Anasayfa arrow Yazarlar arrow Zeynep Afra arrow İTAATTEN AYRILAN ZİLLETE DÜŞER
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

21/51 And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Sizden birisi bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer gücü yetemezse diliyle, şayet buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Bu (sonuncusu) imanın en zayıf halidir. ( Müslim, İman, 70)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

05 Temmuz 2008 Cumartesi
İTAATTEN AYRILAN ZİLLETE DÜŞER Yazdır E-Posta
Zeynep Afra
12 Mayıs 2008 Pazartesi

Âlemlerin Rabbi Allaha hamd olsun, Salat ve Selam Efendimize, ashabına ve amellerinde şer'i hükümleri ölçü edinenlerin üzerine olsun.

Allah'tan basiret ve ferasetlerimizi açmasını bize hakkı hak olarak gösterip ona tabi olmayı , batıllı da batıl olarak göstermesini ve ondan kaçmamızı ihsan etmesini isteyerek bu toplantımızın halis ve Müslümanların hayrına vesile kılmasını dilerim.

Müslümanlar zulüm ve zillet içindeler. Kafirlerin ve satılmış yöneticilerin zulmüne yıllardır maruz kalmaktalar. Kafirlerin şiddetli saldırılarının yanı sıra Müslümanlardan bir kesimde sürekli olarak İslam'a ve Müslüman kardeşlerine arsızca ve hunharca saldırı halindeler. Müslümanlar perişan, kafirler saldıran, Müslümanlar aç açıkta,  kafirler tok ve zevki sefa içinde! Kafalara şöyle yersiz sorular gelmekte: Neden Allah´a inananlar bu halde, Allah´i inkar edenler zevki sefa içinde?

Bizler elhamdülillah Müslüman'ız!  Peki, Allahu Tela'nın;

"Ben, cinleri ve insanları yalnız bana kulluk etmeleri için yarattım." (Zariyat 56) ayetine ne kadar muhatabız. Rabbimiz; "bana kulluk edin, yalnız bana kulluk edin" diyor. Allah bizi sınırlı bir zamanda bir gaye için yarattı, bu gaye ise ona kulluktur. Kim bu görevi yerine getirirse yaratılış amacını gerçekleştirmiş olur. Her kim de bu gayeden saparsa dipsiz kuyulara dalarak, görevsiz, başıboş kalmış, hedef ve değerini yitirmiş olur.  Asıl hayatı ve kendisini değerli kılan asıl anlamı yitirir.

Kul itaat edendir. Şu ahir ömürde insanlar birbirlerine hizmetkâr oluyorlar, itaatten el çekmiyorlar. İman eden bir kul nasıl  Rabbine kulluk etmez. Kulluk sadece bir takım sembolik davranışları yerine getirerek bu sınırlı hayatı geçirmek değildir. Kulluk, Rabbul Aleminin kulun fiilleriyle alakalı olan hitabına harfiyen uymak buna uyarken de; vicdandaki her harekette, organların her işleyişinde, hayattaki her davranışta, her nefes alış verişimizde, her amelimizde Allah'a yönelmektir. Bütün davranışlar ile samimi olarak Allah'a yönelmek, başka her türlü duygudan ve Allah'a ibadet etme motifi dışında her türlü motiften sıyrılmaktır.

İşte "kulluk şuuru" budur. Buna göre herhangi bir kimse Müslüman ve mümin olduğunu iddia etmeden önce kendisi nerede, kulluk nerededir ve yine kendisi nerede, itaat nerededir, buna iyi bakmalıdır. Bakın Rabbimiz bu hususta ne buyuruyor:

"Artık, Benden size hidayet (dosdoğru yol şeriat) geldiğinde kim Benim hidayetime (şeriatıma) uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de Benim zikrime (şeriatıma) yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu Kıyamet günü kör olarak haşrederiz.

O; Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben görür idim? der. Allah buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi, ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun! Böylece israfa sapanı (şeriatımızın dışına çıkanı, emrimizi ve hükümlerimizi çiğneyeni) ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı cezalandırırız. Rabbinin azabı elbette çok şiddetli ve süreklidir." (Ta-Ha: 123-127)

Kişi Allah'ın yolunu izlerse  mutsuzluktan yana güven içinde olur. Allah'a itaatten yolunu şaşıran, dünyanın bütün imkânlarına sahip olsun, bu imkânların bizzat kendileri bile mutsuzluktur, onun için hem dünyada mutsuzluk, hem ahirette mutsuzluktur. Allah'ın  ve O'nun geniş rahmeti ile bağını koparan bir yaşam, ne kadar bolluk ve eğlence dolu olsa da sıkıntı doludur. Elindekine dört elle sarılma ve onları kaybetmeme endişesinden kaynaklanan sıkıntı. İnsanın kalbi Allah'ın koruyuculuğu dışında başka hiçbir yerde huzura kavuşamaz. Allah'ın kopmayan sağlam kulpuna yapışmadan, güvenin huzurunu hissedemez. Şüphesiz ki, imanın verdiği huzur, hayattaki tüm lezzet ve rahatlığın üstünde bir durumdur. İmanın huzurundan mahrum olmak ise, öyle bir mutsuzluktur ki, fakirlik ve yoksulluğun sebep olduğu mutsuzluk asla onunla bir olamaz. Kişi Rabbine kullukta ne kadar sadık olursa o kadar mutluluğu artar ve itaatten el çekme gibi bir bedbahtlığa düşerse işte o zaman hem dünyadaki hem de ahiretteki azığını zehir eder. Ki ahiret azabı ağır, şiddetli ve süreklidir. Rabbimiz  Nisa suresinde buyuruyor ki;

"Hayır Rabbine yemin olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni (İslam şeriatını) hakem kabul etmedikleri ve sonra senin verdiğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan ve tam olarak teslim olmadıkları müddetçe iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65).

Ve yine diğer bir ayette;

"Resul size ne getirdiyse onu alın sizi neyden nehyettiyse onu bırakın, Allahtan korkun, şüphesiz Allah'ın ikabı (cezası) şiddetlidir." (Haşr:7

Bu ayetlere şahit olduktan sonra bir Müslüman önce titremeleri ve sonra da asrın yıldızlarının, sahabe efendilerimizin şer'i hükümlere nasıl ittiba ettiklerine bakarak örnek almalı. Onlar ellerinde içki kadehi varken haram olduğunu işittikleri vakit yere fırlattılar, hanımlar ise örtünmeyle ilgili ayet inince oradan buradan kumaş yırtarak derhal avretlerini örterek emri yerine getirmek için uğraştılar.

Sahabelerden biri Uhud savaşına bir günlük evli olmasına rağmen Peygamber efendimizin emrine uyarak katılmıştı. Savaş sona erince Müslümanlar Medine'ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili Peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen bu sahabenin yani Hz. Hanzala'nın hanımı da vardı. Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları sevgili Peygamberimiz Aleyhisselam cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, Hanzala'nın hanımına gelmişti. Resulullah efendimize yaklaşarak sordu:

-Ey Allah'ın Resulü! Hanzala nerede?

Sevgili Peygamberimiz cevabında buyurdu ki:

- Hanzala şehit oldu. Bunu üzerine Hanzala'nın hanımı yere bakarak, sessizce;

-Ya Resulallah, şu anda söyleyeceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Hanzala, sizin mübarek emrinize uyarak boy abdestini dahi alamadan hemen harbe katıldı. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi.

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

(Sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala'yı meleklerin yıkadığını gördüm.)

Onlar ki tereddüt etmedi, onlar ki işitti ve itaat etti, onlar ki ölümü namlunun ucunda görüyordu ve adeta bunun için yarışıyorlardı. Onlar ki İslami hayatı hakim kılmak için annelerinden, babalarından eşlerinden, çocuklarından, mallarından ve canlarından gözlerini bile kırpmadan vazgeçtiler.

Miladi 2008 deyiz o zamandan bu zamana bakacak olursak işte İslami hayatın hakim olmayışının yegane sebebi şer'i hükümlere bağlanma hususunda Müslümanların içinde bulunduğu zafiyettir. Bu öyle feci bir hastalıktır ki Müslümanların şuanda perişan  ve zillet içinde olmasının temel nedeni budur. Çünkü asıl izzet, hidayet, felah ve kurtuluş şer'i hükümlere bağlanmaktadır.

Ayeti kerimeler de  şöyle buyrulmakta:

"İzzet ancak Allah'ın, Resulünün ve müminlerindir." (Münafikun 8)

"Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları izniyle zulümattan, karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir." (Maide 15-16)

Bu deliller ışığında Müslümanların şuan ki konumundan dolayı kafaların karışmasına ve kafalarda soru işaretleri olmasına gerek yok. İnsanın başına gelen her kötülüğün, insanın kendi elleriyle hazırladığı bir sebebi vardır. Müslüman, Müslüman olmasının gereğini yapar ve kendine yakışan şekilde  hareket ederse o zaman tarih sayfalarındaki yaldızlı günlerimize dönmemiz çok yakın olacaktır. İşittik ve itaat ettik diyen bir Müslüman'ın asla Kuran'a ve Sünnete referans almadan şevkle ve istekle aynı sahabeler gibi acele ederek ve birbirleriyle yarışırcasına itaat etmelilerdir. Ki geçmişimizin parlak olmasının ve bizim şu zamanda zillet içinde olmamızın sebebi,  ümmetin önceden şer'i hükümlere tabi olmadaki fikriyle şuan ki fikrinin birbirini tutmamasıdır.

Allah Subhanehu ve Teala buyuruyor ki;

"Herhangi bir toplum tutumunu değiştirmedikçe Allah onun konumunu değiştirmez. Allah, bir toplumun herhangi bir kötülüğe uğramasını dileyince, onu hiç kimse önleyemez. İnsanların Allah'dan başka hiçbir koruyucusu, kayırıcısı yoktur." ( Rad 11)

Çok acı ve üzücü ne yazık ki adı bile saygıyla anılan Müslüman  ümmetinin, şu an bizzat onuru kırılıp rencide ediliyor ve pek tabi işkencelere maruz bırakılıyor. Hatta bir Müslüman Allah'ın emirlerine tabi olmak isteyince zorba yönetim tarafından engellenmeye çalışılıyor. Hiç bir Müslüman bu durumdan memnun değil ve Müslümanların ekseriyeti ne yapalım bizim elimizden bir şey gelmez ki demekte. Oysa yapacak çok şey var ve bu yapılacak olanlar zor olsaydı Rabbimiz bunu bize yüklemezdi. Hayatta, toplumda ve devlette hakim olmayan İslam hükümlerinin tekrar hayata gelmesi için yavaş yavaş ve tedrici şekilde değil ashabın yaptığı gibi her bir emre o an içinde itaat etmemiz ve beklemememiz lazım, aynı onlar gibi yani Rabbimizin emrettiği gibi. Rabbul alemin buyuruyor ki:

"Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular. Pek zalim ve cahil olan insan onu yüklendi." (Ahzab 72)

Şu halde insan, yüce Allah'ın katındaki ayrıcalığının gerekçesini bilmelidir, göklere, yere ve dağlara sunulan ama onların yüklenmekten kaçınıp, korktukları fakat kendisinin isteyerek yüklendiği emaneti yerine getirmelidir.

Ey Müslüman kardeşlerim!

Madem zor değil neden Rabbimizin istediği gibi kul olmayalım ki, neden nefsimizin emiri olacağımıza Allahın emrine ittiba etmeyelim ki, biz durumumuzu değiştirelim ki içinde bulunduğumuz bu fasit nizamda Allah'ın yardımı, izni ve keremiyle değişsin inşaAllah. Bizler bu kulpa canı gönülden varımızı yoğumuzu ortaya koyarak mücadelemizi verelim ki, Allah'ın azabına müstahak olmayalım ve inşaAllah muttakilere komşu olalım.

Velhamdulillahi Rabbul Alemin...

Sonraki >

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
 
Dünya üç devrimi birden yaşıyor
Henry A. Kissinger | 08.04
 
Kill a Hundred Turks and Rest (İngilizce)
Uri Avnery | 10.03
 
Afganistan'daki NATO Soykırımı
Ali Khan | 07.03
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |