hapishanelere atılmış, işkenceler yapılmıştır. Ve hala da ümmetin hayırlı evlatları zalimce yöntemlerle susturulmaya çalışılmaktadır. İslam'a tahammülsüzlükte öyle ileri gitmiştir ki yeri geldiğinde halk yahudi fötr şapkası giymeye zorlanmış, ezanlar Türkçeye çevrilmiş, evde Kur'an dahi bulundurulması yasaklanmış ve saymakla bitiremeyeceğimiz onca cürüm işlenmiştir.

Buraya kadar saymış olduklarımız çok doğal karşılanabilecek durumlar belki, zira bu devleti kuranlar ve bu devletin kurulmasına yardım ve yataklık edenler Müslümanlar değillerdi. Elbette kendi inançlarını, ideolojilerini baki kılabilmek uğruna onca zahmetlere katlanacaklardı.

Ya peki, bizim (her ne kadar hataları olsa da) Müslüman kardeşimiz dediklerimiz ne yapıyor? Bunca yıldır tek derdi halis ve muhlis İslam kültürüne bağlı fikri açık ve net metodu nübüvvet minhacı üzere (Resulullah'ın gösterdiği yol üzere)  Allah'ın emri olan Raşid-i Hilafeti kurmak için çalışan ve bu uğurda sayısızca eziyetlere maruz kalan kardeşlerine ne yapıyor? Üzülerek söyleriz ki; tertemiz, arı duru İslam fikrine bağlı gayesi hilafetin geri gelmesi için çalışmaktan başka bir şey olmayan kardeşlerine (belki yeterince tanıtamadıkları için) çamur atmakta,  cumhuriyetin bekçilerine yardım yataklık etmektedir. Yazıktır ki bu durum Hizb-ut Tahrir'e asla zarar vermemektedir. Çünkü hak yolcularının yolundaki dikenler onları yollarından alıkoymaz, bilakis onları daha da cesaretlendirir, kuvvetlendirir. Fakat zarar ve ziyanda olanlar hak yolcularının yoluna diken koyanlardadır. Zafere erişemedikleri gibi Allah'ın gazabına meleklerin lanetine uğramaktadırlar.

Buraya kadar yazmış olduklarımız hatada olan mü'min kardeşlerimize bir hatırlatma, bir nasihat olsun. Devamında kendimize ve tüm mü'min kardeşlerimize hitabımız;

Kafir küfrünü baki kılabilmek uğruna onca zahmetlere katlanırken, peki ya biz müminler asla ve kat'a razı olamayacağımız bu devleti tarihin çöplüğüne atmak ve Rabbimizin emri Raşidi Hilafetin kurulması için ne yaptık? Her derde deva, her soruna çare İslam'ı esas alıp tek önderimiz ve örneğimiz Hz. Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem‘in bize tek doğru ve değişmez emanet olarak bıraktığı metodunu mu alıp uyguladık yoksa İslam'ı bırakıp, aklımızı esas ve ondan doğan fikirleri de kendimize metod mu yaptık?

Elhamdülillah ümmetin içerisinde Resulün emanetine hıyanet etmeden onu koruyan, taşıyan ve gözünü kırpmadan canını dahi ortaya koyabilen salihler ve salihalar var. Ama maalesef Resulün emanetini unutmuş veya onu göz ardı edip aklını ve fikrini esas ve metod almış müminlerde var. Şimdi burada hangi safta yer aldığımız önem arzediyor.

Aklını esas ondan doğan fikirleri de kendine metod yapmış olan Müslümanların İslam adına var olan mevcut fasid vakada tahavvüllerine bakacak olur isek;

-       İlk olarak günümüz Müslümanlarının fikri zafiyet içerisinde olmalarından ötürü var olan fasid vakayı tasvir etmekte zorlandıklarını görürüz. Öyle ki demokrasi, laiklik, cumhuriyet, milliyetçilik, hürriyetçilik gibi kavramların dahi zihinlerde berraklaşmadığı, bu kavramlara İslam'ın bakış açısının ne olduğunu dahi anlayamamış olduklarını görürüz. Bu durum Müslümanları mevcut fasid vakanın içerisinde yer alıp, vakanın verdiği haklardan sonuna kadar kullanmaya itti.

-       Mevcut kendini İslami veya muhafazakar olarak adlandırmış parti ve cemaatlerin yaptıkları icraatların İslam'a uygunluğunu araştırmadan taasubi bir bağlanışla ortamı değiştirmek istediklerini görürüz. Ve yine birtakım liderlerin sadece cümle aralarında İslami terimler kullanması, namaz kılması veya eşinin başörtülü olması o kişinin ardından gitmek için yeterli bir argüman görülmüştür.

-       Statükoya ayak uydurduklarını, duruma göre mücadelelerini değiştirdiklerini görürüz. Misalen; eğer İslam'a baskıların arttığı bir durumda iseler mücadelelerini ve söylemlerini ılımlaştırırlar ki; böylelikle sorun yaşamadan varlıklarını koruyabilsinler. Bu durum onların Şer'i hükümleri ölçü almaktan ziyade, fayda ve zararı ölçü almalarından kaynaklanır.

-       Aklını ve fikrini esas ve metod yapmış olan Müslümanların var olan baskıya tavizle yaklaşmak adeta huy halini almıştır. Bunu başörtüsü konusunda açık bir şekilde görebiliyoruz. Bu hususa şöyle yaklaşırlar; "Müslüman kadının başını örtmesi ne kadar farz ise de okumakta farzdır. Ayrıca bu baskı ortamından kurtulabilmek için okuyup bir yerlere gelmek zorundayız. Eğer biz eğitimli olmaz isek meydanı onlara bırakmış oluruz. Zaten zaruretler haram olan şeyleri mübah kılar." Bu yaklaşım sırf başörtüsü konusuyla sınırlı kalmamaktadır. Her ne baskı ile karşılaşırlarsa karşılaşsınlar aynı tavrı gösterirler.

Buraya kadar anlatılanlar Allah rızasını isteyen, onun dinine hizmet etmek isteyen, kendine Şer'i hükümleri ölçü almış olan Müslümanların tavrı değildir. Bizler her ne durumda olursak olalım Kur'an ve sünnete sarılmak, İslam'a teslim olmak zorundayız. Hani Allah Resulü ve müminler sayısızca eziyetler görmüşlerdiler de yinede statükoya ayak uydurmamışlardı. Bilakis ortam ve durumları İslam'a uyarlamışlardı, İslam'ı ortam ve durumlara değil. Gaye ve hedefimizi iyi anlamak ve metodumuzu da çok iyi belirginleştirmeliyiz. Gayenin iyi ve güzel olmasının vasıtaları mübah kılmayacağını bilmek zorundayız. Zira şeriat gayeleri, hedefleri belirlediği gibi ona gidecek vasıtaları, onun için çalışma metodlarını da bildirmiştir. "Namazı kılın" diyen Rabbimiz namazın nasıl kılınması gerektiğini de bildirmiştir. Kendi dininin hakim kılınması için Raşid-i Hilafetin kurulmasını isteyen Rabbimiz, onun kurulması için ne yapmamız gerektiğini de bildirmiştir.

Haydi mümin kardeşlerim ve bacılarım!

Silkinin artık! Üzerinize çöreklenen bu gaflet uykusundan sıyrılın! İçerisinde bulunduğunuz zorluklara rağmen bezenin İslam fikriyle ki o fikir nakşolup tüm bedeninize ömrünüzün sonuna dek zorluklara karşı kalkanınız olsun. Ümitsiz olmayın, zira ümitsizlik mümine yaraşmaz. Her ne durumda olursanız olun tek kişi dahi olsanız, hakkın yolunda olmaktan korkmayın, hak yolunun yolcularına destek verin.  Yüklenin İslam davasını, hakkı hiçbir kınayıcının kınamasından, işkencesinden, öldürmesinden ürkmeden haykırın. İşte o zaman bütün tağuti sistemlerin yıkıldığını ve Raşidi Hilafetin kurulduğunu göreceksiniz. Zira bu Rabbimizin bize vaadidir:

"Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nur 55)

Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |