Anasayfa
 [Detaylı_Ara]
NATO'nun stratejik yönü, Hilafet'in gelişini engelleme yönünde tasarlanıyor Yazdır E-Posta
Mahmud Gıtal
04 Ekim 2008 Cumartesi

NATO'nun stratejik yönü adım adım değiştirilmektedir. Siyasi çıkışlarla ve askeri operasyonlarla varılan neticede bu açıkça gözükmektedir. Bu çıkış, özellikle İslam veya siyasal İslam'a karşı batının güncel ideolojik kampanyasının bağlamında görülüyor. Ayrıca NATO için Müslüman dünyası -ve gelecek süreç boyunca- hilafet açık ve mevcut bir tehlikeye arzediyor.

Kuzey Atlantik Antlaşma çerçevesinde ortaya çıkan NATO organizasyonu ikinci dünya savaşından sonra resmileşti.  Eski Komünist Rusya -Sovyetler Birliği'yle- Batının soğuk savaşının başlangıcı da sayılır.

Son yılların getirdiği değişiklikler çerçevesinde ABD tarafından NATO'da bazı değişiklikler yaşanmaktadır. 26 ülkeden oluşan ve 20 gözlemcinin katıldığı NATO kurulduğu yıllarda çizdiği sınırları değiştirerek Avrupa, Afrika ve Asya'da savaş rollerini üstlenmek ve konuşlanmak için değişikliklere gitmektedir.

Şimdiye kadar tartışmaların en önemlisi, 2008 Nisan'da Bükreş NATO zirvesinde yaşandı. NATO dünyadaki güncel problemlere yoğunlaşarak Afganistan'daki rolünü, Irak'taki zorlukları ve yabancı işgale karşı büyüyen direnci tartıştı.

Özellikle tartışma, katılan devletlerin maddi katılımı üzerinde yoğunlaştı. Şu ana kadar NATO'da en fazla maddi katılımı olan ülke Amerika'dır. Diğer üyelerin katılımı ise çok azdır. NATO müdahale ettiği yerlerde uluslar arası güç veya ISAF ismi altında faaliyet sürdürmektedir.

En büyük sıkıntıyı NATO Afganistan'da yaşamaktadır. Çünkü orada NATO üyelerinin maddi katılımı, askeri katılımı, komuta ve konuşturulan yerler noktasında sıkıntı yaşanmaktadır. Asya'daki kaynaklara göz diken Amerika ganimet konusunda diğer müttefik ülkelerle masaya oturmak istememektedir. Onlardan istediği sadece Afganistan'a çok asker göndermeleri ve maddi yardımda bulunmalarıdır. Buna da diğer ülkeler sıcak bakmamaktadır.

NATO'nun güncel konuları arasına giren diğer meselelerden biri de genişleme sürecidir. Komünist Rusya'nın çökmesinden sonra Warşova paktı da dağılmıştı. Bu paktın dağılmasını fırsat bilen Amerika bazı ülkeleri NATO paktına almak için girişimlerde bulundu. Bu bağlamda Romanya, Bulgaristan, Polonya NATO'ya alındı. 1990'dan sonra hızlanan genişleme sürecine Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerde dahil edilmek istendi.  Rusya'nın gözlemci olarak katılımına kapı aralandı. Böylece Amerika -siyasi ve askeri-  "Rusya'yı bloke etme ve tamamen etkisiz kılma" hedefine ulaşmak istiyordu. Rusya'nın küresel etkisinin kırılması Amerika için "füze kalkanı" projesini de devreye soktu.

Yugoslavya savaşı körüklenmiş, Balkanlarda kaos oluşturulmuş ve NATO'nun müdahalesi sağlanmıştı. NATO hava saldırılarının ardından Balkanlarda bilfiil askerlerini de barış gücü şemsiyesi altında kullanmaya ve üsler edinmeye yönlendirdi.     

NATO'nun uzun tarihçesini ve yaptığı icraatlarını tek tek sıralama uzun bir çalışmayı gerektirir. Makalemizde kısa özet ve 11 Eylül 2001'le başlayan stratejisine değinmek istiyoruz. Aslında Warşova paktının dağılması ile birlikte NATO'da doğan yeni bir strateji oluşmuştu. Hedef tahtasına İslam ve İslam beldeleri yerleştirilmişti. Hedefte Müslümanlar vardı.  Teorideki söylemler 11 Eylül'le hayata geçirilmiş oldu ve Afganistan İşgal edildi.

NATO'nun tartışılan varlığı ve gerekliliğini Amerika düzenlediği planlarla kamuoyunda etkin kılmıştır. NATO'ya bağlı olan ülkeler dahi NATO'nun dağılması noktasına gelmişken Amerikanın siyasi manevrası ile durum tersine dönüverdi. Batıyı hatta dünyayı tehdit eden düşman bulunmuştu. NATO ülkeleri dahil dünyanın bir çok yerinde düzenlenen bombalı saldırılar ve estirilen terör havası ile dünya önce tehlikeli hale getirilmiş arkasındanda NATO güvencesi gösterilmiştir.

2002 NATO Prag zirvesi'nde stratejik değişiklikler masaya yatırıldı. Hızlı hareket eden birliklerin oluşturulması, dünyanın her yerindeki kriz bölgelerine müdahale NATO stratejisi arasına girdi. BM'leri devre dışı bırakarak Irak'a müdahale eden Amerika Irak'ta da NATO'nun misyon yüklenmesini istedi. Kısmen de olsa Irak'ta NATO'nun bazı işler yapması noktasında anlaşma sağlandı.

2004'de İstanbul'da yapılan NATO zirvesinde üyeler Ortadoğu'da etkinliğin artırılması ve mali destek konusunda görüşmeye oturdular. Avrupalı üyeler Avrupa dışında yapılacak aktivelere pek sıcak bakmadıkları gibi maddi yönde ve askeri alanda da gerekli olan cömertliği göstermediler. Sözde demeçlerle yapılan bir toplantı oldu ve Amerika istediğini alamadı. Amerika bunun aslında "Avrupa'nın güvenliği" olarak göstermeye çalışıyordu.

ABD NATO Konseyi Daimi üyesi Nicholas Burns, 24 Ekim 2003' te 'NATO ve Büyük Ortadoğu' adlı bir toplantıdaki konuşmasında, NATO' ya yeni bir misyon biçilip Büyük Ortadoğu' da konuşlanmasını istemiştir.

"Soğuk Savaş boyunca Batı Avrupa' yı koruma adına Batı Avrupa' da bir kıta ordusu yapılandırdık. Avrupa ve Kuzey Amerika hala NATO' nun güvencesi altındadır. Fakat Batı veya Orta Avrupa' da ya da Kuzey Amerika' da oturarak bu işi yapabileceğimize inanmıyoruz. Hem kavramsal yönelimimizle hem de askeri gücümüzle doğuya ve güneye konuşlanmak zorundayız. NATO' nun geleceğinin doğuda ve güneyde olduğuna inanıyoruz. Bu da Büyük Ortadoğu' dur"  (El Hayat Gazetesi 13 Şubat 2004)

NATO görev alanı noktasında Avrupa ile her konuda anlaşmış değildir. Avrupa hala soğuk savaş dönemindeki sınırlar içerisinde kalmak istemektedir. Amerika ise NATO'yu zorlamaktadır. Bunu Afganistan'a girdikten sonra ISAF olarak Avrupalı dostlarını yanına çekmiştir. Böylece NATO tarihinde ilk defa alanı dışında müdahale etmiş oldu ve Avrupa bu durumu zoraki de olsa kabullenmiş durumdadır.  

NATO barış gücü altında Orta Asya'daki doğal kaynaklara ve açık pazara yönelmiştir. Amerikanın enerji havzalarında kurmak istediği hakimiyeti NATO ile yapmak istediği ortadadır. Askeri ve teknik konularda Avrupalı dostlarından yardım bekleyen Amerika doğal kaynaklarda (petrol, maden, gaz) dostları ile hala masaya oturmuş değildir.

Amerika terör baskısı altında Avrupalı dostlarını askeri ve savunma harcamalarını daha fazla artırmalarını istemektedir. Bunu ayrı bir güç (Avrupa Askeri Birliği) oluşumu şeklinde değil de NATO şemsiyesi altında olmasını kendisi açısından emniyetli bulmaktadır.

Bush ikinci defa başkanlığa seçildikten sonra dünya siyasetindeki yalnızlığını gidermek için Avrupalı dostlarına ihtiyacının olduğunu gördü ve Fransa ve Almanya ile yakınlaşma yoluna gitti. Avrupa turunda sıcak mesajlar vermekle kalmadı Avrupa'nın NATO paralelinde Afrika'da "Afrika gücü" oluşturmasına yeşil ışık yaktı. Fransa ile askeri işbirliğine girebileceğini, bunun yanında bazı bölgelerde ortak tatbikat yapma kararı aldılar.

AFRİCOM ile NATO'nun ortak faaliyet göstermesi için Amerika çaba sarffeti.  AFRICOM, ABD'de Bush hükümetinin emriyle Afrika'da sivil ve askeri operasyonlar düzenlemek amacıyla Pentagon'un 2007 yılında kurduğu birimin adı olup, Afrika Birleşik Savaş Kumandanlığı (United States Africa Command (USAFRICOM) veya kısaca AFRICOM) adıyla bilinmektedir. AFRICOM için planı ilk çıkaran ve Başkan Bush'a sunan, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld idi. Savunma Bakanlığı, dünya çapındaki askeri operasyonlarını bölgesel kumandanlıklara bölüyor. Şu anda, ABD Merkez Komutanlığı, Ortadoğu, Afrika Burnu ve Orta Asya'yı kapsıyor. Avrupa Komutanlığı, Avrupa'nın yanısıra Sahra-altı Afrika'sını kapsıyor. Kuzey Kumandanlığı, Kuzey Amerika'yı koordine ediyor. Güney Kumandanlığı, Latin Amerika, Orta Amerika ve Karayipleri koordine ediyor. Pasifik Kumandanlığı ise, Doğu ve Güney Asya'yı kapsıyor, güneydoğu Afrika'nın açıklarındaki Hint Okyanusu adalarını da kapsıyor.

Amerika'nın Afrika'da hızlı hareket edebilmesi için NATO'nun hava gücüne ihtiyacı vardır. Bush'un komutan olarak atadığı General William E. Ward; "yakın koordinasyona ihtiyaç duyduklarını" bildirdi. 

Ortadoğu'da NATO'nun görevi bazı ortaklık antlaşmaları çerçevesinde genişletildi.  NATO'nun Akdeniz'e ilişkin çalışması Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Moritanya, Fas, ve Tunus'u kapsamaktadır.  

2004 NATO zirvesinde ilan edilen "İstanbul işbirliği inisiyatifi" Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi bölgesine kadar NATO'nun hareket alanı olarak genişletildi. Basra Körfezi'nde NATO varlığı Suudi Arabistan'la ortaklıklar ve Bahreyn, Kuveyt, Umman, UAE ve Katar gibi körfez ülkeleri ile işbirliğini kapsıyor.

2008 Temmuz'da, Akdeniz'de altıncı filonun Amerika kumandanı; "İran'ın İsrail'e saldırısında veya acil ihtiyaç talebinde hemen cevap vereceklerini" söyledi.

Yukarıdaki sıraladığımızın dışında NATO'nun misyonu her gün değişmektedir. Bu genişleme zorlukları da beraberinde getirmektedir. Amerika askeri harcamalarını artırarak ekonomisine ağır bir yük almakla birlikte asker bulma noktasında da sıkıntı içerisindedir. NATO sekreteri Afganistan operasyonunda yaşadıkları zorluklara değinerek Almanya, Hollanda, Kanada gibi ülkelerden hem finansal hem de asker vermelerini istedi. Bu ülkeler isteksiz olduklarını tavırları ile ortaya koydular.

Meseleyi BM'de çözme başarısını da gösteremeyen Amerika Afganistan ve Irak'ta zor günler yaşamaktadır. Her defasında uzun süren savaşı kaybetmek üzere olduklarını söylemektedirler.

Batının Irak ve Afganistan'da yaşadığı zorluklar ve başarısızlık Müslüman dünyasında insanların kalplerine ve akıllarına İslam'ın yüceliğine olan güveni tazeledi. Ordularla değil ufak gruplarla NATO bünyesindeki ordulara karşı direnmemin mümkün olduğunu gördüler. Onlarda kafirlerle çatışma heyecanı arttı.   

Bu durum karşısında Amerika kararlı bir şekilde siyasi ve askeri NATO'nun güçlendirilmesini istemektedir. Bunun yapılmadığı takdirde tehditlerin artacağını, hatta global tehdide dönüşeceğini söylemektedir.

NATO raporlarında ülke tehditleri yerine; "siyasal fanatizm, dinsel ve dinsel köktendinciliğe" yer verilmektedir. Çin ve Hindistan gibi ülkelerde dahil diğer bölge ülkeleri de ekonomilerine ve varlıklarına İslam'ın tehlike oluşturduğunu söylemektedirler. Dün düşman olan ülkelerin askeri alanda işbirliğine gittiğini, NATO ile askeri işbirliği yapabileceklerini vurgulamaktadırlar.

Dikkat edilirse NATO Rusya veya Çin'i düşman listesinden çıkartmıştır. Kampanyasında Müslümanları ve Müslüman dünyasını tehlike görmektedir. Saldırılarını İslam beldelerinin içlerine doğru yaparken üslerini de yine en içlere doğru kurmaktadır. Daha önce Rus sınırlarına yerleşen Batının askeri varlığı şu an İslam beldelerinin kalbine yerleşmektedir. Irak, Türkiye; Afganistan, Somali, Lübnan bunun birer örnekleridir.

"Bugün İttifak açısından Afganistan yukarıda özetlenen üç sorunu da içinde barındıran bir sınavdır. Buradaki NATO operasyonunun başarısız olması Müslüman dünyasında demokrasi ve laikliğe büyük ölçüde zarar verecek, ve aynı zamanda fanatikleri ve dünyanın her yerindeki Cihatçı hareketleri yüreklendirecektir." Pierre Lellouche NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı ve Fransız Parlamentosunun bir üyesidir.

Yine NATO üyesi olan İspanya başkanı Aznar; "Hilafetin yükselen sesine karşı durulması" gerekliliğini dile getirdi.

Yapılan saldırılar ve Batının stratejisine bakıldığında dört bir taraftan İslam beldelerine yerleştiğini ve baskı altına aldığını görmekteyiz. Bunu demeçlerinde açık bir dille ifade ederek tehlikenin İslam ve Müslümanlardan geleceğini dillendirmektedirler. Onlar için en büyük korku Hilafetin yeniden hayata dönmesidir. Onun için Ortadoğu'dalar, onun için Orta Asya'dalar, Onun için Somali'deler...  

Bu kuşatma sadece ekonomik nedenlerden kaynaklanmıyor, zaten 80 küsur yıldır sömürüyorlardı. Kuklaları sayesinde enerji kaynaklarına sahip olmuşlardı. Onları asıl korkutan İslam'ın yükselişi olmuştur, Ümmetin yeniden Hilafeti hatırlaması ve arzulaması olmuştur.

Velâkin ne yaparlarsa yapsınlar İslam'ın bu yükselişine, ümmetin bağrında yanmaya başlayan Hilafet düşüncesinin gelişine engel olamayacaklardır.

Allahu Teâla nusretini mutlaka tamamlayacaktır.

"Hak geldi, Bâtıl yok oldu! Zaten Bâtıl yok olmaya mahkumdur" [el-İsrâ' 81]

< Önceki   Sonraki >
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |