Anasayfa arrow Haber - Yorum arrow AKP'nin Savunmasından Bazı Metinler
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama
.::ALINTI::.
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
 
Dünya üç devrimi birden yaşıyor
Henry A. Kissinger | 08.04
 
Kill a Hundred Turks and Rest (İngilizce)
Uri Avnery | 10.03
 
Afganistan'daki NATO Soykırımı
Ali Khan | 07.03
 
ABD-Rusya-Türkiye'nin Avrasya Satrancı
Mehmet S. Erol | 10.02
 
Hilafet'in Yardımseverliğine Bir Örnek
khilafah.com | 04.01
 
CIA'nın Butto Hamlesinin Analizi
Alper Tan | 03.01
 
Irak Petrolü ve Efsane Projeler
Bilgay Duman | 30.12
 
Radikal İslamla asker parantezi!
Hasan Cemal | 29.12
 
Beşerî Anayasaların Aklen ve Şer'an Bir Kıymeti Yoktur!
Süleyman Uğurlu | 12.12
 
Çadırdaki 'şeytan' nasıl 'melek' oldu?
İsmail Yaşa | 12.12
 
Türkiye'de petrol var mı? (2)
Yiğit Bulut | 11.12
 
Türkiye'de petrol var mı?
Yiğit Bulut | 10.12
 
YAŞ'zedeleri kim arayacak?
A İhsan Karahasanoğlu | 03.12
 
Annapolis'e Arap akını
| 25.11
 
Hilafet kaldırıldı ve Batı sevindi
Muharrem Coşkun | 02.11
 
Savaş Geliyor, Yakıtı da Araplar
| 09.08
 
İSLÂM'DA LİDERLİK
Waleed Cabbara | 06.06
 
El-Fil Suresi Ve ABD
Waleed Cabbara | 16.05
 
Dünün Mısır firavunu, bugünün Amerikan Bush'u
Waleed Cabbara | 27.04
 
'Sezer bir projeydi'
| 11.04
 
Yeni Amerikan yüzyılı çabuk bitti
Remzi Barut | 10.04
 
Çanakkale Mahşerinde Osmanlı'nın Son Destanı
Nasip Akbaba | 08.04
 
Çanakkale'yi Kimseciklere Kaptırmayın!
Süleyman Uğurlu | 07.04
 
Yeni Osmanlıcılık Söylemi, Başkanlık Sistemin Dolgu Malzemesi mi?!
Metin Aydoğan | 07.04
 
İran Yahudileri
Serdar Kuru | 07.04
 
Araplar kayırmacılığa teslim
Muhammed H. Fadlallah | 06.04
 
'İsrail'in Yumuşaması Göstermelik'
Peter Philipp | 03.04
08 Eylül 2008 Pazartesi
AKP'nin Savunmasından Bazı Metinler Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
04 Temmuz 2008 Cuma

ImageAK PARTİ’nin anayasal düzeni değiştirip yerine şeriat devleti kurma düşüncesi, niyeti, amacı ve çalışması hiçbir zaman olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Bu konuda partimize yönelik itham ve isnatların tamamı, asılsızdır..

Bireylerin siyasete katılımları, örgütlenmeleri, siyasi eğitim almaları, partiler aracığıyla en geniş şekilde sağlanır. Toplumdaki farklı görüş ve taleplerin siyasi sisteme taşınmaları, sivil toplumla siyasi sistem arasında sağlıklı bir iletişim ve bağ kurulması, taleplerin aşağıdan yukarıya doğru bir yol katederek uygulanabilir politikalar haline gelmesi hep siyasi partiler aracılığı ile gerçekleşmektedir.

Siyasi partilerin kendilerine göre öne çıkardıkları ülke sorunlarına ilişkin farklı çözüm önerileri getirmeleri demokratik siyasal yaşamda üstlendikleri işlevin doğal sonucudur

Şüphesiz bir demokraside meşru parti faaliyeti yalnızca pozitif hukuk tarafından tanınan hakların kullanılmasındaki aksaklıkları değil, henüz pozitif hukuk tarafından tanınmamış hak ve özgürlük taleplerini de gündeme getirmeyi kapsar. Bu sebeple ifade özgürlüğü bütün fertler için, vazgeçilmez değerde bir insan hakkı olmakla beraber demokrasilerde bu özgürlüğe en fazla ihtiyaç duyan da siyasi partilerdir.

Siyasi partiler aslında bir ülkenin toplumsal gerçekliğini yansıtan ayna rolünü gören kuruluşlardır.

Kapatma yoluyla tedbir almadığımız hemen hemen hiçbir toplum kesimi kalmadı. CHP, AP gibi büyük kitle partilerinden tutun, ideolojik partilere kadar ister olağan dönemde, ister olağanüstü dönemlerde, ister yargı yoluyla , ister başka türlü.

Toplumdaki çeşitlilik unsurlarını, kurumsal ve siyasal hayattan tasfiye etmek, böyle bir çaba içinde olmak, demokrasi için bir tuzaktır. Çünkü bu yol demokrasiyi kendi öncüllerinden uzaklaştırır ve tam karşıtı olan istemediğimiz rejimlerin ya da sakat anlayışların kucağına iter.

Yine şu kısa hayatımız içerisinde çok zaman geçmeden, öyle yarım asır, bir asır veya çeyrek asır geçmeden fikirlerimizde çok köklü değişiklikler olduğunu gördük.
Mesela kendi hayatımızda bir zamanlar Nazım Hikmet’e kimler karşı idi, şimdi
kimler şiirini okumaktadır? Doğru olan bugünküdür.

Dünün yasakları ve yasak fikirleri, bugünün siyasi alternatif ve çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bunun en kapsamlı projesi Avrupa birliğidir.

Geçmişte kimler Avrupa birliğine karşı oldu? Şimdi aman Avrupa birliğine girelim diyen bunu yüksek sesle söyleyenler kimler? Şüphesiz hepimiziz, hepimiz değiştik.
Öyleyse, yarının muhtemel doğrularını bugün yasak ya da düşman ilan etmek,
değişimin değişmez dinamiğine ters düşmektedir.

Dünün yasakları ve yasak fikirleri, bugünün siyasi alternatif ve çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Bunun en kapsamlı projesi Avrupa birliğidir. Geçmişte kimler Avrupa birliğine karşı oldu? Şimdi aman Avrupa birliğine girelim diyen bunu yüksek sesle söyleyenler kimler? Şüphesiz hepimiziz, hepimiz değiştik.

Öyleyse, yarının muhtemel doğrularını bugün yasak ya da düşman ilan etmek, değişimin değişmez dinamiğine ters düşmektedir.

Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Demokratik hukuk devletinde siyasi iktidarın nasıl denetleneceği de bellidir. Partimizin ileride şiddete başvurabileceği varsayımı tamamen vehimlere dayalı bir iddiadır. Demokratik bir hukuk devletinde tüm icraatları hukuka uygun olan bir iktidar partisinin kapatılmak istenmesi kabul edilemez. Bu bağlamda iddianamede yer verilen şu ifadeler de ilginçtir: “Gösterilen deliller, Anayasanın 10. ve 42 nci maddelerinin laiklik ilkesinin özüne dokunmak amacıyla değiştirildiğini kanıtlamaktadır. Çünkü artık köktendinciler isteklerini türbanın kamusal alanda da serbest kalmasının ötesine taşımışlar, televizyonlardaki açık oturumlarda ‘türbanın yasaklanmasını savunanların Mussolini gibi yargılanacaklarını ve cezalandırılacaklarını’ çekinmeden söylemeye başlamışlardır. Sadece bu durum bile laik devlet ilkesini ve Türkiye’de laikliği savunanları nasıl bir tehlikenin beklediğini göstermeye yeterli olup, şeriatın içerdiği şiddet unsurunu da sergilemektedir” (s.117) .

AK PARTİ’nin anayasal düzeni değiştirip yerine şeriat devleti kurma düşüncesi, niyeti, amacı ve çalışması hiçbir zaman olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Bu konuda partimize yönelik itham ve isnatların tamamı, asılsızdır. Çünkü:

a) “Partimiz, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, sivilleşmenin, demokratikleşmenin, inanç özgürlüğünün ve fırsat eşitliğinin esas kabul edildiği bir zemindir.” (AK PARTİ Programı, Giriş, s. 1)

AK PARTİ, kutsal dini değerlerin istismar edilerek siyaset malzemesi yapılmasını dinin; siyasi, ekonomik veya başka çıkarlara alet edilmesini; Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayı, reddeder (AK PARTİ Programı, Temel hak ve özgürlükler, m. 2.1, s. 2). Anayasa da; “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” (Anayasa, m. 24/4) demektedir. Görüldüğü gibi AK PARTİ’nin laiklik anlayışı anayasa ile uyumlu olup, devletin anayasal düzeninin dine dayandırılması anlayışına karşıdır. AK PARTİ , din ve devlet işlerinin bir birinden ayrı olmasını, din ve devlet işlerinin 166 birbirinden ayrılmış sayılmasını ise ; devletin bütün dinlerin mensuplarına eşit davranması, din kurumlarıyla devlet kurumlarının ayrılmış olması, hukuk kurallarının din kurallarına dayandırılmaması, hukuk kurallarının din kurallarına uyma zorunluluğunun bulunmaması, devlet yönetiminin dine dayanmaması ve devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi olarak görmektedir (AK PARTİ Programı, Temel hak ve özgürlükler, m. 2.1, s. 2). Anayasa’da aynı ilkeleri benimsemiştir.

b) AK PARTİ, 14 ağustos 2001’de kurulmuş ve kısa süre sonra da milletin iradesiyle iktidar olmuştur. İktidar olduğu için de laiklik konusu dahil her konudaki anlayış, yaklaşım ve uygulaması, aleni ve milletimizin gözü önündedir. Ak Parti’nin gizli bir anlayışı, gizli bir tüzüğü, gizli bir programı, gizli bir amacı ve gizli bir niyeti yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır.

AK PARTİ Meclis Grubunun katkılarıyla çıkarılmış hiçbir kanunda, dini referanslı
düzenlemeler yapılmamıştır.

Anayasal düzeni değiştirmek isteyen,laikliğe karşı olan ve çok hukukluluğu savunan bir partinin, bütün bunları reddeden Avrupa Birliği’ne üye olmak için mücadele etmesi ve önemli reformları yapması ve Türkiye’yi müzakere eden ülke haline getirmesi bir çelişki değil midir?

e) AK PARTİ Meclis Grubunun katkılarıyla Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasına “(Ek: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” cümlesinin ilave edilmesi bile tek başına partimiz hakkındaki şeriat devleti ve çok hukukluluğu savunuyor iddialarını çökertmek için kafidir. Zira şeriat devletini ve çok hukukluluğu savunan bir partinin, böyle bir düzenleme yapılmasına katkı vermesi mümkün değildir.

Ak Parti ile hem devletimiz, hem cumhuriyetimizin nitelikleri ve hem de milletimiz daha da güçlenmiştir.

i) İddia makamının şeriat devleti ve çok hukukluluk iddiasını ispat için gösterdiği delillerin hiç birisi, iddia makamını doğrulamamaktadır, aksine hepsi iddia makamını tekzip etmektedir. İddia makamı, subjektif yorumlarıyla gerçeği değiştiremez

Dinin hukuki düzenlemelere mesnet teşkil etmemesi ayrıdır ve bu doğrudur. Ama dünya hayatına bireysel ve toplumsal yaşantıya yönelik değer ve davranışlarda inanan insanlar için kaynak olarak gösterilmesi ayrıdır. İddianamenin değerlendirilmesi açısından bakıldığında dinin toplumsal ilişkilere yansıyan herhangi bir yönü olmamalıdır. Dini sosyal hayat ile bağlantısı mabedin kapısında başlamalı ve orada bitmelidir. Bu anlayışa göre; dini bayramların resmi tatil olması; ezanın okunması ve kilise çanının çalınması; Cami’de, Kilise’de ve Havra’da ibadet edilmesi; vakit namazı, Cuma namazı, bayram 115 namazı ve cenaze namazı kılınması; diğer cenaze işlemlerinin yapılması; Kur’an Kurslarında Kur’an öğrenimi; ramazan ayında oruç tutması, televizyonlarda dini program yapması ve gazetelerin dini içerikli ekler vermesi; hac ibadetinin yapılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı ve hizmetlerini sürdürmesi laikliğe aykırıdır. Çünkü sayılan bu hususların hiç biri gizli yapılamaz, hepsinin dışa yansıyan ve zaruri olan formel yönleri vardır. Böyle bir laiklik anlayışı, hem Anayasa’mızın benimsediği laiklik analayışı ve hem de batının benimsediği ve uyguladığı demokratik laiklik anlayışı ile uyumlu değildir. Çünkü bu tür bir laiklik anlayışının karşılığı, hiçbir laik sistemde yoktur. Yine iddianamede din, aklın karşıtı olarak sunulmuş, dinin akılla bağdaşamayacağı zimmen vurgulanmıştır (İddianame, s. 12, 17, 18) böylece kişinin vicdanında yer alan kutsal ve dini değerler bir bakıma akıl dışı olarak tavsif edilmiştir.

AK PARTİ’nin ve üyelerinin savunduğu laiklik anlayışı budur. Biz hiçbir zaman
“laiklik, dinsizliktir veya laik inanca sahip olanlar dinsizdir” demedik. Bizim
söylediğimiz şudur: Laiklik dinsizlik değildir. Laiklik, kişilerin dinini yaşamasına veya dindar olmasına mani değildir. Aksine laiklik; bütün dinlerin, inançların ve ibadetlerin teminatı, bu konulardaki hak ve hürriyetin ifadesidir. Bu husus, Anayasanın 2’inci maddesinin gerekçesinde de açıkça ifade edilmiştir: “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.” Bu nedenle iddia makamının, AK PARTİ’yi “Laik inanca sahip olanları dinsizlikle eşdeğer” (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, esas hakkındaki görüşü, s. 5) tuttuğu 117 iddiası da asılsızdır.

Başbakan ve diğer parti mensupları da laikliğin din, inanç ve ibadet hürriyetinin teminatı olduğunu ve dindarlığa mani olmadığını, dindar bir kişinin de laiklik ilkesini benimseyebileceğini söylüyor.

AK PARTİ, kurulduğu günden bugüne, cumhuriyetimizin demokratik niteliğini
güçlendirmek için çalışmış ve bu yolda da önemli mesafeler almıştır.

AK PARTİ hükümetleri, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle entegrasyonu için gece gündüz çalışmıştır.

kokludegisim

< Önceki   Sonraki >

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: son 24 saatin ::.
.:: son 7 günün ::.
.:: son 30 günün ::.
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |