|
Gıda fiyatlarının artması tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Özellikle fakir halklar bu artışa sert tepkiler verdiler. Bazı ülkelerde şiddet iyiden iyiye tırmandı. 70 milyondan fazla insana gıda yardımı yapan Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ( UN World Food Programme) hububat ve yakıt fiyatlarının artmasından dolayı, 2008 yılı bütçelerinin 17% arttığını, 2,9 milyar dolardan 3,4 milyar dolara çıktığını bildirdi. BM Dünya Gıda Programı sözcüsü Christiane Berthiaume, insanların açlık sınırında yaşadığını, hayatta kalma mücadelesi verdiklerini ve yakın zamanda gıda fiyatlarının ödenmesi imkansız derecede yüksek bir hale geleceğini, söyledi. Gıda krizinin dünya genelinde çeşitli etkileri oldu: Mısır: İşçiler iki gün boyunca ayaklandılar, protestocular güvenlik güçlerine petrol bombaları attılar. Buna karşın polis protestoculara gözyaşı bombaları attı. Fabrika işçileri, yüksek gıda fiyatlarından dolayı greve gitmek istediler. Fakat sivil güvenlik güçleri fabrikaların yönetimine el koydular ve işçileri zorla çalıştırdılar. Bangladeş: Yaklaşık 20.000 tekstil işçisi, yükselen gıda fiyatlarını karşılayabilmek için maaşlarının arttırılmasını talep ettiler. Bangladeş'in başkenti Dakka yakınlarında protestocular ve polis arasında çatışma çıktı. Dünya Bankası (World Bank) başkanı Robert Zoellick geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir basın toplantısında şunları söyledi: "Şuan Bangladeş'te iki kilogram pirincin fiyatı, fakir bir ailenin günlük gelirinin yarısı tutarındadır." Endonezya: Medyanın açlıktan ölen bir kaç kişinin haberini yayınlamasının ardından, protestocular, hükümetten gıda fiyatlarını düşürmesini talep ettiler. Bangladeşliler ve fakir Endonezyalılar şuan gelirlerinin yaklaşık 70% fazlasını gıdaya teminine harcamaktadırlar. Haiti: Bir yıl içerisinde gıda fiyatları 40% arttı. Bundan dolayı on gün boyunca şiddetli ayaklanmalar oldu, çatışmalar çıktı. Haiti'nin başbakan görevden alındı. Aynı zamanda Meksika'da, Fildişi Sahili'nde, Kamerun'da, Moritanya'da, Mozambik'te, Senegal'de, Özbekistan'da, Yemen'de ve Bolivya'da kargaşa çıktı. Gıda krizinin suçlusu kim? Problemin dünya genelinde yaygın olmasından dolayı, öncelikle bu krize yol açan global politikaların incelenmesi gerekmektedir. Politikacılar, analistler, vs. yeni yeni baş gösteren bir takım faktörleri gıda krizinin sebebi olarak görmektedirler. Bunlardan birincisi; bio-yakıttır. Dünya Bankası (World Bank) başkanı Alistair Darling ve Heidemarie Wieczorek-Zeul hububat üreticilerinin tarımsal temel gıda ürünlerini değil bio-yakıt için gerekli olan tarım ürünlerini üretmeye başladıklarını, gıda fiyatlarının bundan dolayı yükseldiğini, söylediler. İkincisi; artan yakıt maliyeti. BM memuru John Holmes, krizin sorumlusu olarak artan yakıt maliyetini gösterdi. Yakıt fiyatlarının yükseldiğini, gıda taşımacılığında özellikle dizel yakıtının kullanıldığını ve dolayısıyla artan yakıt maliyetinin gıda fiyatlarına da yansıdığını, söyledi. Üçüncü faktör; doların değer kaybetmesi. Gelişen ülkeler, ihraç ettikleri malların Amerikan piyasasında satışının devamlılığının sağlayabilmek için, değer kaybeden dolara karşın kendi para birimlerinin değerini arttırmaları gerekiyordu. Fakat bunu yapmadılar. Bu da para birimi olarak doların hakim olduğu, pahaları artan malların (mesela yakıt) alımını zorlaştırdı. Dördüncü faktör ise; Hindistan ve Çin'in ekonomilerinin büyümesidir. Yurt dışında yaptıkları yatırımlardan dolayı Çin ve Hindistan'ın ekonomileri hızlı büyüme göstermektedir. Büyüyen ekonomi, bu ülkelerde tüketimi arttırdı. Tüketim artınca fiyatlarda yükseldi. Suçlu Kapitalizm! Yukarıda belirtilen her bir faktörün mutlaka bu krizin büyümesinde katkı payı vardır. Fakat asıl soru bu krize yol açan politikaların neden halen uygulanmakta olduğudur. Kapitalist ekonomi sisteminin önceliği, bireylerin ticaret yapabilme ve kazanç sağlayabilme özgürlüklerini korumaktır. Dolayısıyla yatırımcılar gıda ürünlerinin üretimine değil de yakıt üretimine yatırım yapmak istediklerinde, Kapitalist sistemi ideolojisi gereği, yatırımcıların herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan, ‘özgürce' istedikleri tercihi yapabilmelerini sağlaması gerekmektedir. Yatırımcıların istedikleri alana paralarını yatırabilme imkanı sunması gerekmektedir. Böyle bir ortamı oluşturmak zorundadır. Evet, ideolojisi bunu gerektirmektedir! Aynı temel düşünce yatırımcıların istedikleri gibi, temel ihtiyaç (gıda) maddeleri üzerinde spekülasyon yapabilmeleri meselesinin altında da yatmaktadır. Şayet yatırımcılar, artan gıda fiyatlarından daha fazla kar elde edebileceklerine kanaat getirirlerse mısır, pirinç ve buğday stoklarını anında ellerinden çıkaracaklardır. Nede olsa Kapitalizmin tek bir ölçüsü vardır; maksimum düzeyde menfaat elde edebilmek! Günümüzdeki gıda krizi kapitalist tarım ticaretçileri ve diğer şirketler için bayram niteliğindedir. Başka değişle Kapitalizm, tasarımının gereğini gerektiği gibi yerine getirmektedir. Artan yoksulluk bu vahşi sistemin hiçte umurunda değildir. İnsanların bir lokma için birbirlerine girmesi, aç kalmaları bu fasit ideolojiyi hiçte kaygılandırmamaktadır. Bilakis, kargaşa, kaos bu sistemin işine gelmektedir. Nede olsa Kapitalizm kaosla beslenmektedir! Kapitalizminin idealinin maksimum düzeyde menfaat elde etmek olduğunu, tüm insanlık bu gıda kriziyle bir kez daha açık ve net bir şekilde gördü. İslam'da halkın temel ihtiyaçlarının giderilmesi لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ " Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resüllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir." (Hadid 25) Ümmete ve insanlığın çoğuna musallat olan gıda krizine baktığımızda, ilk olarak bu problemin sebebinin Allah Azze ve Celle tarafından gönderilmiş sistem ve kanunlarla yönetilmemesi, olduğunu görmekteyiz. إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ "Allah indinde hak din İslam'dır" (Ali İmran 19) Ümmeti Muhammed olarak, Allah'ın (cc) tüm varlıkların Yaratıcısı olduğunun bilincindeyiz Elhamdülillah! Rabbimiz insanoğlunu ve gıda ihtiyacını yaratmıştır. Gıda ihtiyacını giderebilmesi içinde madenleri, bitkileri, hayvanları, vs. yaratmıştır. Ve bu sebepledir ki sadece Allah Azze ve Celle insanoğlunun temel gıda ihtiyaçlarını giderebilmesi için bir sistem yapabilme vasıflarına, problemsiz işleyecek bir düzen yaratabilme kudretine sahiptir. İkinci sebep ise laik Kapitalist sisteminin insan zihninden çıkmış olmasıdır. Bu yüzden bu fasit ideoloji insanların ekonomik refah talebini karşılayamaz, zuhur eden ekonomik problemlerle asla baş edemez. Kuran ve Sünnet baktığımızda Allah'ın (cc) insanların gıda ihtiyaçlarının teminini düzenleyecek bir sistem, bir çok ahkam indirdiğini görmekteyiz. Bu ahkamlar, devletin sorumluluklarını, toplumun sorumluluklarını ve ferdin sorumluluklarını, belirtmektedir. Halife himayesi altında olan tebaanın genel sorumlusudur. Resul (sav.) şöyle buyurmuştur: "Her biriniz çobansınız ve güttüğünüzden sorumlusunuz. İnsanların başları üzerine tayin edilen imam çobandır ve onun güttüğünden sorumludur. Eviniz ahalisi üzerinde erkek çobandır ve güttüğünden sorumludur. Kocasının, evinin ahalisi ve çocukları başında bulunan kadın çobandır ve güttüğünden sorumludur. Bir adamın kölesi efendisinin malı başında çobandır ve bundan sorumludur. İşte, her biriniz çoban ve güttüğünden sorumludur" (Buhari, Muslim) Ekonomik sıkıntısı olan, her bir Hilafet devleti vatandaşına, barınak, yiyecek ve giyecek temin etmek Halifenin sorumluluğu dahilindedir. Bunun delili ise şu hadisi şeriftir: Peygamber Efendimiz (sav.) şöyle buyurmuştur: "Adem oğlunun içerisinde yaşayacağı evinin olması, çıplaklığını örtecek bir parça kıyafetinin olması, bir parça ekmeğinin ve biraz suyunun olması en doğal hakkıdır." (Tirmizi) Halife büyük bir özen ve sebatla, Allah'ın (cc.) insanoğluna lütfettiği Şer'i ahkamı, tamamıyla eksiksiz olarak uygulayacaktır. Nitekim Şer'i hükümleri uygulamaktaki özeni ve sebatı Hesap gününde, dillerin susup ellerin konuştuğu o Adil fakat bir o kadarda dehşetli olan Rabb'imizin Mahkemesinde, onun savunmasını üstlenecektir. Allah (cc.) ‘temel gıda güvenliği' meselesiyle alakalı şu Şer'i hükümleri emretmiştir: 1. الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ فِي الْكَلا وَالْمَاءِ وَالنَّارِ "Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: su, mera ve ateş."(Ebu Davud, İbni Mace, Ahmet B. Hanbel) Hadiste Peygamber Efendimizin (sav.) belirttiği gibi, Müslümanlar gıda üretimi için gerekli olan temel maddelerde ortaktırlar. Aynı zamanda tüm enerji kaynakları da halkındır. Buda hiç bir şahsın veya şirketin merada, suda ve ateşte tekel oluşturamayacakları anlamına gelmektedir. 2. Bir arazi işlenmemiş bırakılamaz. Arazi sahipleri topraklarının işlenmemiş kalmamasını ve sürekli üretken olmasını, sağlamak zorundadır. Üç yıl içerisinde topraklarını işlemedikleri takdirde, araziler bu toprakları işleyecek birilerine verilir. Çünkü bu topraklar üretime kazandırılmalıdır. Sahabenin bu konuda icması (bir mesele hakkında Sahabelerin, Resul'ün (sav) Sünnetine dayanarak, hem fikir olmaları) vardır. Ömer ibn-el Hattab (ra) şöyle söylemiştir: "Ölü bir araziyi taşla çeviren kimsenin üç yıl sonra bu arazide (işletmezse) hakkı yoktur." 3. Fiyatların sabitleştirilmesinin/sınırlandırılmasının yasaklanması. İmam Ahmed'ten (ra) rivayet edilen Peygamber Efendimizin (sav) hadisine göre, fiyatların sabitleştirilmesi haramdır. İslam devleti fiyatları sabitleştiremez. Resul (sav) şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz yaratan, (rızkı) daraltan, genişleten, rızk veren, alan ve fiyatı koyan Allah'tır. Ben istiyorum ki, hiç kimsenin ne mal ne da kanıyla ilgili olarak kendisine yapmış olduğum bir zulümden dolayı benden hak talep etmediği bir şekilde Allah'a varayım." (Ahmed B. Hanbel, Bâkî Müsnedi El-Mukserîn, 12131) Devlet, Resul'ün (sav) Sünnetini takip etmeyip, gıda fiyatlarını sabitleştirdiği zaman kıtlığın artacağını görecektir. Çünkü fiyatlar sabitleştirildiği zaman perakendeciler malları stok edecekler ve yeraltı piyasalarında daha yüksek fiyata satacaklardır. 4. Malların stoklanması/tekelleştirilmesi yasaktır. Said b. el-Müseyyeb Muammer b. Abdullah el-Adevi'den Nebî (sas)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ancak günahkar kişi ihtikar (stokçuluk) yapar." Müslim, Said b. el-Müseyyeb isnadı ile Muammer'den Rasulullah (sav)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Stokçuluk yapan kimse günahkardır." Üreticiler veya perakendeciler malları stoklayamazlar veya tekelleştiremezler. Kimse mal stoklamazsa piyasada mal çok olur ve dolayısıyla fiyatlarda düşük kalır. Ömer ibn el Hattab'ın halifeliği döneminde Medine'de kıtlık olmuştu. Ömer, Mısır valisi Amr bin al As'a Nil nehrinden Kızıl denize kadar kanal kazmasını emretti. Bu kanal üzerinden Arap yarımadasına hububat nakli yapıldı. Ömer (ra), Medine'de herkesin karnının doyduğundan emin olasıya kadar, yağ ve kuru ekmekten başka bir şey yememişti. İslam devletinde, Müslümanlar toplum içerisindeki her ferdin ‘karnının doymasından' sorumludur. Bunun Şer'i delili Peygamber Efendimizin (sav) şu hadisi şerifidir: "Herhangi bir yerde bir adam aç olarak sabahlarsa o yerde yaşayan insanların hepsi Allah'ın zimmetinden uzaklaşır." (Ahmed bin Hanbel) Bu hadis, aç olan bir kişi bir şey çaldığı zaman, bu mal kaybının telafisi için malı çalınan kişinin, ne ahirette nede dünyada başvurabileceği bir merciinin olmayacağı, anlamına gelmektedir. Her Müslüman komşusunun tok veya aç olup olmadığını bilmek zorundadır. Komşusundan sorumludur. Bu hususta Resul şöyle buyurmaktadır: "Kendisi bildiği halde komşusu aç iken tıka basa tok olarak geceleyen kimse bana iman etmiş değildir." (Bezzar) Halife sadece kendi devleti içerisindeki kıtlığı gidermekle kalmayıp, diğer ülkelerde de zuhur eden kıtlık sorunun çözülmesinde yardımcı olmuştur. Bu noktada İrlanda'da meydana gelen kıtlıktan bahsetmek istiyoruz. İrlanda açlığı, Büyük Kıtlık veya Afet Kıtlık adlarını da alan İrlanda patatesinin zehirlenmesi sonucu meydana gelen büyük felaket 1845-1851 yılları arasında yer almıştır. 1841'de İrlanda'nın resmi nüfus rakamı 8.175.124'tür. Bunun en aşağı yarısının, temel gıdası patatesti. Bunun böyle olmasının nedeni, İrlanda'nın o sıralarda Birleşik Krallığın bir parçası olmasına rağmen tam bir sömürge gibi yönetilmesiydi. Adanın tarım topraklarının tümü, çoğu İngiliz fatihlerin (!) torunu olan 10 bin kişinin elindeydi. Bunlar, bu toprakları 600 bin İrlandalı çiftçiye kiralıyor, aldıkları yüksek rantlarla İngiltere'de beyler gibi yaşıyorlardı. Nüfus bolluğundan ötürü toprak kiraları çok yüksekti. Ayrıca 1 milyondan fazla ırgat ve tarım işçisinin bulunması nedeniyle, toprak sahipleri topraklarına hiçbir iyileştirme yatırımı yapmıyorlardı, böylece verim giderek düşüyordu. En iyi topraklar, İngiltere'ye ihraç etmek üzere tahıl üretimine ayrılmıştı. Öylesine ki, kıtlığın patladığı 1845'te İngiltere'ye 1 milyon ton tahıl ile 258 bin koyun gönderilmişti. İşçilere ücret ödenmez, küçük bir toprak parçası kiralanırdı. Kiracı çiftçiler ve işçiler, yani 4 milyondan fazla İrlandalı, tek gıdaları olan patatesi buralarda üretirlerdi. 1845'te Amerika'dan gelen zehirli bir mikroskobik mantar olan Phytophtera infestans, patates ürünün üçte birini mahvetti. 1846'da telef olan ürün oranı yüzde 80-90'a çıktı ve yaygın bir kıtlığa yol açtı. 1845'de İrlanda'da meydana gelen kıtlıkta, Halife İrlanda halkına yardım etmişti. Tarihî bilgilere ve belgelere göre iki milyon İrlandalının göç etmesine ve ölümüne sebep olan açlık ve kıtlık felâketi sırasında Sultan Abdülmecid, İrlanda halkına on bin sterlin yardımda bulunmak istediğini bildirir. Fakat, kendi topraklarına dahil bulunan bu bölgeye sadece iki bin sterlin vermeyi kararlaştıran İngiltere Kraliçesi Victoria, İstanbul'daki büyükelçisi vasıtasıyla Sultan'ın teklifine karşı çıkar ve neticede Osmanlı bağışı bin sterline iner. Sultan Abdülmecid bu defa, İngiltere kraliçesinden gizli, tahıl yüklü beş gemi gönderir. Fakat, İngilizlerin Dublin Limanı'na sokmadıkları erzak dolu yardım gemileri, yüklerini Drogheda ( Drogheda Dublin'in biraz kuzeyinde yaklasik 30,000 nufuslu bir liman kenti, Irlanda Cumhuriyetinin 7. buyuk kenti durumunda) Limanı'na boşaltırlar. Kraliçe Victoria'nın, hem de kendi topraklarına dâhil bir bölgedeki, çok âcil yardım ihtiyacına karşı yapılmak istenen nakdi yardımı engellemesi ve onu onda bire düşürmesi ibret verici bir olaydı. Ama buna karşılık Osmanlı Sultan'ının, siyasî sürtüşmeleri ve ulaşım güçlüklerini de göze alarak, dört bin kilometre uzağa tahıl yüklü gemiler göndermesi, büyük bir âlicenaplık örneğiydi. (Halifenin İrlanda'ya tahsis ettiği 10.000 sterlin günümüzde takriben 1.683.280 dolar tutarındadır.) Kıtlık 1847'de zirveye ulaştı, çünkü aç halk tohumlukları da yemişti. 1848'de ithal tohumlukla yapılan üretimin yarısı gene heba oldu. 1849'dan itibaren azalmaya geçen kıtlık 1851'de sona erdi. Türkiye'nin İrlanda Büyükelçisi Taner Baytok, olayı "The Thresthold" dergisinde, Thomas P. O'Neill imzasıyla 1957 yılında, yayınlanmış bir yazıdan öğrendiklerini açıkladı. Baytok, İrlanda asil zadelerinin padişaha gönderdiği ve halen Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde muhafaza edilen teşekkür mektubunun da Osmanlı yardımını doğruladığını belirtti. Mektupta şöyle deniyordu: "Aşağıda imzası bulunan biz İrlanda asilzadeleri, beyefendileri ve sakinleri, Majesteleri tarafından acı çeken kederli İrlanda halkına gösterilen cömert hayırseverliğe ve ilgiye en derin minnetlerimizi saygıyla takdim eder ve onlar adına Majesteleri tarafından İrlanda halkının ihtiyaçlarını karşılamak ve acısını dindirmek üzere cömertçe yapılan 1000 poundluk bağış için teşekkürlerimizi sunarız." (en.wikipedia.org/wiki) İslami çözümler, sadece İslam akidesi üzerine temellendirildiği zaman, uygulanabilir. Kapitalist sistemi, maksimum menfaat elde edebilmek temeli üzerine kurulmuştur. Ve İslam ideolojisine taban tabana zıttır. Kapitalizm, insanoğlunun özgür olduğu görüşünü benimsemiştir. İslam ise Kapitalizmin aksine ‘farz' terimini benimsemiş, Müslümanlara sorumluluklar yüklemiştir. Batı, haklardan bahsetmeyi (mesela bireylerin gıda hakları gibi) çok sevmektedir. Fakat bu hakların sağlanmasında kimin sorumlu olduğunu tartışmaktan kaçmaktadır. İslami bakış açısı, fertlerin sorumluluklarına azami önem vermelerini gerektirmektedir. Müslümanlar, kadın olsun erkek olsun, sorumluluklarını yerine getirmedikleri takdirde, Allah (cc) tarafından Ahirette hesaba çekileceklerini, bilmektedirler. إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ "Aralarında hüküm vermek için Allah'a (Kur'an'a) ve Resulüne davet edildiklerinde, mü'minlerin söyleyeceği söz ancak, "işittik ve iman ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir." (Nur 51-52 ayet) |