|
لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الأمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ "Konstantiniyye/İstanbul elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onu fetheden asker ne iyi askerdir!" [1] Bu günlerde İstanbul'un Fethi'nin 555. yıldönümünü idrak etmekteyiz. Şanlı Feth'in idrakinin Müminlere bir şeyler hatırlatmasına vesîle olması niyazıyla başlıyorum yazıma. Evet, hatırlatıyoruz, çünkü hatırlatmakta Müminlere fayda vardır. وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ "Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, Mü'minlere yarar sağlar."[2] Bu yazımız araştırma yazısı değildir. Tarih inceleyen bilimsel bir yazı da değildir. Sadece bu yazımızda Müslümanların unuttuğu bazı değerleri Fethi anma münasebetiyle gündeme taşımaya çalışacağız. İstanbul'un Fethi hakkında Müslümanların geneline hâkim olan düşünce bir fetihten ibarettir. Bir çağın kapanıp, diğer bir çağın açılmasıdır. Övgüye layık bir Fetih ve fethin Fâtihi bir kaç hususla sınırlandırılmakta maalesef... Aslında bu izzet dolu Fetih bizlere; - İlahi kelimetullah için kılıcını kuşanan, zırhını giyen izzetli komutanları hatırlatmalı, - Allah uğrunda Cihad aşkıyla yanıp tutuşan, şehâdeti arzulayan hayırlı Mücâhidleri hatırlatmalı, - Cihada kuzularını kınalayıp dört gözle onların şehâdet haberini bekleyen yiğit anaları hatırlatmalı, - İslâm Devletindeki fetih anlayışını ve ondaki yüksek ruhu hatırlatmalı, - Bu Fetih, Allah'ın Dini'nin hayata hâkim olması için Halîfe'nin kendilerine dua ettiği, Halîfe'nin duasıyla yola koyulan hayırlı komutanları, hayırlı orduları hatırlatmalı, - Bu Fetih bizlere Hâlid bin Velidleri, Usâme bin Zeydleri, Ebû Eyyub el Ensârîleri, Târık bin Ziyadleri, Selahaddîn Eyyûbileri, Fatih Sultan Muhammedleri hatırlatmalı. Bu hatırlatmalardan sonra İslâm hukukunda Fetih konusunu şu başlık altında izah etmeye çalışalım. Yapılan İslâmî Fetihler İslâm'ı Yaymak içindi: Öncelikle bu konu İslâm Risâleti'nin fetihle olan alakasını bilmeyi gerektirmektedir. Şöyle ki: Bildiğimiz üzere Allahu Teâlâ, Resulü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem vasıtasıyla İslâm Risâletini insanlığa hayat ve rahmet getirmesi için göndermiştir. Yani Allah bu Risâleti (İslâm dinini) hayata ve topluma uygulanması ve uygulanmasının neticesinde rahmet getirmesi için göndermiştir. Diğer yönüyle, konuyu nasların ışığında değerlendirdiğimizde İslâm dini'nin diğer dinlere ve nizamlara hakim olması için gönderildiğini görmekteyiz. Allahu Teâlâ bu konuya ilişkin ayetinde şöyle buyurmaktadır: هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا "Resulünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki o hak dini, bütün dinlere üstün kılsın. Şahid olarak Allah yeter." [3] Müşahede ediyoruz ki; bu ayet ve buna benzer ayetler bu dinin niçin gönderildiğini beyan etmektedir. Yani başka bir deyimle; İslâm dinini gönderenin Allah olduğu ve bu dini niçin gönderdiğini tayin edenin yine Allah olduğu anlaşılmaktadır. Meselenin bu şekilde kavranması çoğu tartışmaların önünü keserek, meselenin doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu Risâleti gönderenin Allah Subhânehû ve Teâlâ olup niçin gönderdiğini beyan eden bir kaç ayetinde Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ "Ey Rasul Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun Risaletini tebliğ etmemiş olursun."[4] وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا "Biz seni ancak bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." [5] Yine Allahu Teâlâ âyetinde: وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ "Sizi ve ulaşacak olan kimseleri uyarman için bana bu Kur'an vahyedildi." [6] Evet, bu âyetler Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İslâm Risâletini insanlığa ulaştırmak ve tebliğ etmekle görevlendirildiğine delalet etmektedir. Ve Rasul bu ilâhi vazifeyi hakkıyla yerine getirip görevini tamamladıktan sonra ruhunu Allah'a teslim etti. İslâm'a dâvet Allah'tan gelen bir emir ve Rasulî bir amel olunca Efendimizin vefatından sonra İslâm Ümmeti bu ameli (vazifeyi) yerine getirmeye azami gayret gösterdiler ve yerine getirdiler de bi-iznillah. Zaten Müslümanların bu yolda yürümelerinin ve İslâm dâvetini taşımalarının üzerlerine yüklenmiş bir görev olduğunu Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda Hutbesinde sarih bir şekilde şöyle ifade etmiştir: "Dikkat edin burada bulunanlar burada bulunmayanlara ulaştırsın. Nice kendisine ulaştırılan kimse vardır ki bulunup işitenden daha idrak sahibi olabilir." [7] Başka bir hadisinde ise şöyle buyurmaktadır: "Benim sözümü işitip onu hakkıyla anlattıktan sonra, işittiği gibi onu başkasına ulaştıran kimsenin yüzünü Allah ak etsin." [8] O zaman soruyoruz; "naslardan da anlaşıldığı üzere tüm insanlığa uyarıcı olması için gönderilmiş Rahmet kaynağını, tüm insanlığın kurtuluş reçetesi olan İslâm Risâletini insanlığa taşımanın Şer-î yolu nedir?" Zulumatların yerine nurun, fitnelerin yerine rahmetin, fesadın yerine esenliğin insanlığı kuşatmasının ve bu İlâhi mesajı insanlığa ulaştırmanın şer-î metodu nedir? Bu konu İslâm ideolojisi yani fikir ve metod bütünlüğü içerisinde incelendiğinde ve Şâri'nin hükmüne teslim olmak maksadıyla sahih ve dakik bir şekilde naslara bakıldığında insanlığa Allahu Teâlâ'nın Risâletini taşıyabilmenin Şer-i yolu'nun Dâvet ve Cihad olduğu görülecektir. Nitekim Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretine baktığımız zaman Medine'ye yerleşip İslâm Devletini kurduktan sonra İslam'ın hayata hakim olması noktasında önünde engel olarak duran maddi engelleri ortadan kaldırmak için, yapacağı cihadlar için ordu hazırlamıştır. Zira o gün Kureyş İslam'ın hayata hakim olması, İslâm Risâletinin insanlığa ulaşması yolunda duran bir engeldi. Allah'ın Rasulu Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın yardımıyla ilk önce Kureyş engelini daha sonra ise bu yüce dâvetin önünde engel teşkil edenleri ortadan kaldırarak İslâm'ın Arap Yarımadasına hakim olmasını sağlamıştır ve bu Rasulî amel İslâm Devleti'nin varlığı boyunca devam etmiştir. İslâm tarihinde yapıla gelen İslâmî fetihler yukarıda da ifade ettiğimiz kaideden hareketle hayat kaynağı olan İslâm dinine icabet edilmesi için gerçekleştirilmiştir. İslâmi fetihler hiçbir zaman günümüzde emperyalist düzenin (kapitalizmin) yaptığı gibi halkları sömürmek ve o fethedilen ülkenin servetlerini ele geçirmek için yapılmamıştır. Zaten böylesi bir niyetle hareket edilmemiştir, edilemez de zaten. Çünkü Böyle bir fetih anlayışı İslami bir fetih anlayışı değildir. Yapılan İslami fetihler, fethedilen beldede yaşayan insanlara İslâm dâvetini ulaştırmak ve onları bulundukları yozlaşmış düzenden ve bedbaht hayattan kurtarmak için yapılmıştır. Evet, hayat götürmek için fethedilmiştir o beldeler İslâm Devleti tarafından. Zorluğuna, meşakkatine, getirisine götürüsüne bakılmadan... İşte İstanbul'un Fethi de küfrün yerine Tevhîdin, zulumataların yerine adâletin hâkim olması için yapılmış olan bir fetih hareketidir. Bi-iznillâhi Teâlâ Roma'da fethedilecek, Allah'ın hükümleri sözü geçen tek hüküm olacaktır.. Ve onu fethedecek II. Râşidî Halîfe ne güzel bir Halîfe, onun askerleri ise ne güzel askerlerdir. Yarabbî! Bizleri II. Râşid Halife'nin sancağı altında savaşan hayırlı ordunun hayırlı komutanları olmayı nasip eyle. Bizlere Roma'nın Fâtine hayırlı asker olmayı ikrâm eyle... (Amin)
[1] Ahmed b. Hanbel, Musned, Kufiyyin 18189 [2] ez-Zâriyat (51), 55 [3] el-Feth (48), 28 [4] el-Mâide (5), 67 [5] es-Sebe (34), 28 [6] el-En'âm (6), 19 [7] Sahih Buhâri [8] Ahmed ibn Hanbel |