|
Çoğu İslam topraklarındaki liderler ve geniş aileleri şuan ülkelerinin, hatta bazıları dünyanın en zengin şahıslarıdırlar. Forbes dergisinin 2006 yılında yayınladığı, en zengin dünya liderleri resmi listesine göre, ilk üç en zengin lider, İslam topraklarındadır.
Listenin başında, yaklaşık 21 milyar dolar servetiyle, Suudi Arapistan Kralı Abdullah bulunmaktadır. Kraliyet ailesi, servetinin çoğunu petroldan elde etmektedir. Petrol, Suudi Arapistan'nın 340 milyar dolarlık GSYİH'nın (gayri safi yurt içi hasıla) 45% oluşturmaktadır. Listenin ikinci sırasında 20 milyar dolarlık servetiyle Brunei kralı bulunmaktadır. Kral, bu serveti, Brunei'nin geniş petrol ve doğal gaz yataklarından, elde etmiştir. Üçüncü sırada ise, 19 milyar dolar servetiyle, Birleşik Arap Emirlikleri'nin başbakanı, Şeyh Halife bin Zeyd bulunmaktadır. Şeyh aile servetinin çoğu BAE'nin petrol zenginliklerinden elde etmiştir. Bu servet, BAE'nin günlük 2,5 milyon varillik petrol ihracatının 90% fazladır. Bu liderler servetlerinin tümünü, ülkelerinin petrol ve doğal kaynaklarından elde etmişlerdir. İslam'da petrol ve gaz gibi doğal kaynaklar, özelleştirilemez. İslam bunların kamu mülkiyeti olduklarını belirlemiş ve bunlardan elde edilen gelirlerinde Müslümanlara harcanmasını emretmiştir. Peygamber Efendimiz (sav.) şöyle buyurmaktadır: الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّ "Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş." (Ahmed bin Hanbel) Günümüzün Müslüman liderlerine baktığımız zaman, maalesef devletin hazinesini, şahsi banka hesapları gibiymişcesine kullandıklarını görmekteyiz. Servetlerinin gerçek miktarı Ümmete doğru şekilde yansıtılmamaktadır ve ülke dışında, İsviçre bankalarında saklanmaktadır. İslam tarihini okuduğumuzda bir çok halifenin ve valinin savurgan bir yaşam biçimi sürmüş olduklarını ve şahsi harcamaları için devlet hazinesinden (beytül mal) büyük miktarlarda para aldıklarını görmekteyiz. İslam devleti, tekrar kurulduğunda (inşaAllah), halifeye ne kadar ödeme yapılacaktır? Bu soruyu cevaplamak için ilk halife, Ebu Bekir es-Sıddık'ın hayatına ve ilk halifenin bu konuda nasıl bir davranış sergilediğine bakmamız gerek. Ebu Bekir halife seçildikten kısa bir zaman sonra, Ömer ibn el-Hattab (ra) ve Ebu Ubeyde ibn el-Cerrah (ra) Medine'de dolaşıyorlardı. Ebu Bekir'le (ra) karşılaştılar. Omuzunda giysiler vardı ve ticaret yapmak için pazar yerine doğru gidiyordu. Ömer (ra) Ebu Bekir'e (ra): "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Ebu Bekir (ra): "Ben ticaret yapmaya gidiyorum," şeklinde cevap verdi. Ömer (ra) bunun üzerine: "Tüm Müslümanların sorumluluklarını üzerine aldıktan sonra mı?!"dedi. Ebu Bekir (ra): "Ama ailemi geçindirmek zorundayım," diye mukabele etti. Bu cevap üzerine Ömer (ra): "Haydi gel, sana bir ödeme yapalım (beytül maldan)," dedi. Ömer (ra) ve Ebu Ubeyde (ra), Ebu Bekir'e (ra) yılda 250 dinar ödemeye ve yiyecek olarak günde yarım koyun tedarik etmeye karar verdiler. Biraz zaman geçti ve Ömer (ra) yine Medine'de dolaşıyordu. Yolu bir grup kadınlarla kesişti. "Burada ne yapıyorsunuz?" diye sordu kadınlara. Kadınlar şöyle cevap verdiler: "Halifeyi bekliyoruz." Halife görevinin başına gelmedi ve Ömer (ra) Ebu Bekir'i (ra) aramaya çıktı. Halifeyi, yine pazar yerinde ticaret yaparken buldu. Ömer (ra) Ebu Bekir'in (ra) ellerini tuttu ve: "Ne yapıyorsun?" dedi. Ebu bekir (ra): "Bana yaptığınız ödeme yeterli değil", diye cevap verdi. Ömer (ra): "İyi, ödeneği arttırırız," dedi. Ebu Bekir (ra): "Yılda 300 dirhem ve günlük yiyecek olarak tüm koyun isterim," dedi. Ömer (ra): "Hayır, sana okadar vemeyeceğiz," dedi. Ali (ra) araya girdi ve: "İstediklerini ona ver," dedi. Ömer (ra): "Öylemi düşünüyorsun?" diye sordu. Ali (ra): "Evet," şeklinde cevap verdi. Ardından Ömer (ra): "Kabul ediyoruz," dedi. Ardından Ebu Bekir (ra) mesciddeki mimbere çıktı ve Sahabeleri çağırdı. Ebu Bekir (ra): "Bana yıllık 250 dirhem ödeme yaptınız ve günlük yarım koyun tedarik ettiniz. Bu benim için yeterli değildi. Ömer (ra) ve Ali (ra) yıllık ödeneği 300 dirheme çıkardılar ve günlük tüm koyun tedarik etme, kararı verdiler. Kabul ediyormusunuz?" dedi. Sahabeler: "Kabul ediyoruz," dediler. Yukarıdaki olaydan çıkarabileceğimiz bir kaç önemli husus var. Birincisi; halifelik bir miktar maaşın bağlanabileceği bir iş değildir. Çünkü halife Ümmet tarafından ücretle tutulmamaktadır. Ümmet, Halifeye İslam devletinin sınırları dışında İslam davasını taşıması ve devlet içerisinde ise Şeriatı uygulaması için beyat vermektedir. Halifeye maaş bağlanılmayacağına göre, ihtiyaçlarını giderebilmesi için ona bir miktar ödeme yapılır. Bu ödenek ona, halifelik farziyetini üstlendiği ve bu görevi layıkıyla yerine getirebilmek için çok uğraşdığı, dolayısıyla ailesinin nafakasını temin edebilecek vakti kalmamasından dolayı, verilir. Bu hüküm, Hilafet içerisinde, vali ve muavin gibi yönetici pozisyonunda olan herkese uygulanır. İkincisi; yönetmek sadece Allah'ın (cc) rızasını kazanmak için yapılan ibadetlerdendir. Bu yüzden halifelik makamı, günümüzün Müslüman liderleri gibi, zengin olabilmek ve büyük servetler biriktirebilmek için bir fırsat olarak değerlendirilmemelidir. Böyle bir tutum kesinlikle yanlıştır. Makamında görevini rahatça yerine getirebilmesi ve aynı zamanda ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için, Halifeye, masraflarını karşılayacak bir ödenek yapılır. Üçüncüsü; Halifeye ne kadar ödenek yapılacağına, şura yoluyla, Ümmet meclisi karar verir. Onlar, Ümmetin seçilmiş temsilcisidirler ve kamu mallarının Halife tarafından suistimal edilmesini engelleyecek, nihai karar verme yetkisi verilmiştir. ( Not: Halifeye yapılacak ödeneğin miktarı, içerisinde yaşanılan ortamın standartlarına göre belirlenir.) Tercüme: Saliha Sıddık |