|
Her devletin ve her sistemin kendi bekası ve bu bekanın devamı için bir takım maddi ve manevi değerler savunurlar ve değişik mekanizmalar geliştirirler. Devlet bu hayati değerleri korur, bu değerlerin çiğnenmesine ve başka değerlerin girmesine asla izin vermez. Bu bir var olmak veya var olmamak meselesidir. Misal olarak istihbarat birimleri, casuslar, dinleme ve takip cihazları, ordular ve orduları güçlü tutan bütün teknik imkanlar v.s.; köpük üzere kurulu bir devleti veya bir sistemi ayakta tutan maddi güç bunlar. Hatta bazen bu maddi güç halka karşı olup devletin ve sistemin ta kendisi olabilmekte. Bu güç toplumu ve toplumun değerlerini koruması, bu değerlerin yaşatması ve yayması gereken maddi güçten çıkıyor, halkın düşmanı, onu tehlikeli fikirlerden korumaz aksine o fikirlerle zehirleyen, saldırgan ve halktan tamamen üzaklaşan bir güce dönüşür. Bu maddi güç ancak maddi güçle çürütülür. Maddi güç; manevi gücü/değeri ve toplumsal değerleri yaşatmanın, korumanın ve yaymanın teminatıdır. Ancak ne var ki yapay ve kuş beyinli sistem ve devletlerde durum tamamen terstir. Başta bulunan dikte devlet/maddi güc; toplumun inandığı ve kabul ettiği değerlerden soyutlayıp kendi değerlerine ayak uyduran, o değerleri koruyan, savunan ve yayan bir toplum olarak görmek ister. Maddi gücün giremediği ve toplumun değerlerini yıkamadığı yerlere manevi güç devreye girer. Yani orduların, istihbaratların ve emniyet teşkilatlarının giremediği yerlerde, toplumun fikri yapısını ve ahlaki değerlerini yıkamadığı durumlarda T.C devletinin kilisesi olan diyanet gibi dini (!) bir teşkilat, ilahiyat gibi bir kurum, maaşlı imamlar, paralı hocalar, kiralık entellektüeller, kopya düşünürler, satılmış kalemler ve saray alimler devreye girerler. Siyasi bir varlık olarak devletin belki yıllardır yapamadığını bu zehirli teşkilatlar ve şahsiyetsiz kişiler yapmaktadırlar. Ümmetin kanserine sebep olan bunlardır. Bunun sebebi ise bu teşkilatların ve şahısların İslam, din, Allah, Peygamber, Kitap, iman gibi kavramların arkasında saklanmış olmalarıdır. Halk ise bunların gerçek yüzünü göremediği için kandırılmakta ve durumun ciddiyetinin farkında olamamaktadır. Tarih bu açıdan incelendiğinde bu tür devletler bu ilkeye bağlı kalarak bekasını koruyarak varlığını böyle sürdürmüştür. Yanlış bir akideye dayanarak kurulu olup kendi halkından kopuk devletler yukarıda ifade edildiği gibi kendi bekasını sürdürmesi uğruna, devletin korumakla ve doğru şekilde bilinçlendirmekle sorumlu olduğu tebalarını bile aldatma ve gerçekleri saklayıp tahrif etme ihtiyacını hiss eder. Devlet bu korkuya dayalı duygu hedefine ulaşıncaya kadar her türlü metod, araç-gereç ve yöntem meşru olup bütün imkanları seferber eder adeta. Bu durum böyle devletler için son derece önemli ve hayatidir. 1453'de yıkılan, asırlardır hüküm sürdüren, Ortaçağlarda karanlıklarda yüzen ve Doğu Bizans veya Roma imperatorluğu bilinen devletin en önemli dayanağı ve en güçlü sutünü bilgin adamlar/papazlardı. Bu papazlar ne gibi hizmetler sunuyorlardı?! Bir yandan krallarla işbirliği yapmalarından dolayı para endeksli cami imamı ve hocası gibi oluyorlar, öte yandan da dini satmak, onu tahrif etmek, halka sahte bilgi sunarak kandırıyorlardı. Ancak geçmişte ve gelecekte bu tür devletler yıkılıp tarihe karışmasına rağmen, ne gariptir ki her defasında bu bilgin adamlar hiç ama hiç ibret almamışlardır. Bahs ettiğimiz tahrif mesleği, sözlerle ve hükümlerle oynama hüneriliğinin cüretkarlığını tarihte ilk kez yahudilerin hahamları göstermiştir. (وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ), (Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar.) Ali-İmran/78. (مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ), (Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler...) Nisa/46. ‘Sözleri asıl manasından çıkartarak tevil ederler. Allah da onları bunu kasıtlı olarak yaptıklarından dolayı zem etmiştir'. Kurtubi tefsiri, (فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ ), (Sözlerini bozmalarından ötürü onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler) Maide/13. Kur'an-ı Kerim'deki (يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ), (kelimeleri yerlerinden değiştirirler) ifadesi şu manaya gelir: ‘Sözlere; taşıyamıyacağı bir mana yükleyerek tevil etmek ve avam halka bu manayı Allah'tandır diyerek aktarırlar'. Kurtubi tefsiri. (يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ), (kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler.) Maide/41. Allah; evli olup da zina yapan erkek ve kadının hükmünü Tevrat'ta indirdi. Yalana kulak veren yahudilerden bir kısmı bu hükmü bildikleri halde tahrif ettiler. (Tabari ve Kurtubi tefsiri.) Dinsizlik inancına kurulu ve bu akidenin gereği olan her türlü kültür, bilgi, bakış açı ve yaşam tarzı kendi halkına enjekte eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi İslam coğrafyasında bağımlı devletler beka içgüdüsünün gereği ve sistematik olarak yapmaktadırlar. Bu gibi devletler yahudilerin ve hahamların laikleştirilmiş halidir. Ne de olsa bu laik devletin kurucusu; sözleri tahrif etme geleneğini özlerinde taşıyan yahudilerin torunudur. Dinsiz kemalistler dini hayattan, siyasetten ve devletten ayırırken, dini ve dini mutiveleri açıkça istismar ederek kendi çıkarlarına uygun olarak alet etmektedirler. Faizin meşru olması ve başörtünün-şeri kıyafetin yasaklanması için hemen hazır fetva çıkartılır. İslam'ın ön gördüğü yönetim tarzı Hilafet'i sulandırmak ve halkı bundan din adına uzaklaştırarak soğutmak için fetva çıkartmak üzere kemalist/dinsiz devletin papazları hemen devreye girerler. Bir toplumun değerli bilgi kaynakları ve kültürü, bireylerin benliğini oluşturur. Zira bu kültür, toplumun eşyalar ve olaylar hakkında hüküm verme prensibini belirlediği gibi kişinin eğilimlerini de şekillendirir. Kısacası, kültürün kaynağı olan bilgiler toplumu da bireyleri de doğrudan etki eder. Bunun için toplumun hayat ve yaşam tarzı ile ilgili bilgi kaynağını korumak ve toplum içerisinde yaymak kendi halkını düşünen bir devletin başta gelen sorumluluklarındandır. İslam'ın alimler ile ilgili tanımı:1. Her şeyden önce Allah'tan sakınarak korkan/takvalı olanlar, 2. Bildiğiyle amel eden, 3. İslam'ın bütün hükümlerini hiç çekinmeden halka açıklıyan, hak sözü söyleyen, hak sözü söylemede cüretkar olan ve bu uğurda ölüm ve rızık kaygısı olmıyan, 4. Kendi Ahiretini başkasının dünyasıyla satmıyan, 5. Zalim ve cani yöneticilerin saraylarına girmek şöyle dursun yöneticileri en şiddetli ve en sert sözlerle muhasebe eden, 6. Bildiklerini hiçbir sürette gizlemiyen, 7. Ahireti hatırlayan ve hatırlatan, ahiretin bedeli olarak dünya için değil, dünyanın bedeli olan ahiret için Allah'tan sakınarak çalışan kimsedir. İslam'ın alimlere bakışı:Selef-i salihin konumuzla alakalı bazı tesbit ve önemli sözleri: - Rabi' bin Enes der ki: Kim yüce Allah'tan sakınarak korkmazsa alim değildir.* - Mücahid der ki: Alim o kimse ki Allah (c.c)'dan sakınarak korkan kimsedir.* - İnb-i Mesud'tan şöyle rivayet edilir: Yüce Allah'tan sakınarak kormak için ilim, böbürlenmek için ise cehalet yeter.* - Sa'ad bin İbrahim'e ‘Medine halkının en fakih/alim olanı kimdir' diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: Allah (c.c)'dan sakınarak korkan olanıdır.* - Yine Mücahid'ten rivayetle: Fakih o kimse ki Allah (c.c)'dan sakınarak korkan kimsedir.* - Ali (r.a)'tan rivayetle: Gerçek fakih o kimse ki insanları Allah'ın rahmetindan uzaklaştırarak ümitsizliğe sürüklemiyen, Allah'ın masiyetlerinde (nehy ettiği şeylerde) rühsat vermiyen, insanları Allah'ın azabından emin ettirmiyen, Kur'an-ı bırakıp da başkasına meyl etmiyen kimsedir. İlimsiz ibadetlerde, fıkıhsız ilimlerde ve tefekkürsüz (Kur'an-ı) okumakta hayır yoktur.* Alim - yönetici ilişkisi:Alimin sözü, içtihadı ve anlayışı doğru olduğu halde Allah'ın ve Resülüllah'ın sözlerinin önüne geçemezken, küfrü meşrulaştıran, zalimleri dost edinen, Allah'ın haram kıldığı şeyleri helal, helal kıldığı şeyleri haram kılan, ilmi halktan ketm eden/gizleyen saray alimlerinin sözleri hiç itibar edilemez. Saray alimlerinin dinsiz fetvasından ve bu dinsiz fetvaya göre amel eden kimseden de Allah-u teala razı olmaz ve amelini kabul etmez. Şu dört mısrada bu mana ne güzel ifade edildi: İlimsiz fetva veren cehalet Ele başlarından sakınmalıyız. Dinimizi Hilafet gönüllüsü Alimi amillerden almalıyız. Bilgin adamlar; bulundukları devletten ve yöneticilerden ayrı görülemezler. Saray alimler bulundukları sistemin sırdaşı yarısıdır. Şu bir gerçek ki avam halkının çoğu tabi durumundadır. Başlarındaki yöneticilerine, efendilerine, liderlerine ve hocalarına tabidirler onlar. Bu tabi olma duygusu bazen kör taklid ve bilgisizlikten, bazen de korku ve mecburi olmaktan kaynaklanır. Bu bir toplumsal psikolojisinin doğal yansımasıdır. Özellikle halkın kültür ve fikri seviyesinin çok düşük olduğu dönemlerde daha belirginleşir ve kalıcıdır. Allah-u teala şöyle buyurmuştur: (إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا) (İşte o zaman kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar...) (Bakara:166), (وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا) (Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, dediler.) (Ahzab:67). Halka iki sınıf insan vardır ki düzeldikleri zaman insanlar da oranla düzelirler, bozuldukları zaman da insanlar yine oranla buzulurlar. Bunlar: Alimler ve yöneticilerdir. Şairin de ifade ettiği gibi: Ey (Kur'an) okuyanlar topluluğu, Ey şehrin tuzu! eğer tuz kokarsa onu kim temizliyecek?! Allah Resülü şöyle buyurmuştur: )إن الله لايقبض العلم انتزاعا ينتزعه من العباد ولكن يقبض العلم بموت العلماء حتى إذا لم يُبق عالما اتخذ الناس رءوسا جهالا فسئلوا فأفتوا بغير علم فضلوا وأضلوا( (Allah ilmi kullardan/insanlardan söküp almaz, lakin o; ilmi alimlerin ölmelerinden ötürü kaldırır. Bu durum tek bir alim dahi kalmayınca insanlar başlı cahil kimseler edinirler. Bunlar da soru surulduklarında ilimsiz fetva verirler. Hem kendileri sapıklığa düşerler hem de başkasını sapıklığa sürüklerler). Buhari/Kitab-ul ilm, Müslim/Kitab-ul ilm. Dinsiz devlet halkın ve müslümanların daha doğrusu İslam'ın ve Şeriatın devleti olmadığı gibi saray alimler de halkın müftüsü ve halkın bilgin adamları değil sistemin ve devletin papazlarıdır. Allah'ın ve Rasülüllah'ın dediği değil sistemin ve dinsiz devletin dediğini yaparlar ve meşrulaştırırlar. Ki bunların hepsi Allah'ın ve Rasülüllah'ın dediklerine terstir. İslam'ın, Kur'an'ın alimleri ve Peygamberin varisleri değil dinsizliğin, cumhuriyetin, kemalistlerin, demokrasinin papazları. İnsanlık Kur'an ve Resülüllah'ın sünneti, İslam şeriatı ve Risaleti, Vahiy, İslam akidesi ve kültürüne hayranlık duymaları gerekirken, saray alimlerinin yüzünden bütün bunlar anlaşılamaz bir hale getirildi. İnsanlar İslam'a akın akın girmeleri gerekirken, saray alimlerinin fitne zamanında İslam'dan kaçar, Şeytandan sığınırcasına İslam Şeriatından Allah'a sığınır (!) oldular. Allah-u teala İslam'ı bir Nur, Hidayet, Aydınlık, Rahmet, Kurtuluş, Mutluluk, Hak olarak indirirken, bütün insanlık bu saray alimlerinin ve bozuk yöneticilerinin yüzünden bu ilahi nimetlerden mahrum kalmaktalar. Öyle değil mi, bu gerçeğin tersini kim idda edebilir? Suud rejimi T.C'inden veya Tunus zalimi Özbekistan azgınından farklı değiller. Yöneticiler ve saray alimler bakımından durum ortadadır. Her ikisinin arasındaki ilişki de eş duygulu ve menfaat temeline dayanmaktadır. Bu iğrenç ilişki ise despotizm ve dikte yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Ki bu yönetim tarzıyla ilgili Resülüllah'ın uyarısı vardır. Bu yüzden yönetici hem kendisi bozuk olup hem de toplumu fesad etmekte, cahiliyye nizamıyla hükm etmekte ve ona davet etmektedir. (أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ), (Yoksa onlar -Allah'ın nizamı dışında olan- cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir kavim için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?) Maide/50. Zira zülm etmek, heva ve hevese göre hareket etmek, Allah'ın indirdiği hükümlerin dışındakilerle hükm etmek, Allah'ın indirdiğiyle hükm eden Raşidi Hilafet Devletini kurmak için çalışan samimileri zindana atmak için savaşan yöneticiler Rasülüllah'ın sakındırdığı yöneticilerdir. Alimlere gelince; onların kimisi sessizliği tercih etmiş, münkeri ne buğz ediyor ne de onu değiştiriyor, hak sözü söylemekten geride kalmayı tercih etmiş, kendini rahatlatmak için de Allah'ın şu sözünü yanlış tevil ederek kendine maziret bulmuşlardır: (وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ), (...Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın...) Bakara/195. Kimi alimler vardır ki İslam'a yeni bir tanım getirerek onu hırıstiyanlaştırarak sadece namaz, dua, ahlak ve ibadet gibi konulara haps eder, insanlara vaaz ettiği zaman tekrar olduğu için bıkkınlık ve usanmışlık verir, anlattığı konularla toplumu düşünmeye sevk etmez ve canlandırmaz aksine felce uğratır ve bu anlatımın halkın sorunlarının hiç biriyle alaksı bulunmamaktadır. Selameti tercih ederek sistemin batıllığını ve İslami olmayışını deşifre etmekten çekinmektedir. (فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ), (Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır...)Fatır/32. Kimi (saray) alimler vardır ki dinsizliği din edinen bir devlette üst düzeyli mevki makama ulaşmış, dinsiz sistemle barışık ve özdeşmiştir. Ağızlarından çıkan sözlerle İslam'dan uzaklaştığı kadar dinsizliğe o nisbette yaklaşırlar. Resülüllah'ın tabiriyle mü'min olarak sabahlayan kimse kafir olarak akşamlar, kafir olarak sabahlayan kimse mü'min olarak akşamlar. Söyledikleri sözlerle ve yaptıklarıyla hem kendileri sapıklığa düşerler hem de başkalarının sapmalarına vesile olurlar. Kendi ahiretini başkasının dünyasıyla satarlar. Söyledikleri güya ilim sözleri gırtlaklarını bile geçmez. Zalimin ekmeğine yağ sürerler ve onların saraylarından hiç ayrılmazlar. Zalimlerden korktukları kadar Allah'tan korkmazlar. Zalimleri memnun etmek için Allah'ın ayetlerini ve hükümlerini tevil ederek tahrif ederler. Küfrü şirin ve hoş, hakkı ise çirkin ve batıl gösterirler. Allah'ın dostlarını ve velilerini düşman, Allah'ın düşmanlarını da dost edinirler. Allah'ın hükmünden yüz çevirip heva ve hevesine uyarlar. Şeytana tabi olurlar. Allah'ın dinini 2 veya 3 milyar YTL ile satarlar. (الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ), (Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.)İbrahim/3. Allah bizi saray alimlerinin şerrinden ve fitnesinden korusun. Alimlerin bu durumda olması yöneticilerin aynı durumda olmasının göstergesidir. Zira Resülüllah (anam, babam ve canım ona feda olsun) bunlardan sakındırmıştır:{سيكون أمراء فسقة جورة، فمن صدقهم بكذبهم وأعانهم على ظلمهم فليس مني ولست منه ولن يرد علي الحوض}, (Fasık ve azgın yömneticiler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik ederse ve onların zülmüne yardım ederse benden değil ve ben de ondan değilim. Benim Havz'ıma da gelmiyecektir.) Hz. Ayşe'den rivayetle, Müslim/1828. Bir başka hadiste:{إني لا أتخوف على أمتي مؤمناً ولا مشركاً، فأما المؤمن فيحجزه إيمانه، وأما المشرك فيقمعه كفره، ولكن أتخوف عليهم منافقاً عالم اللسان، يقول ما تعرفون ويعمل ما تنكرون}, (Ben ümmetimin mü'min veya müşrik olmasından endişelenmem. Mü'mini kendi imanı engeller, müşriği ise kendi küfrü batırır. Ancak ben sizin için dil bilgini bir munafıktan endişelenirim. O, sizin bildiklerinizi söyler ve inkar ettiklerinizi yapar). Hz. Ali'den rivayetle, Tabarani'nin El-Mu'cam-us sağir. Işte alimler asıl görevlerini ve sorumluluklarını yapmayınca ümmet de zalim yöneticilere rıza gösterdi, Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik etmiyen fasık yöneticilere karşı sustular ve kabullendiler. Bu durum ise zilletin ve karanlığın en dip seviyesidir. Günümüzün saray alimleri Rasulüllah'ın şiddetle sakındırdığı kişilerdir. Onlar gerçek manada alim olup topluma ışık tutucu ve islah edici değil, aksine onlar sahte, paralı, kiralık, Allah'ın kelamı olan Kur'an-ı ve Rasulüllah'ın sünnetini geveleyip akışlarından saptırıp tahrif eden, ifsad edici ve dalalete sürükleyen başlı cahil kimselerdir. İşte alimler kendi vazifesini yerine getirmeyip böyle hareket edince ümmet bu zillete ve münkere razı oldu, sessizliğe büründü, saray alimlere tabi oldu, Allah'ın indirdiğiyle hükm etmeyen bu zalim yöneticilerin ve sistemin zülmüne maruz kaldılar. Toplum nezdinde İslam'ın canlı kalabilmesi için onun iki önemli faktörü vardır: 1. Alimin İslam'ın bütün ama bütün hükümlerini gizlemeyip topluma doğru olarak açıklaması. 2. Yöneticinin İslam'ın hükümlerini toplum üzere ihsan ile uygulaması. Bu iki hususlar toplumun İslami bir şasiyet olarak kalmasının bel kemiğidir. İslam tarihinde şahsiyetli ve gerçek alimlerin cesur tutumları:Kur'an-ı Kerim'de (سميعٌ) (işiten), (بصيرٌ) (gören) olan Allah'ın sıfatlarından bahs edilmektedir. Bize yönelik olarak Allah-u teala hakka sahip çıkmamızı, hak sözü söylememizi, hak üzere sebat etmemizi, Hak olan Allah'tan yana olmamızı işitmek ve görmek ister. Allah'ı hoşnut eden tutum ve şahsiyetler bunlardır. Zira kulluğun manası da budur. İbnul Cevzi şöyle anlatır: (Halife Harun) Raşid Şeyban'a dedi ki: Bana nasihat et. Şeyban: emanı buluncaya kadar seni korkutan biriyle arkadaşlık etmen, korkuya düşünceye kadar seni emin ettiren biriyle arkadaşlık etmenden daha hayırlıdır. Raşid dedi ki: Bunu izah eder misin? Şeyban dedi ki: Nasihat bakımından sana ‘sen halktan ve tebalardan mesul olduğun için Allah'tan kork' diyen kişi, ‘siz Ehli beytten ve Nebi'nin akrabası olduğunuz için günahlarınız bağışlanmıştır' diyen kişiden daha hayırlıdır. Bunun üzerine Raşid o kadar ağladı ki etraftakiler ona çok acıdılar. (http://www.al-eman.com/monwat/Ozamaa/Haron.asp#4). Hak sözü söylemekle bilinen ve bu uğurda şehid edilen alim Abdulaziz Abdullatif El-Bedri (D.1930-Ö.1969). Bağdat'ın Adile Hatun caminin (1964 veya 1966) kürsüsünde konuşan ve dönemin devlet başkanı Abdussalam Arif'in camiye girmesini fark eden alim Abdulaziz Abdullatif El-Bedri Arif'e hiç çekinmeden şu ifadeyi kullandı: ‘Ey Abdussalam! İslam'ı tatbik et İslam. Eğer İslam'a bir karış yaklaşırsan biz sana bir adım yaklaşırız. Ey Abdussalam! Milliyetçilik bize yaramaz, bizim tek kurtuluşumuz İslam'dır.' Alimlerin sultanı ve yöneticileri satan diye bilinen Alim El-İz b. Abdusselam'ın (D.578H-1181M, Ö.660H-1262M) talebelerinden biri kendisine; ‘Sen Sultan Eyyub'u muhasebe ederken ondan korkmadın mı?' dedi. El-İz b. Abdusselam talebesine şöyle cevap verdi: ‘Oğulcağızım! Vallahi Alah'ın heybetini düşününce, Sultan önümde kedi gibi geldi.' El Fudayl b. Ayad uzun bir konuşmadan sonra Harun Raşid'e şöyle dedi: ey siması güzel olan! Allah sana bundan soracaktır. Eğer yüzünü ateşten sakındırabilirsen yap...sakın sabahlarken veya akşamlarken tebalarına karşı kalbinde bir aldatma olmasın. Zira Allah Resülü şöyle buyurmuştur: (kim onları aldatarak sabahlarsa cennetin kokusunu almaz). Buhari/7151, Müslim/iman;142. Alim ve imam Cafer El-Sadık (D.80H-Ö.148H) hak sözü söylemede Allah'tan başka halife Mansur dahil hiç kimseden korkmazdı. Halife mansur ona birgün şöyle sordu: ‘Allah neden sineği yarattı?' Ona cevaben şöyle dedi: ‘zalimleri zelil etmek içindir'. El-Haccac b. Yusuf El-Sakafi namaz kılarken rüküyü ve sücüdü tam yapmadı. Bu gören alim Said b. Museyyeb bir avuç taş alıp ona attı. Haccac bunu görünce namazını yavaşladı. Bu olay Haccac'ın Kufe valisi olmadan önce idi. Birgün halife Süleyman b. Abdulmelik'e bir arabi geldi ve dedi ki: ‘Ey Mü'minlerin Emiri! Ben sana bir söz söleyeceğim, hoşuna gitmese de ona katlan. Eğer onu kabul edersen arkasında hoşuna gidecek şeyler vardır!' Halife Süleyman ‘söyle' deyince, Arabi şöyle dedi: ‘Ey Mü'minlerin Emiri! Seni, dinlerine karşılık senin dünyanı, rızana karşılık Rablerinin gazabını satın alan, Allah için senden korkan, senin için Allah'tan kormayan, ahireti harap edip dünyayı imar eden, ahiretle savaş, dünya ile barışık halde olan adamlar kuşatmış. Allah'ın sana emanet ettiği şeyleri sakın onlara emanet etme, çünkü onlar emanetin zayi olmasına, ümmetin zillete düşmesine aldırış etmezler. Sen, onların işlediklerinden sorumlusun, onlar senin yaptıklarından mesul değiller. Ahiretini ifsad etmeye karşılık onların dünyalarını ıslah etme. Zira en fahiş aldanmış insan ahiretini başkasının dünyadına karşılık satan insandır.' Bunun üzerine halife Süleyman Arabi'ye; ‘Sana gelince, dilin sivri, kılıcımdan daha keskindir.' dedi. Arabi de şöyle dedi: ‘Evet, Ey Mü'minlerin Emiri! Senin lehine aleyhine değil'. Halife Süleyman ona ‘Zatı Alinize ilişkin bir ihtiyaç var mı?' dedi. Arabi; ‘genelden başka, özel bir isteğim yok.' dedi. Sonra kalkıp gitti. Sonra halife Süleyman şöyle dedi: ‘Allah onun iyiliğini versin. Soyu ne kadar asil, kalbi ne kadar yürekli, dili ne kadar keskin, niyeti ne kadar sadık ve nefesı ne kadar takvalı biri.....' İslami bir hayatı başlatmak ve nübüvvet üzere Raşidi Hilafet Devleti'ni ikame etmek üzere çalışan Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani (D.1914M-Ö.1977M) bu şahsiyetlerden biridir. Dönemin Ürdün kralı Hüseyn'in oğlu 1. Abdullah her hafta Rağdan'da bulunan sarayına bazı alimleri yanına çağırırdı. Bu vesileyle kralın meslektaşları Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani'nin hapisten serbest bırakmasını dile getirirler. Bunun üzerine kral, Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani'nin huzuruna getirilmesini ister. Birçok alimlerin bulundukları bir ortamda kraliyet sarayına getirilen Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani'ye kral şu soruyu yöneltir: ‘Ey şeyh! Beni dinle. Benim dost edindiğime dost, düşman edindiğime de düşman edineceğine bana söz veriyor musun?'. Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani ona bakarak hiçbir şey söylemez. İkinci sefer kral aynı soruyu tekrarlar. Üçüncü seferde kral daha sesli olarak yine aynı soruyu tekrarlayınca Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani başını kaldırarak kırala bakıp şöyle der: ‘Daha önce ben İslam'ı dost edinene dost, İslam'ı düşman edinene de düşman edineceğime dair Allah'a söz vermiştim.' Bunun üzerine kral kızarak Alim şeyh Takiyyuddin En-Nebhani'nin tekrar hapse iade edilmesini emr eder. orada bulunan alimler müdahale bile etmemişler. (www.hizb-ut-tahrir.info/). ********************************************************************** Bilgiler amel gerektirmelidir. Yani somut ve canlı bir fiile dönüştürülmelidir. Somut amel olmadan tek bilgiden bahs edilemez. Aksi takdirde amel etmeden bilgi edinmek mü'minin işi değildir. Takvanın ölçüsü salih amel etmeden tek bilgi edinmek olsaydı, şeytan hem iblis olmazdı hem de en dindar varlık olurdu. Zira Allah-u teala öğrenmeyi emr ederken (اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ), (Yaratan Rabbinin adıyla oku!) Alak/1. hemen amel etmeyi de emr etmiştir. (وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ), (De ki: Yapacağınızı yapın! Amelinizi Allah da Resûlü de mü'minler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.)Tevbe/105. Bu İslami prensip olmadan sadece bilgi olursa donuk bilgi yüklü insan olur. Zira bilgiler bilgi yarışması ve öğrenmek için öğrenilmez amel için öğrenilmelidir. Böyle olmasaydı Allah-u teala peygamberler göndermezdi. Fiillerde asıl olan şey şeri hükümlere kayıtlı olmak gerekir kuralının hiçbir anlamı da kalmazdı. Halk düşmanı sistemlerde/devletlerde bilginin doğru kaynakları gizlenir, üstü örtülür, halk ondan uzaklaştırılarak sürekli suni gündemlerle meşgul edilir. Bu tür devletlerde en vaz geçilmez ilke yalan söylemek ve bunu halka doğru olarak sunmaktır. Bu işin seslendirmesini saray alimler yapar. Bilgiler doğru veya yanlış olabilirler. Her ikisi de doğru ve yanlış yerlerde de olabilirler. Bu açıdan bakıtığımız zaman karşımıza şu hususlar çıkmaktadır: 1) Doğru bilgiler doğru yerlerde söylenmelidir. Çünkü hakkı bilip de söylemiyen kimse dilsiz şeytan gibidir. Cami imamının hak sözü söylemesi, bilginlerin/alimlerin zalim ve münker ile amel eden bir yöneticiyi muhasebe etmesi, bir mütefekkirin umuma açık bir programda Ümmetin ölüm-kalım ve ciddi meselelerinden bahs etmesi, bir kadının -içki içmek veya milli piyango/kumar oynamak gibi- haram işliyen kocasını muhasebe etmesi veya bir kocanın -şeri kıyafet gibi- bir farzı çiğneyip yerine getirmiyen karısını uyarması, İslam ümmetinin; dış güçlerle işbirliği yapıp Hilafet'i yıkmak isteyeni muhasebe etmesi ve öldürmesi gibi. Bu doğru fikir olur ki gecikmeden vakıasına uygun olarak verildiği takdirde toplumun kalkınmasını korur. Hatta bazen kalkınmanın ta kendisi olur. İslam'ı; ümmete ideolojik/nizamsal vasfıyla sunmak gibi. Kalkınma fikrinden yoksun olarak yetişen toplum fikri açıdan dengesiz ve boş olur, gerçek sorunla ilgili değil sorunu ve bunalımı arttıran fikirlerle meşgul edilir ve yanlışlıklara yönlendirilmeye el verişli olur. Ayrıca fikri seviyesi düşük olan bir toplumun bilgi kaynağı bizzat araştırarak, düşünmek değil devletin yetiştirdiği ve topluma sunduğu sözde bilginler ve aydın kimseler olur. Bu nedenle bir tolumun düşünme tarzını, dünya bakışını ve kimliğini öğrenmek istiyen kimse önce saray alimlere baksın. Adresi onlar verirler. Anadolu tabiriyle imam dua eder cemaat de amin der. 2) Doğru bilgiler yanlış yerlerde söylenmemelidir. Aç olan bir fakire Kur'an-ı okumanın faidelerinden anlatmak, yangın içinde bulunan bir komşuya Yunus peygamberin yaptığı duayı tavsiye etmek, ırzına tecavüz edilen müslüman bir kadına para yardımını yapmak, Allah'ın indirdiğiyle hükm etmiyen ve İslam'la savaşan bir yönetici karşısında Allah ona hidayet versin demek, işgal edilmiş beldelere ilişkin namazda misvak kullanmanın hükmünü tartışmak ve zülüm ile kaynayan bir ortamda sadece ve sadece namaz şartlarından bahs etmek gibidir. Kur'an-ı okumanın, Yunus peygamberin yaptığı duanın, misvak kullanmanın ve para yardımının birer ibadet ve hayır işi oldukları kesin, ancak çözüm olarak bunların ortada var olan problemlerle hiçbir alakası yoktur. Bu nedenle bilgi ile söylendiği yer arasında mesafe paralel olmalıdır. Ya Rabb! İslam ümmetine merhamet et, Raşid bir Halife ve onu uyaran bildikleriyle amel eden alimler nasip eyle. Fuad Hamidoğlu (hadbah6[at]yahoo.de) Salı günü 27. Cumadilahire. 1429H- 01.07.2008M ------------------------------------------------------------------------------- *El-Waie Dergisi, 255.inci sayı, 22.nci yıl, Rebi-ulsani 1429H-Nisan 2008M. |