Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow SORUMLULUK VE ÖNEMİ
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

20/117-119 "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın de ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

İsrail oğulları Nebiler tarafından siyaset (idare) ediliyordu. Bir Nebi öldüğünde onu başka bir Nebi takip ediyordu. Artık benden sonra Nebi yoktur. Fakat bir çok Halife olacaktır." Oradakiler dediler ki; Bu durumda bize ne yapmamızı emredersin? Dedi ki: "İlk biat edilene vefakâr olunuz onlara karşı olan vazifelerinizi yerine getiriniz. Muhakkak ki Allah size karşı olan vazifelerini yapıp yapmadıklarını onlara soracaktır." (Müslim H. No: 1842 Buhari)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

SORUMLULUK VE ÖNEMİ Yazdır E-Posta
Tahir Sanlı
07 Ağustos 2008 Perşembe

Hayatta bulunmak, kâinatta yaşamak, insani vasfımızı devam ettirmek, insanın zorunlu olduğu, bunun dışında kalamayacağı ve değiştiremeyeceği üzerine tezahür eden bir kazadır. İnsan bunun dışında yaşayamaz, bunun dışında bir hayatla ilişki kuramaz, hayatını başka (tasavvur ettiği hayali) alemlerde yaşayamaz.

Hayat, kainat, insan üçgenini kavrayan kişi için ilk adım atılmış olur ve bu alanda doğan sorumlulukları görür ve kavramaya çalışır, hayatını bu üçgen içerisinde nasıl düzenleyeceğini düşünmeye başlar. Böylece yine görür ki; hayatın kendisini içine ittiği sorumluluk uzaklaştırılamayacak şekilde insanı çepeçevre sarmış vaziyettedir.

İnsan yaşamak için uyumak zorundadır, yemek zorundadır, hava almak zorundadır, bazı işler için insanlarla ilişki kurmak zorundadır, neslini devam ettirmek için evlenmek zorundadır vs. Bütün bunlar ise düzenlenmeye muhtaç, nizamı içeren ve o çerçevede hayatını düzene koyan yasalara muhtaçtır. Yani insan hayatta yaşamını ikame ettiği müddetçe bir nizam çerçevesinde hayatını şekillendirmek zorundadır.

Dolayısıyla insan kâinatta yaşadığı müddetçe ne sorumsuzdur ne de başıboştur. Nitekim Allahu Teala bu konuda şöyle buyurdu:

"İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet 36)

"Yaptığınız işlerden mutlaka sorumlu tutulacaksınız." (Nahl 93)

Burada, Allahu Teala yaratmış olduğu insanı yine nasıl bir sistemle donattığını bildiriyor.

İnsan denen varlığı iyi okumak lazım. Demek ki insan denen varlık ne sorumsuz ne de başıboş bir yaratıktır. Bu husus uzvi ihtiyaçları için geçerli olduğu gibi içgüdüleri içinde böyledir. Susuzluğunun nasıl giderilmesi gerektiği ile sorumlu olduğu gibi suyu nasıl elde edeceği sorumluluğunu da taşır. İster bunu doğru yoldan temin etsin ister yanlış yoldan. Burada onu elde etme sorumluluğunun altında oluşu hiçbir zaman kenara itilecek hususlardan değildir.

Durum böyle olunca sorumluluğun önemi ortaya çıkmaktadır. Lakayt kalma veya sorumsuzluk topluluklar arasında veya kişiler arasında çok söz edilir.

Vakıa itibariyle incelediğimizde ortaya çıkan netice insanların lakayt kalma veya sorumsuz davranma gibi bir neticenin olmadığı ortaya çıkar. Çünkü hayatlarında iki seçenek vardır. Ya hayatlarını kendi nefislerine göre yönlendirme vardır veyahut da vahye tabi olma vardır. Bir şahsın herhangi bir konudaki sorumluluğunu başıboş veya vasat bir halde bırakması mümkün değildir. Yani halk tabiri ile "ortanın adamı" olma söz konusu değildir. Vahye göre sorumluluğunu yerine getirmeyen bir kişi o alandaki sorumluluğunu başka bir şekilde uygulamaya koyar. Helal yoldan kazanç elde etme sorumluluğu yerine o sorumluluğu haram yollarla yerine getirmeye çalışır. Bu yanlış ama yine bir yükümlülüktür. Bu durumda "sorumsuz davrandı" denmez fakat "yanlış yol takip etti" denilir.  Bu her husus için böyledir.

Günümüzde ise ümmet arasında sorumluluk kaybolmamış fakat birçok hususlarda yön değiştirmiştir. İslam'ın getirdiği yükümlülük ve sorumluluğu taşıması gerekirken önümüzdeki tabloda ümmetin bunu yapmadığını ve nefsine göre veya başka bir ifade ile küfür hükümleri ile sorumluluklarına yön vermeye çalıştığını görüyoruz. Mesela; hayatını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu maddeleri elde etmek için faizle kazanç elde etme yoluna gitmesi gibi..

Görünen o ki ümmet asli sorumluluğunu unutmuştur. Asli sorumluluğun başı Allah'a karşı olan sorumluluğumuzu hatırlamaktır, hatırlatmaktır.

Allahu Teala bu hususta şöyle buyurdu:

"Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın..."  (Al-i İmran 103)

Takvâ sahiplerine, inanmayanların hesabından herhangi bir sorumluluk yoktur. Fakat belki korunurlar diye hatırlatmak gerekir. (En'am 69)

Hayatta Allah'a iman veya Allah'a isyan yani küfür vardır, bunun ortası yoktur. Sonuçta da Allah'ı razı eden ve etmeyen vardır. Bunlar içinde ya cennet vardır veyahut ta cehennem vardır. Bunun da ortası yoktur. Bundan dolayı sorumluluğunda sorumsuzluk gibi yalın bir şekilde ortası yoktur. Sorumluluk bağlarını koruyan ruh koptuğu an insan o an delalete ve sapıklığa düşmüş demektir. 

Sorumluluğun şekillendiği üç ana nokta bulunmaktadır.

1-İnsanın geçmişe ait takınması gereken sorumluluğu,

Burada akideden uzaklaşma durumunda ve amelleri işlemede doğan zafiyetin telafisi için bir hatırlatma vardır. Geçmiş kavimler örnek verilir ve insanlara bulundukları ortamda düştükleri sapıklıklar hatırlatılır. Şu ayette olduğu gibi:

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir." (Bakara 211)

Geçmişte olanı düzeltme imkanı yoktur, o dönemin insanlarının işledikleri amelleri geri getirme ve düzeltme imkanı da yoktur. Aynı şekilde onların düştükleri hataları günümüzdeki insanlara mal etme ve bundan dolayı günümüz insanlarını sorumlu tutma gibi bir sorumlulukta yoktur. Tarih olan bir iş ancak tarih olmuştur ve kişi ile birlikte, ameli ile birlikte gitmiştir.

"Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış olurlar." (Rum 44)

Dini kavramadaki ve kaynaklarına ulaşmadaki sorumluluğumuz ne olacak denilebilir. Şunu iyi kavramak gerekir: Din tarih değildir. Ancak İslam'ın hükümlerini geçmişte uygulayan insanlar bazı dönemler delilin kaynağına yani Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Selleme yakın olmuşlardır daha sonraki dönemlerde bu İslam'ın kaynaklarına ulaşma mütevatir nakillerle sabitleşmiştir. Artık geri dönüş yoktur. Din hiçbir şeyi kapalı bırakmayacak, açık ve net bir şekilde bizden öncekilere ulaştığı gibi bize ve bizden sonrakilere de bu şekli ile ulaşacaktır. (Bize ulaştıranlardan Allah razı olsun.) Geriye bir şey kalır ki o da; Dini kaynaklarından doğru bir şekilde anlama sorumluluğudur. Sorumluluk herkes üzerinedir.   

2- Gelecek için sorumluluk taşımak,

Gelecek için sorumluluk yoktur. Ancak gelecekteki durumlar için hazır olma sorumluluğu vardır. Yani sorguya çekileceğimiz o gün için -Kıyamet gününe- hazır olmak sorumluluğu vardır. Gelecek hakkında ön yargıda bulunarak yön verme gibi salahiyete sahip değiliz. Çünkü bulunduğumuz andan sonrasını okuma yeteneğimiz yoktur ki; gelecek nesiller için üzerimizde bir sorumluluk olsun. Bundan dolayı ne ayette ne de hadiste gelecekte şunu yapmadığınız için hesaba çekileceksiniz diye bir delil yoktur. Onun için Allahu Teala şöyle buyurdu:

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. (Saf 2-3)

3-İçerisinde bulunduğumuz zaman içerisinde taşımakta olduğumuz sorumluluk,-

Kişi ne geçmişten sorumlu ne de gelecekten. Yani sahabenin işlediği amellerden sorumlu olmadığımız gibi onlarında bizim işlediğimiz amallerden bir sorumluluğu yoktur. İslam'ın güzel tatbik edildiği dönemlerden sorumlu olmadığımız gibi Osmanlıdaki kötü tatbikten de sorumlu değiliz. Gelecekte İslam'ı uygulamayacak olanlardan da sorumlu değiliz. Aslında hepsinin sorumluluğunu taşıyan kişi hayatta iken İslam'ı yaşamak ve yaşatmaya çalışmanın içerisindedir. Eğer zamanın Müslümanları İslam'ı en güzel şekilde anlayıp tatbik ediyorsa bu geçmişi unutturup gelecek için de güzel bir yapılanma hazırlamış olur. Yani sorumluluk insanın yaşadığı an geçerli olan bir şeydir. Namaz vakti geldiğinde sorumluluğu getirmiş olur. Oruç Ramazan ayı girdiğinde tutulması gerekliliğini doğurur. Hac şartları oluştuğunda yerine getirilmesi gerekir. Ulaşıldığında ve hükmün yapılmasına bağlı olan şartlar doğduğunda kişi yerine getirmekle mükellef -olur. Delillerin geliş sigâları hep bunun üzerinedir. Kur'anda bazı deliller de şöyle geçer:

"Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin." (Bakara 188)

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkiyle bilmektedir. (Maide 8)

Ebu Hureyre RadıyAllahu Anh'dan Resulullah Sallallahu Ve Sellem'in şöyle buyurdukları rivayet edilmiştir:

"Her Müslüman'ın kanı, ırzı ve malı diğer Müslüman'a haramdır." (Muslim)

İslam'ın delilleri ile karşı karşıya gelmek hükmün yerine getirilme sorumluluğunu getirir. İstanbul'u fethetmek için yola çıkanlar Fatih Sultan Mehmed'in fethini beklememiş, fethetme mesuliyetinin üzerinde olduğunu hissederek kendisi fethetmek için harekete (Eyyub El Ensari gibi) geçmiştir.  

Günümüz Müslümanlarının İslam'a karşı sorumlulukları oldukça fazladır.  Çünkü günümüzde İslam hayatta uygulanmamaktadır. Gelecekte bu mesele halledilir diyerek İslamı gelecekte uygulayacakları bekleme selahiyeti yoktur. Her taraf münkerlerle dolmuştur. Kaldırmaksa gelecekteki kavimler için değil günün Müslümanları için geçerlidir. Çünkü hükümle doğrudan muhatap olmak ayan kişi içindir. Ne geçmiş ne de gelecekteki kişiler şu an hükümle muhatap değildir. Muhatap olan bizleriz. Küfrün hükümranlığına son verme, İslam'ı yeniden yeryüzüne hakim kılma işi günümüz Müslümanlarının üzerinde bir sorumluluktur. Demokrasiye, sömürüye, kapitalizme, laikliğe ve bütün münkerlere karşı harekete geçme işi biz Müslümanların üzerinedir. Namazdaki sorumluluk gibi diğer hayatla ilgili uygulamalarla alakalı hükümlerle ilgili sorumluluk arasında bir fark yoktur. Hiçbir Müslüman ben namazımı kılarım fakat yönetimle ilgilenmem deme yetkisine sahip değildir. Kişi Allah'ın hükmü uygulanıncaya kadar -hayatta kaldığı sürece- sorumluluktan kurtulamaz.

Ümmet arasında sorumluluk alanları maalesef taksim edilmiş ve sınırlar konulmuştur. Bunu ibadetlerde gördüğümüz gibi siyasi alanda da görmekteyiz. Namaz kılmayan bir Müslüman'ın namazı yaşlanmaya bırakması, küfür sisteminin uygulanmasına göz yumup siyaset benim işim değil demesi, yönetimin İslami olmadığını bildiği halde bundan iyisini mi bulacağız demesi, hükümler gösterildiğinde de bu iş size mi kaldı, Allah günü geldiğinde nizamını/hilafeti birileri eliyle hakim kılar ve daha nice bahaneler...

Namazı nasıl ki kılınması için başkasına havale edemiyor isek diğer hükümleri de geleceğe ve başkalarına havale etme yetkimiz yoktur.  Bu yük omuzlarımızdadır. Hükmün muhatabı olduğumuzu unutamayız. Yerine getirilmeyen her hükmün yerine ya başka bir hüküm uygulama alanına girmiştir ve dolaylı da olsa susmak ve İslam'ın hükmünden uzak kalmakla hayatımıza küfür uygulamalarını katmış oluruz. Allah korusun...

Böylesi bir durum ise dünyada kötü bir zillet olduğu gibi ahiretimiz için de kötü bir hüsrandır. Tarihi ve dünün insanlarını eleştirmek bizi mesuliyetten kurtarmıyor. Bizleri kurtaracak olan ancak samimiyetle Allah'a yönelip O'nun emirleri doğrultusunda hareket etmemizdir. Bu sonu ölüm olsa da. Burada Resulullah  Sallallahu Ve Sellem'in şu sözlerini hatırlatalım:

"Sizden kim bir münker görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle ona buğz beslesin. Bu da imanın en zayıf noktasıdır. " (Müslim)

"Canımı elinde tutana yemin ederim ki, ya marufu emredersiniz ve münkeri nehyedersiniz ya da Allah size bir azap indirir." (Tirmizi)

Evet, başkasının tuttuğu oruç nasıl bizi kurtarmaz ise gelecekte başkasının kuracağı hilafette bizi bu günkü sorumluluktan kurtarmaz. Dolayısıyla ümmete sorumluluğunu yeniden hatırlatıyoruz. Gelin İslami hayatı yeniden başlatmak için üzerinize düşen farziyeti hatırlayın. Önemini idrak ederek o hayata kavuşmak için acele edin. Ki; Allah bu dünyada ve ahirette de yükümüzü hafifletsin... 

Sonraki >
05 Aralık 2008 Cuma

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |