|
Türkiye'deki "derin yapı"nın yaklaşık yüz yıldır katışıksız gayrı milli, gayrı Türk ve gayrı Müslim olduğunu muhtelif yazılarımızda belirtmiş; bu derin yapının serüveninden, ülkenin sinirlerini, beynini nasıl ve hangi yöntemlerle işgal ettiğinden bahsetmiştik.
Millete rağmen varlığını sürdüren, ele geçirdiği devlet imkânlarıyla milletle mücadele eden; her dirilme-toparlanma çabamızda başımıza bir balyoz indirerek, yeniden yarı baygın hale getiren bu aygıtın sosyal ve beşeri yapısı şimdiye kadar analiz edilmedi. Bu yazımızda "derin yapı"nın hangi kesimlerden destek aldığını, kimlere dayandığını, kimleri kullandığını, karar verme mekanizmalarının kimlerden oluştuğunu, azınlıkların bu yapının neresinde durduğunu, heteredoks gurupların bu yapıyla ilişkilerini işlemeye çalışacağız. Anlaşılmasını kolaylaştırmak için, "Derin Yapı"nın kabaca iç içe geçmiş üç halka şeklinde kategorize edilebileceğini düşünüyorum. "Çekirdek halka", "orta halka" ve "kenar halka". Bu halkaların her birinin toplumsal dokusu, etnik yapısı ve derin yapı içindeki etkinliği farklılık arz etmektedir. Türkiye'deki "Derin Yapı"nın çekirdek kısmı bütünüyle Yahudilerden müteşekkildir. Çekirdek kadroda Sebataylar ve Museviler vardır. Öyle ki İsrail kurulmadan önce Türkiye Cumhuriyeti bu kesim tarafından "yeryüzündeki tek Yahudi devleti" olarak anılmıştır. Türkiye'de sosyal-siyasi-ekonomik vb. hayatın stratejik önemi haiz bütün alanlarının kontrolünün bu çekirdek kadronun elinde olmasına itina gösterilmiştir. 1908 ihtilalinden sonra bu kesim bürokratik alanların en kritik noktalarını ele geçirmişlerdir. Selanik ve balkanlardaki Sebatay-Yahudi kökenlilerin mübadele ile Türkiye'ye getirilmesi bu kadronun nüfus açısından da güçlenmesini sağlamıştır. Böylece "çekirdek halka" Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin bütün stratejik noktalarını tutabilmiştir. Bu dönemde, çekirdek halkayı oluşturan kripto Yahudiler ne kara Türkleri, ne de diğer kripto ecnebileri iktidarlarına ortak etme ihtiyacında değillerdi. Onları zevahiri kurtaracak yerlerde tutmaları yetiyordu. Mutlak ve tartışılmaz bir güce sahiptiler. Sadece bürokratik alanlar ve devletin kritik noktaları değil, sosyal ve ekonomik hayatın öncüleri; yazarlar, sanatçılar, aktörler, ulusal ölçekteki patronlar hep bunlardan çıkıyordu. Devlet aygıtının daha kompleks bir hal alması, yeni kurumların oluşması sonucu her yere yetemez hale geldiler. Yeni nesilleri bohem bir hayatı tercih ediyordu. Dedeleri gibi idealist olmadıkları için bürokrasinin bunaltıcı çarklarına girmeyi arzu etmiyorlardı. Türkiye'nin nüfusu hızla artıyor ama bu kesimin nüfusu artmıyordu. Bundan dolayı "çekirdek halka" dün ellerinde tuttukları bazı mevzilerin feda edilebilecek kısımlarını diğer kripto ecnebilere ve heteredoks guruplara devrettiler. Derin yapının özünü oluşturan "Çekirdek Halka" epeyce mevzi kaybetmesine rağmen, karar mekanizmalarını tekelinde tutmaya devam etmekte, stratejik noktaların kontrollerinden çıkma-masına itina göstermektedir. Maruz kaldığımız bütün derin operasyonların, yönlendirmelerin, spekülasyonların odağında bu çekirdek halka vardır. Çekirdek halkada olan ve karar mekanizmasını yönlendiren insanlar sanıldığının aksine tahmin edilebilecek kimseler değildir. Kamuoyunda numaralandırılan, konuşulan kimseler birinci dereceden icracılar bile değildir. Medyaya "derin" olarak yansıyan, üzerinde konuşulan kimselerin çoğu kullanılan piyonlardan, tetikçilerden ibarettir. "Beyin" olarak gösterilenler bile çekirdek halkadan değil, en fazla orta halkadan kimselerdir. Zira çekirdek halkada olan insanlar kamuoyunun tartışmasına sunulmaz. Özenle muhafaza edilirler. Türkiye'ye derin yapının çekirdek kadrosunu konuşlandıranlar batılılardır. Dün bu kadro İngilizlerin kontrolündeydi.... Türkiye'deki derin yapının çekirdek halkası ülke sınırlarını aşan etkiye sahiptir. Çekirdek halka her görüşün antisini, karşıtını oluşturur ve bu görüşleri vuruşturarak kendi menfaatlerini dengede tutar. Bu yönüyle ülkemizde, bölgemizde aşırı ırkçı, aşırı dinci, aşırı solcu vs pek çok akımın, görüşün arkasında bu çekirdek kadro vardır. Çekirdek Halka 100-150 yıldır ellerinde tuttukları stratejik mevzilerin son zamanlarda tehdit altında olduğunu düşünmekte ve hâkimiyetlerinin sürdürülebilmesi için sürekli "yeni derin projeler" üretmektedir. Sistemin en kritik silahlarını, kurumlarını, araçlarını yaşadıkları erozyonu durdurabilmek için devreye sokmaktadır. Ulusalcı görünen yapıların, Ergenekon tarzı örgütlerin, kaos projelerinin, siyasi-toplumsal mühendisliklerin, ayrılıkçı gurupların, ekonomik operasyonların arkasında bu derin "beyinler" vardır. Çok iyi bir planlamayla ve rol taksimatıyla toplumun farklı kesimlerine liderler yetiştirirler. O kesimleri kendi arzuları istikametinde bu liderlerle yönlendirirler. Toplumsal direnci kırmak, yönlendirile-bilirliği kolaylaştırmak için pornografiyi, ahlaki yozlaşmayı yaygınlaştırırlar. Aileyi tahrip edecek, milli dokuyu zaafa uğratacak sektörleri desteklerler. Kendi içlerinden bu sektörlerin duayenliğini, liderliğini yapacak insanlar çıkarırlar. Derin yapının orta halkasını masonik örgütlenmeler içinde yer alan insanlar oluşturur. Ancak masonik yapıların en üstünde karar verici, politika belirleyici konumundakiler yine çekirdek halkadandır ve kesinlikle Yahudidirler. Meslek guruplarına göre alan paylaşımı yapılmış olan (lionslar, lionesler, rotaryan, rotaraklar, iş dünyasına ait bazı kuruluşlar ve bazı STK'lar vs.) orta halkayı, gövdeyi oluştururlar. Siyasal-bürokratik-akademik-ekonomik alanları kontrol etmek, kamuoyunu etkilemek ve yönlendirmek, değişik meslek guruplarının desteğini derin amaçlar istikametinde kullanarak hâkimiyet ve etkinlik sağlamak için bu örgütlü guruplardan yararlanılır. Masonik örgütlenmelerin içinde diğer kripto ecnebilerden (Ermeni-Rum-Süryani vs.) bol miktarda varsa da, çoğunluğu "beyazlaşma arzusundaki kara Türkler" oluşturur. Karakter zafiyeti olan bazı Kara Türkler bürokratik, ticari, siyasi vb. ikballerini düşünerek buralara üye olurlar. Zaman içinde gösterdikleri sadakate ve performansa göre yükselirler ve etkin hale gelirler. Ama hiçbir zaman bir kara Türk'ün üst karar organlarında yer alması mümkün değildir. Masonik derneklere üye olan Kara Türkler, derin yapıların toplum içindeki lojistik destekçileridirler. Büyük fotoğrafı görmeden ana hedefler istikametinde kullanılırlar ve yönlendirilirler. Derin politikalara ve operasyonlara en fazla "nitelikli malzeme" olurlar. Derin yapının orta halkası sivil ve askeri bürokrasideki, iş dünyasındaki elemanları vasıtasıyla derin operasyonlara zemin hazırlar. Mitinglerle, beyanatlarla, psikolojik harekât mahsulü eylemler ve söylemlerle kamuoyu oluşturur, ortamın olgunlaşmasına katkıda bulunur. Yakın zamana kadar bu derin sistemi Yahudi-Sebatay ekipler tek başlarına ve sıkıntısız götürebilmekte idiler. Ancak son yıllarda güç kaybına uğramaları ve Anadolu insanının uyanışı, dün kavgalı oldukları diğer ecnebilerle işbirliğine gitmelerine neden olmuştur. Osmanlı döneminde birbirinden hazzetmeyen Yahudi-Ermeni-Rum azınlıklar, özellikle bunların kriptoları her geçen gün "Kara Türklere karşı birleşik cephe" oluşturmakta, dayanışma içine girmektedirler. Yahudi-Sebetaylar nüfus sıkıntısı içinde oldukları ve sürekli mevzi kaybettikleri için Alevi kesimle de sıkı diyalog içine girmeye, onları bir nüfus deposu, dolgu unsuru olarak görmeye ve ara kademelerde kullanmaya başlamıştır. Derin yapının kenar (3.) halkasında yer alanlar "Beyaz Türklerin Kara Ayakları" başlıklı yazımızda üzerinde durduğumuz, yerli kara figüranlardır. Bu kesim kime hizmet ettiğinin farkında değildir. Resmin bütünü göremezler. Bir kısmı inandığı/inandırıldığı davası uğruna mücadele verdiğini düşünerek heyecan ve hamasetle hareket eder. Bunlar, bazen emekçinin, işçinin, ezilenin hakkını müdafaa ettiğini düşünen TKP'li, DHKP-C'li vb. Marksist devrimcilerdir. Bazen ezilmiş bir halkın (Kürtlerin) haklarını savunduğunu ve bunun için dağda-ovada mücadele verdiğini zanneden PKK'lılar, Kürtçülerdir. .... Bazen beynelmilel güçlere karşı milli menfaatleri savunduğu sanısına saplanmış ulusalcılardır. Bu gurupların içinde âleme ayan olmuş gerçekleri bile ideoloji körlüğünden dolayı sorgulayamayacak kadar inandırılmış, saf insanlar vardır. Beyaz Türklere ayak olan, figüranlık yapan kenar halkanın bir diğer kısmı ise hadiseye bütünüyle profesyonellik açısından yaklaşan "ücretli"lerdir. Bunlar aldığı bedel, karşılık, menfaat, makam vb. gereği rolünü oynayan kimselerdir. Üzerlerine vazife olmayan şeylere karışmazlar ve karıştırılmazlar. Karıştırdıklarında akıbetlerinin ne olacağını gayet iyi bilirler. Bu kategoride kime hizmet ettiğini bildiği, olayların farkına vardığı halde girdiği sarmaldan kurtulamayan epeyce insan vardır. Kenar halka içinde bilinçli olarak tetikçilik, militanlık yapan, intikam duygusuyla hareket eden, kökeninin farkında olarak mücadele veren bazı kripto ecnebiler de vardır. Nitekim terör örgütlerinin silahlı kısımlarında, dağ kadrolarında, şehir yapılanmalarında, üniversite örgütlenmelerinde bu türden pek çok insan vardır. Derin yapının medyaya düşen, gün yüzüne çıkan, tartışılan pek çok ismi kenar halkanın bu kategorilerinden birisine girmektedir. ... Fadime Şahinler, Alpaslan Aslanlar, iyi çocuk Ali'ler, tetikçi Yeşil'ler, rambo Çatlı'lar bu meydanda sadece figürandırlar; en fazla amele başıdırlar. Abdullah Öcalan, Dursun Karataş, ... gibi şahıslar figüran olarak işe başladığı halde, uluslararası servislerle tutukları işlerden dolayı "şöhretli birer dublör" haline gelmeyi başarabilmişlerdir. Tetikçi figüranlarla bağlantıları ortaya çıkan, onlara imkânlar hazırlayan güya millici bazı düşük rütbeli kimselerin ancak suflör, malzemeci, dekorcu, makyajcı gibi misyonlara sahip olduğunu düşünüyorum. Pek çoğu yerli ve kara Türk olan bu insanlar milli duygularından yararlanılarak gayrı milli projelerde millete karşı kullanılmaktadır. Senarist, yönetmen gibi takdim edilen Veli Küçük türü insanların bile bu tabloda orta halkadan öteye geçebildiğini sanmıyorum. Kenar halkada olduğu halde temsil acısından çok önde yer alan insanlar da bulunabilmektedir. Örneğin, aslı Kara Türk olan 3. halkadaki birisi bunların başbakan adayı olabilir, bunu destekleyebilirler. Ama başbakan bile olsa temel kararlarda etkisi olmayabilir, sadece kendisine emredilenleri uygular. Aynı şeyi diğer kurumların en başındakiler için de düşünebilirsiniz. Derin yapı insanları şantajla, tehditle, kumpasa, tuzağa düşürerek de hedefleri doğrultusunda kullanabilir. İhtimal vermeyeceğiniz kişiler derin odakların emrinde bulunabilir. Uçkurundan yakalanmış itibarlı birisi; cüzdanı doldurulmuş bir entelektüel; görüntülenmiş dindar bir insan bu yapının hizmetinde olabilir. Ayrıca derin yapıya hizmet eden payanda organizasyonlar vardır. Saunaları, fuhuş ekiplerini, tehdit ve şantaj çetelerini, terör örgütlerini, adi görünümündeki tedhiş ve suç şebekelerini hedeflerine destek amaçlı kullanırlar. Kirli işlerde bu tür örgütleri devreye sokarlar. Cezalandırmaları, zorlamaları bunlar eliyle yaparlar. Beyin yıkama işinde ve toplumu yönlendirme amaçlı psikolojik harekât eylemlerinde profesyoneldirler. Toplumun farklı kesimlerinde bunların borazanlığını yapanlar, medya, sanat, iş dünyasında uzantıları vardır. Kamuoyu oluşturacak malzemeleri ellerinde tutmaya çalışırlar. Türkiye'deki derin yapının İtalya-İspanya gibi ülkelerde deşifre edilen "Gladyo" tarzı yapılarla kıyaslanması yanlış olur. O ülkelerde kurulan yapılar adı geçen ülkeleri yönlendirme amaçlıydı. Bu ülkelerde milli direnç ve bilincin öldürülmesini hedeflemiyordu. Türkiye'deki derin yapı ise bizzat milleti, milli manevi dinamikleri hedef almaktadır. Derin odakların en çok neden rahatsız oldukları size bu konuda fikir verebilir. Türkiye'deki derin yapı Milletin-devletin yarı canlı kalmasına matuf konuşlandırılmıştır. Bu derin vampiri musallat edenler Türkiye'nin kendi olarak var olması durumunda bütün bir İslam coğrafyasını, mağdur milletleri etkileyeceğinin farkında oldukları için, bizi çelikten bir çeper içine hapsetmişlerdir. Bu nedenle milletin her kendine gelme gayreti, diriliş çabası amansızca bastırılmış, öncülük eden beyinler, guruplar ezilmiştir. Gelişmiş, köklü ülkelerde devleti ve milleti koruma refleksiyle hareket eden, siyaset üstü düşünen, ülkenin maceralara girmemesi için müdahale eden milli yapılar-ekipler vardır. Bunlara "derin devlet" dendiği de olmaktadır. Türkiye'deki derin yapı gayrı Müslim ve gayrı milli güçlerin elindedir. ... Maruz kalınan ihtilal denemeleri, siyasi manipülasyonlar, sosyal mühendislik operasyonları bu gün de bu odakların işidir. Ama "derin yapı" planladıklarını icraya koyamamaktan, provokasyonlarının hedefe ulaşmamasından ve milletin çevrilen dolaplara uyanmasından rahatsızdır. 'Derin Devlet'in Derinliklerine SeyahatYazım biraz uzunca. Umarım "derin"liğin hatırına mazur görülür. Bir derin devlet lakırdısı sürüp gider memleketimde. Herkesin dilindedir lakin, kimse ne olduğunu bilmez. Kimi çeteler der. Kimi emniyet içinde arar. Kimi askerin kendisi der. MİT içinde yuvalandığını düşünenler olur. Büyük sermayedarların bu işlerin arakasında olduğunu düşünenler çıkar. Hâsılı kimsenin derin devlet tarifi bir diğerine uymaz. Türkiye'de derin-sığ ayrımı yapabilmek için ülkenin tarihini ve yaşadığı serüvenleri iyi bilmek gerekir. Güncel hadiselerin yorumlanmasıyla derin devlet anlaşılamaz. Batı'nın hâkimiyet araçlarını, İngiliz entrikalarını, ABD düzenbazlıklarını bilmeden Türkiye'de derin devletin "D" sini bile çözemezsiniz. Aslında her devletin biraz derin tarafları vardır. Demokratik ülkelerde demokrasinin araçları kullanılarak yönlendirme yapılır. Eski Demirperde ülkelerinde sistemi komünist parti yönlendirirdi. Otokratik ve oligarşik yapılarda derin devlet sisteme hükmeden kişi veya gurubun konumlandırdığı yerdedir. Köklü, gelişmiş, devlet geleneği olan ülkelerde derin devlet millidir. Ülke menfaatleri doğrultusunda devreye girer; yanlış giden şeyler olduğunda görünmez bir elle o yanlışı düzeltmeye çalışır. Öncelikli amacı devletin bekasını ve milletin menfaatlerini korumaktır. Meşru araçları kullanarak sisteme müdahil olur. Eğer meşru kanallarla çözüm üretemedi ise başka yolları dener. Bu ülkelerde, derin devlet operasyonlarını profesyonelce, kimseyi tedirgin etmeden yapmaya çalışır. 3. Dünya ülkelerdeki derin yapılar genellikle gayrı millidir; eski sömürgecinin kontrolünde ve onun menfaatlerini korumak üzere yapılandırılmıştır. Diktatörlerin hâkimiyetindeki ülkelerde halkın rağmına hem diktatör, hem de batı o derin yapıyı kullanır. Batılı (eski!) sömürgeciler 3. dünya ülkelerindeki derin yapılardan ellerini çekmezler. Zira gerektiğinde diktatörü devirmek için de o yapı kullanılacaktır. Mısır, Libya, Irak vb. otoriter Arap ülkelerinde, pek çok Afrika ve Asya ülkesinde Batı sisteme müdahale kanallarını hep açık tutar. 3. dünya ülkelerinde derin yapıların asıl amacı Batının veya hâkim gücün o ülke üzerindeki kontrolünü devam ettirmektir. Ülkenin Batı güdümünden çıkma ihtimali belirdiğinde derin yapılar araçlarını devreye sokar ve hedef ülkeyi istediği kulvarda tutar. (1992'den sonra Cezayir'de Fransa'nın devreye girmesi). 21. yüzyılda bile Batı, derin yapılar ve elde edilmiş elitler vasıtasıyla sömürgeci tutumunu sürdürmektedir. Hemen bütün ülkelerde derin yapılar orduya, silahlı güçlere ve onlarla organik bağ içinde olan paramiliter güçlere dayanır. Ülkenin gelişmişliği, vatandaşın kültür seviyesi arttıkça derin yapıların kullandığı araçlar rafine hale gelir, görünmezleşir; operasyonlar perdeli yapılır. Bütün ülkelerde derin yapılar milliyetçi-ulusalcı söyleme sahip, motive edilmiş figüranlar kullanırlar. Bu nedenle örgütlenen paramiliter guruplara ikna edici, heyecan uyarıcı gerekçeler bulunur; yüce bir ülkü için mücadele ettiklerine inandırılır. Kendileri bu işleri yapmadığında memleketin bir felakete sürükleneceğine şartlandırılır. Oysa birbiri ile vuruşturulan karşıt guruplar çoğu zaman aynı derin odağın uçlarıdır. (1980 öncesinin sağ-sol çatışmasına benzer bu günlerde Türk- Kürt çatışmasına yatırım yapılmaktadır) Türkiye bir 3. dünya ülkesi değildir. Türk milleti köklü bir devlet geleneği olan, tarihin en eski milletlerindendir. Peki, bizdeki derin devlet nerede duruyor? Ne kadar millidir? Türkiye'de derin çarklar kimler için, nasıl dönmektedir? Türkiye'deki Derin devlet biraz tasnif dışıdır. Güçlü bir devlet geleneğimizin olduğu doğrudur. Ancak eğitim, gelir ve kültür seviyemiz yeterince yüksek değildir. Türkler zor bir millettir. Tarihte Batı'nın kurduğu pek çok mengeneden ve tuzaktan bir şekilde kurtulabilmiştir. Bu nedenle Türkiye'ye özel bir derin devlet tasarımı vardır. Öncelikle Türkiye'deki derin devlet asla milli değildir. Bütünüyle batı güdümündedir. Hatta bizdeki derin devletin en büyük hasmı, uyutulması, yönlendirilmesi gereken muhatabı bizzat Türk milletidir. Türk halkını yabancı güçlerin operasyonlarına karşı koruma gibi bir endişesi hiç olmamıştır. Bilakis devleti milletten koruma kaygısı vardır. Türkiye'de derin operasyonlar batıya veya başka harici bir güce karşı değil, bizzat millete karşı ve millete rağmen yapılır. Türkiye'de şu anda iş başında olan derin devletin temelleri 1800'lü yılların başında atılmış; profesyonel, uzun vadeli hedefleri olan bir derin çekirdek oluşturulmuştur. Bu derin yapı özel eğitimli mühtedi! ecnebilerden oluşmaktaydı. İhtidaya önem veren ve köken, kan, ırk saplantısı olmayan Osmanlı Devleti ihtida ettiği ileriye sürülen bu kesimlere şüpheyle yaklaşmamış, hak ettiklerinin ötesinde payeler vermiştir. Orduya ve Saraya yönelen mühtediler! üst düzey komutanlıklar alarak, Saraya damat olarak sistemin kalbine yerleşmişlerdir. Saray bürokrasisine ve orduya sızan bu dönmeler, Batı (İngiliz) desteğiyle ordu içinde örgütlenmişlerdir. Bir taraftan azınlıkları organize ederek baskı kuran batılılar diğer yandan, özellikle Ordu içinde örgütledikleri muhalif kesimlerle Osmanlı Devletini içeriden kemirmeye, zayıflatmaya başlamışlardır. 1800'lü yılların başında temelleri atılan "derin çekirdek" 1900'lü yılların başında; Ordunun, Sarayın, Hariciyenin ve devlet bürokrasisinin içinde güçlü ve gizli bir yapı haline gelmiştir. 2. Meşrutiyeti ilan ederek 2. Abdülhamit'i deviren ve kısa sürede devleti dağıtan İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde bu kripto ecnebiler çok etkindi. Milletin ensesinde boza pişiren; her türlü provokasyonu, karanlık operasyonu meşru gören; memleketi geren, her çetenin altından çıkan derin devletimizin geçmişi, kökeni buralara dayanmaktadır. Kendilerine Beyaz Türk diyerek asıl Türkleri tahkir eden, kafalarındaki kast sisteminde Anadolu insanını en alt tabakaya koyan, sivil hayatın içine konuşlanmış gürültücü kesimde bu ekibin uzantılarıdır. (Mahmut Çetin'in "Boğazdaki Aşiret" kitabı mühtediler konusunda aydınlanmanıza yardımcı olacaktır.) 1800'lü yıllarda iş başı yapan ve 2. Meşrutiyet'ten sonra Osmanlı Devletini peşkeş çeken bu ekip kısa sürede bütün Kara Türkleri tasfiye ederek Türkiye'nin sinirlerine hâkim olmuştur. Balkan Harpleri ve mübadele sonrası göçlerde Müslüman Türk vaziyetinde pek çok mühtedi Anadolu'ya sokulmuş, ülkenin muhtelif yerlerinde iskan edilmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı haline gelen bu insanların çocukları devletin en önemli noktalarına yerleştirilmiş, sayısal yetersizlik bu şekilde çözülmüştür. ... 1950'lere kadar bu ekibin ülke üzerinde mutlak hâkimiyeti vardır. Bu dönemde derin ve sığ ayrımı yapmak anlamsızdır, zira devlet bütünüyle derindir. Sığ olan sadece millettir, vatandaştır. İktidar mücadelesi derin aileler arasında (Karakaşi, Yakubi, Kapani) cereyan etmektedir. Anadolu insanı kulvar dışındadır, denklemde yoktur. Devlet içindeki derin-sığ ayrımı çok partili hayata geçildikten belirginleşmiştir. Seçilmiş hükümetler işin sığ tarafında kalmış, İttihatçı zihniyetin devamı örgütlü kesimler derin cenahı oluşturmuştur. Milli iradenin derinlerin rağmına işlediği dönemlerde, derin yapılar türlü araçları kullanarak dengelerle oynamaya, hadiselere müdahale etmeye başlamıştır. Bütün ihtilaller, muhtıralar, müdahaleler ve bunlara gerekçe oluşturmak, şartları olgunlaştırmak için kurulan senaryolar hep bu derin odakların icraatlarıdır. .... Türkiye'deki derin yapılar hala gayrı millidir, güçlüdür ve olaylara müdahildir. Tek Parti Dönemince devlete deriniyle-sığıyla mutlak hâkim olan odaklar Demokrat Parti'den sonra yeni mücadele yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu gün izlediğimiz bel altı vurmalar, sureti haktan görünerek provoke etmeler, sivil görünümlü bindirme kıtalar, medyatik karalamalar vb. demokratik ortamlara göre geliştirilmiş yöntemlerdir. Dün devletin bütün aygıtlarını kontrol edebilen derin yapılar bu gün stratejik noktalarda temerküz etmişlerdir. DP iktidarından, Özal'ın açılımlarından sonra bu yapılar mevzilerini koruma gayretiyle her türlü hukuksuzluğu, usulsüzlüğü kullanır hale gelmiştir. ... ayak oyunlarıyla, karanlık ve karmaşık ilişkilerle güç kaybını durdurmaya çabalamaktadırlar. Derin yapılar medyayı kullanarak, çeteleri pazara sürerek, yargıyı etkileyerek, Emniyet ve Ordu gibi silahlı güçler içinde yuvalanarak etkinliklerini sürdürmektedirler. Veli Küçük, Muzaffer Tekin gibi adamlar bu işin sadece bize yansıyan tarafı, buzdağının görünen kısmıdır. Bizdeki derin devlet milli değildir ancak sofistikedir. Binlerce yıllık geçmişi olan, 10'larca büyük devlet kurmuş, batılıların korkulu rüyası olmuş bir milleti uyutabilecek, yönlendirebilecek ve kontrol edebilecek şekilde özenle kurulmuştur. Gayrı millidir ama milli tonları, milliyetçi malzemeleri ustalıkla, hatta hamasetle kullanır. Türkçülüğün teorisyenlerini bile bu yapı yetiştirmiştir. Türkiye'deki derin devletin tasarımı, inşası İngilizlere aittir. ... İngiltere üzerinden 50 yıl geçen bütün arşivleri açmasına rağmen, Türkiye ile ilgili gizli operasyonları, belgeleri bir türlü açmamaktadır. Zira 1800'lü yılların başında kurulan derin yapı ülke üzerinde hala etkilidir. Hala bütün operasyonların arkasında onlar vardır. ... Bizdeki derin devletin gayrı milli olduğunu nereden bileceğiz? Milli derin devlet bütünleştiricidir, entegre edicidir. Bizde ise derin devlet denilen aygıt milletten, milli değerlerden kopuk olduğu için vatandaşı ayrıştırarak daha yönetilebilir kılmaya çalışmaktadırlar. 1980 öncesinde birbirine silah çeken karşıt gurupların arkasında aynı derin yapıların olduğu artık bilinmektedir. ... vahşet örgütünün kurulmasında, PKK terör örgütünün kurulmasında ve gelişmesinde Batı kadar bizdeki derin devletin etkisi vardır. Bu hakikatin ifade edilmesi hem Kürtçüleri, hem de ulusalcıları rahatsız etmektedir. Bu gün bile PKK üzerinde devletin derin birimlerinin tasarrufu sürmektedir. Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt bütün ayrışmalarda derin yapıların katkısı vardır. Bizdeki derin devlet vatandaşa komplolar kurar, senaryolar hazırlar. Harici güçler, yabancı istihbaratlar ülkemizde ve güneydoğuda cirit atar. Bizim derin devlet onlarla mücadele etmek yerine vatandaşa yönelik kurguların, senaryoların içine girer. Bu derin yapılar devletin organları üzerinde o kadar etkilidirler ki; üzerinden 1 saat geçmeden Danıştay baskını ile ilgili Cumhurbaşkanına, Anayasa Mahkemesi Başkanına, muhalefet liderlerine olayın aslı ile hiç alakası olmayan, tebeyyün etmemiş konularda, ortamı gerici, kendi senaryolarına katkı sağlayıcı açıklamalar yaptırabilmişlerdir. Bizdeki derin devlet milletin milli duygularını, tansiyonu yükseltmede, kamplaştırmada, gerginliklerde kullanır. Milli duyguları ülkenin birliğine katkı sağlayacak şekilde kullandığı vaki değildir. Millilik, ulusalcılık edebiyatı yapılır; ancak en stratejik sektörlerimizin, silah sanayimizin ve savunma sanayinin yazılımlarının millileşmesi için bir şey yapılmaz. Savunma teknolojimizin bütünüyle İsrail'e ve ABD'ye endeksli olmasına bir ses çıkarılmaz. Savaş makinelerimizin (tank, uçak, füze vs) elektronik beyinlerinin İsrail'e bağımlı olması, bu beyleri hiç rahatsız etmez. Muz Cumhuriyetlerinde bile var olan savunma teknolojileriyle kendimizi avuturuz. ("İsrail Türkiye'ye saldırırsa ne olur?" Başlıklı eski yazımıza bakabilirsiniz) Bizdeki derin devlet Türkün mukaddesatına yabancı, hatta düşmandır. Kutlu Doğumu, Kur'an öğretilmesini, geleneksel kıyafetlerimiz içindeki çocukların halk oyunlarını tehdit görür. İmam hatipten rahatsız olur. Ancak, uyuşturucunun ilkokula inmesi, alkol ve sigara kullanımının yaygınlaşması, geleceğimizi tehdit eden aile yapımızın çözülmesi dertleri değildir. Gündemlerinde toplumun ruh ve beden sağlığı, gençliğimizin geleceği yoktur. Ulusal bağımsızlıktan anladıkları ülkenin kendi kontrollerinde, tekellerinde olmasıdır. Sermayenin öz be-öz Türk evladı Anadolu insanına yayılmasından rahatsız olurlar. Ancak memleketi öteden beri sömüren birkaç karteli her şeye rağmen desteklerler. Yani bizde derin yapılar milletin ve devletin kabuğunu çatlatmasından, güçlenmesinden, yeni ufuklara açılmasından rahatsızdır. Milli gelirin artması, ticaret hacminin büyümesi, enflasyonun düşmesi bu odakları rahatsız eder. Fazla gelişirse, ülkenin ellerinden kayacağından endişe ederler. Milleti rüştünü ispat edememiş, güdülmesi gereken bir sabi görürler. Milletin dinine, kültürüne, tarihine saygı duymadıkları gibi, milli iradeyi de dikkate almazlar. Milli irade bunların isteğinin dışında cereyan ederse, hem hükümetleri hem milleti tedip ederler. Hemen mühendislik çalışmalarına başlarlar. Öncelikli görevleri devleti milletten korumaktır. Türk Milletinin üzerine çökmüş bu karabasan giderek çözülmekte ve zayıflamaktadır. Eski numaralarını tekrar eder hale gelmiştir. Planları bozulmakta, figüranları sürekli açığa düşmektedir. Milletin rağmına sürdürülen derin yolculuk sona yaklaşmıştır. Millet artık ... iradesine sahip çıkmaktadır. Üstelik bunların büyük patronlarının geleceği de karanlıktır. Belki pek çok kimse yazdıklarıma "hikaye" diyecekler. Can sıkıcı ve hazmı zor bir hikaye ama, bu bizim hikayemiz.... Ülkenin pek çok meselesini (Ermeni Sorunu, PKK, İrtica vs) bu hikâyenin prizmasından geçirmeden anlamak imkânsızdır. Derinlerin son tangosuTürkiye'de millete rağmen ... var olan ve devam ettirilmesi için olmadık yollar denenen mevcut derin sistem 100 yıl önce, 1908 ihtilalinden sonra tesis edildi. Yaklaşık yüz yıl süren "Türk devletini ele geçirme planı" 31 Mart ihtilaliyle, 2. Abdulhamid'in tahttan indirilmesiyle başarıya ulaştı. Takriben 100 yıldır ülkenin ana damarları, beyni, stratejik ve kritik kurumları Türk insanına rağmen Beyaz Türk denilen, aslı ecnebi kökenlilerden oluşan bir kesimin tekelindedir. Bu yapının ... mutlak bir hâkimiyeti vardır. Demokrat parti iktidarının kadrolarının kahir ekseriyeti de beyaz Türklerden oluşmasına rağmen, 1950'lerde millet biraz nefes aldı. Bu dönemde Beyaz Türklerin hâkimiyeti hafifçe ırgalandı. Bunun bedelini Menderes ve ekibinden beyaz olmayanlar canlarıyla ödediler. 1960'ihtilaliyle beyaz Türklerin hâkimiyeti yeniden tesis edildi ve sisteme yeni sigortalar yerleştirildi. Anayasa Mahkemesi demokratik sürecin aleyhlerine işlemesi durumunda kullanılabilecek etkili bir kontrol aracıydı. TBMM'nin kontrolü dışında yapılandırılan ve çalıştırılan Mahkeme siyasetin ve millet iradesinin bürokratik bir yapıyla kontrolünü getiriyordu. ... Ama bu yolla pek çok siyasi oluşum-parti, hem de Atatürk sütre edilerek siyaset sahnesinden silinecekti. ... 1980 ihtilaliyle sistem millet aleyhine, derin yapılar lehine bir defa daha regüle edildi. Sisteme MGK ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi yeni kontrol araçları, dengeleyiciler ilave edildi. 28 Şubat sürecinde kurumsal-bürokratik dengeleyiciler yeterli olmadığından olsa gerek, milletin iradesine provokasyonlarla, manipülasyonlarla haciz konmaya çalışıldı. Son yıllarda ... psikolojik mücadele araçları, silahlı paramiliter güçler yoğun biçimde kullanılmaya başlandı. Beyaz Türkler millet aleyhine sistemi elde tutma ve ayrıcalıklarını koruma adına daha sofistike yol ve yöntemler denemeye başladılar. Uzatmayalım, 1908'de beyaz Türkler ve kripto ecnebiler lehine kurulan düzen ihtilallerle, provokasyonlarla, ... kurumsal yapılarla, çeteleşmelerle sürdürülmeye çalışıldı. Ama her yama, her ihtilal, her derin operasyon ve çeteleşme bu yapının ve hâkimiyetinin sorgulanmasını hızlandırdı. Delik deşik olmuş, her türlü kire-pisliğe, istismara, suiistimale bulaşmış, dikiş tutmaz hale gelmiş bu aristokratik yapıya, geçen yıl bir yama daha yapmaya kalktılar. Yama elektronikti, teknolojikti ama tutmadı, millet bunların son numarasını da yutmadı. Derin, milli söylemleri kullanan gayrı milli, aristokratik yapı genel seçimlerden beri gergindi. Hâkimiyetlerini kaybetme, ayrıcalıklarını yitirme endişesini iliklerine kadar hissediyorlardı. Yüzyıl uğraşıp kurdukları, son yüzyıldır ellerinde tuttukları bir güç-yapı ellerinden kayıp gidiyordu. Mutlaka bir şeyler yapmalıydılar. Bütün güçlerini toparlayıp, her yolu deneyip, en sofistike entrikaları devreye sokup hakimiyetlerin korumalıydılar. Ama sürekli açığa düşüyorlardı, çeteleri deşifre ediliyor, planları işlemiyordu. Zaman aleyhlerineydi ve toprak altlarından kayıyordu. Eğer biraz daha geç kalırlarsa, yeni bir çıkış yapacak dermanı kendilerinde bulamayacaklardı. ... Bundan sonra, gayrı milli, ... seçkinci yapı; silahlı-silahsız, derin-sığ, medyatik- politik bütün kartlarını devreye sokacaktır. Gelinen nokta aristokratik beyaz azınlık açısından var olma-yok olma meselesidir. Önümüzdeki günlerde, kapatma davasıyla yükseltilen tansiyonun arkasından ülkeyi gerecek, karıştıracak olaylar silsilesine şahit olabiliriz. İnsanları hop oturtup hop kaldıracak cinayetler, provokasyonlar, gösteriler vs. görebiliriz. Yargının içindeki hukuk tanımaz bir gurubun millete karşı açtığı savaşa, diğer ... bürokratik kurumlardan, kesimlerden destekler gelebilir. Güdümlü kitleler yeniden sahne alabilir. Bir kısım medya felaket tellallığına soyunarak, insanları galeyana getirebilir. Dava açmayla başlayan süreç, cinayetlerle, bombalamalarla, üniversitelerde yaşanacak kargaşayla, sahne alacak irticacı terör örgütleriyle içinden çıkılmaz hale getirilebilir. Laik kimliğe sahip bazı aydınların, hatta Başsavcının öldürülmesiyle ülke kilitlenebilir. Sivil otoritenin yetersizliğini sergileyecek, silahlı güçlerin olaylara el koymasına gerekçe oluşturacak bir ortam hazırlanabilir. Ben dava sürecinin ve ülkede yaşanan, yaşanacak pek çok olayın mutlaka önümüzdeki Ağustosla da ilintilendirilmesi taraftarıyım. Komuta kademesinde yapılacak değişiklik ihtimallerini dikkate almadan süreç anlaşılamayacak, olaylar çözülemeyecektir. AKP'li değilim ve giderekte AKP'den hazzetmez hale geliyorum. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, AKP'nin her geçen gün kirlendiğini ve misyonunu tamamladığını düşünüyorum. Ama son hareket AKP'nin ötesinde, milli iradeye, Kara Türklere karşı yapılmıştır. Bu durumda bütün Kara Türklerin bütünleşmesine, sükûnetini ve metanetini koruyarak millet iradesine sahip çıkmasına ihtiyaç vardır. Tahriklere ve provakatif yönlendirmelere gelmeden, basiretle hareket edilerek ... derin yapılar bir defa daha açığa düşürülmelidir. Halkımızın ve kamu görevlilerinin duyarlı, serinkanlı ve sorumlu davranmaları gerekmektedir. Derin cenahların son tangosu da boşa çıkarılabilirse, ülke için güzel günler yakın demektir. Bu çıkışın da boşa çıkarılması durumunda, "habis bir ur" şeklinde beynimize, damarlarımıza yerleşmiş kanserli hücreler bir daha bünyemizde tutunamayacaklardır. Ahmet Altan Taraf'ta çıkan yazısında son çıkışı yapan derin ekibin birkaç hafta içinde ülkeyi karıştıracağından bahsediyor, bu ihtimal mümkün. Ama aynı yazısında operasyonu yapanların Rusya'ya dayanma ihtimalinden bahsediyor. Rusya Türkiye'de operasyonel kabiliyete sahip nadir ülkelerden birisidir. Fakat ben Türkiye'deki derin cenahların hala güçlü bir biçimde batının, ... kontrolünde olduğunu düşünüyorum. Derin cenahların anti-batıcı ve anti-ABD'ci söylemlerine, Batının demokrasiye vurgu yapan beyanatlarına rağmen, bu yapı ile batı arasında hala devam eden güçlü bir bağın ve koordinasyonun olduğuna inanıyorum. Önceki ihtilallerde takınılan tavırlar bir tarafa, E-muhtıra sürecinde ABD'nin tutumu söylediklerimi destekler niteliktedir. Batı, Türkiye'nin millet iradesine dayalı, önü ... bir ülke olmasını asla istemez. Sadece istiyor görünür ve bu görüntü altında ülke üzerindeki tasarruf kabiliyetini artırmaya çalışır. Aksi akla ve mantığa, reel politiğe aykırı. Zira Türkiye'deki mevcut derin sistemi batı kurmuştur. Osmanlı devletini bu yapı marifetiyle yıkmışlardır. Kabına sığmaz Türk milletini kripto ecnebilere dayalı bu sistemle kontrol etmektedirler. Ben ülkemizdeki ulusalcı-derin cenahların ipinin hala, bütünüyle batının elinde olduğunu iddia ediyorum Dün İngilizlerin kurup içimizdeki (kripto) azınlıklara teslim ettiği derin sistem... Bu nedenle Türkiye'nin ... açılımlarından ve güçlenmesinden hoşnut olduklarını sanmıyorum. Batının şirin ... açıklamalarına değil, derin kripto yapı ile el altından nasıl iş tuttuğuna, bağlantılarına bakmak gerekir. ... Zaman, milletçe, sükûnetle, vakarla, aklıselimle; tükenmek üzere olan bu derin yapıların son tangosunu da boşa çıkarma zamanıdır. .... *** Beyaz Türkler ne kadar güçlü?Derin yapılara hükmeden ve her türlü karanlık araçları kullanan beyaz Türklerle Anadolu insanının hesaplaşması son zamanlarda biraz da hükümet ve sandık üzerinden yapılmaktadır... Şimdi derin odakların nasıl bir kontr-atak geliştireceği merak edilmektedir. Bu köşenin müdavimleri "Beyaz Türk" ifadesinden kripto ecnebileri; hassaten Sebatayları ve onların masonik organizasyonlarla kontrol altında tuttuğu yerli malzemelerini kastettiğimi bilirler. Türkiye'de Sebataylar hakkında yazanlar farklı maksatlarla yazıyorlar. Sebatayları meşrulaştıran, sevimli, tehlikesiz gösterenler yanında; mücadele edilemeyecek kadar güçlü göstererek yılgınlık oluşturmak isteyenler vardır. Ülkemizdeki "kuşatılmışlık" durumuna milletimizi uyarmaya çalışanlar vardır. Birde Yahudi düşmanı kesimler vardır. Sebataylarla ilgili yazdıklarımı saçma, tutarsız bulanlar oldu. Bunların önemli bir kısmı sanırım gazete-tv dışında bir kaynağa ulaşma imkânı olmayan, kendi dünyasında yaşayan kimselerdi. Bu tür yazılara ısrarla "komplo teorisi" diyenlerin ise yaraları olabileceğini düşünüyorum. Sebataylar Osmanlı'nın son döneminden 1980'lere kadar çok güçlüydüler. Demokrat Partiyle başlayan Özal'la devam eden süreçte Anadolu insanı kuşatmayı kırmaya, eğitim, ticaret ve bürokraside etkili olmaya başlamıştır. 1960 ihtilali "kontrolün kaybedilme ihtimali"ne yapılan müdahaledir. Menderes ve arkadaşlarının asılması bir gözdağıdır. ... Kara Türkler müdahalelerle geri püskürtülmüş, dengeler beyaz Türkler lehine yeniden kurulmuştur. Beyaz Türkler şu anda sürgünü olmayan, kökü kurumaya yüz tutmuş köhne bir ağaca benzemektedirler. Hayati kurumların tepe noktalarında, özellikle 50 yaş üstü kuşakta etkiliyseler de, nesilleri kesiktir, gelecekleri karanlıktır. Bu yüzden diğer kripto ecnebileri ve Heteredoks Müslümanları dolgu maddesi olarak kullanmaya mecbur kalmaktadırlar. Son zamanlarda estirilen fırtınanın, korku senaryolarının aksine bunlar ciddi bir endişe içindedirler. Bazı aileler geleceklerini güvensiz gördüklerinden servetlerini dışarıya taşımaktadır. Yüzlerce yıldır sezdirmeden yürüttükleri, "sezenleri götürdükleri!" yapı artık sorgulanır olmuştur. Derin bağlantılarına mercek tutanlar artmıştır. Hukuka baskı yaparak ... kurdukları derin düzen deşifre edilmektedir. Saltanatlarının çökmesini ve köklerinin ortaya çıkmasını engellemek için bazı atraksiyonlar yapmışlar ancak, başarısız olmuşlardır. Çeteleşmelerle ve derin provokasyonlarla inisiyatifi ele geçirme çabaları da sonuç vermemiştir. ... Beyaz Türklerin oligarşik sultasına karşı başlayan uyanış gece baskınlarına, kanlı provokasyonlara rağmen günümüze kadar devam etti. Özal bunların hâkimiyet zincirlerini epeyce kırdı. Ticari ve bürokratik kuşatmalarını yardı. Anadolu insanının ufkunu açtı. Hareket alanı sınırlandırılmaya ve bazı alanlara sokulmamaya çalışılan Anadolu insanının uyanışı devam etti. Sabanın peşindeki Anadolu insanı kendi fabrikalarını kurdu, ihracatlar yapmaya başladı. Dil bilen, özgüven sahibi entelektüeller yetiştirdi. İnsanımız eğitim seviyesini artırdı. Dipçik korkusuyla büyümüş, sindirilmiş neslin yerini sorgulayan, araştıran nesiller aldı. .... Bu gün Beyaz Türk dediğimiz kripto ecnebiler ve onların "grileştirdiği" kökeninden utanan Kara Türkler sıkıntı içindedirler. Usulsüzlüklerle biriktirdikleri sermayelerini korumakta zorlanmaktadırlar. Bürokrasi içindeki etkinlikleri giderek kırılmaktadır. Dün kolayca manipüle edebildikleri halkı yönlendirememekte, devlet içindeki imtiyazlı konumlarını kaybetmektedirler. Artık Anadolu insanı ... elinden alınmış haklarının takipçisi olmaktadır. İmtiyazlı sınıfların tekelinde tutulan, Kara Türklerin sokulmadığı hayati alanlarda yerini almakta, önünü kesen kırmızı çizgileri aşmaktadır. Ülkenin asıl sahibi olduğunun farkına varmaktadır. Bu gelişmelerden dolayı oligarşik azınlık panik halindedir. Yıllarca saman altından işlerini yürüten Beyaz Türkler fark edildiklerinin de farkındadırlar. Türkiye'deki güç dengelerinin değişmesi sanıldığının aksine hükümetlerle doğrudan ilişkili değildir. Bir siyasi partinin ezici çoğunlukla hükümet olması, meclis başkanlığının, hatta Cumhurbaşkanlığının aynı siyasi görüşün elinde olması derin-oligarşik yapılarla mücadele için yeterli değildir. Güç dengelerinin değiştirilmesi hükümetlerinin ömrüne sığdırılamayacak kadar uzun zaman gerektirir. Siyasi beklentileri, ikbal arzusunu aşan bir çaba gerektirir. ... Türkiye münafıklığı müesseseleştirmiş bu asalaklardan elbette kurtulacaktır. Hala hafife alınmayacak kadar güçlü iseler de eski kudretleri yoktur. Kontrolü önemli oranda kaybetmişlerdir. Ancak benim korkum tükeniş psikolojisi ile "benden sonrası tufan" deyip çılgınca işlere girişmeleridir. Kaos ve kargaşa çıkarmak için her yolu denemeleridir. Osmanlı'yı parçaladıkları, batılılara peşkeş çektikleri gibi yıkılıp giderken ülkeyi bir parçalanmaya götürmeleridir. Bunların dedeleri ayakta durmakta zorlanan bir devleti Turancılığın (o dönem itibariyle) hayal atına bindirerek kısa sürede dağıtmışlardı. Lavrenslerin istismar ağındaki Araplara Türkçülük yaparak; tahkir ve tahrik ederek parçalanmayı hızlandırmışlardı. Dün Araplara yaptıklarını bu gün Kürt kardeşlerimize yapmakta; o bölgede yaşayan vatandaşlarımızı bölgede cirit atan modern Lavrenslerin kucağına itmektedirler. Ne Beyaz Türklerin nifakından, ne Batının husumetinden, ne de bunların kullandığı bölücü örgütten endişeye gerek yoktur. Yeter ki insanımız basiretli davransın ve 2 asırlık uykusundan uyansın. * * * Bazı okurlarım ısrarla Sebatayların isimlerini verseniz diyor. İsim vermeye gerek yok, basiretinizle tanırsınız bunları. Türk kavramını mübalağalı şekilde kullanırlar fakat Türk'ün dinine, kültürüne mukaddesatına sürekli söverler. Anadolu kültürüyle yoğrulmuş bir kimse hangi görüş, mezhep ve ırktan olursa olsun insaflıdır. Duracağı noktayı bilir. Bunlar ise bütün ölçüleri görmezden gelecek kadar; akıl, mantık, izan ve insafı terk edecek kadar; hukuk, adalet kavramlarını ayakaltına alacak kadar millete ve değerlerine hasımdırlar. Yani cibilli ve onulmaz bir düşmanlıkları vardır. Türk kimliğini kullanan fakat Türk milletine güvenmeyen; Türk'ün diline, dinine, kültürüne, tarihine granit gibi düşmanlık besleyen birilerini görürseniz bilin ki onlar; adı Ahmet, Mehmet, Ayşe, Türkan olsa bile kripto ecnebidirler Anadolu'nun uyanışı ve Birleşik Kripto CepheEskiden devleti "derin" ve "sığ" taraflarıyla Sebataylar elinde tutardı. Hemen bütün güç odakları bu kesimin kontrolündeydi. Bu yüzden 1970'lere kadar güç mücadeleleri Sebatay aileler arasında cereyan ederdi. "Yakubiler", "Karakaşiler", "Kapaniler" karşılarında başka bir güç olmadığından birbiriyle uğraşırlardı. Bu kesimin hâkimiyetinde ilk çatlaklar Demokrat Parti döneminde oluştu. 1960-1970'lerde insanımız uyanmaya, çocuklarını okutmaya başladı. Bu yıllarda sabanın peşinden, sürünün ardından ayrılıp ticarete atılanlar, hayatın içine, devletin bünyesine girenler oldu. Ülkede yaşanan yoğun kentleşme bu süreci hızlandırdı. Dünün köylüleri şehirlerin nimetlerinden yararlanmaya, ticaretle-eğitimle-üretimle uğraşmaya başladı. Kara Türklerin kabuklarını kırmaları Özal'lı yıllara rastlar. Özal Beyaz Türklerin tekeline aldığı alanları herkese açmıştır. Bürokrasi ve ekonomi üzerindeki tekelci yaklaşımları kaldırmış, herkesin performansını ortaya koyarak bir şeyler yapabilmesine zemin hazırlamıştır. Kara Türkler bu yıllardan önce çok zeki de olsalar itilir-kakılır ve bir yerlere getirilmezdi. Ticarette, sanayide yazılı-yazısız kurallara toslar, bin bir mücadeleden sonra yılgın düşer; kendine biçilen role razı olur, kabuğuna çekilirdi. Özal Anadolu insanının önüne gerilen bu setlerin yıkılmasına ortam hazırlamıştır. 1980'li yıllardan sonra Anadolu insanı yurtdışında eğitim imkânlarını fark etmiş, ihracatı öğrenmiş, üretimi ve pazarlamayı kavramıştır. Ülkenin kabuğunu kırması Anadolu insanının kabuğunu kırmasına paralel gelişmiştir. Zira Beyaz Türkler "küçük olsun bizim olsun" düşüncesindeydiler. Toplumun gözünün açılmasını, ülkenin ilerlemesini vs. istemiyorlardı. Kapalı, vizyonsuz, azgelişmiş bir ülkeyi; eğitimsiz, uyutulmuş, sindirilmiş vatandaşlarla bir güzel idare edip gidiyorlardı. Zaten batılı hamileri de onlara bu misyonu yüklemişti. "Tarladan istediniz kadar yararlanın, ama sakın marabalar uyanmasın" demişlerdi sistemi bunlara emanet ederken. Ama kurulan tezgâh bir süre sonra açık vermeye, anlaşılmaya başlandı. Marabalar uyanıyor; hipnotize edilmiş yığınlar bazı şeyleri fark ediyorlardı. 1990'lardan sonra bu uyanış büyük bir ivme kazandı. Kara Türkler dünyayı tanımaya bazı şeyleri sorgulamaya, hipnozdan uyanmaya başladılar. Hipnoz seanslarında anlatılanların yalan-dolanla dolu olduğunu; aslan neslinden oldukları halde kendilerine sürekli koyun muamelesi yapıldığını anladılar. Eski akrabalarıyla aralarının bozularak suni düşmanlıklar üretildiğini ve bu düşmanlık hikâyelerinin taraflara sürekli telkin edildiğini gördüler. Kara Türkler geçmişlerinin tepetaklak edildiğini, değerlerinin karalandığını, bir kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme ameliyesine maruz kaldıklarını fark ettiler. Hala hipnoz esnasında anlatılanların kendi kimliği olduğunu düşünenler ve bunun için mücadele edenler varsa da, aklıselim Anadolu insanı son 150 ve özellikle 100 yıl içinde oynanan oyunları sorgulamaya, irdelemeye başladı. Bu durum "Beyaz Efendiler"i fazlasıyla gerdi. Tedirgin olmaya ve tedbirler aramaya başladılar. Son 10-15 yıl içinde eski ve yeni bütün numaraları denediler, her yola başvurdular. Pek çok senaryoyu devreye soktular, ancak sonuca ulaşamadılar. Her geçen gün milletin maruz kaldığı "Büyük Senaryo" üzerindeki sis bulutları dağılmakta, cepheler netleşmektedir. Emperyalist batının içerdeki bekçileri, derin sistemin kurucusu ve yürütücüsü Sebataylar, bu işin üstesinden tek başlarına gelmenin zorluğunu görerek cepheyi genişletmeye başladılar. PKK meselesi Kara Türklerin uyanışına karşı oluşturulmuş bir set ve engeldi. Onunla ülkeyi eskisi gibi yarı canlı götürmeyi denediler. Ancak bütün çabalara, zorlamalara rağmen Kürt kardeşlerimiz bu oyuna direndiler. "Taşeron terör örgütü"nün manipülasyonlarına, "figüran ulusalcı yapı"nın provokasyonlarına rağmen problem bir Türk-Kürt çatışması haline getirilemedi. Türklerle Kürtler evlenmeye, komşu olmaya dost olmaya devam ettiler. Dost(!) ülkelerin terör örgütüne her türlü silahı tedarik etmesine, stratejik ortaklarımızın halkı ayaklanmaya davet etmesine rağmen, bölge halkı sağduyulu ve vakur davranmasını bildi. PKK ve terör freninin de Anadolu insanının uyanışını durduramadığını gören Sebataylar, daha önce hasım olduğu ve tarih boyunca pek geçinemediği diğer kripto ecnebilerle ortak cephe oluşturma yoluna gitmiştir. Ecnebi kökenli olup Türk toplumunun içinde kripto olarak devam eden kesimlerle blok oluşturmuşlardır. Sebatayların Protestan çağdaşçılarla, Kripto Ermenilerle ve bilmem hangi ecnebi kökenli azınlıkla beraber proje yürütmeleri bundandır. Ecnebi kökenlilerin ittifak ederek cephe oluşturmalarını anlamak mümkün. Ne var ki Anadolu insanı, Müslüman ve Kara Türk olan bazı Alevi kesimler de bu cepheye destek vermektedir. Ortak projelerde yer almakta, ülkenin karıştırılmasına ve bir iç çatışmaya sürüklenmesine katkıda bulunmaktadırlar. Gerçek Alevilerin bu tür çabaların içinde olabileceğine ihtimal vermediğimden dolayı; bunların Aleviler içine sızmış, Bektaşi rengine bürünmüş Sebataylar olduğunu düşünüyorum. Alevi kardeşlerimiz seküler duruşlarından dolayı kripto ecnebilerin ve Sebatayların ayak oyunlarına daha açıktırlar. Bu yönüyle Alevilerin uyanık olup içlerinde barınan asalakları, parazitleri fark etmeleri ve temizlemeleri gerekmektedir. Maalesef bazı Alevi kesimler İslam'dan, Hz. Ali'den, Hacı Bektaş'tan ve Alevilikten hızla uzaklaşmakta, ateizme, anarşizme kaymaktadır. Dün bu ülkede ecnebi kökenliler arasında bir ittifak, birleşik bir cephe yoktu. Hatta aralarında ciddi problemler vardı. Kara Türklerin uyanışı bilumum ecnebi kökenlileri ve kripto yapıları müttefik haline getirmiştir. Son olaylarda millete ve milli iradeye karşı en insafsız, tahammülsüz saldırıları yapanlar ya bir Sebataydır, ya bir Kripto Ermeni veya Alevi görünümündeki bilmem hangi ecnebi. Bazen de uçkurundan veya başka yerinden yakalanmış zavallılar.. Bu birleşik cephe hâkimiyetini kaybetmemek ve Anadolu insanının uyanışını engellemek için her yolu deneyecek, her fırsatı değerlendirmeye çalışacaktır. Önümüzdeki birkaç yıl hararetli geçecek görünüyor. Bize de dikkat ve metanet içinde, İbrahim Hakkı gibi "Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler" demek düşüyor.... Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya)ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi topluluklarıiçinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. "Ali-siz Alevilik"gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir. İnsan ve dost canlısı, kalender bir İslam yorumu olan Türk Aleviliğini toplumun diğer kesimlerine karşı geren Sebataycılar mezhep endeksli cepheleşmeyi sürekli körüklemişlerdir. Son yıllarda güç kaybeden Sebataylar ülkenin kaderine hükmeden stratejik noktaları tutmakta zorlanmaktadırlar. Kara Türklerin her alanda artan etkinliğini ve uyanışını kıramamaktadırlar. Buna çözüm olarak Alevilere yatırım yapmaktadırlar. Yorum farkından dolayı dini duyarlılıkları daha az olan Aleviler laik-çi cephenin ana malzemesi olarak sunulmakta; körüklenen düşmanlıklarla bu kesim Sebataycıların etki alanında tutulmaya çalışılmaktadır. Her türlü milli, dini gelişmeye muhalefet etmede, Bektaşileri öne süren Sebataylar gerçekte kendi politikalarını uygulamaktadırlar. Nüfus artışında ciddi problemler yaşayan, kendi gençlerini Türkiye'nin hayati müesseselerine yönlendirmekte ve oralarda tutmakta sıkıntı çeken ve bu nedenle sürekli mevzi kaybeden Sebataylar bu açıklarını Alevi kesimle ve kontrol edebildikleri diğer kripto ecnebilerle doldurmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Alevi vatandaşlarımızın devletin en kritik kurumlarına girmeleri ve oralarda tutunmaları için yol açmaktadırlar. Ne var ki Aleviler de Anadolu evladı ve Karatürktürler. Bu nedenle Alevilere güvenin ve dayanmanın bir sınırı vardır. Hassas kurum ve kuruluşlarda en tepe noktalara kendileri yerleşirken Alevi kökenlileri ancak bir noktaya kadar çıkartmakta, oradan öteye yol vermemektedirler. Böylece hem en tepeleri tutmaya devam etmekte, hem de altlarını boş bırakmamaktadırlar. Yani Alevileri dolgu malzemesi olarak kullanmaktadırlar. Sabetaycı Yahudiler Alevilerin içine sızmış, Alevilerin güvenini kazanarak temel öğretilerini değiştirmişlerdir. Alevilik tarihi kitapları yazarak Aleviliği mecraından saptırmaya çalışmışlardır. Alevi gençlerin bir kısmını kültürel değerlerinden kopararak rijit, protest birer ateist haline getirmeyi başarmışlardır. Toplumda yanlış olarak Bektaşilere mal edilen "mum söndü" olayı aslında Sebataylara ait dini bir ritüeldir. "Dört Gönül Bayramı" veya "Mum Söndü" diye de bilinen Kuzu bayramı 22 Adar'da (Mart) yapılır. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır... Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar." (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64) Ilgaz Zorlu da "toplu seks ve mum söndü olayının Tanah'taki birtakım dualardan kaynaklandığını" vurgulamakta, (Zorlu, Evet Ben Selanikliyim, S.51), hatta; "bazı Sabataycı din adamlarının Lut örneğinden hareketle ensest ilişkiyi meşru kabul eden kararlar verdiklerini" ifede etmektedir. (Zorlu, a.g.e.S.62) "Mum söndü"yü Sebataycılar "Sevi Mesih"in gelmesi için dini bir rükün olarak yapmaktadırlar. İnançlarına göre günahlar ne kadar yayılırsa kurtarıcı Mesihin gelmesi o kadar kolaylaşacaktır. Bundan dolayı ahlaksızlıkların ve dejenerasyonun arkasında bu kesim bulunmaktadır. Alevilik İslamın bir yorumudur. Gerçek dedeler Hz. Ali evladıdırlar. Dedelerin soyları yakın zamana kadar tutulmakta ve bilinmekte idi. Ancak Sebatayların bu kesime yönelmesinden sonra dedelik silsilesinde karışıklılar olmuştur. Pek çok Alevi derneğinin başına, Bektaşi tekkelerine "dede" olduğunu iddia eden Sebataylar geçmeye başlamıştır. Aleviler inançları ve gelenekleri ile oynanarak istismara açık hale getirilmişlerdir. Alevi kardeşlerimizin; inançlarını tahrip ederek kendilerini toplumun diğer kesimleriyle kavgalı hale getiren yabancı unsurlarla mücadele etmeleri, istismar edilmekten kurtulmaları ve gerçek Aleviliğe yönelmeleri gerekmektedir. NOT: 2006 yılında yayınlanan yazımızı gündemle ilgisinden dolayı yeniden yayınlamayı uygun gördük. Dünya'nın dümeninde Yahudiler mi var?Yahudiler uzun yıllar dünyada itilip kakılan, sürgünlere, katliamlara uğrayan dinini yaşama hakkından mahrum bırakılan bir topluluk olmuştur. İslam coğrafyasında can, mal güvenliği içinde rahatlıkla dinlerini yaşayabilen Yahudiler, batıda zulümlere, katliamlara sürgünlere maruz kalmışlardır. Baskılara rağmen kendini korumayı başarmış Yahudilerde zamanla takiyye (farklı görünme) kültürü gelişmiştir. Her şartta kimliklerini korumayı, ayakta kalmayı öğrenmişlerdir. Korunma güdüsüyle başlayan "farklı görünme" zamanla içinde bulundukları yapıları ele geçirme şekline bürünmüştür. Dini kaynaklarında kendilerinin "efendi", diğer bütün insanların ve zenginliklerin "kendilerine hizmet için var edilmiş" olduğu inancı; başkalarına karşı hiçbir etik, ahlaki kriterle bağlı olmamaları "takiyye" ve "sızma" konusundaki başarılarını artırmıştır. Fransız ihtilaliyle etkinlik kazanmaya başlayan Yahudiler ticaretin küreselleşmesiyle büyük sermayelere sahip olmaya başlamışlardır. Kapitalizmin yükselişi, liberal ekonominin ve uluslararası şirketlerin yaygınlaşması dünyada Yahudileri çok güçlü hale getirmiştir. Bir devletleri olmadığı ve Hıristiyanlar tarafından sürekli ezildikleri için hep en güçlünün bünyesinde ve kripto vaziyette kalmayı tercih etmişlerdir. Bu bilinmezlik Yahudilere içinde yaşadıkları topluma hükmetme, manipüle etme adına büyük fırsatlar vermiştir. 1. Dünya Savaşı"na kadar Avrupa"da, dönemin en etkin güçleri üzerinden hedeflerine yürümüşlerdir. Özellikle Britanya imparatorluğunda Yahudiler çok etkindiler. 1. Dünya Savaşı"ndan sonra güç dengelerinin el değiştirdiğini gören Yahudiler zaman kaybetmeden ABD"ye yönelmişlerdir. Yahudiler tarihin hiçbir döneminde bu günkü kadar yaygın ve etkin bir güce sahip olmamışlardı. Yirminci yüzyıl, özellikle 1950"lerden günümüze kadar geçen süre Yahudilik tarihinin altın yılları olmuştur. Bu gün Yahudiler dünyanın direksiyonundadırlar. Ekonomi, sanat ve iş dünyası Yahudilerin elindedir. Nüfus oranlarıyla kıyas edilemeyecek nispette dünya siyasetinde, ekonomisinde, medyasında etkindirler. Geçen hafta gazetelerde dünyanın en etkin yüz kişisinden 51"inin Yahudi olduğu yazılmıştı. Meselenin medyaya yansıtılış şekli, "Yahudilerin baş edilemez bir güç" olduğu konusunda kamuoyunun direncini kırmaya matuf bir psikolojik mücadele taktiği ise de; pek çok alanda bir Yahudi tekelinin varlığı gerçektir. Yahudiler devletler ölçeğinde de etkindirler. Yahudi kontrolünde olan devletler bir hamlede sayılamayacak kadar çoktur. İsrail sembolik öneme haizdir. Başta ABD, Kanada olmak üzere, Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda gibi batının en önemli ülkeleri Yahudi etkisindedirler. Merkel ve Sarkozy sonrası Avrupa daha fazla Yahudi ve ABD güdümüne girmiştir. Yeni güç odaklarından Hindistan"da yeterince etkilidirler. Son zamanlarda farklı yöntemleri kullanarak hızla Çin"in sinirlerine yerleşmektedirler. Osmanlı Devleti yıkılıp mirasçıları birbiriyle kavgalı hale getirildikten sonra Müslümanlar Yahudilerin önünde bir engel olmaktan çıkmıştır. Birinci Dünya Savaşı"ndan sonra İslam coğrafyası devletler ve kurumlar bazında batının kontrolüne geçmiştir. Soykırım iddialarından sonra Yahudiler batıda ve dünyada müthiş bir zırh kazandılar, eleştirilemez hale geldiler. Bu gün Yahudiler pek çok komplonun, provokasyonun arkasında olsalar bile mazlum, mağdur rolünü sürdürebilmektedirler. Aleyhlerinde gelişen en küçük bir hareketi medyayı da kullanarak linç vesilesi haline getirebilmektedirler. Fakat bütün korumalara, sezilmesi zor kripto yapılara rağmen dünyada Yahudilere karşı giderek yükselen bir tepki vardır. Yahudilerin dünyada en etkin olduğu ülkelerden birisi de, Türkiye"dir. İsrail ve ABD"den sonra sayılabilecek birkaç ülke arasındadır Türkiye. Yahudiler son zamanlarda kendi saltanatlarını tehdit edebilecek muhtemel güçlere karşı tedbirler almakla meşguldürler. Hıristiyan dünyada kendilerine karşı artan bir husumet varsa da, onlardan emindirler. Zira batı dünyasına kiliselere, Vatikan"a kadar hâkimdirler. Hıristiyanlar toplumsal, ailevi ve ahlaki olarak çökertilmiş, dinlerinden uzaklaştırılmıştır. Geleceğin etkin güçleri olacağı varsayılan Çin ve Hindistan"a gerekli yatırımlar yapılmaktadır. Yahudilerin asıl endişeleri Müslümanlardandır. Perişan haliyle ve yamalı bohça durumuyla İslam dünyası nasıl Yahudilere rakip olabilir, her biri bir despota, bir psikopata teslim, derin ağlarla önü kesilmiş İslam ülkeleri ne yapabilir diye düşünebilirsiniz. Yahudilerin korkusu devletlerden değil zaten. Devletlere biçtikleri donun hala giyildiğini görüyorlar. Korkuları halkın uyanarak kendine gelmesi, bu uyanışın etkisiyle dünyada İslam"a yönelişin artmasıdır. Çevirdikleri dolapların fark edilmesidir. "11 Eylül Operasyonu", sonrasında devreye sokulan "BOP" ve oluşturulan İslama-fobi bu yönelişin önünü kesmeye, Müslümanları karalamaya matuftur. İslam ülkelerinin yeniden atomize edilmesi, Müslümanların mezhepçilik ve çatışmalarla birbirine kırdırılması da bu projenin hedefleri arasındadır. İslam toplulukları içinde en çok çekindikleri Türk milletidir. Onlar bizim farkında olmadığımız dinamiklerimizin, tarihi birikimimizin, İslam coğrafyası üzerinde var olan kredimizin farkındadırlar. Türkiye"de ki kurumlardan ve kurumsal yapılardan yana kaygıları yoktur. Korkuları halktan ve sivil oluşumlardan kaynaklanmaktadır. Halktaki uyanış, teşebbüs kabiliyeti, kabına sığmazlık, bütün kurmaca-lara rağmen özüne dönüş isteği bunları ürkütmektedir. Derin devleti kullanarak kurumsal yapıları manipüle edebilmekte, fakat halkın sağduyusu karşısında acze düşmektedirler. Türkiye"de ve İslam dünyasında tarafları görebilmek için kimin nerede durduğuna bakmak gerekir. Halktan hazzetmeyen, halkı tehdit ve tehlike gören, vatandaştan uzak, derin odaklara yakın duran ve onların projeleri doğrultusunda iş yapanlar "ulusal", "milli" vb kavramların arkasına saklanmalarına rağmen ecnebilerin yürüttüğü "Karanlık Savaş"ın malzemeleridirler. Sivil düşünen, kamuoyunun genel eğilimlerine, halkın temel değerlerine yakın duranlar ise birilerince ihanetle, ABD ajanlığıyla vs suçlanmalarına rağmen milletin tarafındadırlar. Bu gün coğrafyamızda devletler ve kurumlar hala batı etkisindedir. Türkiye dâhil İslam coğrafyasının bütün halkları batının konuşlandırdığı kurumların ve derin yapıların insafsız mengenesi altındadırlar. 20. yüzyıl parlak bir Yahudi asrı olmuştur. 21. yüzyılı da garanti altına almak isteyen ve bu konuda çareler arayan Yahudiler dünyada, özellikle bizim coğrafyamızda yeni oyunlar, tezgâhlar peşindedirler. Ortadoğu"da ve Türkiye"de yaşanan son gelişmeleri bu projeleri göz ardı ederek anlamak ve çözümlemek mümkün değildir. 20. yüzyılda dünyanın dümenini elinde tutan Yahudiler 21. Yüzyıl için endişelidirler. Yazılar: Yusuf GEZGİN aktifhaber.com |