|
Değiştirilen adıyla Myanmar bir Güneydoğu Asya ülkesidir. İki savaşın ardından, İngilizler 1885 yılında Burma'yı ele geçirir ve sömürgelerinden biri haline getirirler. Burma kralı, kral Thibaw Hindistan'a sürgün edilir. Ardından Burma Hindistan'nın vilayeti olarak yönetilir. Burmalılar, bir çok gösteriler ve toplu protestoların ardından 1937 yılında Burma'yı Hindistan'dan ayırmayı başarırlar.
Burma Hindistan'dan ayrılmıştı fakat halen bir İngiliz sömürgesi idi, 1941 yılının aralık ayına kadar, doğrudan İngilizler tarafından yönetiliyordu. 1941'de Japonyalılar Burma'yı işgal etmişler ve İngilizleri bu topraklardan çıkarmışlardı. Japonyalılar Burma halkına bağımsızlıklarını vermişti fakat realitede asıl güç yine onlardaydı. Modern Burma'nın babası Bogyoke Aung San, Japonya'nın ordu kumandanı idi. 1941'de İngilizler Burma'yı tekrar işgal ettiler ve Aung San İngilizlerden taraf oldu. Aung San Burma'da ki Kachins, Chins, Shans gibi büyük etnik grupları ayaklandırdı. İngilizlerden Burma'nın bağımsızlığını istediler. İngilizler ikna oldular ve Burma, 4 ocak 1948'de bağımsızlığını ilan etti. Tarihinden uzak olduğumuz bu ülkeye, yeni adıyla Myanmar'a, İngiliz işgali altında iken, Birinci Dünya Savaşında, Müslümanlar sürgün edildiler. Birinci Dünya Savaşı'nda Irak, Suriye, Filistin ve Arabistan cephelerinde Osmanlı ve İngiliz orduları arasındaki çarpışmalar sırasında İngilizlere tutsak düşerek üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğunun bir sömürgesi olan, Burma'ya, askeri kampa, getirilen 12 bin askerimiz işçi olarak çalıştırılmışlardır. İngilizler Osmanlı esirlerine suni göller, irili-ufaklı köprüler, golf sahaları yaptırmışlardır. Ama onlardan asıl istenen ülkenin en büyük demiryolu hattını inşa etmeleridir. Bugün bile Birmanya'yı baştan başa geçen iki ana hattan biri olan başkent Yangon ile Thayet arasındaki 300 millik demiryolu esir düşen Osmanlı askerleri tarafından yapılmıştır. Kesin sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte 1500 kadarı, bu ülkedeki esaret dönemleri sırasında salgın hastalıklara ve çok ağır çalışma şartlarına dayanamayarak şehit düşmüşler, çalışmayı reddedenler öldürülmüştür. Sağ kalmayı başaranların da Osmanlı topraklarına dönüp dönmedikleri kesin olarak bilinmiyor. 1918 tarihli Mondros Mütarekesi esirlerin ülkelerine dönmeleri sağlanacaktı. Fakat bu askerlerden geri dönenlerin kayıtları hakkında sağlıklı bilgilere ulaşmak mümkün değil. Savaştan sonra İngilizler bu askerler için bir şehitlik yaptırır. Mezar taşlarının üstündeki künye bilgileri bugün hâlâ okunabilecek kadar canlı duruyor. İsimleri İngiliz alfabesiyle yazılan şehitlikte Kerküklü Muhammed, 20 Ekim'de ölen Şaban gibi pek çok asker yatıyor. Orada ölen askerlerimizin mezarları şu an Thayet Myo ve Mektila'da bulunuyor.
Yani Osmanlıların Myanmar'a gelmeleri sürgün dolayısıyla olmuş ve bizim atalarımız bu ülkede çok acı çekmişlerdir. Ve maalesef aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen günümüzde, Müslümanlar için Myanmar'daki durum pek de değişmemiştir. Myanmar'ı şuan askeri cunta yönetmektedir. Yönetim Burma'da yaşayan yaklaşık 1 milyon Müslümana hayat hakkı tanınmazken, dinlerini terketmeleri için de baskı uygulamaktadır. Müslümanlar resmen tutsak hayatı yaşamaktadırlar.
Askeri bir cuntayla yönetilen ülkede giderek artan tek tipleştirme ve millileştirme çalışmaları, azınlık konumundaki Müslüman nüfusun yaşama alanlarını neredeyse açık bir hapishaneye mahkum etmiş durumda. Burma'daki Mülümanların şu anki durumları hakkında detaylı bir yazı kaleme alan Stephen Kaufman'ın makalesinden bazı bölümleri aktarmak istiyoruz: Rejim kurbanı Burma MüslümanlarıPazartesi, 04 Şubat 2008 "Burma'nın Müslümanları uzun zamandan beridir askeri rejimin kurbanlarıdırlar. ABD, Birleşmiş Milletler üzerinden azınlık bir Müslüman etnik grup olan Rohingyaların hukuki bir statü elde etmelerine yardım (!) ediyor. Burma'nın 2007'deki demokrasi yanlısı protestolar ve hemen ardından askeri hükümet tarafından uygulanan sıkı önlemlerden büyük oranda etkilenmemiş olmasına rağmen Kuzey Rakhine Eyaleti'nde izole edilmiş bir grup olan ülkenin Rohingya Müslüman nüfusu, Burma'nın yöneticileri tarafından yapılan zulme maruz kalmaya ve yaşamak için uluslararası bağışçılara bağlı kalmaya devam ediyor. 728,000 olarak tahmin edilen topluluk üyeleri askeri cuntanın dini ve etnik azınlıkları baskı altında tutmasının bir sonucu olarak fiili tutsaklar şeklinde yaşamaktadırlar. Hükümetin uzun süredir devam ettirdiği "Burmalılaştırma" kampanyası, Rohingya Müslümanlarını Budizm'e geçmeleri için zorlamayı da içermektedir. Bölgede yedinci yüzyılın öncesine kadar uzanan varlıklarına karşın Rohingyalar cunta tarafından Burmalı vatandaşlar olarak görülmüyorlar ve hukuki, ekonomik ve sosyal ayrımcılığa tabi tutuluyorlar. Seyahat etmeye, ekonomik faaliyette bulunmaya, topluluktaki doğumları, ölümleri ve evlilikleri kaydetmeye ve eğitim almaya kalkıştıkları zaman sert engellerle karşılaşıyorlar. Burma'daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin baş temsilcisi Marc Rapoport, 30 Ocak tarihinde Amerikan hükümetine Rohinyaların askeri rejimin ellerinde "sınırlayıcı ve ayrıştırıcı uygulamalardan acı çekmeye devam ettiklerini" söyledi. Rohingyalar Eylül 2007 protestolarına katılmadılar. Fakat alışıldık bir şekilde kapalı bir alan olan KRE'de bu protestolardan beri "daha sert teyakkuz ve kontrol" uygulanıyor. 1970'lerden bu yana hükümetler, Kuran'ın yayınlanmasını ve dağıtılmasını sınırlandırarak bazen de yasaklayarak, sınırlayıcı pasaport ve vize prosedürleri üzerinden hacca gitmeyi etkili bir şekilde sınırlayarak Müslümanların dinlerini yaşamalarını zorlaştırıyorlar. Hükümetler aynı zamanda camilerin kapanmasını hatta yıkılmasını emrederek Müslümanların ibadet yerlerini hedef alıyorlar. Kimlik Kartı Programı ABD, Rohingya nüfusunu Burma'ya entegre etme ile ilgili bir girişimde, onların, doğum ve evlilik kayıtlarını yapmalarını, okula kaydolmalarını, temel sağlık hizmetine ve gıda yardımına erişmelerini kolaylaştıracak olan kimlik kartlarına sahip olmaları için BM MYK'ni desteklemektedir (!). ABD ve BM yetkilileri kartların, Rohingyaların Burma vatandaşları oldukları ile ilgili iddialarını güçlendireceğini umuyor. Rapoport, kimlik kartı programını; bu yönde atılmış "ilk ama pozitif" bir adım olarak tarif ediyor. Rapoport,"belgelerin ve izin kâğıtlarının bu kadar önemli olduğu bir ülkede bir kimlik kartına sahip olmak hayatidir" dedi. Örneğin seyahat sınırlamalarından dolayı kendi eyaletleri dışında üniversitelere ve tıbbi okullara kabul edilen KRE deki genç Müslüman öğrenciler okullarına devam edemiyorlar çünkü kaydolabilmek için kendi eyaletlerinin dışına çıkamıyorlar. Programın başladığı Temmuz 2007'den şimdiye kadar 35,485 kimlik kartı dağıtıldı. Pek çok insanın hala herhangi bir kimliğe sahip olmadığını bilmesine rağmen Rapor, "bunun kendisi bizatihi bir başarıdır" dedi. Rohingya Mültecileri Rejimin suiistimallerinin bir sonucu olarak büyük bir grup Rohingya uluslar arası mülteciye dönüştü. Pek çoğu Tayland'daki yaklaşık bir milyon illegal Burmalı mültecilerin bir kısmını oluşturuyorlar. Rohingyaların en popüler durakları komşu Bangladeş'ti fakat 1991 ve 1992 arasında Bangladeş hükümeti ülkedeki toprak azlığını ve aşırı nüfusu bahane ederek 250,000 kadar mülteciyi zorla geldikleri yere gönderdi. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği 12,000 kadar Rodingya mültecisinin Malezya'da olduğunu belgeledi fakat buradaki gerçek sayının belgelenmiş sayının iki katı olabileceğini kabul etti. Buna ek olarak pek çoğunu özellikle de kadın ve çocukları insan ticaretine karşı savunmasız bırakacak şekilde Burma hükümeti tarafından topraklarından çıkmaya zorlanan 500,000 kadar Rodingyanın Burma içinde yersizleştiği tahmin ediliyor. Kimlik kartı sunmanın yanı sıra ABD, KRE'de, Bangladeş ve Malezya'daki mülteci kamplarında yaşayan Rodingya Müslümanlarını BM MYK, Dünya Yiyecek Programı ve diğer destekleyici STK'lar üzerinden destekliyor (!). BM MYK, hukuki statüyü, Rohingyaların entegrasyonunu ve şartlarını geliştirmenin yanı sıra, çok savunmasız olduklarından ve nadiren dışarıdaki topluluklarına katılabildiklerinden aile ve topluluktaki kadın ve kızları güçlendirmeye çalışan yardım faaliyetlerini gözden geçiriyor (!)." *** Makalede cunta yönetimin Müslümanlara yaptığı zulüm çok açık ve net olarak sergilenmektedir. Yani bir Keşmir'de, bi Filistin'de,... Myanmar'dadır. Makalede göze çarpan bir diğer konu ABD'nin Müslümanlara sunduğu destektir (!) Ne ilginçtir ki dünyanın diğer tarafında Müslümanları kendi elleriyle öldürürken veya öldürmek isteyenlere silah satarken veya öldürenleri korurken ABD, Myanmar'da Müslümanlara yardım etmek için var gücüyle çabalamaktadır. Allah'a hamd olsun ki Ümmet artık gaflet uykusundan uyanmış ve yattığı yerden doğrulmaya başlamıştır. Amerika'nın kendi menfaati için Müslümanlara kah yardım etmeye (!) çalıştığını kah öldürdüğünü bilmekteyiz. ABD Myanmar'a yerleşmek istemektedir ve bunun için Ümmeti kullanmaya çalışmaktadır. Ümmet de bunun bilincindedir. Çünkü bizim rehberimiz Kuran'dır ve Kuranı Kerim'de Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ "Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup sakının." (Maide Suresi, 57) وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir." (Bakara Suresi, 109) Kısa bir zaman önce ülkeyi vuran kasırgayı bahane ederek ABD Myanmar'a yardım yapmak istemiştir. Myanmar yönetimi ise ilk başta yardımları kabul etmemiş ardından yardımların çok az bir kısmının ülkeye girmesine yine de izin vermiştir. ABD'nin asıl maksadının bu ülkeye yerleşmek olduğu gün gibi ortadadır. Ve bu uğurda her fırsatı değerlendirmektedir. Kah Müslümanları öne sürmektedir kah doğal felaketleri. Yazımıza, Müslümanların Myanmar'da maruz kaldıkları zulümleri konu alan, bir makale daha eklemek istiyoruz. Bu makale, Araştırma Dergisi 04. sayı (Şubat 2002) 24. sayfada yayınlanmıştır. Budistlerin Vahşeti "48 milyon nüfusu bulunan Burma'nın (yeni adıyla Myanmar'ın) %15'ini Müslümanlar oluşturmaktadır. Geri kalan nüfusun büyük bir çoğunluğu Budisttir. Müslümanlar, ülkenin Arakan adlı bölgesinde yaşamaktadırlar.
Petrol ve doğal gaz açısından bölgenin en zengin toprakları olan Arakan'da 1430 yılında bir İslam devleti (!) kuruldu. Bu devlet 350 yıl varlığını korudu. Ancak bu dönemin sonunda Budistler Arakan'ı işgal ederek İslam devletini(!) ortadan kaldırdılar. 1783 yılında Müslümanların siyasi iktidarı kaybetmelerinden hemen sonra Burmalı Budistler, Müslümanları ezmeye, fiziksel olarak imha etmeye yönelik bir politika uyguladılar.
20. yüzyılda Müslüman karşıtı kampanya hızlandı ve 100.000 Müslümanın ölümüyle sonuçlanan 1942'deki Arakan katliamı gerçekleşti. Bu katliamda yüz binlerce kişi de sakat kalmış ya da topraklarından göç etmek zorunda bırakılmıştı.
Burma, 1948 yılında İngiliz yönetiminin sona ermesiyle bağımsızlığını kazandı. 1962 yılında askeri darbeyle iktidara gelen komünist general Ne Win, devletin tüm imkanlarını Müslümanları yok etmek için seferber etti. Hazırlanan "Burma Sosyalist Parti Programı"nda, her türlü yol kullanılarak Müslümanların dinlerinden uzaklaştırılması hedefleniyordu. Sol taraftaki resimde, Burma'daki toplu mezarları görmektesiniz.
Müslümanlar tüm siyasi haklarından mahrum edildi. Ayrıca tüm İslami eğitim kurumları, camiler kapatıldı. Hacca gitmek, kurban kesmek, toplu namaz kılmak ve diğer ibadetler yasaklandı. Göçlere rağmen Arakan bölgesinde Müslümanlar çoğunluğu oluşturmaktaydı. General Ne Win rejimi keyfi tutuklamaları, işkence uygulamalarını arttırdı. Bu uygulamaların sonucunda bir milyondan fazla Müslüman Burma'yı terk etmek zorunda kaldı. Burma hükümeti, vahşetin gizli kalması için ülkeye gazeteci ve hatta turist bile kabul etmedi.
İnsan hakları kuruluşlarının vermiş oldukları raporlara göre, 1962-1984 yılları arasında 20.000 Arakan Müslümanı öldürüldü. Yüzlerce kadına tecavüz edildi ve Müslümanların tüm mal varlıklarına el konuldu. Devletin iletişim araçları, İslam dini hakkında yalan ve iftiralar yaymak için kullanıldı. 1978 yılının baharında, 200.000 Müslüman daha Bangladeş'e göçmek zorunda kaldı..
Ne Win'in 1988 yılında istifasının ardından değişik askeri ve sivil hükümetler birbirini izledi, vahşet hiç azalmadı, aksine şiddetlenerek arttı. Ocak 1992'de Burma'da yaşayan Müslüman azınlığa mensup 700 kişinin Bangladeş sınırı yakınlarında boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı. 1994 yılında ise 1000'den fazla Müslüman yargısız infaz yöntemiyle öldürüldü. (Harun Yahya, İslam'ın Kışı ve Beklenen Baharı)
Burma'da yaşayan savunmasız Müslüman halkın en büyük sorunlarından biri de dış dünyayla iletişim kuramamak ve yaşadıkları vahşetin detaylarını anlatamamaktır. Çünkü ülkeye kara yoluyla girmek yönetim tarafından yasaklanmıştır. Hava yoluyla geliş gerçekleşse bile, ülkenin birçok bölgesi yabancılara kapatılmıştır.
1990'lardan sonra Müslümanlar tekrar büyük bir kıyıma uğramış ve yine 200.000 kişi 1992 yılında Bangladeş'e sığınmak zorunda kalmıştır. Çok fakir bir İslam ülkesi olan Bangladeş, Burmalı mültecileri topraklarında ağırlamakta, ancak yiyecek ve barınma konusunda yardım etmekte çok zorlanmaktadır.
Burma ve Bangladeş'ten yükselen bu yardım sesini tüm dünya Müslümanları mutlaka duymalıdır. Çünkü Allah, Kuran'da zorluk içinde olanlara, fakirlere, yurtlarından sürülenlere yardım etmeyi emretmektedir. Yurtlarından sürülenlere en rahat edecekleri ortamı hazırlamak, yardımcı olabilmek için her türlü fedakarlıkta bulunmak, merhametle, şefkatle ve sevgiyle destek olmak tüm Müslümanların üzerine düşen bir sorumluluktur. Kuran ahlakını yaşayan Müslümanların yurtlarından sürülen, hicret edenlere karşı tutumları ayetlerde şu şekilde haber verilir:
(Bundan başka bu mallar) Hicret eden fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır. (Haşr Suresi, 8)
Ayetlerde de tarif edildiği gibi iman edenler "sevdiklerinden infak edenler" (Al-i İmran Suresi, 92), "kendilerinde bir açıklık olsa bile kardeşlerini öz nefislerine tercih edenler"dir. (Haşr Suresi, 9) Bu üstün ahlakın dünya üzerinde yaygın olarak yaşanmasıyla birlikte, mültecilerin yaşadıkları büyük sefalet de diğer pek çok sorun gibi çözümlenmiş olacaktır. "
*** Evet, görüldüğü gibi kalkanımızın olmamasının doğurduğu bir çok proplem Myanmar'daki Müslümanları da vurmuştur. Ümmetin bilinçlenmesi hızlanırken kafir devletler ve yönetimler Müslümanlara daha fazla saldırmaktadırlar. Müslümanları bu saldırılardan kurtaracak tek şey Allah'ın bize layık gördüğü hakimiyet yani Hilafet'tir. Hilafet'in başına geçecek olan kalkanımız, Halife ise bizatihi Müslümanların güvenlik problemini üstlenecek ve kafirlerin demir yumruklarını Müslümanların üzerinden çekip alacaktır Biiznillah! Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Halife kalkandır, onun arkasında savaşılır ve korunulur." (Müslim) Sadece Müslümanlar değil, tüm dünya basiretli bir devletin varlığına muhtaçtır. Myanmar'ı kasırga vurmadan önce, ülkeye yoksulluk hakimdi. Hatta gencecik kızların satılması çok yaygınlaşmış, pazarlar oluşmuştu. Buna benzer proplemler tüm dünyada yaşanmaktadır. Halklar acı çekerlerken, liderleri keyif sürmektedirler. Kendi halkları dahi onların umurlarında değildir. Sadece İslam devleti ve Halife halkının derdiyle dertlenir, halkının problemini çözmeden geceleri uyumaz. Bu vasıflar ise bir övünmeden ibaret değil aksine ilahi gerçektir. Allah (cc) şöyle buyurmuştur: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ "Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Biz Peygambere uyanı, ökçesi üzerinde geri dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğini (Kâbe'yi) kıble yaptık. Bu, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara Rauf(Fefkatli) ve Rahim (merhametli) dir" (Bakara 143) |